Cehalet yazmaya çizmeye başladığında daha da absürd ve tuhaf durumlara yol açabilir bu başlıkta olduğu gibi. Faşizm de budur kısaca yani olguları şeklen değerlendirip sözde bir amaç uğruna belli çıkarlar uğruna tezgahlanmış bir bilinmeze doğru sürüklenmek. Faşizm fonetik olarak sonunda izm sözcüğü barındırsa da ideolojiden yoksun bir kavramdır. Hatta faşizmi diğer tüm ideolojilerden ayıran da bu ideolojisizliği ve bağnazlığıdır. Kökenine ve eylem biçimine bakıldığında genellikle sınıf savaşımlarından ibaret olan kapitalist burjuva devrimi ve sosyalist idealli aşağı sınıf işçi ve köylü destekli halk devrimlerinden tamamıyla farklı bir yapı gösterir. Faşizm ekonomik uçurum ve otorite boşluğunun da yardımıyla uzun zamandır intikamını yöneltebileceği bir kurban arayan orta sınıfın ani fakat kolay çözülen ancak bu sırada kendine ve çevresine oldukça da zararı olan bir sarsıntı anıdır. Yani faşizm diğerlerinin aksine bir orta sınıf hareketidir. Her ne kadar Marksistler bunun ardında burjuva sınıfının yattığını söyleseler ve bunda belli oranlarda bir doğruluk payı bulunsa da, burjuvanın kontrolünden çıkan bir harekettir faşizm yapısı itibarıyla Aslına bakılırsa genel olarak bakıldığında faşizmin kavramları kapitalist yönetim biçimlerinin de sık sık başvurduğu idealleri içinde barındırır ancak bu kez kontrollü değildir bu kullanım biçimi. Yani faşizm in kapitalist ahlak ve kültürünün bir sonucu olduğu söylenebilir onun dışında ondan bağımsız farklı bir ideoloji değildir. En şiddetli biçimi olan 1933-1945 yılları arasındaki Alman Faşizm ine bakıldığında durum daha da açıklık kazanır. Mekanik bakış açısına sahip aşırı muhafazakar ve ileriyi görme misyonundan yoksun sıradan bir orta sınıf karakteri olan karikatürize görünüşlü Adolf Hitler le özdeşleşen alman faşizmi aslında bu kukla karakterin çok daha ötesinde varolan bir orta sınf saldırganlığının sonucudur. Örnek vermek gerekirse, alman faşizminin bugün lanetlenen eylemleri olarak göze çarpan antisemitizm,anglo sakson ırkçılık,komünizme karşı ölümcül nefret,muhafazakar töre ve ahlak çığırtkanlığı gibi olgular bugün de dahil olmak üzere kapitalist yönetimin sıklıkla başvurduğu kriz ve savaş merkeziyetli yönetim biçiminin unsurlarıdır. Faşizm in buradaki tek farkı kave ağzıyla bir küfür olarak dile getirilen bu öfkenin laf olmaktan çıkarılıp eyleme geçirilmesidir. Örneğin milliyetçi olduğu için diğer etnik kökenlileri toptan yok etmeyi düşünen kahvedeki orta sınıf insanını oradan alıp biraz eğitip süsleyerek parti başına getirirseniz, ayrıca içinde bulunulan dönem kullanılan paranın minumum 8 haneli rakamlardan oluştuğu ve 4 haneli enflasyon rakamlarına sahip bir ekonominin olduğubir durumun içerisinde ise; halk ın demokratik siyasilerin en mantıklı açıklamalarına bile katlanacak durumu kalmamış demektir. Kölece yetişmiş olduklarından kendilerini kurtaracak bir süper lider arayışına yönelirler. Bu lider ne yaparsa yapsın türlü aşırı vaatlerle onların tüm ezikliğini bir süreliğine unutturur. Öyleki orta sınıf örgütlenmesi, alternatif bir biçimde bir nevi sokak ve mafya çete örgütlenmeleri vasıtasıyla ülkenin kurtarıcılığına soyunur. Eğer bunu kontrol altına alabilecek herhangi bir karşıt yoksa kendi kendini yok edecek olan faşist orta sınıf başkaldırısı başlar. O güne dek dost toplantılarında konuşulmuş her türlü fantazi sistematik bir biçim alarak uygulamaya geçirilir. Aynı anda eğer bu durumu destekleyen ve bu eylemlerden çıkar sağlayan diğer devletler de varsa sessizce bu olanlar görmezden gelinir. (Örneğin antisemitizm ve antikomünizm sadece Almanyada değil tüm avrupada yaygındı ve faşizan küçük parti örgütleri bu noktada kendilerinin de çıkarına olduğundan Hitleri desteklemekten çekinmediler) Ancak yine faşizmin sürekli parmağını ileri uzatması ancak hiç bir somut atılımda bulunabilecek altyapıdan yoksun olması dolayısıyla bu biçim iktidar başa gelir gelmez kitlesel bir savaşı da hemen ardından yaratması kaçınılmazdır. Çünkü kitlesini besleyebileceği hiç bir somut aracı yoktur sloganlara dayanır. O yüzden baskıyı giderek arttırarak durmadan yeni tehditler ve savaşacak yeni cepheler kurgular. Binlerce yıldır bu tür makineci ve mistik öğelerle köleleştirilmiş orta sınıf halk ı da bu ezilmişliğinin dışa vurumu olarak, kendi inanç ve tutumunun bir yansıması olan faşist partiye bu krizin yarattığı öfkenin sebeb olduğu coşkusal tutumla iyice alkış tutar. Faşizmi diğer daha yumuşak dikta yönetimlerinden ayıran ana unsur da budur. Faşizm, ezmekte olduğu kitle tarafından bu eylemleri dolayısıyla alkışlanan bir yapıdır. Farklılığı, bu alkışın baskı ve diktatörlüğü giderek daha legal bir unsur haline getirmesi ve desteklemesidir. Vahşetinin kaynağı intikam isteyen orta sınıfın alkışıdır ve bunun kurbanlarının alkış tutanlar olması durumu değiştirmez ve bu durum bir paradox halini aldığı oranda savaş ekonomisi ve eylemi o oranda harekete geçirilir. Kontrolden çıkılmıştır artık. Bir diğer nokta da faşist görüşleri ve sempatizanların kültürel ve ruhsal tepki ve tavırlarını faşist partiler aşılamazlar insanlığa. Tam tersine halk ın içindeki bu unsurlar kriz dönemlerinde faşizmi doğururlar. Bu durum zamanında Marks ın da gözünden kaçmış yeni gelişmiş bir ayrıntıdır. Ezilen halk kitlesi kurtuluşu yönetime daha çok katılım ve uzun süreçli çözüm aramakta değil tam tersine bu bastırılmışlığının neden olduğu dar görüşünün de etkisiyle ortaçağ a özgü bir lider ve kurtarıcı arayışına yönelerek en acımasız halini alacaktır. Tüm bu unsurların eşliğinde de bir sonuç ve bir olgu olan ve geçici travmatik bir vaka olan faşizm in ideoloji olduğu düşüncesi de faşizm in kendisi kadar akıldışıdır. Bu da aynı dargörüşlülüğün ve kolay hedef arayışına yönelen aynı dar görüşlülüğün bir eylemidir.
|