SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Düşünceler

Konu: Belki de Tanri.... ?

Sayfa: [ 1 ]

megara 20.05.2007 22:40:51
Kendi Kendime Soruyorum…..

Tanrinin yarattigi o günah istegi ile dolu „nefisden“ daha güclü bir „yasaklama iradesini“ kendimizin yaratmasi ne kadar mümkün?

Biz nefsimizdeki günah istekleriyle, o isteklerin gerceklesmesi halinde basimiza gelecekler arasinda büyük bir savas yasarken, Tanrida kendi yarattigi isteklerle gene kendi yarattigi yasaklarin mücadelesinde neden kendisinin „ilk eserinden“ degil de daha sonraki yasaklarindan yana cikiyor?

Eger Tanri bizi günah bilmeyen bir ruh ile yaratsaydi da, daha sonrada günahi öven seytani gönderseydi sonuc ne olurdu?
Yarattigi insanlar Tanrinin eylemi kutsal kitaplarda, Tanrinin sözü ise, söz eylemden daha güclü olabilir mi?
Insanin sözüne degilde eylemine önem veren Tanri neden kendisinin eylemine degilde sözüne önem verilmesini istiyor?
Aslinda Tanri bizi degil de kendisini siniyor?
Bütün bu sorular bile ruhumuzun nasil büyük bir ic catismasiyla calkalandigini, bütün varligimizin nasil güclü bir depremle daha dogustan ikiye bölündügünü gösteriyor.
Celiskilerle dolu yaratiliyoruz……
Her istedigimiz, her arzumuz mutlaka kendi düsmanini buluyor ruhumuzda…isteklerimizi yok etmek mümkün degil….
O istekler icimize Tanri yada doga nasil adlandirirsaniz adlandirin, ama mutlaka bizden daha üstün bi kudret tarafindan konuldu..
O isteklere karsi nasil dayanacagiz?Huh
Kesisler, ermisler manastirlara, cöllere kacarak kendi isteklerinden saklaniyorlar….
Kacmak, yenmek anlamina gelir mi ?
Yada istek uyandiran ne varsa onun üstünü örtüyoruz, onlari görünmez kiliyyoruz, onlari kendi gözümüzden saklamaya calisiyoruz..
Saklamak yenmek anlamine gelirmi peki???
Ne yaparsak yapalim hepimiz o istegin icimizde durdugunu biliyoruz..
Hirsimiz, bencilligimiz, kendini begenmisligimiz, istahimiz ve hepsinden daha kandirici olan sehvetimiz orada öylece duruyorlar…
Günahdan kacsaniz bile günahkarlikdan günah dolu isteklerimizin varligindan kacamazsiniz..Bütün hayatiniz zaaflararinizla korkularinizin catismasiyla dolu gececek..
Hep gizli bir huzursuzluk tasiyacaksiniz teninizin altinda..Ve hep kim oldunuzu merak edeceksiniz..Bizi bu kadar degerli kilanda celiskilerimiz.
Celiskilerimize soyumuzun duydugu merak..
Felsefeyi, edebiyati yaratanda icimizdeki bu huzursuzluk, bu belirsizlik, bu celiski, bu cevapsiz sorular zaten..
KENDIMIZI ANLAMAYA CALISIYORUZ…..
Bu tanrisal ikiligin, bu görkemli catismanin, isteklerimizle yasaklarin arasindaki bu muhtesem celiskinin, arzularinizla sucluluk duygunuz arasindaki o depremsel mücadelenin, hazzin cildirticiligi ile huzursuzlugun yipraticiligi  arasinda sürekli secim yapma zorunlulugun ruhunuzda yarattigi git-geller,  o git-gellerin gizli ve acik yaralarini, o yaralari nasil sarabilecegenizi, tek günahkarin kendiniz olup olmadigini kavramak istiyorsunuz..
Omuzlarimizda günahlari ve sevaplai kaydeden melekler varmi bilmiyorum ama zihnimizin derinliklerinde her duygumuzu, her davranisimizi yargilayan, onlari kayitlara geciren bir mahkeme kuruldugunu biliyorum…Olabilecek en korkunc mahkeme bu..
Yargilayanda sizsiniz, yargilananda ve söyleyecegeniz yalanlarin hepsini
biliyorsunuz..Genede kendinizi, icinizdeki yargici kandirmak icin ugrasanda sizsiniz..Aklimizin bir yani duygularini savunmak icin yalanlar uyduruyor, mantikli dengeler buluyor..Aklimizin yargic yani sessizce sizi dinleyip pusuya yatiyor….
Sonra birden ani huzursuzluklarla, korkularla, utanma duygulariyla „UYANIYORSUNUZ“


Sayfa: [ 1 ]