|
||
| Tarihte Bugün - 2 Temmuz * 1839 - Küba açıklarında, bir köle gemisi olan Amistad'daki 53 köle ayaklandı. * 1900 - Friedrichshafen, Almanya yakınlarında ilk Zeplin uçuşu gerçekleştirildi. * 1917 - Yunanistan Türkiye’ye savaş ilan etti. * 1932 - Birinci Türk Tarih Kurultayı, Atatürk'ün huzurunda Ankara Halkevi'nde toplandı. * 1932 - Keriman Halis, Türkiye Güzellik Kraliçesi seçildi. * 1972 - Bülent Ecevit, CHP Genel Başkanı seçildi. * 1976 - 1954 yılından beri ayrı olan Kuzey ve Güney Vietnam birleşerek Vietnam Sosyalist Cumhuriyeti'ni kurdu * 1978 - Plüton Gezegeni'nin Charon uydusu keşfedildi. * 1990 - Mina'da şeytan taşlamaya giden hacı adayları tünelde sıkıştı; 609'u Türk, 1426 kişi öldü. * 1992 - Olimpiyat Oyunları kapsamında ilk kez New York'ta düzenlenen Dünya Zekâ Oyunları Şampiyona ve Kongresi'nde Türkiye beşinci oldu. * 1993 - Sivas Madımak Oteli, gericiler tarafından yakıldı. Otelde bulunan kişilerden 37'si yanarak öldü. Tatiller ve Özel Günler Dünya UFO Günü |
||
|
||
| 02/07/2005 Yargıtay muhtırası! Yargıtay muhtırası! Yargıtay Başkanı Osman Arslan başkanlığında toplanan Başkanlar Kurulu, yayımladığı bir bildiriyle, yargıdaki sorunları kamuoyuna duyurdu. Başkanlar Kurulu bildiri yayımladı: Atama yetkisi Adalet Bakanı'na geçti. Bu siyasallaşma yaratır. Gelecek 30-40 yılın kadrosunu şekillendiriyorlar ![]() RADİKAL - ANKARA - Yargıtay Başkanlar Kurulu, CHP'nin de 'yargıda kadrolaşma' iddiasıyla karşı çıktığı, ancak yasalaşmasını engelleyemediği yeni Hâkimler ve Savcılar Yasası nedeniyle AKP hükümetine tepki gösterdi. 'Açıklamaya mecbur kaldık' Önceki gün toplanan Yargıtay Başkanlar Kurulu, 29 Haziran'da Genel Kurul'da kabul edilen ve Cumhurbaşkanı'nda bekleyen Hâkimler ve Savcılar Yasası'nın olumsuz yanlarına dikkat çekmek için açıklama yapma kararı aldı. Bunun için görüş birliği sağlayıp bir komisyon oluşturan kurul, bu komisyonun hazırladığı metni kendi web sitesine de koyarak duyurdu. 'Aşağıdaki konuların kamuoyuna duyurulmasında zorunluluk bulunduğuna karar verilmiştir' denilen açıklamanın tam metni şöyle: Sorunları çözmekten uzak '2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nda yapılan değişiklikler, yargıdaki çalışma koşulları, özlük hakları ve diğer konulardaki sorunları çözmekten uzak olup; yürütmenin yargıyı etki altına alma düşüncesinin bir örneği olarak karşımıza çıkmıştır. Hâkim adaylığına atamaların yürütme organı içindeki Adalet Bakanlığı tarafından yerine getirilmesi ve siyasi iradenin bu süreçte belirleyici olması, açık olan kadro sayısı da gözetildiğinde yargıda siyasallaşma yaratacak. Bu durum laikliğe ve ulusal bütünlüğe aykırı söylemleri hayata geçirmeye çalışanlara destek yaratacak ve belirtilen değerler korumasız kalabilecek. Yargıtay olarak tarafız Hukuk devleti ilkesi ve Cumhuriyet'in nitelikleri anayasal düzen içerisinde yargı organlarınca korunması gereken değerlerden olup, laiklik ilkesi ve ulusun bütünlüğünün korunmasında Yargıtay dün olduğu gibi bugün ve bundan sonra da taraf olmaya hiçbir taviz vermeden devam edecek. Özveriyle çalışan teşkilattaki beklentinin aksine, verilen sözlere rağmen bazı kurumları birbiriyle karşı karşıya getirecek gerçeği yansıtmayan gerekçelerle hâkimler ve savcıların özlük haklarında iyileştirici düzenlemelere gidilmediği gibi, birinci sınıf hâkimler arasında özlük hakları yönünden hukuksal dayanağı olmayan farklılıklar da yaratılmıştır. Devletin üç erkinden biri diğerine üstün olmayıp, özlük hakları da bu kapsamda düzenlenmelidir. Bölge mahkemeleri olmaz Yasaların yeterli bir hazırlık ortamından geçmeden kabul edilmesi, uygulamada farklı sorunların ortaya çıkmasına neden olmakta. Bu bağlamda bölge adliye mahkemelerinin mevcut görevleriyle faaliyete geçmesi, sistemin bütünüyle oturmadığı bu süreçte Yargıtay'ı ikinci planda bırakacak, sonuçta ise tam bir kaos ortamı ortaya çıkacak. Temel yasaların bütünüyle değiştirildiği bu dönemde, Genel Kurul'dan çıkarılan yeni yasalara ilişkin uygulamalar Yargıtay içtihatlarıyla şekillenene kadar bölge adliye mahkemeleri faaliyete geçirilmemeli. Teftiş, bağımsızlığa aykırı Ayrıca, bölge adliye ceza mahkemelerinin görev alanına giren konular daraltılmalı; adli denetim mercii olarak öngörülen bu mahkemeler üzerindeki yürütme organına bağlı teftiş sistemi ile 'denetim altında bir denetim organı' yaratılmasının yargı bağımsızlığına aykırı olduğu da gözetilmeli. 30-40 yıllık kadrolaşma Bölge adliye mahkemeleri kurulurken, ortaya çıkacak ihtiyaç da gözetilerek dört bin hâkim kadrosu alınmış, bu kadrolara ivedilikle atama yapılabilmesi için staj süresi kısaltılmış, avukatlıktan hâkimliğe geçiş koşulları da kolaylaştırılmıştır. Böylece yeterli donanıma sahip olmayan ve dolayısıyla hâkimlik nosyonunu alamayan, mevcut kadronun da yarısını oluşturacak bu atamalar yoluyla önümüzdeki 30-40 yıllık bir dönem şekillendirilmek istenmektedir ki, bu durum eklenecek yeni boyutlarıyla yargıdaki sorunları ayrıca artıracak. Anılan düzenleme yapılırken, en az dört yıl hakimlik yapanların avukatlık unvanını alabilmesi ise gözetilmemiştir. Bakanın yetkisi tehlike Teftiş Kurulu Başkanlığı, ivedilikle yapılacak yasal bir düzenlemeyle Adalet Bakanlığı merkez teşkilatından alınarak, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'na (HSYK) bağlanmalı, adalet müfettişliğine yapılacak atamaların Adalet Bakanlığı yerine, bütünüyle HSYK tarafından gerçekleştirilmesi yoluna gidilmeli. Mevcut düzenlemeye göre, Teftiş Kurulu Başkanlığı'nın Adalet Bakanlığı merkez teşkilatı kapsamında yer alması, geçmişte ve günümüzde örnekleri görüldüğü üzere yargı üzerinde vesayet yaratmaya elverişli. 2802 sayılı kanunda yapılan son değişikliklere yönelik tepkilerini demokratik yolla ortaya koyan hâkimler hakkında soruşturma açılması da yargı üzerindeki vesayetin bir ifadesi olup, açılan soruşturmalar üzüntüyle karşılanmıştır. Biz dokunulmaz değiliz Hâkimlerin kişisel veya görevle ilgili suçlarında farklı soruşturma yöntemlerine bağlı olmaları, yargı bağımsızlığı ve hâkim teminatının gereği. Yargıda dokunulmazlık söz konusu olmayıp, hakimlere yönelik özel soruşturma yöntemlerinin, 'mesleki dokunulmazlık' şeklinde yansıtılarak, yasama dokunulmazlıklarının kaldırılmamasına gerekçe yapılması da hukuksal gerçeklerle bağdaşmamakta. Yargıtay olarak hukuk devleti ilke ve kurallarının uygulanmasında aynı duyarlılık ve kararlılık içerisinde hareket edilecek ve takipçisi de olunacaktır. Kamuoyuna saygıyla duyurulur." |
||
|
||
| 02/07/2004 Saraydaki tahttan sanık sandalyesine Kuveyt işgalini savunan, 'Suçlu Bush' diyen Saddam, Halepçe'ye dair soruya ise 'Gazetelerde böyle bir şey okudum' yanıtını verdi ![]() Bush'a hakaretler Saddam Hüseyin, 35 yıllık iktidarı sırasında işlenen suçların hesabını vermek için dün ilk defa yargıç karşısına çıkarıldı. Bütün suçlamaları reddeden devrik lider, kendisini 'savaş suçlusu' ilan eden ABD Başkanı George Bush için, "Asıl suçlu o, aşağılık" ifadesini kullandı. 'Irak Devlet Başkanı' Eski sarayına bilinmeyen bir yerden belinde zincir, elinde kelepçeyle getirilen Saddam'ın kelepçeleri sanık sandalyesine otururken çıkarıldı. Saddam, kimliğini, 'Irak Devlet Başkanı', ikametgâhını 'Her Iraklının evi' diye açıkladı. Suçlamalar: Katliam, cinayet ve işgal... 'Mahkeme, tiyatro' Kuveyt işgalini savunan Saddam, Kuveytlilere "ABD ile işbirliği yapan köpekler" dedi. Saddam, mahkemeyi 'tiyatro'ya benzettti ve Halepçe katliamı sorulduğunda, "Ben de gazetelerde böyle bir şey okumuştum" yanıtını verdi. |
||
|
||
| 02/07/2003 Bu kafayla AB gerçekten zor Halkın yüzde 73'ü, yargının yüzde 48'i, 'İnsan hakları ihlalleri yaygın' diyor. Halkın yüzde 89'u 'Düşünce suç olamaz' diyor, yargınınsa yüzde 73'ü. Tek ortak nokta: Halkın yüzde 74'ü, yargının 73'ü AB'yi istiyor 15 ilde yapıldı Doç. İhsan Dağı ve Doç. Metin Toprak, 'Türkiye'de İnsan Hakları ve İfade Özgürlüğü' adlı araştırmada, 15 ilde, 3 bin 60 kişiyle konuştu. Çalışma yargı mensupları arasında da yürütüldü; sonuç: Yargı halktan geri. Temel haklar Halkın yüzde 73'ü, yargı mensuplarının yüzde 48'i, insan hakları ihlallerinin yaygın olduğu düşüncesinde. Halkın yüzde 89'u, yargınınsa yüzde 73'ü, "Düşünce açıklamak hiçbir biçimde suç olmamalı" diyor. AB referandumu olsa Halkın yüzde 54'ü Kürtçe eğitime karşı; yargıda oran yüzde 62. Halk, yüzde 64'le parti kapatılmasına karşı; yargıda oran yüzde 60. AB referandumu yapılsa halkın yüzde 26'sı, yargının yüzde 27'si 'Hayır' diyecek. |
||
|
||
| 02/07/2001 Hayata Dönüş Operasyonu'nda katliam Operasyondan sonra basın mensuplarına açılan cezaevinde koğuşların tümüyle yandığı görülmüştü. Adli tıp uzmanları, gaz bombalarının yangına yol açtığını belirtti. Rapor, 'Kalaşnikof'la ateş ettiler, kendilerini yaktılar' diyen Bakan Türk'ü yalanlıyor: Koğuşlardan ateş edilmemiş. Öldürücü dozun çok üzerinde gaz bombası kullanılmış ![]() İSTANBUL - Bayrampaşa Kapa-lı Cezaevi'ndeki 'Hayata Dönüş Operasyonu'nda C-1 koğuşundaki kadın tutukluların güvenlik görevlilerinin kullandığı göz yaşartıcı, gaz ve sinir bombalarının çıkardığı yangında öldükleri belirlendi. Adli tıp uzmanlarının raporunda, yanarak ölen kadınların giysi parçaları ve ciltlerinde yanıcı olan solvent maddelerinin bulunduğunun tespit edildiği vurgulandı. Bilirkişi raporunda ayrıca mahkûmların bulunduğu taraftan güvenlik görevlilerinin bulunduğu yöne doğru ateş açılmadığı, atışların dışarıdan içeriye doğru yapıldığı kaydedildi. Bayrampaşa Kapalı Cezaevi'nde 12 kişinin öldüğü operasyonda C-1 koğuşunda bulunan altı kadından beşi yanarak, birisi de duman ve gazdan zehirlenerek ölmüştü. Yaralı kadın tutuklular ise arkadaşlarının askerler tarafından tavana açılan deliklerden üzerlerine bir sıvı serpildikten sonra yakıldığını öne sürmüştü. Ölüm nedenleri Raporda, C-1 koğuşundaki kadınlar Yazgülü Güder Öztürk, Gülser Tuzcu, Seyhan Doğan, Şefinur Tezgel ve Özlem Ercan'ın cesetlerinde yapılan otopsilerde elbise parçaları ile saç, doku ve cilt örneklerinde tinerde bulunan organik solventlerden toluen, xylene ve metanol saptandığı belirtildi. Ölümlerin yanık, duman soluması ve karbonmonoksit zehirlenmesi sonucu olduğu, Nilüfer Alcan adlı tutuklunun ise duman soluması ve karbonmonoksit zehirlenmesi sonucu öldüğü tespit edildi. Öldürücü doz aşılmış Dört adli tıp uzmanı 22 Aralık 2000 ve 19 Ocak 2001 tarihlerinde Bayrampaşa'da inceleme yaptı ve 14 Şubat 2001 tarihli bir rapor hazırladı. Raporda şu bulgulara yer verildi: # 30 metreküplük bir kapalı alanda 20 gram C-S (göz yaşartıcı gaz bombası) maddesi kullanıldığında öldürücü dozaj süresi 38.1 dakika olduğu, olay yerinde 35 gram C-S ve 0.21 gram patlayıcı madde bulunduğu, 12 saniyelik gaz çıkarma süresi boyunca yuvarlanarak hareket ettiği için ortamdaki kişiler tarafından geriye atılma olasılığının yok denecek kadar az olduğu, # Göz yaşartıcı gaz bombasına maruz kalmış kişilerde gözlerde ve deride yanma hissi, tahriş, solunum yollarına etkisiyle yanma, boğulma hissi neticesinde panik, mide bulantısı, baş dönmesi ve ağrısı, halsizlik ve hareket kısıtlanmasına yol açtığı bilindiğine, # C-1 koğuşunun hacminin hesaplanandan daha az olduğu, # C-1 koğuşunda patlayanların dışında 45 adet farklı tipte patlamamış göz yaşartıcı gaz bombası bulunduğu tespit edildiğine göre, C-1'de öldürücü dozun çok üzerinde göz yaşartıcı gaz etkisi açığa çıkmış olduğu belirlenmiştir. 'Kapalı yerde atılmaz' # Koğuşta bulunan ve üzerinde 'Kapalı yerde kullanmayın, yeterli hava akımı olması gereklidir. Bombayı insan veya yanacak malzeme olmayan sahaya fırlat' yazılı göz yaşartıcı gaz bomba ve roketlerinin bazı tiplerinin yangın çıkabilecek sahaya atılmaması gerektiği bilindiğine, # Yangının çok miktarda kolayca tutuşabilecek materyalin bulunduğu koğuşa çok sayıda göz yaşartıcı gaz bombası atılması sonucu olabileceği gibi koğuştaki kişilerce de meydana getirilmiş olabileceği tespit edilmiştir. Ateş yönü # C blok maltası boyunca tüm mermi çekirdeği deliklerini oluşturan atışların, 'idari kısım tarafından maltanın sonu olan 19. koğuş yönüne doğru yapılmış olduğu, ters yöne doğru yapılmış atış veya atışlara ait herhangi bir bulgu saptanmadığı', koğuşlar arasındaki avlularda yapılan incelemelerde duvarlarla pencerelerde ve koğuş içlerinde mermi çekirdeği deliklerini oluşturan atışların, 'karşı koğuş çatıları ile avlu iç cephe duvarlarındaki mazgal deliklerinden yapılmış olduğu' tespit edilmiştir. Av tüfeği de kullanılmış # Raporun 4'üncü sayfasında C-1 koğuşu kolonları, duvarları ve pencere demirleri ile koğuş içindeki duvar ve ranzalarda mermi çekirdeği delikleri görüldüğü ve bunların C-2 koğuş çatısı ile avlunun iç cephe duvarlarındaki mazgallardan yapılan atışlarla oluşmasının mümkün olduğu belirtildi. Ayrıca avluda iki adet 12 kalibrelik av tüfeği fişeğine ait plastik tüp tıpa bulunduğu belirtildi. (Aramalarda tutuklulara ait herhangi bir av tüfeği bulunmamıştı.) # Raporun 5'inci sayfasında C-15 koğuşunun merdiven girişindeki yoğun kan lekelerinin üzerinin çimento ile kısmen kapatılmaya çalışıldığı ve yoğun kan lekesi olduğu yer aldı. # C-14 koğuşunun girişinde görevlilerce olaydan sonra oluşturulduğu belirtilen çok büyük bir gazete, dergi ve kitap yığını olduğu ve yığının altında çok büyük kan lekelerinin bulunduğu kaydedildi. Cehennem' tanığı Ebru Bayrampaşa Cezaevi'ndeki C-1 kadınlar koğuşunda kalan ve operasyondan ağır yaralı olarak kurtulmayı başaran Ebru Dinçer, 'Üzerimize dökülen kimyasal bir maddeyle kavrulduk' dedi Altı mahkûmun öldüğü C-1 koğuşundan ağır yanıklarla kurtulan Ebru Dinçer: Tavanda delik açıp üzerimize gaz bombası yağdırdılar. Silahla da tarıyorlardı. Elimi başıma götürdüğümde derimin sıvı gibi eridiğini gördüm. Alev yoktu. Kimyasal madde olabilir. |
||
|
||
| 2/7/1999 Komünistler nöbette MOSKOVA - Rusya'da Devlet Başkanı Boris Yeltsin'in, Lenin'in Kızıl Meydan'daki mozolesini kaldırma konusundaki kararlılığı, Komünist Parti'nin tatil planlarını altüst etti. Komünist milletvekillerinin tatilde sırayla Moskova'da kalıp mozoleye göz kulak olacağı bildirildi. Komünist Parti Başkanı Gennadi Züganov, "Tatil listemizi, gelişmelerin izlenmesi için en az 30 kişinin Moskova'da kalacağını dikkate alarak hazırladık" dedi. Parti bürosu Kızıl Meydan'a birkaç yüz metre uzaklıkta. Komünistlere göre Yeltsin, tatilde Moskova'nın boşalmasını fırsat bilip hem mozoleyi kaldırmaya hem de Lenin'in kurduğu partiyi kapatmaya, niyetli. Kremlin'den de bu yönde açıklamalar geliyor. Bazı gazetelere göre, Lenin'in mumyası Bolşeviklerin Çar ve ailesini öldürdüğü 17 Temmuz'da kaldırılacak. Yeltsin'in gelecek yaz görev süresi dolmadan önce, mozoleyi kaldırmak istediği biliniyor. Lenin'in gömülmesi fikrini ilk kez Ortodoks Kilisesi Patriği ortaya atmıştı. (Daily Telegraph) |
||
|
||
| Sivas Madımak Oteli Katliamı Sivas Madımak Olayı veya Sivas Katliamı, 2 Temmuz 1993 tarihinde Sivas'ta Pir Sultan Abdal Şenlikleri sırasında Madımak Oteli'nin kuşatılıp yakılması ve dolayısıyla şehirde bulunan 35 yazar, ozan ve aydının yakılarak katledilmesi ve oteli ateşe verenlerden de ikisinin hayatını kaybetmesiyle sonuçlanan olaylar zinciridir. ![]() Pir Sultan Abdal Şenlikleri kapsamında etkinliklerin bir bölümünün de Pir Sultan Abdal’ın sazının çalındığı Sivas şehir merkezinde yapılması öngörülmüştü. Bu kapsamda pekçok aydının yanı sıra Aziz Nesin ve Ozan Türkyılmaz bu etkinlik nedeniyle dönemin Sivas valisi Ahmet Karabilgin'in özel davetlisi olarak bu kente gelmişti. 2 Temmuz 1993 günü organize biçimde öğle saatlerinde Paşa ve Meydan camilerinde çıkan gruplar önce etkinliklerin yapıldığı Kültür Merkezi’ne ulaşarak, bir gün önce dikilen anıtı kısmen tahrip etti. Kültür Merkezi içindeki karşıt grupla çıkan taşlı sopalı çatışma, polis tarafından fazla büyümeden, zor kullanılarak önlendi. Hızını alamayan ve sayısı yaklaşık 10.000'e ulaşan saldırgan grup, Kültür Merkezi’nden yeniden Hükümet Meydanı’na geldi. Hükümet Konağı’nı taşlamaya ve slogan atmaya başlayan grup ardından Madımak Oteli civarına ulaşarak, slogan atmaya devam etti. Grubun sayısı akşam saatlerinde 20.000'e yaklaştı. Grup önce Madımak Oteli önündeki araçları ateşe verdi ve oteli taşladı bunun sonucunda taşlanarak camları kırılan Madımak Oteli'ne sıçrayan yangın sonunda otele sığınmış olan aydınlardan, aralarında Asım Bezirci, Nesimi Çimen,Muhlis Akarsu, Metin Altıok, Hasret Gültekin,Ozan Türkyılmaz'ın bulunduğu 37 kişi yanarak veya dumandan boğularak yaşamını yitirdi. Aralarında Aziz Nesin'in de bulunduğu 51 kişi de olaylardan kendi olanaklarıyla, ağır yaralarla kurtuldu. Başından yaralanan Aziz Nesin'i linç edilmekten araya giren polisler kurtardı. Yaralılar, polis arabalarıyla Tıp Fakültesi Hastanesi`ne götürüldü. Olaylar sonucunda 33 konuk, 2 otel görevlisi ile 2 saldırgan yaşamını yitirdi. Gene olaylar sırasında Atatürk - Kongre ve Etnografya Müzesi önünde bulunan Atatürk büstü tahrip edildi. Akşam saatlerinde valilikçe ilan edilen ”2 günlük sokağa çıkma yasağı” ile birlikte, güvenlik güçleri şehirde tam bir hakimiyet sağlayabildi. ![]() Hasret Gültekin ve bazı arkadaşlarının ölüme adım adım giderken dünyaya endişe ve korku dolu gözlerle son bakışları ![]() Katliamın ardından otelin hali |
||
|
||
| An an Katliam`in gelisimi Olaylarin tümü 8 saati askin bir süre devam etmistir. Buna ragmen devlet yetkililerinin bilincli tutumu nedeniyle cok kisa zamanda dagitilabilecek ve sona erdirilebilecek olan bir gösteri,gittikce kalabaliklasmis ve kontrol edilemez hale gelmistir.. 2 Temmuz 1993 Cuma 13:30 - Paşa Camii önünde görevli emniyet ekibi (3860 kodlu) tarafından, Paşa Camii ve Meydan Camii’nden, Cuma namazından çıkan 500-1000 kadar kişiden oluşan grubun dört koldan Hükümet Konağı’na doğru ilerlediklerini bildirir. 13:40 - Hükümet Meydanı gerisinde oluşturulan polis barikatını aşan yaklaşık 2 bin kişi, maydanda, “Vali istifa”,”zafer İslam’ın”,”Şeytan Aziz”,” İslamiyet’i ezdirmeyeceğiz” vb. sloganlar atarlar. 13:55 - Sayıları yaklaşık 3 bini bulan grup, Osmanpaşa Caddesi ve Buruciye Medresesi civarında benzer sloganları yinelerler. 14:10 - 3 bin 500 dolaylarında gösterici, Kültür Merkezi önüne gelmiş ve içerdeki karşıt grupla slogan mücadelesi başlamış, çatışma polis tarafından önlenir. 14:40 - Kültür Merkezi’nden ayrılan grubun sayısı, 4-5 bini bulmuştur. 14:45 - Grup, Buriciye Medresesi’ne gelir. 14:50 - Buriciye Medresesi önünden Hükümet Meydanı’na geçen 6 bin dolayındaki gösterici, aynı sloganları tekrarlarlar. 15:00 - Grup, Hükümet Meydanı’ndan Atatürk Caddesi’ne yönelir. 15:10 - Atatürk Caddesi’nden yeniden Hükümet Meydanı’na gelinirken, sayı yaklaşık 8-9 bini bulmuştur. 15:30 - Hükümet Meydanı’ndan İstasyon Caddesi yoluyla Kültür Merkezi’ne gelen göstericiler, bir gün önce dikilen anıtı kısmen tahrip etmiş; Kültür Merkezi içindeki karşıt grupla taşlı sopalı çatışma, polisçe, fazla büyümeden, zor kullanılarak önlenir. 15:48 - Valilik tarafından görevlendirilen Belediye Başkanı, Kültür Merkezi önündeki topluluğu sakinleştirmek için sözde bir konuşma yapar ancak halk daha fazla galeyana gelmistir. 15:55 - Hizini alamayan yaklasik 10 bin kisilik saaldırgan ve fasist güruh ,Kültür Merkezi’nden İstasyon Caddesi yoluyla yeniden Hükümet Meydanı’na ve Madımak Oteli civarına gelir ve slogan atmaya devam eder. 18:00 - Madımak Oteli önünde toplanan yaklaşık 15 bin göstericiye, Valilik’ten gelen istek üzerine, Belediye Başkanı ve Büyük Birlik Partisi İlçe Başkanı birer konuşma yapmışlardır. 18:30 - Belediye İtfaiye araçları, Hükümet Meydanı’na gelmiştir. 19:14 - Kültür Merkezi önündeki heykel, belediye garajına konulmak amacıyla Meydan’dan geçirilirken, topluluk tarafından Madımak Oteli önüne getirilmiştir. 19:50 - Madımak Oteli önündeki araçlar ve heykel ateşe verilmiştir. 20:00 - Otele yaklaşmak isteyen itfaiye araçlarına, göstericiler yere yatarak engel olmuşlardır. 20:05 - İtfaiye, otele güçlükle yaklaşabilmiştir. 20:10 - Yangın Otele de sıçramıştır. 20:20 - Afyon Sokak’tan (arka taraftan) gelen itfaiye, yangını söndürmeye başlamıştır. 20:40 - Hükümet Meydanı’na gelen göstericiler, Hükümet Konağı’nı taşlamaya ve slogan atmaya başlamışlardır. 20:50 - Güvenlik kuvvetleri havaya ateş etmiş ve göstericiler dağılmaya başlamıştır. 21:00 - Kalabalık, küçük gruplar halinde şehrin çeşitli kesimlerine yayılmıştır. 21:40 - Atatürk - Kongre ve Etnografya Müzesi önünde bulunan Atatürk büstü tahrip edilmiştir. 22:00 - İçişleri Bakanı Valiliğe gelerek, olaylarla ilgili bilgi almıştır. 23:00 - Valilikçe ilan edilen ”sokağa çıkma yasağı” ile birlikte, güvenlik güçleri şehirde tam bir hâkimiyet sağlamışlardır. 2 Temmuz günü, Sivas’ın Madımak Oteli’nde 37 can yakılarak katledilir. 51 kişi de katliamdan, kendi olanaklarıyla, ağır yaralarla kurtulurlar. Çatıya çıkarak yardım isteyenler arasında Aziz Nesin ve Lütfü Kaleli de vardır. İtfaiyenin merdivenli arabası otele yaklaşir. Aziz Nesin ve Lütfü Kaleli merdivenlerden inerlerken, Sivas Belediye Meclisi Üyesi Cafer Erçakmak ile bazı belediye görevlileri tekrar saldırıya geçerler.Aziz Nesin ve Lütfü Kaleli, itfaiyenin merdivenlerinden aşağıya atılirlar. Başından yaralanan Aziz Nesin ve Lütfü Kaleli’yi linç edilmekten araya giren polisler kurtarır. Yaralılar Polis arabalarıyla Tıp Fakültesi Hastanesi`ne götürülür. |
||
|
||
| Devlet yetkilileri nin tutumu ve katliamin sorumlulari Polis telsizlerinden duyulan diyaloglar .. - Taş atıyorlar, saldırıyorlar, ne yapalım? - Anlaşıldı, müdahale etmeyin… (Sivas Emniyet Müdürü Doğukan Öner) Sivas’ta eli sopalı, taşlı, zincirli onbini aşkın saldırgan, insan avındaydı. Korkunç durum, Başbakana, İçişleri Bakanı’na defalarca bildirildiği halde herhangi bir yardım gelmedi ve önlem alınmadı. 37 insan yakılarak feci şekilde katledildi. Böyle bir ortamda Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel; “Halkla güvenlik güçlerini karşı karşıya getirmeyiniz” diyor, ilgilileri uyarıyordu. Cumhurbaşkanının “halk”tan kastettiği oteli kuşatan saldırgan kalabalıktı. Gerçi Süleyman Demirel, politik yaşama kazandırdığı, “Bana sağcılar suç işliyor dedirtemezsiniz” şeklindeki veciz sözü ile tarafını çoktan açıklamıştı. Başbakan Tansu Çiller ise, “Çok şükür, otel dışındaki halkımız bir zarar görmemiştir” diyebiliyordu. Daha sonra TBMM’de yaptığı bir konuşmada da Van’da yakılan bir oteli, Sivas’takiyle karıştırmış ve “Bir vatandaş, sigortadan para almak için sigortalı oteli yakmıştır” demiştir. Bir başbakan, ülke sorunlarına ve toplumsal gelişmelere bu denli duyarsız olabiliyordu. Ülkenin iç asayişinden sorumlu bir yetkilisi, İçişleri Bakanı Mehmet Gazioğlu, otele yapılan saldırıyı, “Aziz Nesin’in halkın inançlarına karşı bilinen tahrikleri sonucunda halk galeyana gelerek tepki göstermiştir” şeklinde yorumlayarak saldırganları mazur göstermiştir. Dönemin Başbakan Yardımcısı ve SHP Genel Başkanı olan Erdal Inönü ise katlima karşı üç maymunu oynar. Dönemin Belediye Başkanı olarak saldırganların daha fazla galeyana gelmesine sebep olan açıklamaları ile katliamda 1.derecede rol oynayan Temel Karamollaoglu, daha sonra TBMM çatısı altında milletvekili olarak görev alır. Ahmet Yücetürk: Katliamı seyreden General.Sivas Tugay Komutanı.. Şevket Kazan: DYP-REFAH koalisyonunun bir dönem Adalet Bakanı..Sivas katliamini gerçekleştiren grubun avukatı.. Devlet yetkililerinin açıkça taraf tutmaları, güvenlik güçlerinin ilk soruşturmasını da etkilemiştir. Saldırı öncesinde, sırasında ve sonrasında yeterince önlem alınmadığından insanlar yakılmış, saldırgan fasist ve gerici katiller ellerini kolllarını sallayarak kent dışına çıkmış ve izlerini kaybettirmişlerdir. 10-15 bin saldırgandan ancak 35 kişi, katliamdan bir gün sonra gözaltına alınmıştır. Artan toplumsal tepkiler sonucu, gözaltına alınanların sayısı daha sonra 190’a çıkarıldı. Gözaltına alınanlar hakkında Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasasına muhalafetten dolayı soruşturma başlatılmış, fezlekeler bu doğrultuda hazırlanarak Cumhuriyet Savcılığı’na sevkedilmişlerdir. Soruşturmanın bu yetersiz çerçevede kalması sonucu, 190 kişiden 124’ü tutuklanmış, geri kalanlar serbest bırakılmışlardır. Bu olaydan sonra Emniyet Müdürü ile Vali hemen görevden alınır. Katliam soruşturması, Aziz NESİN’in tahrikleri ekseninde yürütülür. Emniyet tahkikatı bu yöndedir ve Savcılık da böyle bir yol tutturmuştur. Cumhuriyet Savcılığı soruşturmasında, katliamı planlayan ve başlatan örgütler üzerinde durmamış, saldırıyi Aziz NESİN’ın tahriklerine bağlamış ve iddianameyi, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası`na muhalefet temelinde hazırlamıştır. (Sivas Savcısının hazırladığı iddianame: Hazırlık 1993/2460, Sivas Asliye Ceza Mahkemesi) Ankara DGM Savcılarının 1 Nolu DGM’ye sunduğu iddianamede de, “Sivas’ta Pir Sultan Şenlikleri ve bu şenliklere katılan, bir konuşma da yapan, Aziz NESİN gibi dini inkâr etmekten öte, İslâm dinini küçültücü, aşağılayıcı bir kitabı da neşrettiren, Türk halkına aptal demekten çekinmeyen kişilerin davet edilmesi” gibi ifadelere yer verilmiştir. DGM Savcıları da, katliamı planlayanları ve başlatan örgütleri ortaya çıkarmaktan yana olmamış ve olayları Aziz NESİN’in tahrikine bağlamışlardır. Ankara 1 nolu DGM’ye sunulan iddianamede Sivas Katliamı şöyle anlatılmaktadır: “İDDİANAME: 02. 07. 1993 Cuma günü her yıl olduğu gibi Sivas`in Banaz Köyü’nde yapılmakta olduğu söylenilen Pir Sultan Abdal Şenlikleri’nin bu yıl Sivas şehrine dikilen Pir Sultan Abdal Abidesi’nin açılışı nedeniyle Sivas il merkezinde yapılmış olması, toplantıya İslam dünyasında tepki yaratan Şeytan Ayetleri Kitabı’nı Türkiye’de de yayınlayan Aziz Nesin’in davet edilmesinin, il içinde olumsuz bir ortamın doğmasına neden olduğu gözlenmiştir. Sivas ilinde yaşayan vatandaşların bu duruma hassasiyetlerini gösterecekleri ve bir büyük olayın geleceği önceden bilinmesi de bir yana, yasal ve emniyet tedbirlerinin bu tür olayları önlemede etkin bir çare olamayacağı açıktır... “İslam dünyasında tepki yaratan ‘Şeytan Ayetleri’ kitabının Türkiye’de yayınlanmasını yürüten ve Türk toplumunda sergilediği hareketleriyle hiç de iyi izlenim bırakmayan Aziz Nesin’in bu merasime (4. Pir Sultan Abdal şenliği) davet edilmesi, geleneksel olarak Pir Sultan Abdal Şenlikleri’nin her yıl Banaz Köyü’nde yapıldığını düşünürsek, bu şenliğin Sivas İl Merkezi’ne getirilmesi; kamu davasındaki bu olayı hazırlamıştır. “İşte 02. 07. 1993 gününün Cuma olması ve camilerden çıkan halkın, fanatik dincilerin yönlendirmesiyle, yetkililerce olayın önlenmesi için yeterli tedbirin alınmaması ve geciktirilmesi, “Ayrıca, fanatik toplulukça şenlikten bir gün önce il merkezinde yayınlanan gazetelerde açıklamalar yapılması ve halkı kışkırtan bildiriler dağıtılması; “Hele hele Aziz Nesin’in İslam Dini’ne karşı tutum ve davranışları ve açıklamaları; “Kapalı bir salonda düzenlenen toplantıda terör örgütü militanları için saygı duruşunda bulunulması; “Eylemin hazırlayıcı nedenleri arasında sayılabilir. Sivas ilinde meydana gelen bu vahim olay için de, ‘Bu şenlik neden İl Merkezi’nde yapılmıştır, neden Cuma gününe rastlatılmıştır, neden genelde halk tarafından hareketleri hiç de hoş karşılanmayan Aziz Nesin şenliğe davet edilmiş, kendisine konuşmalar yapma imkanı tanınmış, neden şenlikle hiç ilgisi olmayan terör örgütü militanları için saygı duruşunda bulunulmuştur?’ soruları cevapsız kalmaktadır. “Bir yanda ‘Marksist-Leninist’ düzene dayalı devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne yönelik oluşturulan yasa dışı terör örgütleri, özellikle PKK terör örgütünün; bir yanda fanatik dincilerin laik devlet düzenini cebren ilga edilip, yerine şeriat devlet düzeninin getirilmesine ilişkin; “... Çalışmaları Sivas olayında tahrik ve teşvik şeklinde görüntülenerek gövde ve güç gösterisi oluşturulmuştur. Olaydan bir gün önce sokağa dökülen Marksist-Leninist düzene dayalı, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne yönelik Dev-Sol, Dev-Genç, PKK terör örgütlerinin militanlarının katılmasıyla Sivas sokaklarında yapılan yürüyüş ve Aziz NESİN’in konuşmaları sergilediği tavrı, bir gün sonra meydana getirilecek olayların tahrikçisi olmuştur...” Ankara 1 Nolu DGM de gerekçeli kararında (E: 1993/106, K: 1994/190), saldırıyı ve katliamı Aziz NESİN’in tahrikine bağlayarak olaylarda bir örgüt aramanın gereksiz olduğuna karar vermiş, sanıkların cezasında da dörtte bir oranında indirim uygulamıştır. Oysa saldırının ve katliamın örgütlü olarak planlandığına dair tanık ifadeleri ve belgeler bulunmaktadır. Üstelik bunların tümü mahkemeye sunulmuştur. Olaylardan iki gün önce kentte, “Müslüman Kamuoyuna” başlıklı bir bildirinin dağıtıldığı biliniyordu. Şenliklerin birinci gününün akşamı, “Halkımıza Çağrı” başlığı taşıyan ikinci bir bildirinin dağıtıldığı da vurgulanmıştı. Malatya Valisi, saldırıdan bir gün önce bir otobüs dolusu Aczmendi militanının Malatya’dan Sivas’a geldiğini, basına söylemiştir. Yine daha önce aktardığımız gibi, şenliklerin birinci ve ikinci günleri, Sivas’taki yerel sağ basın organları (Hürdoğan, Bizim Sivas, Hakikat, Anadolu, Yeni Ülke vb.) dağıtılan bildirilerin içeriğine uygun ve tahrik edici yazılar yayımlamışlardır. Bu yazılı kaynaklara ek olarak, TBMM’nin olayla ilgili kurduğu Araştırma Komisyonu`na ifade veren çeşitli görevlilerin anlatımlarında da ilginç bilgiler vardir. Doğukan ÖNER: (Sivas Emniyet Müdürü) : “... Bu Perşembe günü de, Aziz NESİN Buriciye Medresesine gitmiş, Buriciye Medresesinde öğleye kadar kitap imzalamış, o akşama kadar belirli yerlerde gezmiş. O akşam çıkıp Madımak Oteli’ne gitmiş. Gece saat 21.00’de bir tek siyasi şubemizin korumasıyla birlikte yanında 8 kişi ile Madımak Oteli’nden çıkmışlar, Atatürk Caddesinden inmiş aşağıya; orada Sarayhan Restorantı var; Sarayhan Restorantına yaya gitmişler. Orada içki içtikten sonra da yine yaya olarak aynı ekiple o şekilde gitmişler. Yani ben şunu arz etmek istiyorum, yani olay bir tek Aziz NESİN’e yönelik olan bir hadise değildir. “... Bu işte kesin provokasyon vardır. Bu işte kesin dışarıdan gelme birtakım güçler vardır. İlk defa camiye gittiğim zaman o caminin ön tarafında belirli birtakım gruplar vardı... Ben o grupları Madımak önünde görmedim...” Mehmet YILDIZ (Sivas Emniyet Asayiş Müdürü): “Heykel getirildi, topluluğun önüne atıldı. Atılınca gerçekten insanlar artık çok çılgınca hareket ediyorlardı. Dişleriyle dahi ısıranları gördük, kafasını vuranları gördük... Paşa Camisinden anons edilince, diyelim ki 200 kişi pankart astı. Amerikan Bayrağını yaktılar...” Millet Partisi İl Başkanı: “Paşa Camisinde namaz bitmişti, bir kısım imamı beklemeden namaz biter bitmez dışarıda bir gürültü patırdı oldu... Amerikan Bayrağının yakılışını bizzat gördüm. Pankartı da cami duvarında asılı olarak gördük.” Dr. Hüseyin POLAT (Tabiblar Odası Başkanı): “Öncelikle bu saldırı devlete karşı yapıldı. Laik Cumhuriyete ve Atatürk’e karşı yapıldı. Belediye Başkanı Karamollaoglu, ‘Gazanız mübarek olsun’ diyerek manevi destek verdi.” Mehmet TALAY (Kültür Bakanlığı Sivas İl Müdürü): “Aziz NESİN Sivas’a ilk kez gelmedi. Aziz NESİN bundan yedi, sekiz ay veya bir sene kadar önce kitap imza gününe gelmişti. Sonra Aziz NESİN’in konuştuğu gün Perşembe günü, olaylar 24 saat sonra çıkıyor. Tepki olarak olsaydı aynı gün tepki olurdu...” Şakir ŞEKER (ANAP İl Başkanı): ”Caminin içinden insanlar çıkmaya başladığı anda, 20 veya 25 kişilik namazla hiç alakası olmayan ve namaz kılmayan bir grup, bahçede namaz kılan yere gelir ve bunlar bir pankart açarlar, arkasından da bir Amerikan Bayrağı ateşe verilir...” Yine kamu tanıklarından Emniyet görevlileri : İzzet KARADAĞ, Erol ÇÖL, Refik SUNGUR, Nazım GÜNAYDIN, Orhan Veli KARADAYI, Mehmet ÖZBEK, Ömer Faruk ÜNAL hazırlık ifadelerinde ve Mahkemedeki ifadelerinde saldırının ve katliamın organizeli olduğunu belirtirler. |
||