SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Sanat Çalışmalarımız

Konu: Kiralık Yaşam Öyküleri...

Sayfa: 1 [ 2 ] 3

27.10.2004 20:30:33


 

-Lan! Bırak kolumu it!. Seni pisliklerinle hatırlayacağım. Güvenmiyorum sana. Hiç kimseye güvenmem. Burada olmak istiyorum. Bırakın beni.
-Sessiz ol. Bağırma duyacaklar. Gitmek zorundasın.
-Ben hastayım. Aptal herif beni nasıl dışarı gönderirsiniz.
-Doktor öyle söylemiyor. Gitmen için başhekime yazı yazmış. İşte bu kağıtta onun imzası var.
-Hepiniz boksunuz. Sen, doktor ve başhekim burayı tımarhaneye çevirdiniz.
-Zaten tımarhanedeyiz. Seni nasıl bıraktıklarını ben de bilmiyorum. Ama yapacak bir şey yok. Eşylalarını topla ve defol buradan.


    Çıktı. Yıldızlar geceleri güzel görünürdü odasından. Dışarıda nasıl olacaktı acaba? Bir fare gördü yerde. Sonra onu kovalayan bir kedi. Gülüyordu kıs kıs.
'Aptal kedi aptal bir farenin arkasında koşuyor. Ben dışarıdayım. Bir kez vursamıydım şu hasta bakıcıya. Dur şunun gözüne bir tane vurayım.'

   Geri döndü. Penguen gibi yürüyordu. Binaya girdi ve hasta bakıcıyı aramaya başladı. Bir odanın kapısını araladı. Yumruğunu iyice sıktı. Ama hastabakıcı yoktu burada. İçerisi çok karanlıktı. Kapıyı iyice açtığında içeride bir kımıldama gördü.

 
    -Daha hızlı. Daha hızlı.
    -Yavaş kaltak


Yaklaştı. Eli bir vazoya çarptı. Vazo düştü ve paramparça oldu. Kadın bir çığlık attı.
Adam ayağa kalkıp ışığı yaktı. Başhekimdi bu.


    -Ne işin var senin burada. Gittiğini sanıyordum.
    -Bu benim kadınım değilmi? Evet bu benim kadınım. Şu haline bak. Onu incittin mi yoksa?

Kadın ağlıyordu. Yaklaştı eski kocasına. Ona sarılmak ister gibi hali vardı.

    -İyimisin bir tanem. Bu adam seni ağlattı değil mi? Kalk ayağı orospu çocuğu!
    -Sakin ol. Konuşalım biraz seninle. Sen iyi bir adamsın.

Parçalanmış vazonun bir parçasını aldı yerden. Bir yere oturdu. Cam parçasını yüzüne götürdü. Boydan boya kesti bir yanağını. Kadın çığlık atmaya başladı.
Sarıldı eski kocasına. Adam kadının saçlarını okşadı. Büyük bir haz duydu. Sertleşmeye başladı.


    -Eğil bebeğim.
    -Ne?!
    -Eğil bir tanem. Eski günlerdeki gibi.
   

Başhekim sırtına kırık bir vazo parçası sapladı. Aniden geri döndü. Onu boğmaya başladı. İmkansızdı bundan kurtulmak. Çok güçlüydü. Sonra sırtına başka bir vazo parçası saplandı eski karısı tarafından. Birden döndü. Saçlarını okşadı eski karısının. Yavaşça oturdu yere. Uzandı. Öldü.

27.10.2004 21:16:21
Görüntüler geldi gözümün önüne, engel olamadım. Okumadım yazdığını; izledim...

Beklenmeyen son, okurken gerileni kurtarıyor olduğu yerden... Kelimelerin arsızlığıda yazının çatısını oluşturmuş... Takdir edilesi muhammara...

Beynine sağlık... Smiley  

28.10.2004 22:13:39
Yılanın ağlatısı


  Düştüğü yerden kalkma istemiyordu. Şu an başına gelebilecek en iyi şey ölüm olabilirdi. Düştüğü yer onun hiç bir zaman varolmak istediği bir yer değildi. Bu yüzden yokolmak istiyordu hemen.

  Karanlık bastırmıştı ya da güneş doğmak üzereydi farketmez. Öykü bir yılanın gözyaşlarını anlatır.

  -Sürünüyor. Acınası, gülünesi, kahrolası yılan!
  -Zehrimi kendimi öldürmek için kullanabilseydim hemen yapardım bunu.
  -Zehir mi?
  -Evet. Yoksa bilmiyormusunuz bunu?

  Şimdi güneş doğmak üzereydi. Farketmez. Öykü bir yılanın varoluşunu anlatır.


   -Korkuyorum senden.
   -Biliyorum. Bu yüzden sürünürken zehrimi saçacağım bundan böyle.  

28.10.2004 22:48:58
Yılan olmayı öğrenmişsin bile... Smiley

Bu öyküyü monitörde yazdıysan, birde kalem kağıtla yazmanı tavsiye ederim, satır aralarına yılanın ne şekilde varolduğuna dair eklemelerle (ya da belki hiçbirşey eklemeden bilmiyorum) yeryüzündeki en iyi yılan öyküsünü yaratabilirsin...

Kalemine sağlık yılan dostu...

29.10.2004 20:02:16
Henüz değil. Ama olabilirim. Biliyorsun bu öyküyü sen yarattın.

29.10.2004 20:06:35
Ben yaratmadım sadece şu kapıdan girsen nasıl olur dedim belki.
Yılanı bir başkasına anlattığımda anlayıp bu öyküyü yazabilecekmiydi sence?

Sen yazdın ve iyiki yazdın...

01.11.2004 22:56:46


     Dünyam yuvarlak değildi ve dikdörtgendi. Sonu vardı ama kimse gidecek kadar güçlü ve cesaretli değildi. Uzun kollarım ve bacaklarım vardı. Bir araba geliyordu ve bir ayna tutuyordum çocuklara. Çocuklar bakmıyordu aynama. Daha büyük bir ayna yarattım. Araba yaklaşıyordu. Çocuklar yine bakmıyorlardı aynama. Yer kabuğumu aynayla kapladım. Araba hızla yanımdan geçti. İçinde çocuklar vardı. Henüz sakalları çıkmamıştı. Ve gitmeyi tercih etmişlerdi. Araba uzaklaştı. Uzun bacaklarımla geçtim önlerine. Ellerimi kaldırdım. Çocuklar beni dinlemiyorlardı. Bir ip attım sonsuza ve çektim sonsuzluğu yanı başıma. Ve aynayı tuttum onlara. Geri döndüler. Araba gidiyordu. Uzaklaşmıştı. Gözlerimi kapattım ve attım kendimi aşağıya. Açtım gözlerimi ve çocuklar benimle geliyorlardı. Kurtulduk!

02.11.2004 00:10:58
Ayna yansıtır ve kurtarır diğerlerini... Birde aynaya bakınca kendini değil aynayı görebilen bir kurtarıcı gerekli aynaya...

Kalemine sağlık...

02.11.2004 22:35:57

    İşaret parmağını kaldırdı ve bira istedi garsondan. Dirsekleri masadaydı ve küllüğe bakıyordu. Mükemmel bir günden bahsediyordu şarkı. Küllüğe bakmaya devam ediyordu. Bira geldi. Yarısına kadar dikti birayı. Hemen ardından diğer yarısını boşalttı midesine. Sakallarını kesmesini istiyorlardı. Ayrıca kollarındaki sigara yanıklarını ve jiletle kesilmiş bileğini örtmesini istiyorlardı ondan uzun kollu giysilerle. Şarkı mükemmel günden bahsetmeye devam ediyordu.


    Bir bira daha istedi elini kaldırarak. Ellerini yüzüne götürdü, burnunu kaşıdı. Kızarmış gözlerle etrafa bakıyordu. Mükemmel günden bahseden şarkı bitmek üzereydi. Birasını yarıladı. Adam olması gerekiyordu. Eve erken gelmesi ve akraba ziyaretleri gerekiyordu birde. Tamamını içti biranın.


    Bir bira daha istedi garsona bağırarak. Sesi öyle çok çıkmıştıki bir anda tüm bakışlar üzerinde toplanmıştı. Güldü. Birayı yarıladı. Aşıktı güzel bir kıza. Mükemmel gün şarkısı bitmişti. Bir başka şarkı çalıyordu ve süper kızdan bahsediyordu. Aşıktı güzel bir kıza. Birasını bitirdi. Tuvalete gitti. Yazıları okudu.
Bir yazı da o yazmak istedi. Cebinde çıkardı kalemini.

*Saat on bir buçuk. Karar vermem gerek. Ölüm ve yaşam ayrımında durup düşünmem gerek. Görüşemezsek beni unutma. Penguen.

 

03.11.2004 22:27:17

Büyük bir mutlulukla röportaj odasına girdi. Bir sigara yaktı. Ve kız soruları sormaya başladı.

-Grubunuz ne zaman kuruldu?
-Lisede kurduk. Konserler falan verdik.
-Bir dünya turnesine çıkacağınızı duyduk. Doğru mu?
-Doğru Avrupadan başlayıp Amerikaya kadar gideceğiz.
-Peki son olarak dergimizi okuyan ve müzikle uğraşan gençlere neler söylemek istersiniz?
-Ahh. Neler söylüyeyim bilmem ki. Ohhh.
-Ne oldu yüzünüz kötü görünüyor. Gerginleştiniz.
-Bitiyor amına koyim ya. Bitiyor.
-Ne bitiyor beyfendi düzgün konuşun lütfen.
-Sus lan orospu. Bitti. Siktirgit şimdi.

Ayağa kalktı. Sifonu çekti. Aynaya baktı, tükürdü, güldü.  

03.11.2004 22:42:52
Anlamsızlığın kavranışı, hayallerin dibi, sonuçsuzluğun kanalizasyona karışması...

Çok iyi olmuş muhammara, düşüncene sağlık..

03.11.2004 22:44:41
Tam zamanında yetişdin. Sen yazmasaydın ben yazıyordum kendime bir şeyler.
Kalemine sağlık muhammara. Çok güzel olmuş.  laugh
Eyvallah black.

09.11.2004 21:56:07


    Odada yankılanıyordu melodiler. Onları duymak istiyordu. Bitmesin diye haykırışı karşı duruşun sonuna kadar açmıştı sesini dik kafalı delikanlının. Kapı kilitliydi. Önüne masayı yerleştirmişti. Üzerine kendisi oturmuştu. Müzik devam ediyordu. Öyle güzel söylüyordu ki. Yitirmişti mantığı. Bilerek ve isteyerek. Ses çok fazlaydı. Beyni dışarı çıkmıştı ve kendini yerden yere atıyordu. O ise izliyordu bunu çatık kaşlı bir isyancı edasıyla.

    Çok sonra kapının yumruklandığını hissetti. Melodilerinin katiliydi kapıyı yumruklayanlar. O ise güç vermek için onlara katılıyordu. Sesini kimse bastıramazdı. Kapıdan, tavandan ve yan dairedeki hasta kadından küfürler yağıyordu melodilerin üzerine.

    Melodilerin isyanı için kurduğu barikat yıkılmak üzereydi. Kapıya dayadığı ve üzerinde oturduğu masa yavaş yavaş kayıyordu. Kalktı masadan. Bir sandalye çekti kendine. Ters çevirdi onu ve oturdu üzerine. Kapı açılmıştı.

    İçeriye kollarını sıvamış bir adam girdi. Ardından ağlayan bir kadın. Melodilerin isyanı kırılmıştı. Sandalyede oturmaya devam ediyordu. Cesaret değildi bu. Kalbini temizleyen bir çocuğun umarsız bir bekleyişiydi. Tokatlar onu kımıldatmıyordu bile. Çünkü melodilerin isyanı devam ediyordu hala. Ta ki gözü yaşlı kadın fişini çekene kadar dik kafalı peygamberin.

   Sessizlik paramparça etmişti her yeri. Islık çaldı biraz. Ayağa kalktı aynaya bakmak için. Islık çaldı yine. Adam ve kadın dışarı çıktı. Tekrar sandalyeye oturdu.
Gece olana kadar bekledi. Sonra uyudu.


 

09.11.2004 22:30:05
İsyan; kendini yokedene kadar devam eder, sonra savrulan küller esecek yeni bir rüzgarla havalanır bir başka kendine...


Beynine sağlık...

13.11.2004 19:42:03
Lunaparkın en çirkin çocuğu çarpışan arabaya binmişti. Bütün güzel çocuklar gülüyorlardı. Çirkin çocuk da gülüyordu ama çirkin olduğunu bilmiyordu. Bir araba çarptı hızla. Dönüp baktı. Gülüyordu. Başka bir araba daha çarptı. Sonra bir başkası. Şaşkınca bakıyordu şimdi. Çarpışan arabalar uzaklaştı yanından. Tek başına kalmıştı. Diğerlerinin yanına gitmek için bastı gaza. Ama araba gitmiyordu. Çirkin çocuk kafasını kaldırdı. Gondola binen güzel çocuklar ona bakıyordu. Dönmedolaptaki çocuklarda ona bakıyorlardı. Herkes gülüyordu. Çirkin çocuk gülmeye çalıştı. Ama olmuyordu. Zorladı kendini. Ağlamaya başladı. Kahkalar yükseldikçe daha fazla ağlamaya başladı. İndi arabasından. Göz yaşlarını küçük elleriyle silerek yürümeye başladı lunaparkın içinde. Bir el tuttu elini. Onu kimsenin olmadığı bir yere soktu lunaparkın içinde. Her yer aynalarla doluydu. Aynalara baktı. Bir ayna küçücük vücudunu bir deve döndürmüştü. Başka bir ayna yüzünü tombullaştırmıştı. En son ayna normal bir aynaydı. Gerçek yüzünü göstermişti ona. Çok güzeldi...


Sayfa: 1 [ 2 ] 3