SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => İç Politika

Konu: Laik demokrasi ayakta kalabilir mi?

Sayfa: [ 1 ]

torq 22.05.2007 23:47:27


Ayaan Hirsİ Alİ (Eski Hollanda parlamentosu üyesi, 9 Mayıs 2007)

Laik ve liberal Türkler yıllar süren derin uykularından birdenbire uyandı. Atatürk'ün mirası, iktidarı ele geçirerek değil, içeriden, İslam devleti özleyen Türkler tarafından yok edilmek üzere. Atatürk'ün cumhuriyeti kurmasından bu yana Türkiye, devlet işlerini İslami ilkelere göre yürütmek isteyenlerle Allah'ın iradesini kamusal alandan uzak tutmaya çalışanlar arasında bölünmüş durumda. Başbakan Erdoğan, Dışişleri Bakanı Gül ve AKP mensupları gibi İslami yönetim taraftarları dikkat çekici bir başarı kaydetti. Demokratik araçların demokrasiyi aşındırmak yönünde suiistimal edilebileceğinin bilinciyle güçlü bir strateji izlediler.

Bu strateji üç ayaklı: Birincisi ilhamını İslam'ın kurucusu Muhammed'den alan bir taktik, yani Davet. Davet, İslam'ı yaşam tarzı olarak uygulamak demek, buna ebedi ve inanca dayalı bir hükümet de dahil. Her mümin İslam'ı başkalarına da kabul ettirerek bir halk hareketi yaratmakla yükümlü. Türkiye'deki laiklik yanlıları bu ayağın gücünü azımsayarak seçmenlerin kalp ve zihinlerinde İslamcılarla rekabet etmeleri gerektiğini görmedi. Anketler, Erdoğan'ın cumhurbaşkanını halkın seçmesini öngören anayasa değişikliğini başarırsa, halkın yüzde 70'inin hâlâ Gül'ü seçmeyi düşündüğünü gösteriyor. Bu açık halk desteğine karşı tüm itirazlar mantıksız ve antidemokratik görünecek.

İkinci ayak ekonominin iyileştirilmesi. Laik partiler iktidardayken ekonominin yerlerde süründüğünü kimse inkâr edemez. Erdoğan başa geçtiğinden beri büyüme güçlü, enflasyon inişte ve yabancı yatırım yüksek. Üçüncü ayak, demokrasi içindeki iki tür kurumun kontrolünü ele geçirmek: Sivilleri eğiten (okullar ve medya) ve düzenle asayişi korumayı amaçlayan kurumlar (polis, adalet ve gizli servisler).
1997'de ilk İslami devrim girişiminin, ordunun seçilmiş İslamcılara karşı gerçekleştirdiği 'yumuşak darbeyle' başarısız olmasının ardından Erdoğan ve partisi aşamacılığın uzun süreli iktidar getireceğini anladı. Türkiye'yi baştan aşağı İslamileştirmenin, ancak ordu ve Anayasa Mahkemesi'nin kontrolüyle mümkün olabileceğini kavradıklarına kuşku yok.

Ordunun laikliğin koruyucusu olduğuna dair uyarısı sonrası Anayasa Mahkemesi'nin Gül'ün adaylığını ortadan kaldıran kararı İslamcılar için sadece geçici bir gerileme. Çekmecelerinde bir başka oyun daha var. Kendilerini bugüne getiren sabrın benzerini sergilerlerse, AB üyeliğini kovalamaya devam edebilirler. İyi niyetli ama saf Avrupalı liderler, iktidardaki İslamcılar tarafından yönlendirilerek, Türk ordusu üzerinde sivil kontrol bulunması gerektiğini söylemeye sevk edildi. Bizzat Türkiyeli laik liberallerin de kabahati de büyük. Davet'in gücünü azımsadılar, ekonomiyi büyütemediler ve AB üyelerinin kandırıldığını fark etmediler.

Aşırı milliyetçilik de ayrı bir sorun

Yine de, liberalizmin önemli bir yönü, deneme yanılmayla öğrenme fırsatı vermesidir. Türkiye'deki laik liberaller kendi halk hareketlerini inşa etmeli ve bireysel özgürlük mesajını yaymalı. Ekonominin laiklere teslim edilmesi konusunda seçmenin güvenini tekrar kazanmak ve eğitim, emniyet ve adalet kurumlarını tekrar fethetmek durumundalar. AB'nin, ordu ve Anayasa Mahkemesi'nin, demokrasiyi İslam'dan korumak için kurulduğunu anlamasını da sağlamalılar.

Gerçek laikliği geri getirmek gelişigüzel bir kavram değil. Laiklik bireysel özgürlüklerin ve hakların korunması anlamına da gelir. Bu laiklik, Hitler'in 'Kavgam' kitabının çok satanlar listesine girdiği, Ermeni soykırımının inkâr edildiği ve azınlıkların baskı gördüğü bir ortamı besleyen türde bir ultra-milliyetçiliğe de meydan vermemeli. Hrant Dink işte böyle bir milliyetçi tarafından öldürüldü. Öldürücü milliyetçilikle suiistimal edici İslam'ın Türkiye'deki bu bileşimi, bugün Türk laik liberallerini, dünyadaki diğer liberal hareketlerden çok daha büyük zorluklarla karşı karşıya getiriyor.

http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=220864
Demokraside ordu denetimi olmaz

Hirsi Ali'nin 'Laik demokrasi ayakta kalabilir mi?' başlıklı yazısına cevaben bu yazıyla beraber 10 Mayıs 2007'de NRC Handelsblad gazetesinde (Hollanda) yayımlanmıştır. Prof. Dr. Erik-Jan Zürcher: Leiden Üniversitesi Türkiye Çalışmaları Başkanı; Joost Lagendijk: Yeşil Sol, AB-Türkiye Karma Parlamento Komisyonu Başkanı.

JOOST LAGENDIJK
Ayaan Hirsi Ali'ye göre iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi Türkiye'de teokratik bir yönetim kurmak için elindeki tüm araçlardan yararlanmaktadır. Laik devlet ancak siyasete askerin müdahalesiyle kurtarılabilir. Ulaştığı sonuç Müslüman siyaset adamlarına derin bir güvensizlik duyduğunu gösteriyor. Hirsi Ali Türkiye'deki gelişmeleri lâyıkıyla değerlendirememektedir.
Dini vecibelerini yerine getiren Müslümanların muhafazakâr partisi AKP 2002 yılından bu yana Türkiye'yi modernleştirmek için laik partilerin önceki 10 yılda yaptığından daha fazlasını yaptı. Bu reform gayreti Hirsi Ali'nin bir İslamileştirme stratejisi olarak damgaladığı ekonomik büyüme ile sonuçlandığı gibi, demokrasiyi de sağlamlaştırdı. Kürtler gibi azınlıklar kendi dillerini kullanmak için daha fazla imkâna kavuştular. Hatta AKP başa geldikten sonra kadınların durumu bile bir anlamda düzeldi. Örneğin hükümet namus cinayetlerine karşı büyük bir kampanya düzenledi.

Geciken reformlar
İyi bir başlangıç yapıldı, ancak reformlarda hâlâ yeteri kadar mesafe kat edilmiş değil. Türkiye'yi bekleyen en önemli adımlardan biri ordunun gücünü azaltmak.Bu, devlet düzeninin daha da demokratikleştirilmesinin temel unsurlarından biridir ve AB'ye katılım için zorunludur. Yurtiçi ve dışındaki demokratlar ordu nihayet siyasete tabi kılınırsa bu adımı alkışlamalıdır.

Durum şimdi bunun tersi: Siyasetin hareket sahasını ordu belirliyor. Yargı gücü ve en büyük muhalefet partisince desteklenen yüksek komuta kademesi kendini statükoyu korumak için ön safta mücadele eden mihrak olarak lanse ediyor ve bilinçli bir şekilde İslamileşme korkusunu derinleştiriyor. Türkiye'nin gerçek muhafazakârları bu 'laik'lerdir.

Onlar generallerin siyasete hükmettiği, azınlık haklarının tanınmadığı, düşünce özgürlüğünün kısıtlandığı bir Türkiye istiyorlar. İstanbul'da AKP'li Gül'ün cumhurbaşkanı adaylığını protesto eden göstericiler bile askeri müdahale taraftarı değildi. Birçok pankartta 'Ne şeriat ne darbe' mesajı veriliyordu. Türk devletinin laik niteliğini korumak ordunun değil sivil toplum örgütleri, medya ve bir bütün olarak toplumun görevidir. Hirsi Ali her Müslüman'da kuzu postuna bürünmüş bir kurt görüyor. Bu Türkiye'ye bakışını bulanıklaştırmaktadır. Savunduklarıyla Türk demokratlarının karşısında olan kesimlerin safında yer alıyor. Hem Türkiye'ye, hem de Avrupa'ya kötülük ediyor.

http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=221904

kiya 22.05.2007 23:54:30
kalabilir Smiley


Sayfa: [ 1 ]