SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Okuma Odası

Konu: M'el – Ange

Sayfa: [ 1 ]

22.05.2007 19:18:13
 Omzumdan tutarak, pek bilmiş biri, omzumdan tutarak ve çehremi kendinden yana zorla çevirerek konuşuyor: Dünyanın bu çirkefe batmış hali senin ve senin gibilerin yüzündendir. Siz dilinizden inanç sözünü düşürmeyen, yahut ‘inanmıyoruz’ diyenlerin yanında ‘inançlılar’ kaydı altında toplananlar, sizler melekleri hayatınızdan tard etmemiş olsaydınız her şey çok farklı, kuşku yok ki çok daha olumlu cereyan edecekti. Bu hesap soran tavır yoğun bir tedirginlik salıyor üzerime. Gerçekten öyle mi? Ben miyim dünaya uğrayan bunca belânın sebebi? Meleksizleşmek! Hayır, bu rengin üzerimde iyi durduğunu hiç sanmıyorum... Şimdiye dek benim bütün yaptığım “insan olmak!” “insan olmak!” diye dolanıp durmaktan başka değil belki. Gittiğim en uzak yer, olsa olsa kendini benden gizleyen zerrinlerin peşi sıra daldığım kuytulardı. Ufkumda hangi karaltı belirse o yöne koştuğum; sonra gözüm o yörenin karanlığına alışınca aradığımın oralarda bulunmadığını anlayıp yakındığım; bir denizanasına zerrin bulmak hayaldir diye sayıkladığım doğrudur. Nevrozlarını yokladım, evet, Jules Laforgue’un. Gustav Mahler’in uzun cümleleri arasına sızmış olan korkuyu korkusuzca izledim. Hepsi bu. Ben de nihayet vaktin bir oğluyum. Nasıl olurdu da benim insan olma çırpınışım melekleri kaçıran bir sebep haline dönüşebilirdi? Ürküntüyle, bu haksız suçlamadan kurtulma telâşıyla “nasıl olur” çığlığı fırlatıyorum adama. Bilgiç adamın açıklaması şöyle: Öncelikle meleklerin Adem’e niçin secde ettiğini yanlış anlamak hoşgöründü size. Adem soyundan gelmenin size bir girişim yetkisi sağladığını sandınız. Yaratılışı öğrenme çabası göstermek yerine onu açıklamaya ve açıklamalarınızı kanıtlamaya kalkıştınız, yaratılmış olana buyruk saldınız. Dahası, Şeytan size secde etmedi diye gizlice kıskandınız onu, kendi kaçamaklarınızın sorumluluğunu Şeytan’ın gücüne havale etmeye yeltendiniz. Eğer insan olmak bahanesiyle melekleri hayatınızdan kovmamış olsaydınız bu bulaşıcı kentlerin kokuşmuşluğu, sağırlaşan ırmakların bu ilenci ve iffetini koruyamadığı için kendini iğdiş etmiş bu ormanlar karşınıza çıkmayacaktı. Giysilerinizi kolaylıkla arıtabilirdiniz dünyanın çirkefinden. Yeter!.. Üst perdeden bu bayat teraneyi daha fazla dinleyecek değilim... Usçuluk, olguculuk vesaire... Düşünün, istesem bile tard edebilir miydim acaba ben melekleri hayatımdan? Buna gücüm yetecek miydi? Modern dünya modernliğini doya doya yaşadı. Ama konferanslarda söylendiği gibi değildi hayatta olup biten... Hele bilhassa benim için. Ben ki nice uçurumdan düştüm de melekler tuttu beni. Zehirlendim; zehri dünyaya geri kusturan yine meleklerdi. Ak kâğıt üzerine kara yazı dizerken hep anlardım: yalnızca melekler öğretebilirdi uygun ölçüleri. Bilhassa ben, evet, bilhassa ben meleklerin geniş kıldığı alan içinde seyrettim. Hem de “bahane” diye hafife almaya çalıştıkları o “insan olma” koşuşturmalarım sırasında, iki melek, sağ omzumda ve sol omzumda iki melek kurtardı dünyanın modern kıskacından beni. Sevaplarımı yazıyor o meleklerden biri. Ne zaman iyi bir iş işlemek aklıma düşerse, bir susuzluğu gidermek, bir yarayı dağlamak gibi, nerde pınar diye sormuyor o melek, beklemiyor demirin kızdırılmasını, bir sevap işlendi deyip hemen yazıyor. Sonra, ne zaman ki susuza ulaştırıyorum suyu, ne zaman ki yarayı dağlamak başarısına ulaşıyorum, o zaman bir sevap daha işlendi deyip bir daha yazıyor. Böylece her iyi niyetim bir ödüle dönüşüyor meleğin elinde. Ne var ki sol omzumdaki meleğin tavrı değişik. Bir bozgunculuk düşünürsem yada bir ihanet, bir yıkımı bütün ayrıntılarıyla tasarlamış olsam bile günahlı saymıyor beni. Bekliyor, bekletiyor kalemi ve şunu diyor: Son anda cayar belki. İşte ben bu iki melek arasında hep işin kolayını bularak yaşıyorum. İyi şeyler taşıyorum kafamda, yapmasam bile. Kötü şeyler... Onları kafamdan atmaya çalışmıyorum. Kafamdayken kimseye zararı yok diyorum nasıl olsa. Yapmayıveririm, kurtulurum. Ama kafamda canlanan iyi şeyler yüzünden bedenim bir evlek haline dönüşüyor sürekli olarak: iki melek gökten düşen tohumu o evlekte oyalıyor, eğlendiriyor. Bu yüzden bir insan elinin–elinizin- yakamda duruşu hiç hoş değil. Melekleri konu ederek bile olsa bir insan beni hesaba çekmemeli. Çünkü bakın, siz de Adem soyundan geldiniz benim gibi, sözünü ettiğim iki melek aynı zamanda sizin için. Varın size de bu kâtiplerin yazılarından, yazış tarzından yararlanın. Üstelik-uyarıyorum- beni gözlerinize bakmaya zorlama hakkına hiç sahip değilsiniz. Evet ama, bakacak göz aramak değil midir zaten bizim işimiz?
i.ozel


Sayfa: [ 1 ]