|
||
| Aşk insanın kendine acımasını sağlar, en kötü ihtimalle.. İnsan kendine acımaya, boktan hayatına ufak renkler attırmaya ve kendine gizliden gizliye güzel sıfatlar biçmeye bayılır. Ve insan ihtimalleri kendi yaratır
|
||
|
||
Rastlantının içinde sadece daha önce tanımadığın birini tanımak var... böyle bakıyorsak bütün aşklar rastlantısal olur.. peki bu durumda bu sorunun, bu başlığın ne anlamı var Anlamı şu uzun süredir tanıdığınız ama sonradan aşık olduğunuz birine değil çok yeni tanıdığınız birine çok kısa bire süre içerisinde daha ne olduğunuzu anlamadan aşık oluyorsunuz demektir. Ben böyle düşündüm "rastlantısal aşk" literatürde oturmuş ve üzerinde konsensüs oluşmuş bir kavram olmadığı için aslında raslantısal aşk başlığını açarken neyin tartışılması istendiği konusuna başlığı açan arkadaşımız cevap verirse daha iyi olur. sağlıcakla, (son) |
||
|
||
| Acı ve zevk birbirine devinen kavramlar diye düşünüyorum.. | ||
|
||
Aşk insanın kendine acımasını sağlar, en kötü ihtimalle..
İnsan kendine acımaya, boktan hayatına ufak renkler attırmaya ve kendine gizliden gizliye güzel sıfatlar biçmeye bayılır. Ve insan ihtimalleri kendi yaratır [/quote] Trajikomik ama dogru bı yaklasım..tabi ask ı hangi sınırlar ıcerısınde,neye yukleyıp mana vererek yasadıgımıza baglı.. |
||
|
||
| aşk ile acı'nın yanyana anılması insan çözümlemesinin henüz çok yoksul olduğunun göstergelerinden biri. asıl olarak aşk'ın göstergelerinden en önemlisi sevinçtir. "görmek"ten duyulan bir sevinç olabilir pekala bu, anlamsız bir sevinç de olabilir. nedensiz de olabilir. ama sevinçtir işte, mutluluk bile değil. acı ise, aşık olunana ulaşamamaktan ya da aşkı sürdürememekten doğan bir yan bağlantıdır. bu nedenle acı'nın aşka dahil edilebilmesinin koşulları oluşmamaktadır. marks'ın deyişini onaylayalım derim ben: "eğer seven kişi olarak yaşamınızı ortaya koyuyor ama sevilen bir kişi olamıyorsanız, sevginiz güçsüzdür. bu bir talihsizliktir, mutsuzluktur!".....................karl marks |
||
|
||
| aşk sahiplenmeyle birlikte olur ve sancısız olabileceğine inanmıyorum. elde etmek yada elde edememek farklı tip ama aynı kapıya çıkan sorunlara neden olur. |
||
|
||
| aşk, neden sahiplensin? | ||
|
||
insan sahiplenir tabi, aşk değil ![]() bir tutku halinden bahsediyorum, kayıp olduğu sanılan bir anlamdan belki seni kendiyle vareden, sanılan, şeye gönüllü köleligin.. birbirini kıskanmadan edemeyen, birbirine zarar veren, birlikte durmayı beceremeyen çiftleri düşün, henüz birbirlerinin alışkanlıkları olamamışlar, gitme diyecek kadar benciller mesela eh karşılıklı olmasa da olur, fecisi olur. azalmayan bir tutku, bir sarhoşluk hali ve acı bencillik, kıskançlık, tutku, acı hepsi sahiplenmenin eseri. aşkın cinsellikle olan alakası bile bence aşkın sahiplenmekle olan bağlantısını anlamak için yeterli. yada siz hiç genç wertherin acılarını okumadınız veyahut lise yıllarını hatırlamayacak kadar eskisiniz
|
||
|
||
| hımm, afşar timuçin'i hatırladım: "aşk, insancıllaşmış cinselliktir" derdi. fakat kaçırdığınız önemli bir nokta var. bu sahiplenme durumu, "insancıllaşmış cinsellik"ten ya da "tutku"dan gelmiyor. insan toplumunun "modern" (!) yaşayış ilkelerinden geliyor. zaman ve mekan sorunsalları belki de. belki de biraz daha düşünmeli ve şu soruyu sormalı: "aşk, modern bir duygu mudur?" |
||
|
||
| güzel bir yaklaşım.. ama bahsettiginiz modern yaşayış ilkelerinin temelinde benligi gitgide gelişen insan var.. ve kendini tatminin yeni yolları aranıyor, cinselligin özgürce yaşanamaması da cabası. ihtiyaçların(!) artması durumu insanı hayvanlıgından ayırırken, tatmin olma istemi hayvanlıga yaklaştırıyor. anlatamadıysam, açabilirim. |
||
|
||
ama bahsettiginiz modern yaşayış ilkelerinin temelinde benligi gitgide gelişen insan var.. sağolun, demek istediğinizi anladım sanırım. ancak yukarıdaki cümleniz "gelişme" olgusunu irdelememize neden olacak gibi. bu gelişmenin içinde "geçmişte bile daha doyurucu yaşanan cinselliğin", bugün daha kısıtlayıcı bir hale bürünmesinin nedenleri tartışılabilir. bunun "aşk duygusu" üzerine etkileri, panel konusuna dönüştürülebilir. ama bir yere varır mıyız bilmem. insan soyu, kendi yaşayışını mutlak olarak addettiği sürece, hiçbir kavram "gerçek olarak" tanımlanabilme özgürlüğüne sahip değildir. benim bildiğim sadece bu... |
||
|
||
| Ben duyguları sosyal olma durumuyla ilişkilendiriyorum, kastım benzer duyguların sosyal yaşayan diger hayvan türlerinde de olması, yani duygular toplumsallıkla alakalıdır fikrindeyim. Topluma duyulan muhtaçlık, kullanılan ortak bir dil, birlikte yaşamanın getirdigi kurallar kaideler ve özgürlügün bu çerçevede sınırlanması.. hiyeraşik bir düzen olunca sözkonusu, moslowun teorileri giriyor işin içinde, kendinin farkına varma ve kendini bir yere getirebilme istemi. Maymunların bile tek eşli yaşayanları varken yada sosyal hayvanlarda sürü lideri olmanın önemi çokken benligin gitgide gelişmesini anlamak zor degil diye düşünüyorum. Globalleşen ve modernleşen dünyada bir duygu evriminin olacağını ve hatta çaktırmadan olduğunu düşünüyorum. Aksine sınırların çoklugunu düşünün, daha çok sınırlandığınızı toplum tarafından, bundan çıkmanın yada bir nevi özgürleşebilmenin istemsiz bir oluşudur aşk çünkü tutsaklıgınızın şeklini seçmek bir özgürlüktür ve maskelemeniz gereken duygularınızı, istemlerinizi yönlendirebileceginiz ve tamamiyle size ait bir şey yaratmışsınızdır.Ve hissetmenizin,istemenizin suçunu atabileceginiz bir köleliginiz vardır. Gözlemleyen benliginiz için degil belki ama devamlı, iştahla istemekte olan benliginiz için özgür bir ortam yaratmışsınızdır, sınırları çok dar ama derinlemesine hacmi çok büyük.. Ben kendimce salladım birşeyler ya, bir tartışmayı alevlendirir mi bilemeyecegim ![]() Bu arada "insan soyu, kendi yaşayışını mutlak olarak addettiği sürece, hiçbir kavram "gerçek olarak" tanımlanabilme özgürlüğüne sahip değildir." bu sözünüzü bir yerlere not etmek lazım, doğrusu, teşekkürler. |
||
|
||
insan sahiplenir tabi, aşk değil ![]() bir tutku halinden bahsediyorum, kayıp olduğu sanılan bir anlamdan belki seni kendiyle vareden, sanılan, şeye gönüllü köleligin.. birbirini kıskanmadan edemeyen, birbirine zarar veren, birlikte durmayı beceremeyen çiftleri düşün, henüz birbirlerinin alışkanlıkları olamamışlar, gitme diyecek kadar benciller mesela eh karşılıklı olmasa da olur, fecisi olur. azalmayan bir tutku, bir sarhoşluk hali ve acı bencillik, kıskançlık, tutku, acı hepsi sahiplenmenin eseri. aşkın cinsellikle olan alakası bile bence aşkın sahiplenmekle olan bağlantısını anlamak için yeterli. yada siz hiç genç wertherin acılarını okumadınız veyahut lise yıllarını hatırlamayacak kadar eskisiniz ![]() Teşekkürler orestes, teşekkürler kiya, Bu başlıkta başlayan tartışmayı kendince sonlamıştım ama tartışmanın ekseni daha felsefi bir alana "aşkın anlamlarına yada durumlarına" kayınca ben de bir iki söz edemeden geçemedim. Aşk rastlantısal yada değil sonuçta bir tutkunluk durumudur. Ve bu tutkunluğun derecesi sosyal çevre ve hayatla bağlantıların durumu, insanın kişisel özellikleri (karakteri) onun aşık olma durumunda nasıl davranacağını belirler. Konumuz insan olunca herkesi kapsayıcı genel bir öngörüde bulunmak da son derece zordur, zaten insanın bastırılmış kaotikliği insanın yaratıclığını ve toplumsal dinamizmi tetikleyen en önemli etkendir. Kişilerin ruhsal durumları, özgüvenleri, benlikleri, kültürel sosyal biçimlenmeleri, ahlaki önyargıları farklı oldukça aşka dair verilen tepkiler sevgiliye yaklaşım da farklı olacaktır. Cinsel aşk cinsel anlamda bir tutku üzerine kurulacak bu tutku giderildiğinde de doğal olarak bitecektir. Ancak bir anlamın bir fikrin bir eylemin üzerine kurulacak aşk eylemi, fikriniz, kafanızdaki anlam devam ettiği sürece devam edecek değiştiği zaman da sarsılacak bitecektir. Buradan hareketle sevgiliye "ya benimsin ya toprağın" diyen aşık ile "sana öyle hasretim ki bir çabam yok varam diye" diyen aşık zıt iki kutbu oluştururlar. Birincisinde giderilme için bencil bir tutku ile aşık olan öznenin aşık olduğu nesneye mutlak sahip olması söz konusu iken ikincisinde özgeci bir tutku ile aşkın kendisi aşkın nesnesinden önemli olmakta ve giderilmesi önemini kaybetmektedir. |
||
|
||
| rastlantısal olmayan askta mı var ? Ne oluyor o zaman . Onun adı '' planlı aşk '' mı olmus oluyor . Neyse ınanırım . Ama hep degıl . Şımarıyor sonra |
||
|
||
| hayır rastlantı saçmalıktır..her şeyin bir nedeni olmalı ve vardır.. | ||