|
||
| HERMESÇİLİK Göktuğ Halis ![]() a- Hermes'in Memfis Teolojisindeki Kökeni Kadim Mısır dini içindeki en sistemli teoloji M. Eliade'ye göre Memfis'te kurulmuştur. 1. Hanedanlığın başkentinde yaşayan yapı, Tanrı Ptah'ın merkezinde yükselir. Söz konusu teolojide Tanrı Ptah'a verilen öncü rol çok açıktır, nitekim Heliopolis teolojisindeki Atum'un, Ptah karşısında güç kaybettiği görülür. Ptah ,ilksel okyanus Nun ile özdeşleşir, Tanrısal sözü ile Atum-Re ve diğer tanrıları var eder... "Büyük taht üzerindeki Ptah, Ptah-Nun, Atum'a baba olan baba Ptah Naunet, Amun'u doğuran ana; Büyük Ptah, odur Dokuzlunun yüreği ve dili Tanrıları doğuran..." (1) İ.Ö. 3000 'lere dek geriye giden bu yapı, özellikle Kitab-ı Mukaddes'e etkileri bağlamında çok sayıda din tarihçisinin özel ilgi alanını oluşturur. Ptah'ın yaratım yönteminin "söz" oluşu ve herşeyi yarattıktan sonra dinlenmeye çekilmesi henüz başlangıçta saptayabileceğimiz benzerliktedir. Söz ile yaratma eylemine paralel olarak oluşan bir diğer önemli figür, süreç içerisinde çok daha uzun süreli ve büyük bir tartışmanın merkezine oturacaktır. "THOT"... Memfis Teolojisi, M. Bernal'a göre, Avrupa Merkezci ideolojinin Mısırlıların soyut ve felsefi düşünme yeteneğine sahip olmadığı iddiasını çürütmesi açısından da önemlidir. Yazarın açıkladığı gibi "Ptah dünyayı zihninin evi olan kalbinde yaratır. Dilinin yardımıyla, yani söz ile, onu gerçek kılar." Thot figürünün incelenmesi ile Bernal'ın savı güçlü bir dayanak daha kazanır. Nitekim Thot'un kozmogoni içinde Ptah'in dili ya da kalbi (özdeş olduğu şekliyle zihni) olmak gibi önemli bir görevi vardır. Süreç içinde gelişen teolojilerde Thot figürü güç kazanır ve yazının mucidi, matematiğin başlatıcısı ve tılsımlı sözlerin ustası, Tanrıların birbiriyle ve insanlar ilişkisini kuran, retorikçi ve dünyanın yaratıcısı olarak çok sayıda kültür ve din sistematiğinde karşımıza çıkar. İletişimi kurma ve aracılık rolleri Thot'un, ölüler dünyasının yol göstericisi Anubis ile yan yana anılmasını getirir. M.Ö. 3 binli yıllara dayanan "Piramit Metinleri'nde" bu iki Tanrının ölülerin yargılanması işiyle birlikte ilgilendikleri görülürken, Yunan Hermesçiliğinin etkisiyle iki Tanrı'nın birleşmesi gerçekleşir. Kökene ilişkin yolculukta, Hermes tapımının seçkinci, halka kapalı bir bütün arz ettiği görülür. Henüz Memphis ve Teb'deki tapınaklarında Hermes'in öğretisi gizli olarak rahipler arasında gerçekleşmektedir. Üyelerin sırlardan derece derece haberdar olabilmeleri sağlanır. İnsanların bilmediği sırlara sahip olan bu seçkin topluluğun temel yöntemleri, iç yolculuk, sezgi ve kavramsal bilgidir. İskenderiyeli Clemens, bu yapıdan bahsederken, katılımcıların Hermes'e ait olduğu söylenen 42 kitap tarafından aydınlatıldığını belirtmektedir. 18. sülale zamanında revaçta olan "Ölüler Kitabı" içinde sık sık Thot ismi geçmektedir. 19. sülale zamanına ait incelemelerde "Kütüphanede bulunan Thot'un yazıları" na ilişkin vurgular atlanmamalıdır. Görünüşe göre, Hermetik Metinler'in tarihlendirilmesine ilişkin çabaların atlamaması gereken, Thot-Hermes özdeşliği ve Thot'un yazıları geleneğinin Hermesçilik üzerinde Ari etkisini bulmaya çalışan araştırmacıların tarihlendirme manipülasyonunu değersiz kılacak güçlü ve kadim bir zaman dilimi bulunmaktadır. b-Hermesçi Metinler ve Teoloji Thot ve pratik-teorik sistematiği, bünyesinde barındırdığı unsurlarla "çöküş" dönemi sonrasında kadim Mısır dininin en önemli yaşam alanını oluşturacak "felsefi-dinsel" bütüne evrilmiştir. Thotcu Kuram, özellikle M.S. 130-230 arasındaki yüzyıllık dönemde hızlı, şaşırtıcı ve egzantirik çöküşü sonrasında Mısır dini unsurlarının nüfuz ettiği ve oluşumunda büyük rol oynadığı diğer disiplinler "Yeni-Platoncuk" ve "Gnostisizmden" kritik şekilde ayrılıyordu. Gnostisizm çok geçmeden kendini Hıristiyanlık içinde buldu. Yeni-Platonculuk ise büyük oranda Hellen kökenliydi. Hermes dininin "bütünselliğini" oluşturacak dönem koşullarına geçmeden önce, belirtilmesi gereken kritik bir nokta bulunmaktadır. Thot sistematiği, çöküş dönemindeki etkiler bir tarafa, çok eskiye dayanan kökenlerin üzerinde yükselmektedir. Hermes dini, büyük oranda Mısırlıdır, "Corpus Hermeticum" metinlerinin de doğruladığı ölçüde, bu önkabul gerçekleşmeden, Hermesçiliğin doğru anlaşılması mümkün olmayabilir. Okulun "Hermesçilik" olarak adlandırılması, sözcüğün Yunanlı kökeni nedeniyle henüz başlangıçta bu "yanlış anlaşılma" potansiyelini güçlendirir. Bununla birlikte, Mısır'ın özellikle arka arkaya gelen Pers-Yunan-Roma işgalleri dönemlerinde ana dini unsurlar kendilerini korumakla birlikte, sentetik bir kültüre maruz kaldığı söylenebilir. İç içe geçmiş dini unsurlar bulunmaktadır ve bu koşullarda, hegomonik güç olarak Yunan'ın tanımlamalarının ilerleyen süreçte söz konusu kültürün Yunan kökenli olması kuşkusunu yaratması mümkün ama yanıltıcıdır. M.Ö. 6-M.S. 2. yüzyıl aralığına ait Hermesçi Metinler, bu dinin "kutsal yazıtları" olarak değerlendirilebilir.(2) Yapıtların hemen hemen tamamı, Hermes'e veya ondan hareketle oluşturulmuş okullara aittir. Söz konusu tarih zamansal köken bağlamında da fikir verebilirse de tartışmalıdır. Örneğin M. Eliade'ye göre Hermesçi külliyata ilişkin başlangıç M.Ö. 3., bitiş ise M.S. 3. yüzyıl’dır. Nitekim özellikle Pers işgali ve İskenderiye kütüphanesinin yağmalanması gibi olaylardaki veri kayıpları bu konuda daha net bilgi edinebilmemizin önüne geçmiştir. Nitekim bu yazının konusu olmamakla birlikte değinmekte fayda vardır ki Hermesçi Metinler'in tarihlendirilmesi, Batılı düşünürleri bir hayli meşgul etmiş olan bir tartışmanın önemli bir unsurudur. Bu tartışmaya göre, başta 17. yüzyılın önde gelen metin eleştirmenlerinden birisi olan Casaubon'un, Kitab-ı Mukaddes'in, Hermetik Metinlerden önceliği savunusu büyük bir değer taşımaktadır. Önce olanın, köken olduğu yolundaki pozitivist tutuma paralel olarak, Kitab-ı Mukaddes'in ya da batı felsefesinin temel dayanak noktaları olan Pythagoras ya da Platon'un fikirlerinin kökenlerini Mısır'da bulmak batı merkezci fikir için katlanılabilir değildir. Hangi tarihlendirmeyi kabul edersek edelim zamandisinsel açıdan en eski metinlerin "Halk Hermesçiliği" ya da "Popüler Hermescilik " olarak bilinen yapıya aittir. Hermetik külliyatın bu ilk grubu, başta astroloji, büyü, gizli bilimler ve simya gibi çalışmaları içermektedir. "Corpus Hermeticum" olarak adlandırabileceğimiz "Seçkin Hermesci" külliyat ise göreli olarak geç dönemlere ait kabul edilir. Konuları itibariyle felsefi ve dini metinlerdir (3) "Corpus Hermeticum", "Aslklepius, Kore Kosmou, Poimandres ve Thot Kitabı" isimleriyle anılan kimi metinleri içermektedir. Yazın tarzı olarak, Platon'un diyalog yöntemi takip edilmiştir. Bununla birlikte bu etki aldatıcıdır. Hermesçi Metinler'in önemli bir kısmı Platon'dan önceki dönemlere ait olduğu, hatta kimi hatırı sayılır tarihçilere göre Zerdüşt etkisinin Mısır dinine sızmasına yol açacak olan M.Ö. 6. yüzyıldaki Pers işgaline dek geriye götürülebilir. 1868 yılında ilk kez Paris'te yayınlanan "Turis Papirüsünde" Thot Kitabı'na ilişkin imalardan hareketle, metinlerin kökeninin Platonla kıyaslanmayacak derecede eskiye dayandığı ortaya çıkar. Buna göre, 32 Mısır medeniyetinde kutsal sayılan tüm ilimlerin kökeninde Thot Kitabı işaret edilir. (4) Aynı şekilde 7 özgür sanat da Hermes-Thot tarafından bulunmuştur. Herşeye rağmen, tüm bu dağınık metinlerin kim tarafından ve ne zaman bir araya getirildiği bilinmemekle birlikte bu başarıda Yunan kültürü hesaba katılmalıdır. Hellenistik dönemin çok sayıda yazarı, Hermesçi metinler hakkında kafa yormuştur, özellikle Mısır'ın çok sayıda kanlı ayaklanma ve yağma eylemlerine sahne olduğu bu dönemde, bu ilgi Hermetik metinlerin günümüze ulaşması açısından önemli kazanım sunmuştur. M.Ö. 1. yüzyıl ve M.S. 2. yüzyılı kapsayan süreç, söz konusu külliyat açısından kritiktir. Nitekim bu süreçte, Yunanca ve Grekçe'ye çeviriler sistemli olarak yapıldığından, bugüne ulaşan metinlerin büyük bir kısmının Yunanca ve Latince olması şaşırtıcı değildir. M. Eliade'nin belirttiği gibi tüm Hermesçi külliyat, Hermes Trismegistos tarafından vahyedilmiş olarak kabul edilir. (5) . 1914 yılında Bousset'in saptadığı gibi Corpus Hermeticum'da iki farklı ve birbiriyle uzlaşamaz teoloji yer almaktadır Bunlardan ilki, iyimser bakış açısıyla, evrenin Tanrı'dan taşıdığı parça itibariyle ona duyulan saygıyı biçimler. İnsan, huşu yoluyla Tanrı'ya ulaşır. Göksel şeylere hayranlık duyup tapınmak ve yersel olanları da yönetmek insanın temel işlevidir. Bu sayede yaratılış zorunlu tamamlayıcısı rolünü oynar. Öbür taraftan kötümser teori, karmaşık bir Tanrısal hiyerarşik yapı oluşturur. Bir "dünyayı yaratan Tanrı, maddi evrenin yaratıcısı Demiurgos" bir de Demiurgostan da güçlü, "gizli Tanrı" sistematiği bulunmaktadır. Gizli Tanrı, Demiurgos tarafından yaratılan maddi aleme hapsolmuştur ve yeniden kendine ulaşmak için maddeden kurtulmaya ihtiyacı vardır. " Dünya, İlk Tanrı'nın eseri değildir, çünkü bu ilk Tanrı her türlü maddenin sonsuz derecede üstünde kalır. Varlığının gizemi içinde saklı durur. Bu nedenle Tanrı'ya anca dünyadan kaçarak ulaşılabilir, dünyada bir yabancı gibi davranmak gereklidir. " ( alıntı, bkz sf 338 M. Eliade. a.g.e.) Hermetik dinin ana yapıları, iyimser ve kötümser perspektiften şu şekilde toparlanabilir: İyimser Hermetik felsefenin savunusu: · Alem iyidir, çünkü Tanrı'dandır. Görünmeyen Tanrı, doğa aracılığıyla kendisini gösterir. · Alemin güzelliğine yönelik ilgi ve takdir, sahibini ulvi bir aşamaya ulaştırır. · Tanrı bir'dir ve herşeyi yaratan o dur. · Bu felsefenin ilk ayağı Tanrı'yı, ikinci ayağı Doğa'yı kapıyorsa, üçüncü ayakta da insan bulunur. İnsanın amacı, son halkayı tamamlamak, huşu ile evreni takdir etmektir. İbadet gereklidir insan için. Kötümser felsefenin savunusu ise şöyledir: · Alem, doğa, madde kötüdür. · İlk Tanrı'nın işi değildir. İlk Tanrı, aşkındır, varlığın sınırları içinde gizlenmiştir. Dolayısıyla Tanrı'ya ulaşmak isteyen doğayı terk etmelidir. · Dünya kötülüklerle dolu olduğundan, bu dünyaya yabancı olmak gerekmektedir. · Nefislerinden kurtulmayan kişilerin ona ulaşma şansı da bulunmamaktadır. Herşeyden önce erdemli bir ruha sahip olmak gerekmektedir. İç dünyaya dönme ve inziva-i perhizler, sıradan insanların aksine "Demiurgos'un" ötesindeki "gizli Tanrı'ya " olaşmak noktasında bilgenin olmazsa olmaz yöntemidir. Bu tavır özellikle, aracı sınıfların reddi ve Tanrı'ya doğrudan ulaşma noktasındaki etkin edimiyle bireyin Tanrısal tözünü önkabulü itibariyle Hıristiyanlık dinine zıttır. Zerdüşt ve Mani etkisiyle biçimlenen inanç sistematiğini yaşayan Cathar'ların Kilise'nin düzenlediği bir Haçlı Seferi'yle yok edildiği düşünüldüğünde, bu teorik çatışmanın boyutu hakkında daha fazla fikir sahibi olabiliriz. Bu arada Yahudiliğin ezoterik kolu Kabala, Üstad'ın Tanrı'nın Sarayı'na yolculuğunu mümkün kılışı itibariyle Hermesçi dokuyla benzerliği bulunmaktadır. Ancak, gerek İ.Ö. 6. yüzyılda Mısır'ın karşılaştığı Pers işgalinden sonraki gelişmeler ve gerekse Kabala'nın Yahudilerin Babil Sürgününden kurtuluşları sürecindeki deneyimleri itibariyle, Tanrı ile doğrudan görüşme, iletişim kurma ve bilgiye ulaşma sistematiğinin Zerdüşt etkisiyle oluştuğunu söylemek, sanırım yanlış olmaz. Buna rağmen Zerdüşt dininin aksine Ruhban sınıfına rastlanmaz, hiyerarşik bir örgütlenme görüntüsü bulunmamaktadır. c- Tarihsel Süreç Mısır dini, gerek iç karışıklıklar ve gerekse dış istilalarla sık sık önemli baskılarla karşılaşmıştı. M.Ö. 2200 yılında yaşanan iç savaş bu anlamda önemli bir örnektir. İnsanlar, daha önce Tanrı olarak gördükleri Firavunlara isyan eder, kutsal mabetler yağmalanır ve ölü soygunculuğu başlar. : " Bütün geleneksel kurumların yıkılması bir yandan bilinemezcilik ve kötümserlik, diğer yandan da derin umutsuzluğu gizlemeyi başaramayan bir zevk yüceltimi şeklinde yansır.. Tanrısal krallığın yaşadığı fetret dönemi kaçınılmaz olarak, ölünün dinsel değerini yitirmesine yol açar. Firavun bedenlenmiş bir tanrı olarak davranmadığı için, her şey yeniden sorgulanır." (6) M.Ö. 1674 yılına denk gelen Hyksos istilası ise Mısır Dini üzerinde büyük bir oynama yaratmıştı. Mısır Dini'nin kendisine yönelik yükseklik sanısı darmadağın olmuştu. İstilacılar bir süre sonra ülkeden kovuldu kovulmasına ama milliyetçilik ve yabancı düşmanlığı yükseldi. Bununla birlikte "içtekinin yüceliği" fikrinin aldığı yara, dışa ilgi gösterilmesi sonucunu dayattı. Çok sayıda yabancı Tanrı ile tanışıldı ve bu Tanrılar, Mısır Dini'ne nüfuz etti. Kimi din tarihçisine göre bu sızmalar Mısır Dini'nin çöküşündeki önemli etkenler olarak nitelenir. M. Bernal'a göre ise, yönetimin doğrudan istilacıların eline geçtiği dönemler de dahil Mısır dini kendini korumayı bilmiştir. Mısır dini geçmişte yaşanan çalkantılı süreçlere rağmen Din, Mısırlı olmaya devam etmişti. (7) Bununla birlikte istisnai dönem, özellikle Hıristiyanlığın etkin hale gelmeye başladığı dönemdi. Mısır dini, çok sayıda istilaya ve dış dinlerin etkisine maruz kalan güçlü yapı, Hıristiyanlığın baskısına dayanamayarak, 1 yüzyıldan kısa bir süre içinde çökmüştü. Mısır, tüm Roma vilayetlerinden daha önce, büyük bir istekle Hıristiyanlığa geçmişti. Çeşitli nedenlerle Hıristiyanlığın baskısına direnemeyen Mısır Dini'nin kısa süre içindeki çöküşü, özellikle tarihsel dinamikler göz önüne alındığında aslında hiç de şaşırtıcı değildir. Tüm dünyanın "Roma'nın" bayrağının dalgalandığı tek bir imparatorluk çatısında toplanışı, kuşkusuz "tek-Tanrıcı" dini sistematiklerin içerdiği avantajları arttırmış olabilir. Nitekim bu etkide Yahudilerin büyük bir katkısı bulunmaktadır. M. S. 1. yüzyıla gelindiğinde Yahudiler Roma İmparatorluğu nüfusunun %5-10 luk bölümünü oluşturmaktadır. Yine de Yahudi etkisini abartmamak gereklidir. Nitekim Mısır'daki uzun süreli varlıklarına rağmen, Yahudi dini unsurlarının Mısır Dini'ne nüfuz etmesi mümkün olamamıştır. Bununla birlikte M.S. 2. yüzyılda, Mısır yönetiminde söz sahibi olan seçkin Yunanlı ve Mısırlı aristokrat sınıfların, iki dinin kaynaşmış unsurları içinde yaşamlarını sürdürmekte oldukları görülür. M. Bernal'ın belirttiği gibi, Mısır Dini'nin uluslarasılaşma eğilimi, uzun yıllar " milliyetçi bir yanılgı içinde üstünlük savunusunda bulunan" ruhban sınıfının konumunu zayıflatmıştır. Yine de tüm bu unsurlar içinde kanımca en önemlisi, aristokrat ve ruhban sınıfının debdebeli zenginliği içinde yaşayarak, yüzyıllardır Mısırlı bir bireyin üstünlük sanısını güçlendiren değerlerin ezilmesiydi. "Hıristiyanlık, Filistin'den gelmiş olmasına ve bilinçli bir şekilde uluslararası nitelik taşımasına rağmen, putperest bir dine sahip olan Helenleşmiş kozmopolit yukarı sınıflara karşı, yoksul ve orta sınıf Mısırlıları temsil etmeye başladı..."(8) Mısır dininin yıkılışını getiren sosyo-ekonomik koşullar, M.S. 2. yüzyıla gelindiğinde ilginç bir tablo sunmuştu. Başta felsefe olmak üzere, manevi yönlü disiplinlerde önemli oranda güç kaybetmeye başlamıştı. Platon ve Pithagorasçılığın yeniden canlanması gerçekleşse bile, söylenen sözlerin ustalarınkinden öteye gidememesi kritik bir yarılma doğuruyordu. Bununla birlikte, Doğu felsefelerinin Yunan-Roma kültürüne sızmaya başladığı görüldü. Yunan felsefesinin yanıtını veremediği sorular, aydınların başta Mısır olmak üzere, doğu felsefe ve dinlerine eleştirel yaklaşmaları sonucunu doğurmuştu. Mısır dininin çöküşünü hazırlayan en önemli etki olan Yunan kültürü desteğini Mısır'dan alacaktı. Bununla birlikte yıkım dönemlerinin Mısırlı bireyin psikolojisi üzerinde karakteristik bir etki yaptığı söylenebilir. Kuşkusuz Hermesçi Kuram'ın ana dayanakları Mısır Dini'nde bulunur. Süreç içindeki revizyondan ve örneğin firavuna duyulan saygının yitimi gibi değişimler hesaba katılmalıdır. Tanrısal Töz'ün ve gücün, herkes içinliğe bürünmesi en önemli sonuçlardan birisidir. Hıristiyanlık ve Yahudilik dinlerinin felsefi-ezoterik kimi yorumları dışında kabul etmediği, insanın Tanrı'dan parça olduğu ya da ona ulaşabileceği fikri, Hermesçiliğin temel hareket noktalarından birisini oluşturur. Firavun'un öldükten sonra Osirisleşmesi şeklinde, Mısır'da bulunan inançtaki seçkinci noktanın yitimidir bu. Bernal'a göre, bu fikir "demokratikleşmiştir". Önemli bir dayanağını buradan alan Hermesçi görüş yine de Hıristiyanlık, Yahudilik ya da Müslümanlıkta olduğu gibi ayrıcalıkları herkes için mümkün kılan bir yapı oluşturmaz. Ayrıcalıklı sınıf ve seçkinlerin, özellikle kadim Mısır Dini'nin savunucularının yer altına çekilişlerinin devamı olduğu surette, büyük bilgiye sahip oldukları, onları korudukları ve oluşturdukları mürid-mürşid sistematiğiyle "gizlici" öğretilerin temelini oluşturduğu söylenebilir. Seçkin sınıfın bilgisinin, karşıt kutupta, sıradan insanların zihninde "batıl inanç" sistematiği olarak karşılık bulduğunu söylemek mümkün. Sıradan insanların söz konusu bilgiye ulaşmak noktasında herhangi bir olası isteği ise, oluşturulan katı yapının duvarlarına çarpar, hatta dünyanın başka bir coğrafyasındaki benzer bir oluşumun, "yeraltı kütüphanesinin sırlarını, yeterli donanımı olmadan isteyenlere verilen büyük cezaların hala devam ettiği" şeklindeki bildiriminden takip edegeldiğimiz üzere tehditlerle karşılaşır. Yeryüzünden, baskılar ve istilalarla çekilmek zorunda kalmış bir yapının, yeni yaşam tarzında bu tip önlemler alması mantıklıdır. M. Eliade'ye göre, İmparatorluk döneminde halk Hermesçiliğinin oynadığı rolün altında, çağın dayatması bulunmaktadır: "Kaderin, her şeye yeten gücü karşısında dehşete kapılmış bir çağda bu metinler, "doğanın gizleri'ni açıklıyor ve mağus bu metinler sayesinde doğanın gizli güçlerine sahip oluyordu. "(9) Yaşananların gösterdiği ölçüde, insanın eksikliği, kutsal değerlere saygısızlığı ve maddi ölçütlere verdiği paye Hermesçiliğe, daha sonradan Platon'da da takip edeceğimiz düalist teorinin dayanağını sağlar. Düalist teori aynı zamanda, Bousset'in altını çizdiği ölçüde kötümserdir. Bilgeler için "gnosis"i, sıradan insanlar için ise "yalnızca görünenin bilgisini" getiren ayrışım, böylelikle daha iyi anlaşılır. Halkın yıkım dönemlerinden çıkardıkları sonuç, sıradan insanların maddi dünyanın yaratıcısı Demiurgos'un dışındaki bilgiye sahip olamayacakları yönündedir. Bir Tanrı istemediği sürece, insan, doğanın bilgisine, gizlere nasıl ulaşabilir ki?. İnsan tüm yıkım dönemlerinde olduğu gibi güçsüzlüğünün üzerine gidiyordu. "Gizli Tanrı" ya da " adı ağıza alınmayacak olan' a" yönelik yüce duyguların ve bilgilerin koruyucusu olarak "bilgeler" bir yönüyle geride kalanı savunma işlevini üstlendi. Kimden savunma? Değerbilmez, sahip oldukları yüceliklere saygı duymayan sıradan insanlara ve kadim bilgileri yok etmek amacıyla sıradan insanlar arasına gizlice sızan düşmanlara karşı...Eskatik yaşam Hermes öğretisinde bu anlamda kaçınılmazdır. Felsefi Hermesçilik, M.S. 2. yüzyılda gelişir. Yukarıda da belirttiğimiz üzere bünyesinde Yahudi, Mısır, İran ve Platonculuk etkisi taşır. Herşeye rağmen Hermesçi metinlerin, Mısırlı olma iddiası kesinlikle atlanmamalıdır. Özellikle Hermesçilik üzerindeki Hellen etkisinin abartıldığı görülür. Bu eğilimin temel kaynaklarından birisi Herodot'tur. Yunan Tarihçi Herodot, Yunanlıların Mısırlılardan aldıkları kültürel verilerin analizini yaptıktan sonra sözü Hermes'e getirir. Yunanlılar, tüm borçlarına karşın, phallos'u kalkık Hermes figürünü Mısırlılardan öğrenmemişlerdir. Yunanlı tarihçiye göre bu konudaki temel kaynak Pelgasglardır ve onlardan Atinalılara, oradan da diğer Yunanlılara geçmişti. (10)Bununla birlikte Herodot, M. Eliade'ye göre, Hermes'in Thot ile özdeşleştirildiğinin farkındadır. |
||
|
||
d-Semavi Dinlerde Hermes Thot'tan hareketle oluşturulmuş görkemli yapı, Hıristiyanlığın ilk üç yüzyılında tamamen ayakları üzerine oturmuştu. İsmini Yunan Tanrısı Hermesten almasına rağmen köken Mısır'a aitti. Özellikle Hermetik Metinler, üç semavi din üzerinde tartışmasız bir etki yapacaktı. Bu ilk adımda Hermes'e biçilen rollerin kadim Mısır dinindeki rollerini anımsamakta fayda var: · Tanrıların babası ve yüce zihin, gizli Tanrı · Harekete geçirici zihin ya da konuşma eylemi olarak Demiurgos · İletişim, aracı rolü. Tanrının diğer iki öğesini birleştiren ve ayıran Kutsal Ruh. · Ölülere yol gösteren, rehber, evrenin mucizelerini açıklayan haberci, retorikçi. Dönemin en ilginç geleneği pagan Tanrılarının üslubuna göre yeniden tanımlanmasıydı. M. Bernal'a göre, bu bir ehlileştirme işlemiydi. Tek Tanrılı inanç sistematiklerinin etkin bir hale bürünmesiyle oluşan, kadim dinlerde Tanrısal rol oynayan figürlerin kabul edilemez yönlerinin budanmasıydı. Bununla birlikte, Tek Tanrılı dinlerin, kendilerini kadim kökene bağlama noktasında önemli bir araçtı bu eğilim. Örneğin Horus-Perseus denklemi Hıristiyanlığa Aziz Yorgi olarak dahil olurken, Tanrıça Neit-Athena, Azize Katerina'ya dönüşmüştü. Bu sonuçtan Hermes de kendisini kurtaramadı. Zamanla Thot, özellikle üç semavi dinin anlayışında olgunlaşacağı şekliyle bir "insan" ve "bilge" haline dönüştürüldü. Hermes, Tevrat'ta altıncı kuşaktan bir peygamber Hanok'a dönüştü. Kitab-ı Mukaddes, Yaratılış 5:18-24 arasında Hanok'tan bahsedilir. Daha sonraki dönemde İslam inanışında da görebileceğimiz gibi, 24'te, Tanrı'nın onu yanına aldığından söz edilir: "Yar.5: 18 Yeret 162 yaşındayken oğlu Hanok doğdu. Yar.5: 19 Hanok'un doğumundan sonra Yeret 800 yıl daha yaşadı. Başka oğulları, kızları oldu. Yar.5: 20 Yeret toplam 962 yıl yaşadıktan sonra öldü. Yar.5: 21 Hanok 65 yaşındayken oğlu Metuşelah doğdu. Yar.5: 22 Metuşelah'ın doğumundan sonra Hanok 300 yıl Tanrı yolunda yürüdü. Başka oğulları, kızları oldu. Yar.5: 23 Hanok toplam 365 yıl yaşadı. Yar.5: 24 Tanrı yolunda yürüdü, sonra ortadan kayboldu; çünkü Tanrı onu yanına almıştı. " (11) Hermes özellikle öğretisi itibariyle Hıristiyanlıkla kat-i bir çatışma içine girmişti. Hermetik akımlar ve gizlicilik, özellikle gnostik yönleriyle Hıristiyanlığın ve resmi kurumlarının büyük tepkisini çekmişti. Bunda hiç kuşkusuz, Mısır'a dek geriye giden putperest görüşlerinin büyük önemi bulunmaktaydı. Yine de kimi kaynaklarda Hermes'in Hıristiyanlıkta Aziz Kristofer şeklinde yaşamaya devam ettiği yazar. Kur'an-ı Kerim'e göre de Adem ve oğlu Şit'ten sonra gelen üçüncü peygamber İdris olduğunu biliyoruz. İslam kültüründeki İdris ile Hermes arasındaki özdeşimin dayanağı, ilk olarak Yunan kaynaklarıdır. Yunan kültürü hakkında eşssiz bir birikime sahip olan İslam alimleri, Yunan Tanrısı Hermes'in izini, Mısır Tanrısı Thot'a dek sürmüştür. İkinci olarak da, Kur'an-ı Kerim'deki ayetlere paralel olarak İslam dini yorumcularının altını çizdiği ölçüde, Kitab-ı Mukaddes'te geçen anlatılarla paralellik arzetmesidir. Buna göre, İdris de Enoch gibi, yeryüzünde 365 gün yaşar, dindarlığı ile yaratanın takdirini kazanır ve ölmeden gökyüzüne çıkartılmıştır. Çok sayıda İslam alimi, Enoch-Hermes-İdris sistematiğine dikkat çeker. (12) Kur'an-ı Kerim'de İdris ismi iki yerde geçer. Bunlardan ilki Meryem Suresi'dir: " Kitab'da İdris'i de an; çünkü o, çok doğru bir peygamberdi. Onu yüce bir yere yükseltmiştik." (13) İdris, Kur'an-ı Kerim'de ayrıca Enbiya Suresi'nde anılır: " İsmail'i, İdris'i, Zu'l-Kifl'i de an; hepsi de sabredenlerdendi. Onları rahmetimize soktur, çünkü onlar salihlerdendi." (14) Yukarıda da belirttiğimiz gibi Kutsal Kitap'ta iki noktada gerçekleşen değinime rağmen, İdris Peygamber, İslam alimlerinin üzerinde çalıştığı önemli isimlerden bir tanesidir. Onun hakkında yapılan araştırmalar ilginç bilgiler içermektedir. Kimi kaynaklarda "Hermes" sözcüğünün dönüşüme uğrayarak İslam literatürüne "Tanrı'ya ulaşmış kişiye atfedilen "Ermiş" şeklinde girdiği belirtilir. Bir diğer taraftan günümüzde hala yaşamakta olan bir ritüelin temel öznesi "Hızır Peygamber'in", İdris/İlyas birleşiminden doğduğuna dair fikirler bilirdirilir. Kuşkusuz Ortodoks İslam'ın çoğu bilgiyi, kaynağı İsrailiyat olarak nitelemek suretiyle reddettiği görülür. Yine de İdris'e yönelik "göklerin esrarını bilen" tanımı, kuşkusuz Thot'un kökenine ilişkin bilinenlere uyuyor. Tanrının İdris'i gökyüzüne yanına aldığına inancı ise, İsa'dan önceki Tevrat geleneğinin Müslümanlıkta da sürdürüldüğünü gösterir. İslam Alimleri, İdris'in gökyüzüne alınması olayıyla bir haylı ilgilenmiştir. Bu konuda değişik fikirler bulunsa da özellikle, Azrail'i oyuna getirerek cennette kalmayı başardığına benzer mit'ik anlatılar dışında, İdris'in yükseldiği yer hakkında anlaşılan genel fikirler vardır. Bunlardan en ilginç olanı, gökyüzünün dördüncü katına yükseldiği ve H.z. Muhammed'in Mi'rac gecesi İdris'i burada gördüğüdür. İdris, İslam sisematiği içinde de herşeyden önce bir kültür kahramanıdır. İslam Kaynaklarına göre İdris'ten önce tüm insanların hayvan derisi giyiyor olması, günümüzden beşbin yıl önce yaşayan Hermes'e yüklenen " terzilik " mesleğinin anlamını açıklıyor gibidir. Abdullah Aydemir'in, İslami Kaynaklara Göre Peygamberler kitabında belirttiği gibi, yedi esnaf derneğinden birisi olan terzilerin Piri olarak İdris'in kabul edilmesinin nedeni budur. Bununla birlikte büyük nitelikler taşımaktadır: " Bir nebi olarak ilk defa ata binip, Kabil'in müfsid ahfadına karşı, " Allah yolunda" cihada girişen de odur. Cebrail'in ilk vahip getirdiği nebi İdris'tir, kendisine 30 suhuf verilmiştir..." (15) e-İslam'da İdris ve Güneş yakınlığı Güneş kültünün özellikle yaşam verici güç olarak Mısır'da ayrıcalıklı bir yere sahip olduğu biliniyor. Tüm kopuşa rağmen, Bernal'ın belirttiğine göre kimi Hermetik Metinler güneş merkezli kozmolojiler tasarlayarak kadim din ile paralelliği korumuşlardı. Copernicus'un, güneş merkezli bir kuramı savunurken, matematiksel ispatlardan yoksun olması, ünlü bilim adamının döneminin modasına uygun olarak Hermetik Metinler'e ve güneş kültünün önemi bağlamında Mısır'a sırtını dayadığı fikrini güçlendirir. Yukarıda bahsettiğimiz gibi, tek Tanrılı dinler kadim dinlerin Tanrılarını kabul edilebilir sınırlar içinde yeniden tanımlarken, kuşkusuz en ilginç bütün Thot'a İslam dininde biçilen rollerle ilgilidir. Anlatılan rivayetlerden birisinde İdris, güneşin kızgın harareti kendisini rahatsız edince, Allah'tan her gün bu sıcakta 500 senelik ol yürüyen güneş meleğinin de işine gelecek şekilde, sıcağın hafifletilmesini ister. Güneş meleği, onu güneşin doğduğu yere kadar götürür ve orada Azrail ile görüştürür. Ama Azrail, İdris'i isteğini yapacak güçte değildir. Ama ölüm meleğinin kendisinin ölüm gününü bildirmesine izin verilir. Ölüm meleği ise listesini açıp bakar, fakat İdris'in ölüm tarihini bulamaz ve bunu İdris'in tam güneş doğarken ölmesi gerekeceği şeklinde izah eder. İdris'in söz konusu rivayette de gözüktüğü gibi, güneş ile olan yakınlığı kadim din unsurlarının, semavi dinlerde yaşamaya devam ettiğinin önemli örneklerinden birisidir. Bununla birlikte ortodoks İslam'ın bu tip vurgularda haklılık payı bulması pek mümkün değildir. Aydemir'in belirttiği gibi, Tefsirler de dahil olmak üzere bazı İslami kaynaklarda, İdris'in güneş mülkünün sahibi olduğu vurgusunun gerçeklik payı yoktur ve bu vurguların kökeninde( ölmeden önce cennete giren Hanok, ebedi hayata ermiş kişi gibi) İsrailliyat bulunmaktadır. f-Gizli Bilimlerin Kurucusu ve din Hellenistik dönem yazarları için Thoth tüm ilimlerin koruyucusuydu. Korkunç bir büyücü, yazı sanatının (dönem itibariyle hiyerogliflerin) kurucusuydu. Söz'ün gücüyle dünyayı yaratandı. Yıkım dönemlerinin karakteristik baskısının ilk ayağında sıradan bireylerin kendilerine duyduğu güçsüzlüğün bulunduğunu saptamıştık. Bununla birlikte, özellikle doğanın gizlerini elde etme yolundaki büyüsel uğraş, Hermetik dokuya dahil olmuştu. Yıldızlardan yararlanma, astroloji, doğa olaylarını sempati ve antipatiyle açıklama eğilimlerinin paralelinde, kötü kaderi değiştirmeye yönelik gayret, gizli ilimlere dair eğilimleri doğurmuştu. Bu uğraşlar özellikle Halk Hermetizminde oldukça yaygındı. Kore Kosmou'da (aslını oluşturan metin M.Ö. 3. yüzyıla aittir) Ruhların yaratılışı bir simya işlemi olarak betimlenir örneğin. M. Eliade'ye göre içrek hikmetlerin aktarımında yeni bir model bulunmaktadır karşımızda. Hiyerarşik-gizlici bir donanım ilk bakışta gözükmese bile, simyacılara benzer erginlenme içeren kapalı grupların varlığı zorunlu olarak değerlendirilmelidir. Her şeye karşın, kendine özgü bir dinsel hava ve ritüel davranışları ayırt edilebilir. Müritler bir tapınakta toplanır sessizlik kuralına uyar ve vahiyler hakkındaki sırları saklarlar. Din eğitimi törensel bir ciddiyet içinde gerçekleştirilir. Gerekli olan, Corpus Hermeticum'un içeriğinde vahyi anlamaktır, bu anlama çabası ise erginlenme ile eşdeğerlidir. Gerekli olan tek şey, özenle arındırılmış birkaç mürid ve metinlerin anlamlarını kendilerine aktaracak bir hocadır. Toparlayalım: Toplumsal olarak büyük dönüşümlerin yaşandığı, eski, yıkılmaz, sonsuza kadar süreceği düşünülen değerlerin darmadağın olduğu bir çağda biçimlenmiştir Hermesçilik. Kökenleri, kadim Mısır dinine, İ.Ö. 3. bine dek uzanan Thot kültüne dek gitmektedir. İ.Ö. 6 ve İ.S. 2. yüzyıla ait Metinler zamansal olarak fikir vermekle birlikte, bu konuda, tıpkı bu metinleri kimin ve ne zaman bir araya getirdiği noktasında olduğu gibi açıklık yoktur. Bununla birlikte Hermesçi Metinler, açık bir şekilde kendilerini Mısırlı görmektedir. Mısır dini, İ.S. 2-3. yüzyıllar arası hızlı bir biçimde çökerken, Neo-Platonculuk, Gnostisizm ve Hermesçilik'te yaşamaya devam etmiştir. Ancak Mısır dininin etkisi en yoğun haliyle Hermesçilik'te yaşamıştır. Hangi felsefi dizgenin diğeri üzerinde çok daha etkin olduğu net değildir. Bununla birlikte, Neo-Platonculuğun kökeninde, Helen felsefesi üzerinde etkili olmaya başlayan Doğu dinlerini bulmak yanlış olmaz. Gnostik felsefe zamanla kendini Hıristiyanlık içinde bulurken, bizzat Hıristiyan kurumlarınca ezilmekten de geriye kalmayacaktır. Hermesçilik, özellikle gizlicilik ve yeraltına çekilmişlik noktasındaki kökeninde hareketle, gnostik ve düalist bir yapı oluşturur. Seçkinci bir yapı olan Hermesçilik, kozmosun sırlarına vakıf hocaların, bilgileri "imtina" ile verdiği bir noktaya dayanır. Bu yönleriyle, günümüze dek ulaşan gizlicilik eğilimine köken oluşturduğu rahatlıkla söylenebilir. http://dikine2.blogspot.com/2006/10/hermesilik.html |
||
|
||
| Hermes Tut-MÖ 3000 ler İnsanlığın son 5000 Yıllık Tarihi’nde bu Mısırlı Terzi’nin izleri görülür. Mısır Papirüsleri’nde adı Hermes Tut'tur. Qadim Mısır bilgisi’yle uğraşan Tarihçi Maspero, varlık birliği düşüncesini desdekleyen Pre-Hermes birçok Hiyeroglifleri çözdü. Mısır Kaynakları’nda Hermes’in düşüncelerinden bahsedilir. 'İnsanlar ölümlü Tanrılar, Tanrılar ölümsüz insanlardır' Terzi Hermes şöyle düşünür: Kocaman Boşluğun en altında ölümlülük yeri Dünya var, en üstünde de ölümsüzlük yeri Zuhal Yıldızı. Zuhal Yıldızı, Evrensel Aql’ın bütün esrarını taşımaktadır, 7. ve son kat’tır, Ölümsüzlüğe orada erişilir. Zuhal, parlak bir ışık içindedir. Ruhlar oradan koparak, Dünya’ya doğru düşmeye başlarlar. Bu düşüs bir sınav’dır. Düşüş, büyük ışık’tan, inildikce yavaş yavaş koyulaşan Karanlığa doğrudur. Işık Ruh, karanlık Madde’dir. Ruh, kısa bir Sınama için yeryüzü’ne inip madde’yle birleşecek ama madde’ye boyun eğmeyecektir. Ruh’un Madde’ye boyun eğmesi, ona yenilmesi demek, sonsuz olarak yok olması demektir. İnsan Ruhu, Külli Ruh ( Tanrı’nın) çocuğu’dur. Sınavı kazanamazsa, o Ruh’ta bulunan Külli Işık ( İlahi Nur) sönecek, ışık yalnız başına çıktığı yere dönecek ruh’u karanlık’ta bırakacaktır. Ruh da, ışıksız kalınca, Karanlığın içinde eriyip tükenecektir. Büyük Boşluk, inen çıkan ve arada eriyip tükenen sayısız Ruhlar’ın Kasırgasıyla kavrulmaktadır. Sınavı kazanan Ruhlar, Yedi Kat göğe başarıyla yükselip Ölümsüzlüğe kavuşurlar. Mutlak Hakikat’i öğrenirler. Madde’ye boyun eğmeyen başarılı Ruh, yeryüzü’ndeki, kısa sınavını verdikten sonra, ilk basamak olarak Ay’a yükselir. 1.Kat Gök Ay ‘Düşünce Dehası’dır, elinde Gümüş bir Orak tutar, Doğumları ve Ölümleri düzenler. Ruhlar’ı Cesetler’den kurtararak Büyük Nur’a doğru cezbeder. 2.kat Gök Utarit Yıldızı, ‘Soyluluk Dehası’dır, sınavını başarıyla vermiş ve 1. Kat’ta Cesetler’den ayrılmış Ruhlar’a çıkacakları Yol’u gösterir. Bu Kat’a çıkan Ruhlar, Soyluluklarını ispatlamış Ruhlar’dır. 3.kat Gök Zühre Yıldızı’dır. Zühre ‘Aşk Dehası’dır, elinde ‘Aşk Aynası’nı tutar, birbirlerini unutan Ruhlar Aşk Ayna’sında birbirlerini bulurlar. 4.kat Gök Güneş’in egemenliği altındadır. Güneş ‘Cemal Dehası’dır, başarı ışıkları saçmaktadır, pırıl pırıldır. Başarılı Ruhlar, Ölümsüzlüğe yükselebilmek için böyle bir ‘tüm güzellik’ten geçerler. Güneş onları tatlı ışıklarıyla okşayarak Ölümsüzlüğe hazırlar. 5.kat Gök Merih Yıldızınca yönetilir. Merih ‘Adalet Dehası’dır, elinde Adalet’in keskin Kılıcını tutmaktadır. 6.Kat Göğü yöneten Müşteri Yıldızı’dır. ‘İlim Dehası’dır, elinde ‘Büyük Gücün Asası’nı tutmaktadır. 7.kat Gök Ölümsüzlüğe kavuşulan büyük Aydınlık, Külli Aql’ın tüm sırrını saklayan Zühal Yıldızı’nın katıdır. Bu Öğreti, Qadim Mısır'ın Tep ve Memphis Tapınakları’nın büyük ve kutsal sırrı’dır. Bu yüzden de hiç bir Papirüs’e yazılmamıştır. Sadece Yeraltı’nda gizlenmiş bir Mağaranın Duvarları’na sembolik işaretlerle kazılmıştır. Yüzyıllar boyunca, Tapınakların başkanları birbirlerine ağızdan anlattılar. Böylelikle Sır, ona layık olandan başka, kimsenin eline geçmez. Tep ve Memphis Tapınakları’na bağlanarak yıllarca Sınav geçirip çile çektikten sonra bu Sırr’a kavuşanlar, onu, en dayalınmaz işkenceler altında bile açıklamazlar. Grekler’in İfşası ile Sır bugün bilinir oldu. Hermes’in Öğrencisi Askelopis şöyle der: ‘İnsanlar ölümlü Tanrılardır, Tanrılar da ölümsüz insanlar.. Eşya’nın dışı, içi gibidir. İçle dış arasında bir ayrılık yoktur. Küçük büyük gibidir. Küçük’le büyük arasında hiç bir ayrılık yoktur. Evren’de hiç bir şey ne iç, ne dış, ne küçük, ne büyüktür. Bir tek Yasa ve o Yasa’nın gördüğü bir tek İş vardır. Bu sözlerin anlamını anlayan ‘Hakikat’ı görür. Kimi İnsanlar, bu anlayışları, olağanüstü çabaları ve yetkinlikleriyle öteki insanların görmediklerini görebilirler. Oysa ‘nedenler nedeni’ daima gizlidir. Çünkü sonsuzluk, pek kısa bir son olan zaman ve yine pek kısa bir son olan mekan içinde anlaşılamaz ve anlatılamaz. Bizler, ancak, öldükten sonra onu anlayabilir ve anlatabiliriz. Çünkü yaşarken zaman ve mekanla sınırlıyız. Sınırsızlık, sınırlılık içinde kavranamaz...’ Hermes'in Büyük Sırrı’nı öğrenebilmek için geçirilecek sınavlar pek güçlüdür. Aqlı ve iradesi güçsüz olan istekliler, ya Yol’un (Tariq) dönülebilecek parçasından tersyüz edip geriye dönerler, ya korkudan çıldırırlar, ya da bin bir ürkütücü görünüş içinde yürekleri durur, bir uçuruma yuvarlanır, ölür giderler. Sınavı başarıyla geçiren pek az kişi vardır. İstekliyi önce İzis Tapınağı’na götürürler. Tapınak Yeraltı Mezarları’na giden Delikler’le doludur. Tapınağın başında İzis Heykeli vardır. İzis oturmuştur, dizlerinde kapalı bir Kitap vardır, Yüzü örtülü’dür. Heykel’in altında şu söz yazılıdır: ‘Yüzümdeki örtüyü hiç bir ölümlü kaldırmadı.’ Bu Tariq’de yürüyebilmek için Ölümsüzlüğe hazırlanmak gerekir. Bu uzun yıllar isteyen, katlanılması zor bir çabadır. İstekli (Sâil/Talib) buna katlanmayı göze alırsa, Tapınak Hizmetçileri’nin yanında kalmak, ortalığı süpürmek, bulaşık yıkamak, ayakyollarını temizlemek zorundadır. (Kynikler’de Melamiler’de bu tür nefsini hor görme vardır). Bütün bu işleri yaparken konuşmak yasaktır (Susma Orucu). Talib, isteğinde direniyorsa, küçük bir deliğin içinden karanlık bir labirent’e bırakılır. Kapı üstüne gürültüyle kapatılır. Talip, dizleri ve dirsekleri üstüne sürüne sürüne çamurlu ve yılanlı dehlizler’de uzun uzun dolaşacaktır. Ara sıra küçücük odalar’a yolu düşerek ayağa kalkabilecek, bu küçük odalarda, çeşitli iskeletler’e, hayvanlar’a ve yılanlar’a rastlayacaktır. Sonra gene küçük delikler’den karanlık yollar’a girerek, sürüne sürüne ilerleyecektir. Bu küçük odalar’da, kimi zaman, sessiz bir Rahibe rastlayacak, Rahip O’na geriye dönmek isteyip istemediğini soracaktır. Sırrı öğrenmek için direniyorsa, gene kaderiyle baş başa kalarak, karanlık yollarda sürünmeye devam edecektir. Derinlerden kulağına, şöyle seslenen çığlıklar gelecektir: ‘İlim ve Güç isteyen Deliler, burada gebermişlerdir’.. Artık, geriye dönülemez yollara girmiş bulunmaktadır, kimse karşısına çıkıp geriye dönmek isteyip istemediğini sormayacaktır, buradan kurtulmak için ölmekten başka bir şey yapılamaz. Soğuk, karanlık, yılanlar, akrepler, korkunç çığlıklar, açlık, susuzluk, sürünmek’ten parçalanmış dizler, kanayan avuçlar.. İstekli ya da artık çaresiz, dizlerinin gittikçe gömülerek ayaklarının yükseldiğini, çok dik bir yokuş’tan aşağıya doğru sürüklenmekte olduğunu hissetmektedir. Güçlükle sürüklendiği bu yolun sonunda da, korkunç bir uçurum’la karşılaşacaktır. Tutunabilir de düşmekten kurtulursa çıldırması işten bile değildir. Çıldırmayacak kadar güçlüyse çevresine bakabilir ve süründüğü Dehliz’in sol ucunda küçük bir Kurtuluş Kapısı bulunduğunu görebilir. Uçuruma yuvarlanmadan o Kurtuluş Kapısı’na sıçrayabilirse uzun bir merdiveni tırmanarak masallardaki gibi renk renk döşenmiş bir oda’ya varacaktır. Oda’nın duvarlarında 22 Sırrı belirten nakış semboller, harfler ve sayılar vardır. (Pythagoras Sayı Mistisizm’i) . Burası Oziris'in Nurlu Tapınağı’dır. Burada İnsan, HaKiKat’i belirtmek ve Adalet’i gerçekleştirmek için İlahi Güç’le birleşir. Talib’in Çilesi henüz başlamıştır ve daha pek uzun yıllar sürecektir. Geçireceği sayısız sınavlar arasında, Ateş sınavı, Su sınavı, Şehvet sınavı vardır. Bunların her biri zorludur. Ateş sınavı, cehennem ateşi gibi yanan kızgın bir fırın’dan cesaretle geçmeyi gerektirir. Gerçekte bu Fırın, Talib’in cesaretini denemek için hazırlanmış yapma bir Fırın’dır. Şehvet sınavı, kimileri için belki de çok daha güç bir sınav’dır. İstekli günlerce aç ve susuz , karanlık dehlizler’de dolaştıktan sonra çeşitli renklerle döşenmiş bir yatak odası’na varacak, orada bir şehvet müziği dinleyerek, kendisine içki ve yiyecek sunan çıplak ve genç bir güzel’le karşılaşacaktır. Güzel Kız O’na bugüne kadar çektiklerinin karşılığı olarak, kendisini ve elindekileri sunacaktır. Eğer bu Genç Kız’a kanar da açlığın, susuzluğun ve şehvet’in gücüne boyun eğerse, o güne kadar çektiği bütün çileler boşuna harcanmış olacaktır. O zaman, artık, ömrü boyunca Tapınak’ta tutsak olarak hizmetcilik etmek zorundadır, kaçmaya çalışırsa hemen öldürülür. Talib bu sınavların her birinin sonunda, tek başına taş bir oda’ya kapatılarak, aylarca, kendi kendine düşünmeye bırakılmaktadır. Böylelikle, hamur gibi yoğurulan insan yapısı, gittikçe, İlahi Yapı’ya yaklaşmaktadır. Qadim Mısır Rahipleri’nin o büyüleyici ve etkileyici güçleri, böylesine bir yoğrulma sonunda elde edilir. Son sınav Mezar’dır. Talip, diri diri ve özel bir törenle bir Mezar’a gömülür. Oysa artık, dünyalığından hemen hiç bir şey kalmamış, Mezar’a pek yaraşan bir yapıdır. Mezar’da, tam bir letarji’ye düşerek, kendi Ruhu’yla karşılaşır. Uzun yıllar sonunda elde ettiği bu sonuç, onu, Büyük Sırr’a, gereği gibi hazırlamıştır. Mezar’dan çıktıktan sonra, kendisine gelince, büyük Rahip’le birlikte, Mısır'ın sıcak, sessiz ve derin bir Gecesinde, Tapınağın Rasathanesi’ne çıkacak ve orada 7 Kat Sema’nın 7 Yıldızı’nı seyredecek, büyük Rahib’in ağzından Hermes'in Sırrı’nı öğrenecektir. Talib’in geçirdiği sınav, Tek Ruh’tan kopan Sayısız Ruhlar’ın yeryüzü’nde geçirmekte oldukları sınavın küçük bir örneğidir. Hermes’e göre, insanca ölümlü olmak da, Tanrıca ölümsüz olmak da elimizde. Hiyerofan denen Baş Rahip yeni Ermiş’e şöyle der: ‘Her Akıl bu gerçeği kavrayamaz. Büyük Sırr’ı gönlümüz’de saklayarak eylemlerimiz’le söyleyelim. İlim gücümüz, iman kılıcımız, sukut kalkanımız olsun. Ufaklıklar, ki büyük çoğunluktur, ya aptal ya da kötü’dürler. Aptalsalar bu Hakikat karşısında Aqıllarını büsbütün yitirirler. Kötü’yseler bu Hakikat’i kötüye kullanarak büsbütün kötülük ederler. Hakikat’i gizlemekten başka çıkar yol yoktur. Bilmek, bulmak, susmak gerek. Grekler O’na Ermis, veya "üç kere bilgin" anlamına Trisgemiste derler. 42 Eserinden bahsedilir. Bu Papirüsler bugüne ulaşmadı. Grek kaynakları”nda düşüncelerinden bahsedilir. Yahudiler Hanok'tan bahsederler. Tekvin Bab 5 18-24.ayetlerinde şöyle denir: ‘Ve Yared 162 yaşında Hanok'un babası oldu. Hanok, 300 yıl Tanrı ile yürüdü. Ve Hanok'un bütün günleri 365 yıl oldu ve gözden kayboldu. Çünkü O’nu Tanrı aldı.' Bu kayıtlara göre Hanok 6. kuşaktandır. Adem (930 yıl yaşadı), Şit (912 yıl yaşadı), Enoş (905 yıl yaşadı), Kenan (910 yıl yaşadı) Mahalael (895 yıl yaşadı), Yared (962 yıl yaşadı), Hanok 365 yıl yaşadı. Eğer Hermes’in MÖ önce 3000 lerde yaşadığı kabul edilirse Tekvin’e göre insanlığın yaşı 10 bin yıl eder. Arapların Hermeül-Heramise'si vardır. Kur'an İdris Nebi’den bahseder. Müslüman geleneği bu iki kişinin aynı olduğu kanaatine varmıştır. S.Hüseyin Nasr’ın nakline göre es-Suhreverdi (ö.1191), İdris'den şöyle bahseder: "Bil ki, Hikmet Adem a. ile başlamış ve O'nun soyundan Seth, Hermes yani İdris ve Nuh a. ile devam etmiştir. Çünkü dünya hiçbir zaman Tevhid ve ahiret ilminin kendisine dayandığı bir kişiden yoksun kalmaz. Ve bunu dünyanın her tarafına, çeşitli ülkelere yayan, açıklayan ve gerçek abidlerin üzerinde gösteren en büyük kişi Hermes'tir. O, Hükema’nın babası ve ilimlerin üstadlarının üstadı’dır." Osmanlı Tarihçisi Cevdet Paşa (ö.1895) bu anlatım şöyle tarihleşir: ‘Şit'ten sonra Peygamberlik İdris a.a geçti. Ve O’na dahi 30 Sahife nazil oldu. Kalem’le yazı yazan ve elbise diken ilk insan odur. O’ndan önce insanlar hayvan derisi giyerlerdi. İdris a.a Göklerin Kapısı (Babu’s-Semavat) açılmıştı. Sonunda Tanrı O’nu diriyken Göğe kaldırdı. İdris Göğe çekildikten sonra insanlar doğru yoldan ayrıldılar, Putlara tapar oldular. Tanrı onlara Nuh a.ı gönderdi. Bibliyografya: -Nasr,S.Hüseyin, İslam’da Düşünce ve Hayat, [10] -Ahmet Cevdet Paşa, Qısasu’l-Enbiya, [11] |
||