|
||
![]() Tengri teg Tengri'de bolmış, Türük Bilge Kagan. Bu ödke olurtum. Sabımın tüketi eşidgil; ulayu ini yigünüm, oglanım, birki oguşum, bodunum, birye şadapıt begler, yırya tarkat, buyruk begler, Otuz Tatar, ......... Tanrı gibi Tanrı'dan (=ancak kendine benzeyen Tanrı'dan) olmuş, Türk Bilge Kagan. Bu zamanda [tahta] oturdum. Sözümü tükenene dek işit; özellikle küçük erkek kardeşim, yiğenim, oğlum, bütün soyum, milletim, berideki şadapıt beğler, kuzeydeki tarkanlar, buyruk beğler, Otuz Tatar, ......... Tokuz Oguz begleri, bodunı. Bu sabımın edgüti eşid, katıgdı tingle: İlgerü kün togsıkka, birgerü kün ortusıngaru, kurıgaru kün batsıkınga, yırgaru tün ortusıngaru, anta içreki bodun kop manga körür. Bunça bodun Dokuz Oguz beğleri, milleti. Bu sözümü iyice işit, katıca dinle: İleride gün doğusuna, beride gün ortasına, batıda gün batısına, kuzeyde gece ortasına doğru, onun içindeki millet hep bana bağlıdır. Bunca milleti kop itdim. Ol amtı anyıg yok. Türük kagan Ötüken yış olursar, ilte bung yok. İlgerü Şantung yazıka tegi süledim, taluyka kiçig tegmedim; birgerü Tokuz Ersin'ke tegi süledim, Tüpüt'ke kiçig tegmedim. Kurıgaru Yinçü ögüz hep düzenledim. O şimdi kötü [durumda] değil. Türk kaganı Ötüken yışında (=ormanlı dağında) otursa, ilde (=devlette) sıkıntı yoktur. İleride Şantung ovasına değin ordu sevk ettim, denize ulaşmama az kaldı; beride Dokuz Ersin'e değin ordu sevk ettim, Tibet'e ulaşmama az kaldı. Batıda İnci ırmağını keçe Temir Kapıg'ka tegi süledim, yırgaru Yir Bayırku yiringe tegi süledim. Bunça yirke tegi yorıtdım. Ötüken yışda yig idi yok ermiş. İl tutsık yir, Ötüken yış ermiş. Bu yirde olurup Tabgaç bodun birle geçerek Demir Kapı'ya değin ordu sevk ettim, kuzeyde Yer Bayırku yerine değin ordu sevkettim. Bunca yere değin yürüttüm. Ötüken yışından daha iyisi yok imiş. İl tutacak (=devlet kuracak) yer, Ötüken yış imiş. Bu yerde oturup Çin milleti ile tüzültüm. Altun, kümüş, işgiti, kutay bungsuz ança birür. Tabgaç bodun sabı süçig, agısı yımşak ermiş. Süçig sabın, yımşak agın arıp ırak bodunug ança yagutır ermiş. Yagru kontukda kisre anyıg bilig anta öyür ermiş. düzeldim. Altın, gümüş, ipek, ipekliyi [şimdi] sıkıntısız öylece [bize] veriyor. Çin milletinin sözü tatlı, armağanı yumuşak imiş. Tatlı sözüyle, yumuşak armağanıyla aldatıp uzak milleti öylece yaklaştırır imiş. Yakına konduktan sonra kötülüğü o zaman düşünür imiş. Edgü bilge kişig, edgü alp kişig yorıtmaz ermiş. Bir kişi yangılsar oguşı, bodunı, bişükinge tegi kıdmaz ermiş. Süçig sabınga, yımşak agısınga arturup öküş Türük bodun öltüg. Türük bodun, ölsiking. Birye Çogay yış, Tögültün İyi bilge kişiyi, iyi alp (=cesur) kişiyi yürütmez imiş. Bir kişi yanılsa soyu, milleti, akrabasına değin barındırmaz imiş. Tatlı sözüne, yumuşak armağanına aldanıp çok Türk halkı öldü. Türk milleti, öleceksin. Beride Çogay yışına, Tögültün yazı konayın tiser, Türük bodun ölsikig. Anta anyıg kişi ança boşgurur ermiş: "Irak erser yablak agı birür, yaguk erser edgü agı birür" tip ança boşgurur ermiş. Bilig bilmez kişi. Ol sabıg alıp, yagru barıp, öküş kişi öltüg. ovasına konayım dersen, Türk milleti öleceksin. Orada kötü kişi şöyle öğretir imiş: "Uzak ise kötü mal verir, yakın ise iyi mal verir" deyip öylece öğretirmiş. [Ey] bilgi bilmez kişiler. O sözü alıp, yakına varıp, çok kişi öldünüz. Ol yirgerü barsar Türük bodun, ölteçi sen. Ötüken yir olurup arkış, tirkiş ısar, neng bungug yok. Ötüken yış olursar benggü il tuta olurtaçı sen. Türük bodun, tokurkak sen: Açsık, tosık ömez sen, bir todsar açsık ömez sen. Antagıngın O yere doğru varırsan Türk milleti, öleceksin. Ötüken yerinde oturup kervan, kafile gönderirsen, hiç sıkıntın olmaz. Ötüken yışında oturursan sonsuza dek il tutup oturacaksın. Türk milleti, tok gözlüsün: Açlık, tokluk düşünmezsin, bir doysan açlık düşünmezsin. Öyle olduğun üçün igidmiş kaganıngın sabın almatın, yir sayu bardıg. Kop anta alkıntıg, arıltıg. Anta kalmışı yir sayu kop toru, ölü yorıyur ertig. Tengri yarlıkadukın üçün, özüm kutum bar üçün kagan olurtum. Kagan olurup için [seni] doyurmuş kaganının sözünü almadın, her yere vardın. Hep orada mahvoldun, yok oldun. Orada [sağ] kalmış olanlarla her yere hep bitkin, ölü [gibi] yürüyor idiniz. Tanrı buyurduğu için, kendim kut'um (=ilahi lütfum) var [olduğu] için kagan [olarak tahta] oturdum. Kagan [olarak tahta] oturup yok, çıgany bodunug kop kubrattım. Çıgany bodunug bay kıltım, az bodunug öküş kıltım. Azu, bu sabımda igid bar gu? Türük begler, bodun, bunı eşiding! Türük bodun tirip il tutsıkıngın bunta urtum; yangılıp ölsikingin yime yok, yoksul milleti hep toplattım. Yoksul milleti zengin kıldım, az milleti çok kıldım. Yoksa, bu sözümde yalan var mı? Türk beğler, millet, bunu işitin! Türk milletinin derilip il tutacağını bunda vurdum; yanılıp öleceğini yine bunda urtum. Neng neng sabım erser benggü taşka urtum. Angar körü biling. Türük amtı bodun, begler, bödke körügme beglergü yangıltaçı siz? Men benggü taş tokıtdım. .......... Tabgaç kaganta bedizçi kelürtüm, bedizettim. Mening sabımın sımadı, bunda vurdum. Her ne sözüm varsa bengü taşa vurdum. Onu görüp bilin. Türk sadık milleti, beğleri, tahta itaat eden beğler yanılacak mısınız? Ben bengü taş yontturdum. ......... Çin kaganından sanatçı getirdim, süslettim. Benim sözümü kırmadı; Tabgaç kaganıng, içreki bedizçig ıttı. Angar adınçıg bark yaraturtum, için taşın adınçıg bediz urturtum. Taş tokıtdım. Köngülteki sabımın urturtum. .......... On Ok oglınga, tatınga tegi bunı körü biling. Benggü taş Çin kaganı, içteki (=saraydaki) sanatçılarını gönderdi. Ona bambaşka bark yarattırdım, içine dışına bambaşka süs vurdurdum. Taş yontturdum. Gönüldeki sözümü vurdurdum. ......... On Ok oğluna, yabancılara değin bunu görerek bilin. Bengü taş tokıtdım. Yaguk il erser, ança takı erig yirte irser; ança erig yirte benggü taş tokıtdım, bititdim. Anı körüp ança biling. Ol taşıg .......... tokıtdım. Bu bitig bitigme atısı Yollug Tigin. yontturdum. Yakın il olduğundan, öylece daha erişilir yerde olduğundan; öylece erişilir yerde bengü taş yontturdum, yazdırdım. Onu görüp öylece bilin. O taşı ......... yontturdum. Bu yazıyı yazan [Köl Tigin'in] yiğeni Yollug Tigin'dir. -------------------------------------------------------------------------------- DOĞU YÜZÜ Üze kök tengri, asra yagız yir kılıntukda, ikin ara kişi oglı kılınmış. Kişi oglınta üze eçüm, apam Bumın Kagan, İstemi Kagan olurmış. Olurupan Türük bodunıng ilin, törüsin tuta birmiş, iti birmiş. Üstte mavi gök, aşağıda yağız yer kılındıkta, ikisi arasında insan oğlu kılınmış. İnsan oğlunun üzerine atam, dedem Bumın Kagan, İstemi kagan [tahta] oturmuş. Oturarak Türk milletinin ilini (=devletini), töresini tutu vermiş, düzenleyi vermiş. Tört bulung kop yagı ermiş. Sü sülepen tört bulungdakı bodunug kop almış, kop baz kılmış. Başlıgıg yüküntürmiş, tizligig sökürmiş. İlgerü Kadırkan yışka tegi, kirü Temir Kapıg'ka tegi konturmış. İkin ara Dört bucak hep düşman imiş. Ordu sevk ederek dört bucaktaki milleti hep almış, hep bağlı kılmış. Başlıyı eğdirmiş, dizliyi çöktürmüş. İleride Kadırgan (=Kingan) yışına değin, geride Demir Kapı'ya değin kondurmuş. ikisi arasında idi oksuz Kök Türük, ança olurur ermiş. Bilge kagan ermiş, alp kagan ermiş. Buyrukı yime bilge ermiş erinç, alp ermiş erinç. Begleri yime, bodunı yime tüz ermiş. Anı üçün ilig ança tutmış erinç; ilig tutup törüg itmiş. Özi ança bağımsızlığa sahip Kök Türk, öylece oturur imiş. Bilge kagan imiş, alp kagan imiş. Buyrukı (=bakanı) yine bilge imiş kuşkusuz, alp imiş kuşkusuz. Beğleri yine, milleti yine düz (=dosdoğru) imiş. Onun için ili öylece tutmuş kuşkusuz; ili tutup töreyi düzenlemiş. Kendisi öylece kergek bolmış. Yogçı, sıgıtçı öngre kün togsıkda Bökli Çöllüg İl, Tabgaç, Tüpüt, Apar, Purum, Kırkız, Üç Kurıkan, Otuz Tatar, Kıtany, Tatabı bunça bodun kelipen sıgtamış, yoglamış. Antag külüg kagan ermiş. Anta kisre inisi kagan gerek olmuş (=ölmüş). Yasçı, ağlayıcı [olarak] önde gün doğusunda Bökli Çöllü İl, Çin, Tibet, Apar, Bizans, Kırgız, Üç Kurıkan, Otuz Tatar, Kıtany, Tatabı bunca millet gelerek ağlamış, yas tutmuş. Öyle ünlü kagan imiş. Ondan sonra küçük erkek kardeşi kagan bolmış erinç, oglıtı kagan bolmış erinç. Anta kisre inisi eçisin teg kılınmaduk erinç, oglı kangın teg kılınmaduk erinç. Biligsiz kagan olurmış erinç, yablak kagan olurmış erinç. Buyrukı yime biligsiz erinç, yablak ermiş erinç. olmuş kuşkusuz, oğlu kagan olmuş kuşkusuz. Ondan sonra küçük erkek kardeşi büyük kardeşi gibi kılınmamış kuşkusuz, oğlu babası gibi kılınmamış kuşkusuz. Bilgisiz kagan [tahta] oturmuş kuşkusuz, kötü kagan [tahta] oturmuş kuşkusuz. Buyrukı (=bakanı) yine bilgisiz imiş kuşkusuz, kötü imiş kuşkusuz. Begleri, bodunı tüzsüz üçün, Tabgaç bodun tebligin körlüg üçün, armakçısın üçün, inili eçili kingşürtükin üçün, begli bodunlıg yongşurtukın üçün Türük bodun illedük ilin ıçgınu ıdmış, Beğleri, halkı doğru olmadığı için, Çin milleti hilekar [ve] sahtekar olduğu için, aldatıcı olduğu için, küçük kardeşi büyük kardeşi birbirine düşürdüğü için, beği [ve] milleti kışkırtttığı için Türk milleti il yaptığı ilini elden çıkarmış, kaganladuk kaganın yitürü ıdmış. Tabgaç bodunka beglik urı oglın kul boltı, eşilik kız oglın küng boltı. Türük begler Türük atın ıttı, Tabgaçgı begler Tabgaç atın tutupan Tabgaç kaganka kagan yaptığı kaganını yitiri vermiş. Çin milletine beğlik [yapacak] erkek oğlu kul oldu, hanımlık [yapacak] kız oğlu cariye oldu. Türk beğleri Türk adını bıraktı, Çinli beğlerin Çin adını tutarak Çin kaganına körmiş. Elig yıl işig küçüg birmiş. İlgerü kün togsıkda Bökli kaganka tegi süleyü birmiş, kurıgaru Temir Kapıg'ka tegi süleyü birmiş. Tabgaç kaganka ilin, törüsin alı birmiş. Türük kara kamag bağlanmış. Elli yıl işi gücü vermiş. İleri gün doğusunda Bökli kaganına değin ordu sevk etmiş, batıda Demir Kapı'ya değin ordu sevk etmiş. Çin kaganına ilini, töresini alı vermiş. Türk kara kamu bodun ança timiş: "İllig bodun ertim, ilim amtı kanı? Kimke ilig kazganur men?" tir ermiş. "Kaganlıg bodun ertim, kaganım kanı? Ne kaganka işig küçüg birür men?" tir ermiş. Ança tip Tabgaç kaganka yagı bomış. halkı şöyle demiş: "İlli millet idim, ilim şimdi hani? Kime il kazanırım?" der imiş. "Kaganlı millet idim, kaganım hani? Ne kagana işi gücü veririm?" der imiş. Öyle deyip Çin kaganına düşman olmuş. Yagı bolup itinü, yaratunu umaduk, yana içikmiş. Bunça işig küçüg birtükgerü sakınmatı "Türük bodun ölüreyin, urugsıratayın" tir ermiş. Yokadu barır ermiş. Üze Türük Tengrisi, Türük ıduk yiri, Düşman olup [kendini] düzene, tertibe sokmadığından, gene [Çin'e] bağlanmış. [Çinliler] bunca işi gücü verdiğini düşünmeden "Türk milletini öldüreyim, soyunu kurutayım" der imiş. [Türk milleti] yok olmaya varırmış. Üstte Türk Tanrısı, Türk kutsal yeri, subı ança itmiş: Türük bodun yok bolmazun tiyin, bodun bolçun tiyin kangım İltiriş Kagan'ıg, ögüm İlbilge Katun'ug; Tengri, töpüsinte tutup yügerü kötürmiş erinç. Kangım kagan yiti yigirmi erin taşıkmış. Taşra suyu şöyle etmiş: Türk milleti yok olmasın diye, millet olsun diye babam İltiriş Kagan'ı, anam İlbilge Katun'u; Tanrı, tepesinden tutup yükseğe götürmüş kuşkusuz. Babam kagan on yedi eriyle dışarı çıkmış. Dışarı yorıyur tiyin kü eşidip balıkdakı tagıkmış, tagdakı inmiş. Tirilip yitmiş er bolmış. Tengri küç birtük üçün kangım kagan süsi böri teg ermiş, yagısı kony teg ermiş. İlgerü kurıgaru sülep tirmiş, kubratmış. Kamagı yürüyor diye haber işitip kentteki dağa çıkmış, dağdaki inmiş. Derilip yetmiş er olmuş. Tanrı güç verdiği için babam kaganın ordusu kurt gibi imiş, düşmanı koyun gibi imiş. İleri geri ordu sevk edip dermiş, yığmış. Hepisi yiti yüz er bolmış. Yiti yüz er bolup ilsiremiş, kagansıramış bodunug, küngedmiş, kuladmış bodunug, Türük törüsün ıçgınmış bodunug eçüm-apam törüsinçe yaratmış, boşgurmış. Tölis, Tarduş bodunug anta itmiş. yedi yüz er olmuş. Yedi yüz er olup ilsizleşmiş, kagansızlaşmış milleti, cariyeleşmiş, kullaşmış milleti, Türk töresini bırakmış milleti atam-dedem töresince yaratmış, eğitmiş. Tölis, Tarduş halkını orada düzenlemiş. Yabgug, şadıg anta birmiş. Birye Tabgaç bodun yagı ermiş, yırya Baz Kagan, Tokuz Oguz bodun yagı ermiş. Kırkız, Kurıkan, Otuz Tatar, Kıtany, Tatabı kop yagı ermiş. Kangım kagan bunça ......... Yabguyu, şadı orada vermiş. Güneyde Çin milleti düşman imiş, kuzeyde Baz Kagan, Dokuz Oguz halkı düşman imiş. Kırgız, Kurıkan, Otuz Tatar, Kıtay, Tatabı hep düşman imiş. Babam kagan bunca ......... Kırk artukı yiti yolı sülemiş, yigirmi süngüş süngüşmiş. Tengri yarlıkaduk üçün illigig ilsiretmiş, kaganlıgıg kagansıratmış. Yagıg baz kılmış. Tizligig sökürmiş, başlıgıg yüküntürmiş. Kangım kagan ança ilig, Kırk yedi kez ordu sevk etmiş, yirmi savaş savaşmış. Tanrı buyurduğu için iliyi ilsizletmiş, kaganlıyı kagansızlatmış. Düşmanı bağlı kılmış. Dizliyi çöktürmüş, başlıyı eğdirmiş. Babam kagan öylece ili, törüg kazganıp uça barmış. Kangım kaganka başlayu Baz Kagan'ıg balbal tikmiş. Ol törüde üze eçim kagan olurtı. Eçim kagan olurupan Türürk bodunug yiçe itdi, igitti. Çıganyıg bay kıltı, azıg öküş kıltı. töreyi kazanıp uca varmış (=ölmüş). [Amcam], babam kagana önce Baz Kagan'ı balbal [olarak] dikmiş. O töreye göre amcam kagan [tahta] oturdu. Amcam kagan oturarak Türk milletini yüce etti, doyurdu. Yoksulu zengin kıldı, azı çok kıldı. Eçim kagan olurtukda özüm, Tarduş bodun üze şad ertim. Eçim kagan birle ilgerü Yaşıl ögüz, Şantung yazıka tegi süledimiz, kurıgaru Temir Kapıg'ka tegi süledimiz. Kögmen aşa Kırkız yiringe tegi süledimiz. Amcam kagan [tahta] oturduğunda kendim, Tarduş halkı üzerine şad idim. Amcam kagan ile ileri Yeşil ırmak, Şantung ovasına değin ordu sevk ettik, batıda Demir Kapı'ya değin ordu sevk ettik. Kögmen'i aşarak Kırgız yerine değin ordu sevk ettik. Kamagı biş otuz süledimiz, üç yigirmi süngüşdümiz. İlligig ilsiretdimiz, kaganlıgıg kagansıratdımız. Tizligig sökürtümiz, başlıgıg yüküntürtümiz. Türgiş kagan Türük'ümiz, bodunumız erti. Bilmedükin Toplam yirmi beş [kez] ordu sevk ettik, yirmi üç [kez] savaştık. İlliyi ilsizleştirdik, kaganlıyı kagansızlaştırdık. Dizliyi çöktürdük, başlıyı eğdirdik. Türgiş kaganı Türk'ümüz, milletimiz idi. Bilmediği üçün, bizinge yangıltukın üçün kaganı ölti, buyrukı, begleri yime ölti. On Ok bodun emgek körti. Eçümiz-apamız tutmış yir, sub idisiz bolmazun tiyin Az bodunug itip, yaratıp ......... için, bize [karşı] yanıldığı için kaganı öldü, buyruğu (=bakanı), beğleri yine öldü. On Ok halkı zahmet gördü. Atamız-dedemizin tutmuş [olduğu] yer, su sahipsiz olmasın diye Az halkını düzenleyip, yaratıp ......... Bars beg erti. Kagan at bunta biz birtimiz. Singilim konçuyug birtimiz. Özi yangıltı. Kaganı ölti, bodunı küng, kul boltı. Kögmen yir, sub idisiz kalmazun tiyin Az, Kırkız bodunug yaratıp keltimiz. Süngüşdümiz. ......... ilin Bars beğ idi. Kagan adını burda biz verdik. Bacım konçuyu (=prensesi) [eş olarak] verdik. Kendisi yanıldı. Kaganı öldü, halkı cariye, kul oldu. Kögmen yeri, suyu sahipsiz kalmasın diye Az [ve] Kırgız halkını örgütleyip geldik. Savaştık. ......... ilini yana birtimiz. İlgerü Kadırkan yışıg aşa bodunug ança konturtumız, ança itdimiz. Kurıgaru Kengü Tarman'ka tegi Türük bodunug ança konturtumız, ança itdimiz. Ol ödke kul kullug bolmış erti, küng künglüg bolmış erti. geri verdik. İleri Kadırgan yışını aşarak milleti öylece kondurduk, öylece düzenledik. Batıda Kengü Tarman'a değin Türk milletini öylece kondurduk, öylece düzenledik. O zamanda kul kullu olmuş idi, cariye cariyeli olmuş idi. Ança kazganmış, itmiş ilimiz, törümiz erti. Türük, Oguz begleri, bodun eşiding! Üze tengri basmasar, asra yir telinmeser; Türük bodun ilingin, törüngin kim artatı, udaçı erti? Türük bodun ertin, Onca kazanılmış, düzenlenmiş ilimiz, töremiz vardı. Türk, Oguz beğleri, milleti işitin! Üstte gök basmasa, altta yer delinmese; Türk milleti ilini, töreni kim yıkabilir, bozabilir idi? Türk milleti vazgeç, ökün! Küregüngin üçün igidmiş bilge kaganıngın, ermiş barmış edgü ilinge kentü yangıltıg, yablak kigürtüg. Yaraklıg kantan kelip yanya iltdi? Süngüglüg kantan kelipen süre iltdi? Iduk Ötüken yış bodun, bardıg. İlgerü barıgma pişman ol! Disiplinsizliğin yüzünden [seni] doyurmuş bilge kaganına, bağımsız [ve] müreffeh iline kendin yanıldın, kötü davrandın. Silahlı nereden gelip [seni] dağıtıp gönderdi? Süngülü nereden gelerek [seni] sürüp gönderdi. Kutsal Ötüken yışının milleti, vardın. İleri varanınız bardıg, kurıgaru barıgma bardıg. Barduk yirde edgüg ol erinç: Kanıng subça yögürti, süngüküng tagça yatdı. Beglik urı oglung kul boltı, eşilik kız oglung küng boltı. Bilmedük üçün, yablakıngın üçün eçim kagan uça bardı. vardı, batıya varanınız vardı. Vardığın yerde iyiliğin şu oldu kuşkusuz: Kanın suca yöğürdü, kemiğin dağca yattı. Beğlik erkek oğlun kul oldu, hanımlık kız oğlun cariye oldu. Bilmediğin için, kötülüğün için amcam kagan uca vardı (=öldü). Başlayu Kırkız kaganıg balbal tikdim. Türük bodunug atı, küsi yok bolmazun tiyin kangım kaganıg, ögüm katunug kötürmiş Tengri, il birigme Tengri; Türük bodun atı, küsi yok bolmazun tiyin özümin ol Tengri Önce Kırgız kaganını balbal diktim. Türk milletinin adı, sanı yok olmasın diye babam kaganı, anam hatunu yükseltmiş Tanrı, il veren Tanrı; Türk milletinin adı, sanı yok olmasın diye kendimi o Tanrı kagan olurtdı erinç. Neng yılsıg bodunka olurmadım. İçre aşsız, taşra tonsuz, yabız yablak bodunta üze olurtum. İnim Köl Tigin birle sözleşdimiz. Kangımız, eçimiz kazganmış bodun atı, küsi yok bolmazun kagan [olarak tahta] oturttu kuşkusuz. Hiç de varlıklı [bir] millete oturmadım. İçte aşsız, dışta giyimsiz, perişan [ve] kötü millet üzerine oturdum. Küçük erkek kardeşim Köl Tigin ile sözleşdik. Babamızın, amcamızın kazanmış [olduğu] milletin adı, sanı yok olmasın tiyin, Türük bodun üçün tün udımadım, küntüz olurmadım. İnim Köl Tigin birle, iki şad birle ölü yitü kazgantım. Ança kazganıp birki bodunug ot, sub kılmadım. Men özüm kagan olurtukuma, yir sayu diye, Türk milleti için gece uyumadım, gündüz oturmadım. Küçük erkek kardeşim Köl Tigin ile, iki şad ile öle yite kazandım. Öylece kazanıp birleşik milleti ateş, su [gibi birbirine düşman] kılmadım. Ben kendim kagan oturduğumda, her yere barmış bodun ölü yitü, yadagın yalangın yana kelti. Bodunug igideyin tiyin yırgaru Oguz bodun tapa, ilgerü Kıtany, Tatabı bodun tapa, birgerü Tabgaç tapa ulug sü iki yigirmi süledim. ......... süngüşdüm. Anta varmış halk öle yite, yaya [ve] çıplak dönüp geldi. Milleti doyurayım diye kuzeyde Oguz halkına doğru, ileride Kıtay, Tatabı milletine doğru, beride Çin'e doğru ulu orduyu on iki [kez] sevk ettim. ......... savaştım. Ondan kisre Tengri yarlıkazu, kutum bar üçün, ülügüm bar üçün ölteçi bodunug tirgürü igittim. Yalang bodunug tonlug, çıgany bodunug bay kıltım. Az bodunug öküş kıltım; ıgar illigde, ıgar kaganlıgda yig kıltım. Tört bulungdakı sonra Tanrı esirgesin, kutum (=ilahi lütfum) var [olduğu] için, kısmetim var [olduğu] için ölecek milleti diriltip doyurdum. Çıplak milleti giyimli, yoksul milleti zengin kıldım. Az milleti çok kıldım; güçlü illiden, güçlü kaganlıdan yeğ (=daha üstün) kıldım. Dört bucaktaki bodunug kop baz kıltım, yagısız kıltım. Kop manga körti; işig küçüg birür. Bunça törüg kazganıp inim Köl Tigin özi ança kergek boltı. Kangım kagan uçdukda, inim Köl Tigin yiti yaşda kaltı. ......... milleti hep bağlı kıldım, düşmansız kıldım. Hep bana itaat etti; işi gücü [bana] veriyor. Bunca töreyi kazanıp küçük erkek kardeşim Köl Tigin kendisi öylece gerek oldu (=öldü). Kangım kagan uçtukta (=öldükte), küçük erkek kardeşim Köl Tigin yedi yaşında kaldı. ......... Omay teg ögüm katun kutınga, inim Köl Tigin er at bultı. Altı yigirmi yaşınga eçim kagan ilin, törüsin ança kazgantı: Altı Çub Sogdak tapa süledimiz, bozdumız. Tabgaç Ong Tutuk, biş tümen sü kelti; süngüşdümiz. Omay gibi anam hatunun kut'una (=ilahi lütfuna), inim Köl Tigin er adı aldı. On altı yaşında amcam kaganın ilini, töresini şöylece kazandı: Altı Çub Sogdak'a doğru ordu sevk ettik, bozduk. Çinli Ong Vali, beş tümen ordu [ile] geldi; savaştık. Köl Tigin yadagın oplayu tegdi. Ong Tutuk yurçın, yaraklıg eligin tutdı, yaraklıgdı kaganka ançuladı. Ol süg anta yok kışdımız. Bir otuz yaşınga Çaça Sengün'ke süngüşdümiz. Eng ilki Tadık'ıng Çor'ıng boz atıg binip tegdi. Ol at anta Köl Tigin yayan atılıp saldırdı. Ong Vali'nin kaynını, silahlı eliyle tuttu, silahlı olarak kagana sundu. O orduyu orada yok kıldık. Yirmi bir yaşında Çaça General'le savaştık. En ilkin Tadık'ın Çor'un boz atına binip saldırdı. O at orada ölti. İkinti, Işbara Yamtar boz atıg binip tegdi. Ol at anta ölti. Üçünç, Yigen Silig Beg'ing kedimlig torug at binip tegdi. Ol at anda ölti. Yarıkında, yalmasında yüz artuk okun urtı. Yüzinge, başınga bir tegmedi. ......... öldü. İkinci, Işbara Yamtar'ın boz atına binip saldırdı. O at orada öldü. Üçüncü, Yiğen Silig Beğ'in giyimli doru atına binip saldırdı. O at orada öldü. Zırhına, kaftanına yüzden fazla ok vurdu. Yüzüne, başına bir [tane bile] değmedi. ......... Tegdükin Türük begler kop bilir siz. Ol süg anta yok kışdımız. Anta kisre Yir Bayırku Ulug İrkin yagı boltı. Anı yanyıp Türgi Yargun költe bozdumız. Ulug İrkin azkınya erin tezip bardı. Köl Tigin altı otuz Saldırdığını Türk beğleri hep bilirsiniz. O orduyu orada yok kıldık. Ondan sonra Yer Bayırku Uluğ İrkin düşman oldu. Onu dağıtıp Türgi yargun gölünde bozduk. Uluğ İrkin azıcık eriyle kaçıp gitti. Köl Tigin yirmi altı yaşınga Kırkız tapa süledimiz. Süngüg batımı karıg söküpen Kögmen yışıg toga yorıp Kırkız bodunug uda basdımız. Kaganın birle Songa yışda süngüşdümiz. Köl Tigin, Bayırku'nıng ak adgırıg yaşında [iken] Kırgız'a doğru ordu sevk ettik. Süngü batımı karı sökerek Kögmen yışına doğru yürüyüp Kırgız halkını uykuda bastık. Kaganı ile Songa yışında savaştık. Köl Tigin, Bayırku'nun ak aygırına binip, oplayu tegdi. Bir erig okun urtı, iki erig udşuru sançdı. Ol tegdükde, Bayırku'nıng ak adgırıg udlıkın sıyu urtı. Kırkız kaganın ölürtümiz, ilin altımız. Ol yılka Türgiş tapa, Altun yışıg binip, atılıp saldırdı. Bir eri okuyla vurdu, iki eri kovalayarak kargıladı. O saldırdığında, Bayırku'nun ak aygırının uyluğunu kırıp vurdular. Kırgız kaganını öldürdük, ilini aldık. O yılda Türgiş'e doğru, Altın (=Altay) yışını toga, İrtiş ögüzüg keçe yorıdımız. Türgiş bodunug uda basdımız. Türgiş kagan süsi Bolçu'da otça, borça kelti. Süngüşdümiz. Köl Tigin, başgu boz at binip tegdi. Başgu boz k......... aşarak, İrtiş ırmağını geçerek yürüdük. Türgiş halkını uykuda bastık. Türgiş kaganının ordusu Bolçu'da ateşçe, boraca geldi. Savaştık. Köl Tigin, başı boz ata binip saldırdı. Başı boz ......... tutuztı, ikisin özi altızdı. Anta yana kirip Türgiş kagan buyrukı Az Tutuk'ug eligin tutdı. Kaganın anta ölürtümiz, ilin altımız. Kara Türgiş bodun kop içikdi. Ol bodunug Tabar'da konturtumız. ......... tutturdu, ikisini kendisi aldı. Orada yine [düşman içine] girip Türgiş kaganının buyruğu (=bakanı) Az Vali'yi eliyle tuttu. Kaganını orada öldürdük, ilini aldık. Kara Türgiş halkı hep tâbi oldu. O halkı Tabar'da kondurduk. ......... Sogdak bodun iteyin tiyin Yinçü ögüzüg keçe Temir Kapıg'ka tegi süledimiz. Anta kisre kara Türgiş bodun yagı bolmış; Kengeres tapa bardı. Bizing sü atı toruk, azukı yok erti. Yablak kişi er......... Sogdak milletini düzenleyeyim diye İnci ırmağını geçerek Demir Kapı'ya değin ordu sevk ettik. Ondan sonra kara Türgiş halkı düşman olmuş; Kengeres'e doğru vardı. Bizim ordunun atı zayıf, azığı yok idi. Kötü kişi er......... alp er bizinge tegmiş erti. Antag ödke ökünüp Köl Tigin'ig az erin irtürü ıttımız. Ulug süngüş süngüşmiş. Alp Şalçı ak atın binip tegmiş. Kara Türgiş bodunug anta ölürmiş, almış. Yana yorıp ......... alp er bize saldırmış idi. Öyle zamanda pişman olup Köl Tigin'i az eriyle eriştirip gönderdik. Büyük [bir] savaş savaşmış. Alp Şalçı [adlı] ak atına binip saldırmış. Kara Türgiş halkını orada öldürmüş, almış. Gene yürüyüp ......... -------------------------------------------------------------------------------- KUZEY YÜZÜ ......... birle, Koşu Tutuk birle süngüşmiş. Erin kop ölürmiş. Ebin, barımın kalısız kop kelürti. Köl Tigin, yiti otuz yaşınga Karluk bodun erür barur erkli yagı boltı. Tamag ıduk başda süngüşdümiz. ......... ile, Koşu Vali ile ile savaşmış. Erini hep öldürmüş. Evini, malını eksiksiz hep getirdi. Köl Tigin, yirmi yedi yaşında [iken] Karluk halkı özgür [ve] bağımsız [bir] düşman oldu. Tamag'ın kutsal başında (=doruğunda) savaştık. Köl Tigin ol süngüşde otuz yaşayur erti. Alp Şalçı akın binip, oplayu tegdi. İki erig udşuru sançdı. Karlukug ölürtümiz, altımız. Az bodun yagı boltı. Kara költe süngüşdümiz. Köl Tigin bir kırk yaşayur erti. Alp Şalçı akın Köl Tigin o savaşta otuz [yaşını] yaşıyor idi. Alp Şalçı [adlı] ak atına binip, atılıp saldırdı. İki eri kovalayıp kargıladı. Karluk'u öldürdük, aldık. Az milleti düşman oldu. Kara gölde savaştık. Köl Tigin otuz bir [yaşını] yaşıyor idi. Alp Şalçı [adlı] ak atına binip, oplayu tegdi. Az ilteberig tutdı. Az bodun anta yok boltı. Eçim kagan ili kamşag boltukınta, bodun ilig ikegü boltukınta İzgil bodun birle süngüşdümiz. Köl Tigin, Alp Şalçı akın binip, binip, atılıp saldırdı. Az ilteberini tuttu. Az milleti orada yok oldu. Amcam kaganın ili karmaşık olduğunda, halk [ve] hükümdar [arasında] ikilik olduğunda İzgil halkı ile savaştık. Köl Tigin, Alp Şalçı [adlı] ak atına binip, oplayu tegdi. Ol at anta tüşdi. İzgil bodun ölti. Tokuz Oguz bodun, kentü bodunum erti. Tengri yir bulgakın üçün yagı boltı. Bir yılka biş yolı süngüşdümiz. Eng ilk Togu balıkda süngüşdümiz. atılıp saldırdı. O at orada düştü. İzgil halkı öldü. Dokuz Oguz milleti, kendi milletim idi. Gök [ve] yer bulandığı için düşman oldu. Bir yılda beş kez savaştık. En ilk Togu kentinde savaştık. Köl Tigin, Azman akıg binip, oplayu tegdi. Altı erig sançdı. Sü tegişinte yitinç erig kılıçladı. İkinti, Koşulgak'da Ediz birle süngüşdümiz. Köl Tigin, Az yagızın binip, oplayu tegip bir erig sançdı, Köl Tigin, Azman [adlı] ak atına binip, atılıp saldırdı. Altı eri kargıladı. Ordu saldırdığında yedinci eri kılıçladı. İkinci, Koşulgak'ta Ediz ile savaştık. Köl Tigin Azman [adlı] yağız atına binip, atlayıp saldırıp bir eri kargıladı, tokuz erig egire tokıdı. Ediz bodun anta ölti. Üçünç, Bolçu'da Oguz birle süngüşdümiz. Köl Tigin, Azman akıg binip tegdi, sançdı. Süsin sançdımız, ilin altımız. Törtünç, Çuş başında süngüşdümiz. Türük dokuz eri evirerek dövdü. Ediz halkı orada öldü. Üçüncü, Bolçu'da Oguz ile savaştık. Köl Tigin, Azman [adlı] ak atına binip saldırdı, kargıladı. Ordusunu kargıladık, ilini aldık. Dördüncü, Çuş başında savaştık. Türk bodun adak kamşatdı. Yablak boltaçı erti. Oza kelmiş süsin Köl Tigin agıtıp, Tongra bir oguş alpagu on erig, Tonga Tigin yogınta egirip ölürtümiz. Bişinç, Ezgenti Kadız'da Oguz birle süngüşdümiz. Köl Tigin, milletinin ayağı titredi. Perişan olacak idi. Hızla gelmiş ordusunu Köl Tigin püskürtüp, Tongra'lardan bir gurup yiğit on eri, Tonga Tigin'in yogunda (=cenaze töreninde) evirip öldürdük. Beşinci, Ezgenti Kadız'da Oguz ile savaştık. Köl Tigin, Az yagızın binip tegdi. İki erig sançdı, balıkka basıkdı. Ol sü anta ölti. Amga korgan kışlap yazınga Oguz'garu sü taşıkdımız. Köl Tigin ebig başlayu kıttımız. Oguz yagı ordug basdı. Köl Tigin, Az [adlı] yagız atına binip saldırdı. İki eri kargıladı, çamura bastırdı. O ordu orada öldü. Amga kalesinde kışlayıp ilkbaharda Oguz'a doğru ordu çıkardık. Köl Tigin'i evin (=karargâhın) başında bıraktık. Oguz düşmanı karargâhı bastı. Köl Tigin, Ögsüz akın binip tokuz eren sançdı, ordug birmedi. Ögüm katun ulayu öglerim, ekelerim, kelingünüm, konçuylarım, bunça yime tirigi küng boltaçı erti. Ölügi yurtda, yolta yatu kaltaçı ertigiz. Öksüz [adlı] ak atına binip dokuz eri kargıladı, karargâhı vermedi. Anam hatun başta [olmak üzere] analarım, ablalarım, gelinlerim, konçuylarım (=prenseslerim), bunca diri kalanlar cariye olacak idi. Ölenler yurtta, yolda yata kalacak idiniz. Köl Tigin yok erser kop ölteçi ertigiz. İnim Köl Tigin kergek boltı. Özüm sakıntım. Körür közüm körmez teg, bilir biligim bilmez teg boltı. Özüm sakıntım. Öd, Tengri yasar. Kişi oglı kop ölgeli törimiş. Köl Tigin olmasaydı hep ölecek idiniz. Küçük erkek kardeşim Köl Tigin gerek oldu (=öldü). Kendim düşündüm. Görür gözüm görmez gibi, bilir bilgim bilmez gibi oldu. Kendim düşündüm. Zamanı, Tanrı belirler. İnsan oğlu hep ölümlü türemiş. Ança sakıntım. Közde yaş kelser tıda, köngülte sıgıt kelser yanturu sakıntım. Katıgdı sakıntım. İki şad ulayu ini yigünüm, oglanım, beglerim, bodunum közi, kaşı yablak boltaçı tip sakıntım. Yogçı, sıgıtçı Kıtany, Tatabı bodun başlayu Öylece düşündüm. Gözden yaş gelse engel olarak, gönülden ağlamak gelse geri çevirerek düşündüm. Katıca düşündüm. İki şad başta olmak üzere küçük erkek kardeş [ve] yiğenim, oğlum, beğlerim, milletimin gözü, kaşı kötü olacak deyip düşündüm. Yasçı, ağlayıcı [olarak] Kıtay, Tatabı milletinin başında Udar Sengün kelti. Tabgaç kaganta İsiyi Likeng kelti; bir tümen agı, altun, kümüş kergeksiz kelürti. Tüpüt kaganta Bölön kelti. Kurya, kün batsıkdakı Sogd, Berçik er, Bukarak uluş bodunta Enik Sengün, Ogul Tarkan kelti. Udar General geldi. Çin kaganından İsiyi Likeng geldi; bir tümen hazine, altın, gümüşü gereğinden çok getirdi. Tibet kaganından Bölön geldi. Batıda, gün batısındaki Sogd, İranlı, Buhara ülkesi halkından Enik General, Oğul Tarkan geldi. On Ok oglum Türgiş kaganta Makaraç Tamgaçı, Oguz Bilge Tamgaçı kelti. Kırkız kaganta Tarduş Inançu Çor kelti. Bark itgüçi, bediz yaratıgma, bitig taş itgüçi Tabgaç kagan çıkanı Çang Sengün kelti. On Ok oğlum Türgiş kaganından Makaraç Damgacı, Oguz Bilge Damgacı geldi. Kırgız kaganından Tarduş Inançu Çor geldi. Bark yapıcı, süs yaratıcı, bitig taş yapıcı [olarak] Çin kaganının yiğeni Çang General geldi. -------------------------------------------------------------------------------- KUZEYDOĞU YÜZÜ Köl Tigin kony yılka, yiti yigirmike uçdı. Tokuzunç ay, yiti otuzka yog ertürtümiz. Barkın, bedizin, bitig taşın biçin yılka, yitinç ay, yiti otuzka kop alkdımız. Köl Tigin özi kırk artukı yiti yaşınga bulut bustadı. Taş, bark itgüçig, bunça bedizçig Toygun İlteber kelürti. Köl Tigin koyun yılında, on yedide uçtu (=öldü). Dokuzuncu ay, yirmi yedide yog (=cenaze töreni) düzenledik. Barkını, süslemelerini, bitig taşını maymun yılında, yedinci ay, yirmi yedide hep kutsadık. Köl Tigin kendisi kırk yedi yaşında bulut çöktürdü. Taş, bark yapıcı, bunca sanatçıyı Toygun İlteber getirdi. -------------------------------------------------------------------------------- GÜNEYDOĞU YÜZÜ Bunça bitig bitigme: Köl Tigin atısı Yollug Tigin, bitidim. Yigirmi kün olurup bu taşka, bu tamka kop Yollug Tigin, bitidim. Igar oglanıngızda, taygunungızda yigdü igidür ertigiz. Uça bardıgız. Tengride, tirigdekiçe ......... Bunca yazıyı yazan: Köl Tigin'in yiğeni Yollug Tigin, [ben] yazdım. Yirmi gün oturup bu taşa, bu duvara hep Yollug Tigin, [ben] yazdım. [Bizi] değerli oğlunuzdan, evladınızdan daha iyi doyuruyor idiniz. Uca vardınız (=öldünüz). Gökte, yaşamdaki gibi ......... -------------------------------------------------------------------------------- GÜNEYBATI YÜZÜ Köl Tigin'ing altunın, kümüşin, agışın, barımın, tört bing yılkısın ayıgma Tuygut bu ......... begim tigin yügerü tengri bolça ......... taş bitidim. Yollug Tigin ......... Köl Tigin'in altınını, gümüşünü, hazinesini, malını, dört binlik at sürüsünü yöneten Tuygut ......... beğim tigin (=prens) yukarıda gök ......... taş yazdım. Yollug Tigin ......... -------------------------------------------------------------------------------- BATI YÜZÜ Kurdın Sogd örti. İnim Köl Tigin ......... ölü yitü işig küçüg birtük üçün Türük Bilge Kagan ayukınga, inim Köl Tigin'ig küzedü olurtum. Inançu Apa Yargan Tarkan atıg birtim. Anı ögtürtüm. Batıdan Sogd ayaklandı. Küçük erkek kardeşim Köl Tigin ......... öle yite işi gücü verdiği için Türk Bilge Kagan mülküne, küçük erkek kardeşim Köl Tigin'i gözeterek oturdum. Inançu Apa Yargan Tarkan adını verdim. Onu övdürdüm. |
||
|
||
| Bu metinde orjinal dil korunmuşsa -öyle gözüküyor-çok ilginç olan şu ki hala oldukça fazla anlayabiliyoruz,değişim aradaki yıllar ve yollar düşünülürse çok az,bir çok dilin nerdeyse sırf 50 yılda değişimi düşünülürse. | ||
|
||
| Eski Türk dilinin yapısı,bu zamana nasıl geldiğiyle ilgili detaylı bilgisi olan arkadaşlar varsa ve eklerlerse-herhalde bu topik uygundur- sevinirim. | ||
|
||
| Ben bir makale ekliyorum.-topik uygun forum başlığı uygunsuz gelse de- Makaleler TÜRKÇEDEKİ EKLERİN KÖKENİ Prof. Dr. Vecihe Hatiboğlu Türkçedeki eklerin meydana gelmesinde, başlıca üç yolun etkili olduğu anlaşılmaktadır. Bazı ekler başlangıçta ayrı sözcükler oldukları halde, kullanılış ve anlam zorunluluğu ile zamanla ek durumuna geçmektedirler. Bu düşünce eklerin bir kısmı için kolayca ispatlanabilir. "i-" ünlüsüyle başlayan bazı sözcük kökleri kullanılış durumuna göre kolayca ekleşmektedir. "ile" sözcüğü, günümüzde hem ayrı sözcük olarak, hem de ek olarak kullanılmaktadır, "eli ile = eliyle, taş ile = taşla" örneklerinde olduğu gibi. Ekeylemlerin bütün çekimleri de hem ayrı sözcük olarak hem de ek olarak kullanılmaktadır: "gelmiş idi, gelmiş-ti; gelir idi, gelir-di; ne ise, ne-y-se" gibi. "için" sözcüğü bile son zamanlarda ekleşme yolunu tutmuştu. Eski İmlâ Kılavuzu'nda, "olduguyçin, geldigiyçin" gibi örnekler verilerek "için" sözcüğünün ek gibi yazılabileceği gösterilmişti [1]. "Şiş-man, koca-man, az-man, sök-men, seğ-men, Köle-men, Türk-men" gibi sözcüklerdeki "-man /-men" ekinin aslında ayrı bir sözcük olduğu, sonradan ek durumuna geçtiği söylenebilir. Çünkü bu ek, getirildiği ad ya da eylem soylu her sözcüğe genellikle "adam, insan" kavramı katmaktadır. "Değir-men" sözcüğü bile, başlangıçta daha çok "değirmenci" kavramı vermiş olmalıdır. Bunlardan başka Prof. Jean Deny'nin dediği gibi, "-daş" eki de "-da" kalma durumu ekiyle "eş" sözcüğünden kurulmuş olabilir; "arkadaş = ar-ka-da + eş, kardaş = kar-da + eş, yoldaş = yol-da + eş" gibi [2]. İkinci bir yol olarak, bazı eklerin iki ekin birleşmesiyle doğduğu söylenebilir. "kumsal" ve "yoksul" sözcüklerindeki "-sal" ve "-sul" ekleri, "-sı" ve "-al, -ıl" eklerinin birleşmesiyle oluşmuş görünmektedir. "kumsal" sözcüğü, "kum-su", "kum gibi" anlamından, "-al" ekiyle genişletilmiş ve kökanlamdan mensubiyet yüklenerek, köke bağlı sıfat gibi kullanılmış, sonra da adlaşmıştır. "kumsal" gibi, "yoksul" sözcüğü de, aynı yolla "yok-su", "yok gibi" anlamından yararlanılarak, "-ıl" ekiyle genişletilmiştir. Anadolu ağızlarında kullanınılan "varsıl = varsı-l" sözcüğü de aynı kuruluştadır. Bu yol, "-cıl / çıl" eki için de düşünülür: "adamcıl = adam-cı-l [3] = adamdan ürken, adama saldıran hayvan, ters yorumla adama düşkün, adama sokulan, yaklaşan hayvan" (bkz. Kamus-ı Türkî, İstanbul 1317). "insancıl = insan-cı-l = insana alışık, insana düşkün"; "balıkçıl = balık-çı-l = balıkla beslenen, balık tutan bir tür kuş"; "alımcıl = al-ım-cı-l = satın almak isteyen, müşteri" (bkz. Derleme Sözlüğü). Görülüyor ki, bu tür "-cıl / -çıl" ekinin kurulmasında, anlam bakımından, "-cı" eki etkili olmuş ve bu ekin verdiği kavram "-l" ekiyle genişletilmiştir. Hatta bu tür sözcükler "-l" ekini almadan da kullanılabilir. "-tan / -dan" çıkma durumu ekinin de (ablativus), "-ta / -da" kalma durumu ekiyle (lokativus), "-ın" araç durumu ekinin (instrumentalis) birleşmesiyle oluştuğu ileri sürülebilir. Çünkü eski kaynaklarda "-ta" kalma durumu eki, aynı zamanda çıkma durumu eki görevini de yapmaktaydı. Sonradan "-tın / -dın" çıkma durumu eki (ablativus) belirmiştir. Ekin aslında "-ın" (instrumentalis) eki gibi dar ünlüyle kurulmuş olması ve her iki ekin verdikleri kavramların birbirine yakın bulunması böyle bir düşünceye yol açmaktadır. Ayrıca "-ın" araç durumu eki Anadolu ağızlarında "artık-ın" gibi sözcükler meydana getirmektedir. Daha sonra da "-tın /-dın" çıkma durumu eki, "t" sesinin dar ünlüleri açma ve genişletme etkisiyle, "-dış / taş" sözcüklerinde olduğu gibi, "-tan / -dan" biçimine dönüşmüştür. Bazı eklerin durumu da inceleyicilerinin dikkatini, üçüncü bir yola, belli diller arasında ortak bir kaynağa çekmektedir. Bu tür eklerin başında "-al / -ıl" eki gelmektedir. "-al" eki, başka ekler ve sözcüklerle birlikte, aynı anlam, aynı görev ve biçimde Latincede geçmektedir. Latince ile Türkçe arasında, zaman ve bölge bakımından, böyle bir karşılaştırma olanaksız görülürse de, uzun yüzyıllar bir sözcük kökü veya ek yaratılamaması, sözcük köklerinin ve bazı eklerin tarihinin, insanın yaratılması kadar eski olduğu daima dikkate alınmalı, tarihsel dönemlerde ses, biçim ve görev değişikliğine uğrayarak dilden dile geçmiş, tanınmaz duruma gelmiş sözcük ve eklerin varlığı unutulmamalıdır. Böyle görüşlerin ışığı altında, Milâttan önce 40. yüzyıldaki Sümerce ile Macarca bile karşılaştırılmaktadır. Tarihsel dönemlerde, dillerin birbirlerinden sözcük aldıkları da bilinmektedir. Bu tür olay ve örneklerin, tarihin bilinmeyen, karanlık dönemlerinde de geçerli olduğu görülen izlerle anlaşmaktadır. Her dilde olduğu gibi, Türkçede de tarihsel dönemlerde yabancı sözcükler ve ekler alınmıştır. Yabancı dillerin Türkçeye ağır baskı yaptığı dönemlerde yabancı sözcükler kök ve ekleriyle, hatta gramer kurallarıyla birlikte alındığı gibi, Türkçe sözcükler de yabancı kurallara göre kurulan tamlamalarda kullanılmış [4] özellikle Türkçe köklere yabancı ekler getirilmiştir. Arapça "millî, medenî, insanî sözcükleri gibi, Türkçe "altın", "gümüş" sözcüklerine "-î" eki getirilerek "altun-î, gümüş-î" sözcükleri yaratılmıştır. Arapça "teşkilât, varidat, faaliyet, zaten" gibi sözcükler örnek tutularak Türkçe köklerden yabancı eklerle "geliş-at, gidiş-at, var-iyet, ayrı-yeten" gibi sözcükler de kurulmuştur. Türkçe sözcük köklerine Farsçanın ekleri de getirilmiştir: "emek-tar, sürme-dan-lık, iğne-den-lik, su-dan-lık" gibi [5]. "otlakiye vergisi" biçimindeki örnekler dilimizde hâlâ kullanılmaktadır. Görülüyor ki sözcükler gibi ekler de diller arasında alınıp verilmekte, anlam ve görevi her dilde az çok aynı kalmaktadır. Bu bakımdan tarihsel dönemlerde olduğu gibi, tarihten önceki dönemlerde de, eklerin sözcükler gibi dilden dile geçtiği bilimsel görüşlere aykırı düşmediği gibi, bu durum, dillerin karanlık dönemlerini aydınlatmada öncü de olmaktadır. Bilim verilerine göre Türkçe ile Latince arasında bir araştırma, karşılaştırma yapılacak olursa, kökende, yani menşede, bu iki dilin bazı sözcük ve ekler bakımından aynı kaynaktan yararlandıkları görülür. Şimdilik bilinmeyen bir çağda, Türkçe ile Latince aynı kaynağa yakın dolaylarda kullanılmış, sonra da bu kaynaktan ve birbirinden uzaklaşmışlardır. Bu tür yakınlıkları Türk gramercisi A.C. Emre daha önce [6] Türkçe ile Hint-Avrupa sözcükleri arasında açıklamağa çalışmışsa da, burada işlenen ekler üzerine durmamış ve yaptığı karşılaştırmaları da eski Türkçeye, yani Orhun ve Uygur Türkçesine dayandırmamıştır. Dillerin, yüzyıllar boyunca kolay kolay kök veya ek yaratamadıkları bilindiğine göre, pek çok dilin kök ve ek bakımından ortak bir kaynaktan ya da birbirlerinden yararlandıkları daima söz konusudur. Türkçenin ekleriyle Hint-Avrupa dillerinin ekleri arasında, özellikle Latincenin bazı kök ve ekleri bakımından, çok yakın bir benzerlik bulunduğu kolay kolay inkâr edilemez [7]. Türkçedeki soru adılı "ne" [8], Latincede de aynı görev ve aynı biçimde geçmektedir. Türkçede olduğu gibi "ni" biçimi de vardır ve "negü" gibi türevlerine de rastlanır. "ni-tek, ni-tek-im" gibi sözcüklerde olduğu biçimde, aynı "ne" sözcüğü Latincede de "gibi" ya da "olumsuzluk" kavramı sağlamak için kullanılır (bkz. A. Meillet ve A. Ernout, Dictionnaire Etymologique de la Langue Latin, Paris 1932, s. 627). "ne" sözcüğü Latincede eylemlerin sonuna gelmekte ve ek gibi kullanılmaktadır : "venisti-ne = geldin mi?", "vidisti-ne = gördün mü?", "vidit-ne = gördü mü?" gibi. "ne" sözcüğü Latincede de Türkçede olduğu gibi soru kavramından başka "olumsuzluk" kavramı da verir: "ne veniat = gelmesin" gibi. Türkçede olduğu gibi Latincede de "ne" sözcüğünün ikilenmesiyle de "olumsuzluk" kavramı sağlanır: "neque venit neque me vidit = ne geldi ne beni gördü = gelmedi, beni görmedi" gibi. Bu tür yakınlıklar "tesadüf" diye yorumlanamaz, çünkü bu yakınlıklar bir tek sözcük veya ekte görülmemekte, bir dizide, bir sıralanışta olayların gelişmesinde görülmektedir. Türkçenin en eski kaynaklarında geçen kişi ve soru adıllarıyla Latincenin kişi ve soru adılları, karşılaştırılacak olursa şu yakınlıklar ortaya çıkar: Kişi Adılları -------------------------------------------------------------------------------- Birinci Kişi Tekil İkinci Kişi Tekil Üçüncü Kişi Tekil Birinci Kişi Çoğul İkinci Kişi Çoğul Üçüncü Kişi Çoğul Türkçe -------------------------------------------------------------------------------- men (ben) sen [9] ol miz (biz) siz ol-lar Latince -------------------------------------------------------------------------------- me te ille, illa, illud nos vos ille, illa, vb. Görülüyor ki her iki dilin birinci kişi tekil adılı "m" dudak ünsüzüyle, ikinci kişi tekil adılı ise "s-" ya da "t-" gibi bir diş ünsüzüyle, üçüncü kişi tekil adılı da ünlü ile başlamakta ve "l" ünsüzü ile kurulmaktadır. Kişi adıllarının çoğul biçimleri, daha sonraki dönemlerde gelişmiş görünmektedir. Ayrıca her iki dilin adıllarıyla çoğul ya da ikizleme (dualis) bildiren "-s, -z" sesleri bulunmaktadır. Kişi adıllarından başka, "ne" adılı gibi, öteki soru adıllarının da biçim, anlam ve kullanış bakımından her iki dilde yakınlık göstermesi ayrıca dikkate değer. Orhun ve Uygur lehçelerinde kullanılan soru adılları bir "ka = qua" köküne dayanır. Uygur kaynaklarında ise şu soru adıllarına rastlıyoruz : "kaç = ne kadar, kaç ; kaç kata = çok kez, çok defa, ekseriyetle ; kaçan = ne vakit, ne zaman ; kaçang = kaç defa, o kadar, kaç kez ; kayu = hangi, hangisi" gibi. Kaşgarlı'nın Divan'ında ise "kanu, kanda" örneklerinden başka "kayu = hangi [10]", "kayda = nerede", "kança = nereye", "kaçan = ne zaman", "kaç = soru soran bir edat" ; "kim = soru edatıdır. Oğuzlar boy kim derler ki, hangi kabile demektir" gibi örneklerin bulunuşu ayrıca dikkate değer (bkz. Kaşgarlı Mahmut, Divanü Lûgat-it-Türk, Besim Atalay tercümesi, cilt I, s. 338, sat : 24). Latincede "ka-" köküne değil de "ku = qu" köküne dayanan soru adılları vardır ve Türkçedekine benzer türevlerinin başlıcaları da şunlardır : Latince -------------------------------------------------------------------------------- quis? quid? qualis? quando? quot? Türkçe -------------------------------------------------------------------------------- kim? kişi kangı (ne?) (nasıl?) kaçan? (ne zaman?), kanda (nerede?) kaç? (ne kadar?) Görülüyor ki, her iki dildeki kişi ve soru adılları arasında ses, biçim, kullanılış ve anlam bakımlarından önemle dikkate alınacak çok yakın benzerlikler, kök birlikleri bulunmaktadır. Her iki dil arasındaki bu tür kök birliği, tarihin belli bir döneminde ortak kaynaktan yararlanışı açıkça göstermektedir. Kişi ve soru adıllarından başka Türkçe ve Latince bazı sözcükler arasında da yakınlıklar vardır. Her iki dilde ortak biçimde ve ortak anlamda kullanılan sözcüklerden bazıları şunlardır : Türkçe : ata, Latince : atta ; Türkçe : ir/er = Latince : vir [11] ; Latince : amare = sevmek. Türkçe : amrak = sevgili, âşık ; Latince : domus = ev, çatı ; Türkçe : dam ; Türkçe : kedi, Latince : cattus ; Türkçe : tepe, Hint-Avrupa dillerinde : top ; Türkçe : bal, Latince : mel vb. Her iki dildeki adıllar ve sözcükler arasındaki yakınlıklardan başka daha önemli ölçüde ekler arasında da ses, biçim ve görev bakımlarından tam bir ortaklık olduğu görülmektedir. Bu tür eklerin başında "-al" eki gelmektedir. Eklerin bir dilden bir dile sözcükler kadar kolay geçmediği bilinir. Bununla birlikte sözcük kökleri gibi ek yaratmanın da güçlüğü dikkate alınacak olursa, bir dilden bir dile ekin de bazı anlam zorunluklarıyle, gereksinmelerle geçtiği görülmektedir. "-al" eki Türk lehçelerinde, Latin dillerinde olduğu gibi aynı biçim, anlam ve aynı görevde kullanılmıştır. "-al" eki, en eski kaynaklardan biri olan Uygurcada "sakal" sözcüğünde görülmektedir. Kaşgarlı'nın Divan'ında da aynı sözcük aynı anlamda geçmektedir. Sözcüğün kökü "sak" biçiminde olmalıdır. Orhun Yazıtları'nda da "sak-ın-mak", "düşünmek" anlamında kullanılmıştır. Aynı sözcük Uygurcada da aynı anlamdadır: "düşünmek, plan kurmak, düşünüp taşınmak, endişelenmek" vb. Aynı kökten kurulmuş olan "sak-ış = düşünce, endişe, kaygı, hesap", "sak-ın-gu" = düşünce, tefekkür, düşünme", "sak-ın-ç" = fikir, düşünce, niyet, tasavvur, istiğrak", "sak-ınç-lı" = düşünceli, fikir sahibi, endişeli", "sak-ınç-sız = düşüncesiz, endişesiz, tasasız" gibi sözcüklerde Uygurcada geçmektedir. Ayrıca "sak-ı-mak" sözcüğü de "ciddî olmak, bir şeye itina göstermek" anlamlarında Uygurcada kullanılmıştır. Buna göre Orhun Yazıtları'nda ve Uygurcada çeşitli sözcüklerin yapısında kök olarak kullanıldığı görülen ve "düşünce, akıl, fikir" kavramları veren bir "sak" kökünün varlığı belirmektedir. Daha sonraki metinlerde "sakla-mak" biçiminde geçen bu kök, aynı kavramın doğrultusunda kullanılmaktadır. "Saklamak" kavramı, "korumak, düşünerek tedbir almak" anlamlarını kapsar. Nitekim Uygurcada "sak-uş-mak", "birisini himayeye almak, korumak, birini koltuğu altına almak, muhafaza etmek" anlamlarında, tıpkı "saklamak" gibi kullanılmış, ayrıca işteş çatıyle kurulmuştur. "Sak-ın-mak" sözcüğü de "düşünüp çekinmek" demektir. Buna göre "sak" kökünün, soyut ad olarak "akıl, düşünce, hafıza" anlamlarını vermekte olduğu, somut ad olarak "kafa, baş" anlamında kullanıldığı anlaşılmaktadır. Bu bakımdan "sak-al" sözcüğü, "kafaya mensup, başa ait" kavramlarından doğmakta, "sak-ak = çene" sözcüğü ile bağlanmaktadır. Kaşgarlı'nın Divan'ında "çene" anlamında kullanılan "sakak" sözcüğünün varlığı, "sakal" sözcüğünün, "baş, kafa, çene" ile ilgisini açıkça belirtmektedir. Kaşgarlı'nın Divan'ında başlı başın a "sak" sözcüğü, "işte uyanık ve zeyrek olan" anlamında geçer. Divan'da "sak er = uyanık, zeyrek kişi", "sak-lık = uyanıklık" demektir. "Sak" kökü yine "akıl, düşünce" kavramlarından kayarak "dikkat" anlamında da eski çağlarda askerlikte kullanılmıştır; "sak sak" biçimindeki bu ikileme, "nöbetçinin, bekçinin kaleyi ve atı koruyabilmek için uyanık olmasını emreden söz" olarak geçmektedir. Osmanlıcada ve Anadolu ağızlarında, "sak", "müteyakkız, uyanık, çabuk duyan, tetik olan, ihtiyatlı, uslu, sakin" anlamlarında kullanılır ; "sak dur!" veya "sak samit dur!", "uslu, akıllı dur" demektir. Yine Osmanlıcada "çenenin altından sarkan et, gerdan, gabgab" anlamında kullanılan "sakak" sözcüğü de aynı sözcüktür. Atların boyunlarında, çene altında olan bir hastalığın Türkçe adı da aynı kökten gelen "sakağı"dır. Bu açıklamalara göre, sakal sözcüğü Türkçedir ve sözcükteki "-al" eki Uygurcadan beri hatta daha önceleri Türkçede kullanılmıştır. Aynı ek "topal" sözcüğünde de görülmektedir. Orhun Yazıtları'nda "top-mak = bağlamak", "top-la-mak = derlemek, toplamak" sözcükleri bulunmakla birlikte "top" kökü ad olarak geçmemektedir. Ancak Uygurcada "top", "bütün, hep, topyekûn", "top-lu = bir arada, toplu" sözcüklerinde "top" kökünü görmekteyiz. Kaşgarlı'nın Divan'ında "top, top-ık" sözcükleri "çevgenle vurulan top, topaç" anlamında geçmektedir. Bu duruma göre "top" sözcüğü bugünkü anlamda daha XI. yüzyılda kullanılmaktaydı. Osmanlıcada da "top" kökü, "bütün, büsbütün" anlamlarını vermektedir. Ayrıca "top-aç", top-ak" sözcükleri Osmanlıcada "yuvarlak, toparlak, top gibi" anlamlarında kullanılmıştır. Bugünkü "top-uk, top-ak, top-aç, top-an, top-ar-lak, top-lu, top-uz, top-tan" sözcükleri de aynı kökten gelmektedir. "Aksak" anlamını veren "top-al" sözcüğü görülüyor ki "top" köküyle ilgilidir. Aynı kavramı veren "ak-sa-k / ağ-sa-k" sözcükleri de "aksayan, bir tarafa kayan, yuvarlanan" kavramlarını belirtmektedir. Genellikle eski kaynaklarda geçmeyen fakat çok yaygın olarak kullanılan "top-al" sözcüğü, "aksayan, kayan, yuvarlanarak yürüyen" kavramlarını vermektedir ki "top" köküyle "-al" ekinden kurulmuş olduğu belirmektedir. Nitekim "güzel" sözcüğü de, "göz-el" biçiminde kurulduğu halde ve çok yaygın olmakla birlikte eski kaynaklarda geçmemektedir "Çatal" sözcüğü de "çat" adıyle "-al" ekinden kurulmuştur. "Çat" adı daha çok ikili bir kök olarak "çat-mak" eylemiyle tanınmıştır. Halbuki "çatmak" eyleminin kökü olan "çat" sözcüğünü ad olarak da kolaylıkla bulabiliriz. Orhun Yazıtları'nda "kuyu" anlamında "çat" biçiminde bir sözcüğe rastlıyoruz. Aynı sözcük Kaşgarlı'nın Divan'ında da geçmektedir. Eski kuyuların yapılışı, biçimleri ve bu kuyulardan su çekmek için kullanılan çatal odunlar dikkate alınırsa "çatmak" eylemindeki "çat" kökünün "kuyu" anlamıyle birliği düşünülebilir. Böyle bir ad kökü ile anlam birliği sağlanmasa da, "çat" biçiminde hem eylem kökü olan hem de ad olarak kullanılan bir sözcük Türkçede kullanılmaktadır. "Çat" adı, "iki veya daha çok yolun, derenin ya da dağın birleştiği yer anlamında Anadolu'da yaygındır : "yolun çatı = yol-un çat-ı = yolun birleştiği yer" vb. (bkz. Ömer Asım Aksoy, Gaziantep Ağzı, cilt III ; ve bkz. Söz Derleme Dergisi). Böylece "çat-al" sözcüğünün "çat" adına getirilen "-al" ekiyle kurulduğu anlaşılmaktadır. Aynı kök, eylem kökü olarak da "çatık, çatak" gibi sözcükleri meydana getirmiştir. "Çatal" sözcüğündeki "-al" ekinin yalnız alet adı kurmak için kullanıldığı asla ileri sürülemez. Çünkü "çatal perde" gibi tamlamalarda "çatal" sıfattır. "Çatal kazık yere batmaz" atasözünde de "çatal" sıfat gibi kullanılmıştır. Yemekte ya da tarlada kullanılan "çatal" adı sonradan meydana çıkan bir kullanılıştır. Görülüyor ki "sakal, topal, çatal" sözcüklerindeki "-al" eki, ad köklerine getirilen ve sıfat ya da ad soylu sözcük kuran bir ektir. Bu eki bir de Anadolu ağızlarında kullanılan "ıg-al > ığ-al" sözcüğünde görüyoruz. Bu sözcük "toprağın yaşlığı" anlamını verir. Sözcüğün "ıg = su" köküyle kurulduğu anlaşılmaktadır ("ıg = su" sözcüğü için bkz. Vecihe Hatipoğlu, Türk Dili Araştırmaları Yıllığı 1972, s.267-273). Aynı "-al" ekini Latincede de aynı görevde bulmaktayız. Latincede "anim = can, ruh" köküne, "-al" eki getirilerek "anim-al = canlı, ruhlu" sözcüğü yaratılmış, sonra da sözcük "hayvan" anlamına bağlanmıştır. Görülüyor ki Latincede de "-al" eki, ad soylu sözcüklere getirilmekte ve kök-anlama bağlı sıfat biçiminden ad meydana gelmektedir. Türkçede olduğu gibi Latincede de bu ek çok az kullanılmıştır. "-al" eki Latincede ancak bir iki sözcükte geçmektedir. Halbuki Latinceyle iligili Batı dillerinde, özellikle Fransızcada, "-al" eki sonradan çok işlek duruma geçmiştir. Türkçede de "-al" eki başlangıçta iki üç sözcükte kullanılmıştır. Bu ekin ünlü uyumlarına göre değişen "-el" biçimi Türkçede daha yaygındır. Yalnız bu tür örneklerin elimizdeki eski kaynaklarda bulunmayışı dikkati çeker. Doğu Türkçesinde, "kör-mek = görmek" eyleminden kurulan "körklüğ = güzel" sözcüğü, Batı Türkçesinde "göz" kökünden "-el" ekiyle kurularak "göz-el > güzel" biçiminde kullanılmaktadır. Bu sözcükte de ad köküne gelen "-el" eki sıfat meydana getirmektedir. Anadolu ağızlarında kullanılan "gök-el > göğ-el = yeşil, mavi ; göğel ördek", "çiğ-el = çiğ, ham ; çiğel armut", "tük-el = tam, bütün", "çep-el = çöplü ; çepelli arpa" sözcükleri de "-el" ekiyle kurulmuştur.[12] Aynı "-al / -el" eki "-ıl / -il" biçiminde de kullanılmaktadır. Çünkü "-ıl / -il, -ül" ekleri de, "-al / -el" ekleri gibi ad soylu sözcüklere getirilmektedir ve ad soylu sözcükler sıfatlar kurmaktadır. Orhun Yazıtları'ndaki "yaşıl" sözcüğü "yaş" köküyle "-ıl" ekinden kurulmuştur. Aynı sözcük "yaşıl, yeşil" biçimiyle hemen hemen her kaynakta bulunmaktadır. Yine Orhun Yazıtları'nda ve Kaşgarlı'nın Divan'ında kullanılan "köng-ül = gönül" sözcüğü de "köng", "gön, göğüs, deri" anlamında kullanılan köke "-ül" ekinin getirilmesiyle kurulmuştur. Kaşgarlı'nın Divan'ında görülen "baş-ıl = başında beyazı bulunan" sözcüğü de "baş" köküyle "-ıl" ekinden meydana gelmiştir. Orhun Yazıtları'ndan beri kullanılan "kız-ıl = kırmızı" sözcüğü de "-ıl" ekiyle kurulmuş ad soylu sözcüklerden biridir. Kütahyalı gramerci Abdurrahman Efendi de "endişeli, tetik" anlamlarında kullanılan "kuşku-l" sözcüğü ile, "onun uykusu kuşkuldur" gibi tümceleri örnek vermiştir. Görülüyor ki geniş ünlüyle ad köklerine bağlanan "-a" eki bazen de dar ünlüyle "ıl" biçiminde ad köklerine bağlanabilmekte ve sıfat yahut ad soylu sözcük kurmaktadır. Anadolu ağızlarında "ard-ıl = muahhar, müeccel, redif" (bkz. Tarama Dergisi) anlamlarında geçen bir sözcük de "-ıl" ekiyle kurulmuştur. "An-ıl" ise "hafıza, maksat, gaye, usul" anlamında geçer. "Anılı bilinmeyen iş yapılmaz" atasözü Tokat ve Manisa dolaylarında yaygın olarak kullanılmaktadır (bkz. DS). Yansıma olarak kurulan bazı ikilemelerde de "-ıl" ekine rastlamaktayız : "par-ıl par-ıl, pır-ıl pır-ıl, çağ-ıl çağ-ıl, gür-ül gür-ül" gibi. "Par-la-mak, çağ-la-mak, gür-le-mek" gibi eylemler dikkate alınırsa, bu tür yansıma kökleri, ad kökü gibi işlem gördüğünden "-ıl" ekini alabilmiştir.[13] Latincedeki ad yapan "-um, bell-um = savaş" eki gibi Türkçede de eylem kök veya gövdelerine gelerek somut adlar yapan bir "-um" eki vardır : "doğ-um, sok-um, oy-um" gibi. Türkçede bu ek, ünlü kurallarının etkisiyle türlü biçimlere girer : "al-ım, sat-ım, kal-ım, öl-üm, sür-üm, ver-im, dür-üm, giy-im, dil-im" gibi. "-ım" eki, Latincede olduğu gibi Türkçede de eylem soylu köklerden soyut adlar meydana getirmektedir. Orhun Yazıtları'nda "-ım" ekiyle kurulmuş "öl-üm, bat-ım" gibi birkaç örnek kullanılmıştır. Uygurcada örneklerin çoğaldığını görüyoruz : "kör-üm = rüya, düş, görünüş ; "iç-im = sıvı halindeki yemek ; yar-ım = yarım ; al-ım = borç, borç alınan her şey ; tur-um = durum" gibi. "-ış" ekiyle kurulan sözcükler de Orhun Yazıtları'nda "ağış = yükseliş, yokuş" gibi bir iki sözcükte geçmekte, Uygurcada "alış = alış veriş, ticaret", "biliş = bilme, biliş", "iliş = yapışma, takma, ilişme" gibi sözcüklerle bu tür örnekler çoğalmaktadır.[14] Bütün bu araştırma ve incelemelerin ışığında görülüyor ki Türkçedeki "-la / -le" gibi bazı ekler, "ile" gibi sözcüklerden çıkmakta, "-sal / -sel" gibi bazıları birleşik görünümü vermekte, "-al / -el" ad eki gibi bazıları ise Türkçede ve Batı kaynaklı sözcüklerde aynı biçimde, aynı anlam ve aynı görevde kullanılmış bulunmaktadır. Türkçedeki eklerin önemli bir özelliği de "-ım", "-ış" ad ekleri gibi eski kaynaklarda az kullanılan bazı eklerin, sonraki Türk dillerinin çoğunda işlek duruma geçmiş olmalarıdır. -------------------------------------------------------------------------------- [1] bkz. İmlâ Kılavuzu, Ankara 1962, s. XVI, sat. 16. [2] "kardaş > kardeş" sözcüğünün genellikle "karındaş" sözcüğünden çıktığı sanılır. Et-tühfet-üz Zekiye'de üstelik böyle bir açıklama da vardır (bkz. aynı eser, s. 185). "karın" sözcüğü "alın, burun" sözcükleri gibi türemiş bir sözcüktür. Ancak "kar" sözcüğü, öteki "kar, yağan kar" sözcüğü dolayısıyle, "karın" anlamında kolaylıkla kullanılamadığı için, "karındaş" sözcüğü kurulmuşsa da yaygın olanı "kardaş"tır. "kar" kökü anlam ve biçim bakımından "kur" köküne çok yakındır ve belki de "kur" kökünden çıkmıştır. Çünkü "k" ve benzeri ünsüzler, yanlarındaki dar ünlüleri genişletirler. "kursak < kur-ug-sak", "kuşak < kur-şak" sözcükleri de "kur" köküyle ilgili görülmektedir. Özellikle Kitab-al idrak li-Lisanâl Etrak'te "Bu kurdaşdur = bu yaşıttır, akrandır" örneğinin bulunuşu, "kur" köküne "-daş" ekinin gelmesi ve sözcüğün anlamı özellikle dikkate değer (bkz. aynı eser, s. 82). Buna göre "kar" sözcüğü "kur" sözcüğü ile ilgilidir. [3] "gökçül" sözcüğündeki "çül" eki daha çok "si" ekinin yerini tutmaktadır. "gökçül = gök-sü, beyaz benekli mavi, maviye çalar, mavimsi, mavi gibi" (bkz. Şemsettin Sami, Kamus-ı Türkî, İstanbul 1317). "kırçıl" sözcüğü ise "gökçül"de olduğu gibi "kır-sı", "kır-ımsı", "kır renkli gibi" kavramlar vermektedir. "kır-çıl" sözcüğündeki "-çıl" ekinin, ünsüz uyumuna göre "-cıl" olmaması dikkate değer. Belki de bu olay, ekin "-sı-l"dan geldiğine işarettir. [4] Tapu kayıtlarında "tarla-yı cedid, tarla-yı atik" gibi tamlamalar görülür. [5] "iğne-den-lik" sözünde ek, ünlü uyumuna bağlanmıştır. "su-dan-lık", berberlerde saç ıslatmak için kullanılan su şişeleri. [6] bkz. Ahmet Cevat Emre, "Türkçenin Hint-Avrupa Dilleriyle Mukayesesi", Türk Dili (Belleten) sayı 11, İstanbul 1935. [7] Aynı düşünceyi ünlü tarihçiler de ileri sürmektedir: "İlk Türklerle ilk İndo-Germenlerin sosyolojileri o kadar çok uygunluklar arzeder ki, her ikisinin genetik bağlılıklarından herhalde şüphe edilemez." (bkz. W. Koppers, "Tarihî Etnoloji, İndo-Germanistik İlmi ve Türkoloji", Belleten, cilt 4, s. 472, Türk Tarih Kurumu, Ankara 1941) [8] Orhun Yazıtları'nda ve Uygurcada "ne" ve türevlerine bol bol rastlanır: "ne = nasıl, hangi, ne", "neçük = nasıl", "negülde = nasıl, ne biçim", "neke = neye, neden", "nelük = neden", "nençe = kaç, ne kadar", "ne teg = nasıl, ne gibi" (bkz. Hüseyin Namık Orkun, Eski Türk Yazıtları, İstanbul 1941). [9] "men, sen" gibi adıllarda sondaki "-n" ünsüzünün sonradan ortaya çıktığı, "men, ben, sen" sözcükleriyle ilgili olması gereken "miz, biz, siz" sözcüklerinde de bulunmamasından anlaşılmaktadır. [10] Kırgızcada "kaysı = hangi", "kaysıl = ne zaman, ne vakit", "kanday = hangi, nasıl" (bkz. Kırgız Sözlüğü, K. K. Yudahin, çeviren Abdullah Taymas, cilt II, s. 425). [11] Her iki dilde de "fazilet" kavramı veren sözcükler aynı "erkek" kavramından üretilmiştir. Latince: "virtus = fazilet", Türkçe: "erdem = fazilet" gibi. [12] Anadolu ağızlarında "-al / -el" ekinin görevine benzer durumlarda "-gel, -gil, -gul" eklerinin de kullanıldığı görülmektedir: "geç-gel veya geç-gil = sözü geçen, sözü etkili", "gör-gel = gören", "gör-gül = sayın", "seç-gel = göze çarpan, seçilen" (bkz. Ömer Asım Aksoy, Gaziantep Ağzı, cilt III). "-gel, -gül" eklerinin "gör-mek" gibi bir eylem köküne geldiği dikkat çekmektedir. [13] "çak-ıl" sözcüğünün de bu tür bir yansıma sözü olduğu düşünülebilir. [14] "-ış" eki de Latincenin "-us" ekine benzer. Özellikle bir Hint-Avrupa dili olan Farsçada aynı eki, aynı ses, aynı biçimde, aynı görevde bulmaktayız: "reviş" gibi. Bu tür eklerin arasına "-ik" ve "-çe" ekleri de girebilir. Türk Dili, c.XXIX, s. 268, Ocak 1974 |
||
|
||
Alıntı Bu metinde orjinal dil korunmuşsa -öyle gözüküyor-çok ilginç olan şu ki hala oldukça fazla anlayabiliyoruz,değişim aradaki yıllar ve yollar düşünülürse çok az,bir çok dilin nerdeyse sırf 50 yılda değişimi düşünülürse. Evet, gerçekten çok ilginç. Ki o demin ve bölgenin Türkçesi ile Türkiye Türkçesi birbirinden ne kadar ayrı sanılsa da yine ne anlatıldığı az-çok anlaşılıyor. Bu arada yazdığın bilgiler için teşekkür ederim. Gerçekten değerli bilgiler imiş. Yazdıkların, ayrıca Atatürk'ün Güneş Dil Sab'ını da ispatlar nitelikte. |
||
|
||
|
||
|
||
aç da popona gül
|
||