|
||
| Katilin Temizliği - Amelie Nothomb Özgün adı: Hygiene de L'Assassin Çeviri: Sosi Dolanoğlu Kapak ve Grafik Tasarım: Semih Sökmen Kitabın Baskıları: İlk Basım: Ocak 1994 SORU: Kitaplar savaştan daha zararlı, söz konusu kitapların yazarı da dünyayı savaşla tehdit eden bir devlet başkanından daha tehlikeli olabilir mi? CEVAP: O yazarın kitaplarını satın alan milyonlarca insan onları okusaydı, okuyup da anlasaydı, olabilirdi. SONUÇ: Yapmacığı okumadan okumaya kadar vardıran okurlar vardır; tıpkı balıkadamlar gibi dalgıç kıyafeti kuşanıp, üstlerini tek damla ıslatmadan kitapların içinden geçerler. Bunlar balıkokurlar olarak adlandırılabilir. Ve iki tür okuma vardır: iç organlarıyla okuma, temiz okuma. PEKİ YA SİZ? ETOBUR OKURLARDAN MISINIZ, VEJETARYEN OKURLARDAN MI? |
||
|
||
| "Kaç yaşında yazmaya başladınız?" "Tam bilemiyorum; defalarca başlayıp defalarca bıraktım. İlk defasında altı yaşındaydım, trajediler yazıyordum." "Altı yaşında trajediler mi?" "Evet, manzumdular. Zafiyet. Yedi yaşında bıraktım. Dokuz yaşında tekrar hasta düştüm, bu da bana birkaç ağıta mal oldu, bunlar da manzumdu. Nesiri hor görüyordum." "Çağımızın en büyük nesircilerinden birinden bunu duymak şaşırtıcı." "On bir yaşında yine bıraktım ve on sekiz yaşına kadar tek bir satır yazmadım." Gazeteci defterine not aldı: "T. iltifatları hiç karşı çıkmadan kabul ediyor." "Ya on sekiz yaşında?" "Tekrar başladım. Önceleri oldukça az yazıyordum, sonra giderek daha çok. Yirmi üç yaşında uzun mesafe hızıma ulaştım ve bunu otuz altı yıl boyunca korudum." "'Uzun mesafe hızım'la ne kastediyorsunuz?" "Bundan başka bir şey yapmadım yani. Durmaksızın yazıyordum, yemek yemek, tütün içmek ve uyumak dışında hiçbir faaliyetim yoktu." "Hiç sokağa çıkmaz mıydınız?" "Sadece mecbur kaldığım zaman." "Aslında kimse savaş sırasında ne yaptığınızı hiçbir zaman öğrenemedi." "Ben de." "Size inanmamı nasıl beklersiniz?" "Hakikat bu. Yirmi üç yaşından elli dokuz yaşına kadar günler birbirine öyle benziyordu ki. Bu otuz altı yılı olaylardan hemen hemen yoksun ve homojen, uzun bir yaşantı olarak hatırlıyorum; uyanıp yazıyordum, yazmayı bitirdiğimde yatmaya gidiyordum." "Ama yine de herkes gibi siz de savaşın etkilerine maruz kaldınız. Mesela yiyecek-içeceğinizi nasıl temin ediyordunuz?" Gazeteci, şişman adamın hayatındaki temel bir konuya değindiğini biliyordu. "Evet, o yıllar kötü yemek yediğimi hatırlıyorum." "Gördünüz mü!" "Bu bana dokunmadı. O dönemde oburdum ama damak tadım gelişmemişti. Ayrıca çok büyük miktarda puro yedeğim vardı." "Damak tadınız ne zaman gelişti?" "Yazmayı bıraktığımda. Eskiden buna vaktim yoktu." "Peki yazmayı neden bıraktınız?" "Elli dokuz yaşına girdiğimde bunun bittiğini hissettim." "Nasıl hissettiniz?" "Bilmiyorum. Menopoz gibi geliverdi. Bir romanı bitirmeden bıraktım. Bu çok iyi bir şeydir: Başarılı bir meslek hayatında, inanılır olmak için bitmemiş bir roman lazımdır. Yoksa size üçüncü sınıf yazar muamelesi yaparlar." "Yani, otuz altı yılınızı hiç ara vermeksizin yazmakla geçirdiniz ve akşamdan sabaha tek bir satır yok, öyle mi?" "Öyle." "Ondan sonraki yirmi dört yıl bounca ne yaptınız peki?" "Söyledim ya, damak tadımı geliştirdim." "Tam gün mü?" "Tam hız desek daha doğru olur." "Bunun dışında?" "Bu zaman alıyor biliyor musunuz? Bunun dışında, hemen hemen hiçbir şey. Klasikleri tekrar okudum. Ha, unutuyordum, televizyon aldım." "Nasıl? Siz televizyondan hoşlanıyor musunuz?" "Reklamlardan, sadece reklamlardan, buna bayılıyorum." "O kadar mı?" "Evet, reklamlar hariç televizyondan hoşlanmam." "Olağanüstü bir şey bu: Demek yirmi dört yılınızı yemek yiyerek ve televizyon seyrederek geçirdiniz?" "Hayır, ayrıca uyudum ve tütün içtim. Biraz da okudum." "Halbuki sizden söz edildiğini duymadığımız bir an bile olmadı." "Kabahat sekreterimin, şu mükemmel Ernest Gravelin'in. Çekmecelerimi boşaltmakla, yayıncılarımla görüşmekle, efsanemi oluşturmakla ve özellikle de beni rejime sokma umuduyla buraya hekim kafileleri getirmekle o ilgilenir." "Boşuna." "Allahtan öyle. Beni yemekten mahrum bırakmak için çok aptalca olurdu, çünkü, nihayetinde, kanserimin kökeninin beslenmeyle ilgisi yok." "Kökeni nedir peki?" "Esrarengiz, ama beslenmeyle ilgisi yok. Elzenviverplatz'a göre (şişman adam bu soyadını büyük bir zevkle telaffuz ediyordu) bunun nedenini doğumdan önce programlanmış genetik bir sapmada aramak gerekirmiş. Demek ki her şeyi yemekle hata etmemişim." "Yani doğuştan mı buna mahkûmdunuz?" "Evet bayım, gerçek bir trajedi kahramanı gibi. Bu yüzden de karşıma geçip insan özgürlüğünden bahsetmeye kalkmasınlar." "Fakat yine de seksen üç yıllık bir tecilden yararlandınız." "Tecil, evet çok doğru." "Bu seksen üç yıl boyunca özgür olduğunuzu inkâr edecek değilsiniz ya? Mesela yazmayabilirdiniz..." "Yoksa yazmış olduğum için bana sitemde mi bulunacaksınız?" "Söylemek istediğim bu değildi." "Ya. Yazık, sizi takdir etmeye başlayacaktım." "Yazmış olduğunuz için pişman değilsiniz herhalde?" "Pişman olmak mı? Ben pişman olmaktan acizim. Bir karamela ister misiniz?" "Hayır, teşekkürler." Romancı ağzına bir karamela attı ve gürültülü gürültülü çiğnedi. "Bay Tach, ölmekten korkuyor musunuz?" "Kesinlikle hayır. Ölüm pek büyük bir değişiklik olmasa gerek. Buna karşılık, acı çekmekten korkuyorum. Morfin stokladım, kendi kendime enjekte edebileceğim. Bu sayede korkmuyorum." "Ölümden sonraki hayata inanıyor musunuz?" "Hayır." "Öyleyse ölümün bir yok oluş olduğuna inanıyorsunuz?" "Daha önce yok olmuş bir şey nasıl yok edilebilir?" "Müthiş bir cevap bu." "Bu bir cevap değil." "Anlıyorum." "Size hayranım." "Yani demek istiyordum ki... (gazeteci, ifade güçlüğü çekiyormuş gibi yaparak, ne demek istediğini uydurmaya çalıştı) romancı sorular soran kişidir, onlara cevap veren değil." Ölüm sessizliği... |
||
|
||
| Aslında bu kitabın tanıtımını niye verdim bilmiyorum çünkü piyasada baskısı yok. Bu kitabı aylardır arıyorum, bakmadığı sahaf kalmadı. Biryerlerde birileri denk gelirse, haber verirse çok sevinirim arkadaslar... | ||