SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => İç Politika

Konu: AKP demokrasinin geliştiğinin kanıtı

Sayfa: [ 1 ]

torq 20.05.2007 11:54:43


(Birleşik Arap Emirlikleri gazetesi Beyan, 14 Mayıs 2007)

FATIMA MESUD EL MANSURİ
Hiç kuşkusuz Türkiye'deki İslami model, bugün genel olarak İslam dünyası ve özelde de Arap dünyasındaki siyasal İslam deneyimleri açısından öne çıkıyor. Bu model, araştırılmayı hak ediyor, zira İslam dünyası bu deneyimden ve derslerinden yararlanabilir.
Türkiye'deki siyasal İslam deneyimi ve elde ettiği fikri ve siyasi olgunluk, gerek ekonomi ve yönetim, gerekse de dış ilişkilere yansıyor. Bu eşsiz deneyimin olgunlaşmasına katkıda bulunan iki esaslı etkeni göz ardı etmek mümkün değil. Birincisi, özellikle de Mustafa Kemal Atatürk'ün modern Türkiye Cumhuriyeti'ni kurmasından ve Türk toplumuna Batılılaşma çağrısı yapan bilgi ve kültür devriminin gerçekleşmesinden bu yana Türkiye'nin yaşadığı kültürel dönüşümde kendini gösteriyor.

İslamcılığı laikler 'geliştirdi'
Türkiye'nin AB'ye tam üye olmak için süregelen çabalarında görüldüğü gibi bu Batılılaşma çağrısı sürüyor. Batılılaşma Türkler için kolaydı, zira devletin ideal modeli olarak Batılılaşmayı seçen bir Türk'tü, bu model dış güçler tarafından dayatılmamıştı. Türkler hiçbir Batılı ülkenin sömürüsüne maruz kalmamıştı, aksine Osmanlı İmparatorluğu'nun altın çağında Avrupa devletleriyle mücadelede onurlu bir tutumları vardı. Bu nedenle Türkler Batı'ya derin düşmanlık taşımadı. Bu durum da Batılılaşma politikasını kolaylaştırdı. Fakat Batıcı laik sistem Türk toplumunun muhafazakâr İslami yapısına nüfuz etmeyi başaramadı. 1923-1937 arasında başbakanlık yapan İsmet İnönü'nün bile, Atatürk gibi katı laik bir kişiye rağmen cebinde küçük bir Kuran taşıması hiç de tuhaf değil.

Bu bilgi toplumunun tesisi önemli sonuçlara da yol açtı. Çok partili sistemin yapılandırılmasına ve muhalif partilerin kurulmasına izin verilmesinde kendini gösteren demokratik dönüşüm, iktidardaki laik seçkinlerin bir Batılılaşma unsuru olarak demokrasinin kaçınılmazlığına ikna olduğunun en büyük kanıtı. Bu sağlıklı hava sonrasında İslamcı siyasi seçkinlere siyasete girme, belediye, meclis ve hükümet başkanlıklarına ulaşma izni verdi. Bugünkü tartışmaysa cumhurbaşkanlığını elde etme konusu etrafında dönüyor.
İktidardaki laik sınıf, İslamcı akımın genişlemesinde doğrudan ve dolaylı olarak rol oynadı. Bazı laik partiler İslamcı kesimden oy kazanmak hedefiyle imam hatip okulları ve Kuran eğitimi veren kurumların açılmasına ses çıkarmadı.

Bu eğitimi alan bireyler sonraları, ordu ve polis teşkilatında görev yaptı, yargıç, mühendis ve öğretmen olarak devlet görevlerine sızdı ve kendi çevrelerinde etkin rol oynadı. Ayrıca çok partili sistem İslamcı partilerin laik partilerle koalisyon hükümetleri kurmasına izin verdi. Genel şekliyle Türk laikliğinin ortaya çıkardığı demokratik havanın, bilinçli veya bilinçsiz biçimde İslami akımın gelişimesinin arkasındaki temel sebep olarak görülmesi mümkün.

Siyasal İslam düşüncesinin olgunlaşmasına katkıda bulunan bir diğer etkense, Türkiye'deki siyasal İslamcı partilerin yapısıyla ilgili. Bu partiler 1970'lerin başından itibaren açıkça siyaset yapmaya başlamalarından bu yana, laiklerle el sıkışmak da dahil Türkiye'deki siyasi sistemin temellerine karşı koymayan siyasi partilere dönüşmeye çalışıyor. Böylelikle demokrasi köklü kurallara uygun biçimde oynanıyor. Üstelik ordunun gücüne, İslamcı partilere uyguladığı sınırlamaya ve dayatılan sert kontrole rağmen.

İslamcı partiler, bu zor şartların ortasında aşırılığa yönelmedi veya laiklere cihat ilan etmedi. Aksine İslamcı Türkler, demokratik sivil devletin İslam ve Türk halkının çıkarlarına daha yakın bir formül oluşturduğuna ikna oldu. AKP kendisini 'muhafazakâr demokrat' diye adlandırıyor ve üyeleri sürekli, laik siyaseti tercih etmiş Müslümanlar olduklarına ve bu formüle uygun siyaset yaptıklarına işaret ediyor.
İslamcı Türkler dünya ve özellikle de Hıristiyan Batı'yla ilişkileri de inkâr etmedi. Aksine AB'ye üye olmaya çalışıyorlar. Laik hükümetler döneminde İslamcı hükümetlere kıyasla, AB üyeliği konusunda hiçbir şey yapılmadı. İslamcı AKP hükümeti bu alanda büyük yol kat etti. Aynı zamanda, Türk-Arap ve Türk-İsrail ilişkileri bu hükümet yönetiminde en parlak dönemi yaşadı.

Türk deneyimi, İslamcılar iktidara gelince ilgi gördü. Hatta Amerikalılar ve Avrupalılar da Türkiye'deki siyasal İslam deneyimine bel bağladı. Bu dönemde herkes, 'Türk deneyiminden yararlanılabilir mi, siyasi eğilime sahip İslamcı partilerin bulunduğu Arap ülkelerine olumlu İslami modeli ihraç etme imkânı var mı?' sorularını tekrarlar oldu.

Değişimi kimse dayatmadı
Bu soruya yanıt vermek ve bir karşılaştırma yapmak zor. Zira hiç kimse Türk toplumuna değişim dayatmadı; toplum değişimi kendisi seçti, bilgi ve kültür devriminden, bütün ideolojik renkleri içine alan siyasi açılıma ve çok partili sisteme, oradan da özellikle de hali hazırdaki İslamcı parti döneminde, şeffaflık, güven ve kontrolün ilkelerine uygun olarak ekonomik devrime kadar üç önemli süreçle gelişti.

Bizi Türklerden ayıran mesafenin çok uzun olduğunu tahmin ediyorum. Bu tahmin Arap benliğini suçlamayı amaçlamıyor, her bölgenin kendi şartları var. Bu cümlenin altını çizmek istiyorum, çünkü ortada değişim niyeti hâlâ var ve bu değişim çoğulculuk, katılım, ötekini uzaklaştırmama, bir tarafı ötekine tercih etmeksizin uyum sağlama gibi kriterlere dayanmalı.

http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=221770

deniz 20.05.2007 15:23:11
türkiye de demokraseye karşı direnç mevzisinde kemalistler yer alır.

ikinci dünya savaşından sonra çok partiye geçişe kapı aralayan chp içeriye büyük bir muhalefet akını giriş ile karşılaştı. açtığı kapıyı da bir kaç darbe girişimi ile kapamaya çalışsa da artık kapının arkasındaki yığın kapının tamamen kapanmasına müsade etmeyecek büyüklükte.

demokrasi için yapılması gereken kapı bekçiliğini bırakıp salt demokrasi için çaba ve demokrasinin nasıl olması gerektiği konusunda örneklik göstermektir.

umarım bu noktaya biran önce geliriz.


torq 20.05.2007 15:37:58
Mustafa Kemal'in devrimleriyle kesintiye uğrayan evrim süreci, antikömünist blok oluşturma çabalarıyla ikinci kez kesintiye uğramış, kendi yolunda ilerlemeye çalışan toplumdaki modernizasyon çalışmaları milliyetçi ve dinci yoğunlaşmayla toplumu ikiye bölmüştür. Soğuk savaşın bitimiyle başlayan yeniden yapılanma döneminde, toplumun yıllarca yok sayılan kesimleri, kendilerini ifade etmek ve sermayeyle tanışarak dünya nimetlerinden yararlanma yolunda önemli adımlar atarak modernizmin kalelerini ele geçirmişlerdir.

Sonuçta bugün gelinen nokta, batı destekli bir yeni-islam modelininin oluşumunda jakobenizme karşı direnç gösteren kitlelerin, kendisini laik olarak niteleyen milliyetçi kesimlerle hesaplaşması olmuştur. Ancak laikler milliyetçilğin bittiğini ve ulus devlet modelinin artık tarihe karıştığını farkedemediklerinden direnmeye, ılımlı islamın şeriat anlamına geldiğini sanıp kendilerine öğretilenin dışına çıkmamak adına toplumun büyük bölümünü yok saymaya devam etmektedirler.

20.05.2007 15:42:34
torq bir kaç yazına / yorumuna göz attımda benim ciddi yanıma çok benziyorsun.belgesel anlatı , gerçekçiliğe dokundurmalar.ayrıca jakoben teriminide çok kullanırdım ben , abi ben bu foruma gün geçtikçe ısınıyorum.

ayrıca torq'un bahsettiği ılımlı islam-yeni-islam modelinde fetullah gülen'e gözleri çevirmenizde fayda var.

deniz 20.05.2007 15:45:58
yalnız fethullah ın önderlik ettiği ılımlı islam modeli ile türkiyeyi  kapitalizmin  şemsiyesi altına sokam projesi yine evrimsel bir metotdur.

yani demokratik teammüler içinde karşı çıkılması bence legal olmaz.

onları kendi haline bırakıp farklı evrimsel süreçleri tetiklemek gerekiyor.

mücadelenin tek yönü budur.

20.05.2007 15:49:09
bakın yorumlarınız farklı konuları açtı.

sistemi kanayacağı yerden vurmaktan bahsetmek zorunda kalacağım.feto ya yada başka birine vurmak sistemi kanatmak yerine onu güçlendirir.bu ılımlı-islam a karşı laikliği savunmak sistemi güçlendirir.
onun için sistemi iyi tanımalı ve ona göre mücadeleyi ortaya koymalıyız.

torq 20.05.2007 15:51:24
sağol ütopist, deniz de senin gibi ilk yazılarımda kendisinin yazdığı izlenimi edindiğini söylemişti. Aynı yöntemle düşünüp yazacağımız kişilerle birlikte olmaktan mutluluk duyarız.

Ben de senin yazılarını ilgiyle izliyorum, büyük olasılıkla burada kalıcı bir yazar olarak yerini alacaksın. Düşünen ve karşı düşünceleri de önyargıyla reddetmeyen kişilere her zaman gereksinim var


Sayfa: [ 1 ]