SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Sanat Çalışmalarımız

Konu: Kiralık Yaşam Öyküleri...

Sayfa: [ 1 ] 2 3

21.10.2004 23:58:01
Ve işte bunlarda muhammara'nın öyküleri...

22.10.2004 23:19:07
ÇIPLAK ADAM



Çıplak adam yirmi sene postanede çalışmış ve emekliye ayrılmıştı. Çıktığı bir otobüs gezisi sırasında bir yer görmüştü. Otobüsten inip ufuk çizgisine kadar tek bir ağaçtan başka hiç bir şey olmayan yerde soyunmuştu. Ağaca doğru yürüdü ve birden yok oldu. Odasındaydı ve çırılçıplaktı. Penceresinin camından o harika manzarayı görüyordu. Akşam olduğunda ayağa kalktı ve pencerenin yanındaki bir düğmeye bastı. Şimdi o manzarada akşam olmuştu. Çıplak adam çok yanlızdı.



A.C.T



Gönderim Zamanı: 22 Ekim 2004, 22:32:19
ŞEHRİN DELİSİ


Bir gün tanrının sesi duyuldu. Herkes durdu. Herkes şaşırdı.
Elinde çantayla koşan genç çocuk ve onun arkasından bağıran yaşlı kadın durdu.
Emekli maaşını almak için bekleyen ve bayılmak üzere olan ihtiyarlar durdu.
Haraç almaya giden mafyalar, tecavüz etmeye giden sapıklar durdu. Elindeki çiçeği koklayan küçük kız ve ona aşık olmaya başlayan çocuk durdu.

Tanrı Türkçe konuşuyordu. 'Ve evet' dedi. 'İşte beklediğiniz gün geldi. Kıyamet günü bugün. Ama korktunuz sanırım. Size bir şans daha vermem gerek. Bir günününüz var. Düzeltin kendinizi. Düzeltin dünyayı. Paylaşın herşeyinizi. Paylaşın hayatı. Nefret etmeyin birbirinizden. Nefret etmeyin kendinizden. İyi olun işte ne bileyim. '

İnsanlar hala duruyorlardı. Kimse kıpırdamıyordu. Korku ve telaş vardı. Tanrı konuşmasına devam etti. 'Eğer bu bir gün içerisinde dediklerimi yaparsanız hepinizi güzel cennetime alacağım. Zaman başladı.'

Güneş batmıştı. Korku ve telaş devam ediyordu ama inceden bir heyecan kaplamıştı yüzlerini. Cennete gitmek için bir gün. Sadece bir gün yeterliydi.

Genç çocuk elindeki çantayı yaşlı kadına verdi. Yaşlı kadın yüzüne bir gülümseme yerleştirdi ve genç çocuğa nasihatler vermeye başladı. Haraç almaya giden mafyalar bugüne kadar zorla aldıkları bütün paraları dağıttılar fakir fukaraya. Tecavüz etmeye giden sapık o anda tövbekar oldu. Yani herkes temizliyordu kendini kendince. Cennet. Nasıl bir yerdi acaba?

Ertesi gün güneş batmaya başladı. Kalpler atıyor, bekleyiş devam ediyordu.
Ve tanrının sesi duyuldu. 'Ve evet başardınız. Hepinize teşekkür ediyorum. Bak isteyince oluyormuş değil mi?

Tanrı böyle konuşurmuydu? Tanrı bu sorgulanmaz. Günah.

'Hepiniz cenneti hakkettiniz. Ve aslında benim yaratdığımdan daha güzel bir cennet yarattınız yer yüzünde. O yüzden cennetiniz burasıdır.'

Şok. Neydi bu? Ne oldu? Cennet ne olacak. Herkes bir hayal kırıklığı yaşıyordu.
Tanrı neler söylemişti oysa. Cennet. Burası cennet olabilirmi. Olamaz. Tanrının işine karışılırmı? Günah. Ve bir ses duyuldu aniden. Patlayan bir kolonun sesiydi bu.
Cızırtılı gürültüler, dayanılmaz sesler. Kulakları yırtan gürültü. Bir kolon düştü yüksek bir binadan. Ardından beş tane, on tane. Ve bir adam düştü. Genç bir adam. Herkes tanımıştı onu. Deliydi bu. Şehrin delisi. 'Cennet burasıdır' dedi. 'Eğer istersek.' Ve insanlar linç etmeye başladılar deliyi. Allahü ekber sesleriyle. Kendi elleriyle yarattıkları cenneti yine eski haline, yine cehenneme çevirmişlerdi.

A.C.T
 



Gönderim Zamanı: 22 Ekim 2004, 22:33:36
ÖLÜRKEN BİLE...


Belediye otobüsüne bindi. Tek bir yer vardı. Yöneldi. Yorgun adımlarla, düşmemeye çalışarak. Oturdu. Yanındakine bakmadı. Çok eskidendi bunlar. Çok eskidendi kapılara bakmak. Çok eskidendi geriye dönüp bakmak. Çok eskidendi hayalin umuda dönüşmesi. Umut artık ölüme dönmüştü.

Oturduğu yerde uyuya kalmıştı. Bir çift göz vardı. Hiç ses yoktu. Gözlerden başka hiç bir şey yoktu. Ama herşeyi anlatıyordu işte. 'Uyan' dedi. Uyanmak istemiyordu.
Hiç istemiyordu hemde. Çünkü onu ayakta tutan sadece anne sevgisiydi. 'Uyan' dedi yine. Israrla söyledi.'Uyan!'

Kendine geldi. 'Kendinize gelmenize sevindim. Sadece bir şok yaşadınız. Kazadan kurtulan iki kişiden birisiniz. Diğeri de sizin bir yakınınızmış sanırım. Bütün gece yanınızda bekledi. Ve az önce buradan gitti. Otobüste sizin yanınızda oturuyormuş.
Sizin oturduğunuz yer mucize eseri hiç bir darbe almamış.'

- 'Kim bu kişi. Nasıl biri?'
- 'Size bir not bıraktı.'


***Sevgili herşeyim ve genelde hiçbirşeyim. Bütün sorun ölürken bile hayallerinin olması. Şimdi kendine gel ve uyan. Otobüs evini çoktan geçti.***



A.C.T
 



Gönderim Zamanı: 22 Ekim 2004, 22:34:59
İSTANBUL'A


Başka bir şehirde de yaşadım. Edirne'de. İstanbul bir özlem şehridir. Asla kendin olamazsın burada. Sahilde otursanda. Ya da kuşlara yem versende. Kalabalıktır çünkü. Kendinde başka hayatlarıda yaşarsın. Başkalarının hayatlarına hizmet edersin belkide. Özlem bir şehir kadar büyüdüğünde içinde işte o zaman otobüs yolculuğu sırasında anlarsın yaklaştığını evine. Evin uzun bir yolculuktan sonra varılan ve gülümseyen yüzlerdeki gözlerin seni içine aldığı bir yerse eğer, evin bu şehir kadar güzeldir. İstanbul asla senin şehrin olamaz. Sen istanbul'unsundur.
Çünkü sen gitmek istesende o izin vermez. Gittiğinde seni çağırdığını duyarsın. Ve
..Bir Gül.. Papatya olmak istediğinde onu anlayamazsan, Ve eğer istanbul seni çağırıyorsa papatya olmak isteyen ..Bir Gül'ün çırpınan elleriyle o zaman herkesin içinde ağlarsın.


A.C.T



Gönderim Zamanı: 22 Ekim 2004, 22:37:27
HOLLYWOOD


Düştü. Silahına uzanmaya çalışıyordu. Düşman bir tekme attı silaha. Umutları tükenmişti. 'Ayağa kalk!' dedi düşman. Ayağa kalktı emire uyarak. 'Kendine iyi bak dedi düşman.'

Araya bir reklam girdi. Çocuk sahne nasıl bitecek diye düşünüyordu. Kendisine bir elma aldı dolaptan. Oturdu yerine. Film başlamıştı yine.

'Öbür dünyada görüşmek üzere dostum.' Yankılanan kahkaha ve silah sesi.
On beş yıl sonra cezaevindeydi çocuk. Öldürmek çok basitti çünkü. Çünkü silahlı adam öldürürken kahkalar atıyordu.


A.C.T
 



Gönderim Zamanı: 22 Ekim 2004, 22:40:32
Denize attığı oltayı unutmuştu. Tekne aynı yerde duruyordu. Hani karıncanın su içtiği deniz lafı vardır ya. İşte öyle bir kağıt kadar düz ve pürüzsüzdü. Ve güneşin yarısı girmişti denize. Ne rüzgar esiyordu, ne de can sıkan bir sıcaklık vardı. Turuncu ve maviydi her şey. Hiç bir şey kıpırdamıyordu sanki.

    Ne düşünüyordu kimbilir. Yüzünde çok yaşamışlığın bezgin bir ifadesi vardı ama
bir yandan da mutlu yaşamışlığın huzuru vardı. Adı neydi acaba?

 
   -Bankadaki tüm paranızı çekmek istediğinizden eminmisiniz?... Beyfendi!
   -Pardon, özür dilerim tabloya dalmışım. Evet hepsini istiyorum. Bu tablodaki gibi bir yer biliyormusunuz?



A.C.T

 

deniz 23.10.2004 13:36:48
muhammara süper olmuş.
aklına ve gönlüne sağlık Smiley

şimdilik sadece "şehrin delisini" okdudum.

forumun delilerinden fırsat bulabilirsem diğerlerini de okuyacağım  Wink



Gönderim Zamanı: 23 Ekim 2004, 12:39:59
Alıntı
.. Ve güneşin yarısı girmişti denize. ...
 
konular çok zekice düşünülmüş.
ama biraz edebi eksiklik var gibi.

mesela  "güneşin yarısı erimişti denizde" gibi laflar edebilirsin belki.

tabii edebiyatçı üstadlar daha iyi değerlendirir. Smiley

 

23.10.2004 20:34:12
Aslında muhammaranın bu şekilde kelimelerle oynaması onun yapmak istediği (en azından benim gözlemlediğim) şeye pek uygun değil gibi. Ya da belki teknik meselesi.

Çünkü öyle bir anlatım daha sürreel bir yaklaşım. Muhammara'da ise yazıyor olmak için yada bir metin oluşturmak için yazmak değil birşey anlatmak için yazmak var. Yani yazıları biçimsel değil içerikli. Tabiki sürreel yazındada içerik ve anlatılmak istenen birşeyler vardır ama primer kaygı bu değildir.

Daha önce kendisine söylemiştim aslında; yazdıklarını okurken kısa metraj bir film izliyor gibiyim. Ve hepsi kendi başına birer senaryo niteliğinde...

Muhammaranın kalemi değil beyni yazılarını oluşturan.

Sen yaz, biz elimizde demli bir çay okuyalım ve farkedelim göremediklerimizi... Çünkü anlattıkların kolay farkedilebilecek şeyler değil...
Kalemine, beynine sağlık... Smiley  

23.10.2004 21:19:32
Biçim konusunda bazen ben de rahatsız oluyorum. Anlatmak istediğimi anlatıyorum ama cümlelerim, sözcüklerim küçük kalıyor. Bunun yanında süslü kelimeler kullanmakda istemiyorum. Belki de yapabildiğim şeyi yapıyorum sadece.
black benim hocam olmandan mutluyum. Sakın mütevazılık yapma. Sana çöplüğe atılmış on kelime versem bizi ağlatırsın.  

23.10.2004 21:36:24
On kelimeden birşeyler çıkarabilme yetimi yadsımıyorum ama "sorun" şu ki sizi ağlatırken ben öylece bakarım. Aslında yazdıklarım kelimelerle oynamaktan öte birşey değil, adi bir yazarım sanırım, hissetmem gerekmiyor yazmak için... Wink

Anlatmaya çalıştıklarına kelimelerinin yetersiz kalması aslında tam olarak vermek istediğin şeyi veremediğini değil, kendini aşmak için bir çaba harcadığını gösterir bence. Sonuçta kullandığın bir dil ve asla yetmeyecek gibi insana...
Kelimeleri süslemende bence yersiz ve senin (herkesin olduğu gibi) bir tekniğin var ve sadece beğenilmek adına bunun dışına çıkarsan yazdıklarını sen sevmeyeceksin ve herbiri batacak sana...

23.10.2004 22:08:31
ÇÖLÜN DELİSİ


 * Geleceği bilseydi geçmişi yaratmazdı belki de. Ama yine de size onu anlatacağım.*

 
  Eski zamanda yaşamıştı. Taştan heykeller yapan dükkan artık altından tanrılar yapıyordu. Aklı başında bir insan olarak rahatsız olmuştu. Ama insanlarıda anlıyabiliyordu. Güçsüzlerdi. Korkak, savunmasız. Altından heykeller yapan dükkan sahipleri ise kazançlarından memnundular. Heykeller biter bitmez hepsine bir ad konuyor ve hepsine bir özellik veriliyordu.

   -Toprak tanrısı bereket verir. Onu toprağının ortasına dik!
   -Çok teşekürler efendim.

Bütün bunlara tanık oluyordu. Elinden birşey gelmediği için içi içini yiyiyordu. Bir sihirbazın yanında çalışıyordu. Çarşılarda, pazarlarda gösteriler yapıp karınlarını doyuruyorlardı. Ustası bir gün 'Kaybetme numarası'nı gösterdi ona.

-Bu numarayı yeni buldum. Ama artık ellerim çabuk değil. Sana anlatacağım. Sende yapacaksın.

   Ustası numarayı anlattı. Eli çabuk olduğu için hemen kavradı ve bir kaç denemeden sonra başardı.

                        * * * * * * *


   Yorucu bir gündü. Her gece olduğu gibi yatmadan defterine birşeyler yazmayı ihmal etmedi. İnsanlar için yazardı. Onları mutlu edecek bir düzen kurmak için. Bir gün yazdıklarını insanlara anlatacaktı. Doğru zamanın gelmesini bekliyordu.

   Yatağa uzandı. Gözlerini kapattı. Doğru zaman. Ne zaman? Nasıl? Bana inanırlarmı. Taştan heykellere inananlar, neden akıllı bir beyine inanmasınlarki?

   -Sihir!


   Ertesi gün çarşıya tek başına çıktı. Yanında bir deve vardı.

  -Herkes toplansın. Size bir şey göstereceğim!

   İnsanlar ne olduğunu merak edip onun karşısında toplandılar. Eğlenceli bir gösteri bekliyorlardı. Ama öyle olmadı.

   -Şimdi beni iyi dinleyin. Ben tanrının oğluyum. Ve bunu ispatlayacağım. Bu deveyi yok edeceğim!

    Deveyi yok etti. İnsanlar ona inandı. O ise mutluydu. Artık düzeni getirebilirdi.
Ve çölün delisi işte böyle yarattı geçmişi.

 








 

23.10.2004 22:16:22
Ve sonra çölün delisinin kuyuya attığı taşı insanlık asırlardır çıkartamadı.... Smiley

Çok iyi olmuş düşüncene sağlık...

24.10.2004 15:46:14
Dalgakıranlara vuran sular sahildeki lambaların ışığında güzel görünüyordu. Bu gece sahil yolu boştu. Sessiz bir şarkı söylüyordu. Çok uzakta yeşil bir bank gördü.
Oturmayı düşünüyordu ona. Üzerindeki yazıları okumayı düşünüyordu. Sonrası bir yokoluşmuydu? Belki de ama öyle olduğunu düşünmek istemiyordu. Ve çok kolaydı bunu yapmak.

   Bir an durdu. Denize dönerek bağırmak geldi içinden. Etrafına baktı. Kimse yoktu. 'Haydi' dedi. 'Haykır denize. Belki o seni anlar ve dalgasıyla alır içine.'
Yapamadı. Denize bir müddet baktıktan sonra yürümeye devam etti. Kafasını kaldırdığında bankta bir kızın oturduğunu gördü. Kırılmıştı. Tek istediği o bankta biraz oturup, biraz sessiz şarkılar söylemekti. Sonra o aptal hayata geri dönecekti.


   Bankta oturan kız onu görmüştü.

   -Buyrun oturun lütfen. Ben biraz dinlenip kalkacağım.
   -Peki.

    'Bugün biraz fazla dalga var.' dedi kız. Adam hemen ayağa kalktı. Ve denize attı kendini. Sonra bağırmaya başladı. Çığlık atıyordu. Çığlık çığlığa bağırıyordu. Dalgakıranlara vuran sular sahildeki lambaların ışığında güzel görünüyordu.  

   

24.10.2004 18:00:41
Bir durum anlatımı bu kadar zirvede olur muhammara; inan okurken o adam kadar canım yandı...

24.10.2004 18:04:58
Eyvallah. Ama canının yanmasını istemiyorum. Umarım kısa zamanda aşık olduğun adama kavuşursun. Tabii bizde kardeşimize.  

24.10.2004 18:10:00
Eyw...

Ama okurken can yanması, iç acıması kadar haz veren şey azdır. Bu okuduğunu o kişi olmamana rağmen yaşayabildiğini ve senin dışında da, yazanın bunu verebildiğini gösterir... Yani elin kana bulaşmadan okumak değil; iç organlarınla okumaktır asıl iş...

24.10.2004 18:14:13
Nietzsche'nin dediği gibi. Kanla yazılanları severim ben. Belki henüz kanamadık.
Belki az kanıyoruz. Ama belki iç kanama geçiriyoruz senin dediğin gibi.

26.10.2004 22:56:44
Yatıyorduk döşemede. Yer soğuktu, bunu algılıyordu tenlerimiz ama kapalı olan bilincimiz reddediyordu bu gerçeği. Yanımdaki adam karanlık bir ülkenin ıslak bir kentinde dünyaya gelmişti. Ve küfretmiyordu varlığına sadece inatlaşıyordu sessizlikle.

Bense ondan daha habersizdim. Alışkın olmadığım bir maddeydi. Ritim aynıydı. Sürükleyici ve sonsuz, bitmeyen, durmayan. Beynim eksi kırk derece olmaya başlıyordu. Bir ses duyuyordum ama karşılığını veremiyordum. Ve o ses asla durmuyordu.

-Sana bir şey söylüyeceğim.
-Sana bir şey söylüyeceğim.
-Sana bir şey söylüyeceğim.

  Sürüp gidiyordu böyle. Sanırım bana ne söyleyeceğini o da bilmiyordu. Ben de istemiyordum kimsenin bana bir şey söylemesini.

Ritim devam ediyordu. Kanatıyordu beni. Döşeme hala soğuktu. Beynim de soğumaya başlamıştı. Böyle olmuştu işte...

 O sesin sahibi dürtmeye başladı beni. Omzumu dürtüyordu. İşte bu rahatsız ediyordu. Öksürük krizine girmiştim. Daha fazla dürtüyordu. Hatta vurmaya başlamıştı. Öksürük nefes almamı engelliyordu. Ritim devam ediyordu. Kanıyorduk.

 Öbür adam sakindi. Alışkındı buna. Bunlara. Beni kaldırıp kanepeye götürürken sevildiğimi hissetmiştim.

 Sessizlik. Uyku değil. Havayi fişek. Objesiz algılar. Kırmızı. Çalıntı. İşte bu!

26.10.2004 23:03:19
Bir insan bunu yazarken beynini havaya uçurmuş, sonrada oturup izlemiş olmalı...

Dehşet bir akış vardı...ve parçalanmıştı herşey... Bütün bir zihin bu akışkanlığı sağlayabilir mi bilmiyorum...

Bilincini altetmeyi başarıyorsun muhammara; hiçbir bilnçlinin başaramayacağı kadar iyi yapıyorsun bunu...

Daha çok parçalanmış yazılarını okumak ve dağılmak dileğiyle... Wink  


Sayfa: [ 1 ] 2 3