SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Din Felsefesi

Konu: İhvan-ı Sefa'ya göre; Din ve Felsefe

Sayfa: [ 1 ]

MeNaR 12.05.2007 23:22:18
    İhvan-ı Sefa'ya göre; Din ve Felsefe
    Felsefede dinde insanın mutlu ve erdemli olmasını ister. Bu ikisinin sadece dili ve üslupları farklıdır. Din ve felsefenin çatışıyor gibi görünmesinin iki nedeni vardır;
    1-İlki dinin içinden çıkanlarla ilgilidir. Buda bu insanların dini anlayamamalarından kaynaklanmaktadır. Bu insanlar dini ilimlerin şekillerine takılmaktadırlar. Eğer insanlar dini ilimlerin hakikatine varırlarsa din ve felsefenin çatışmadığını göreceklerdir.
    2-Felsefe ile uğraşan, felsefe ile aklını bozmuş insanlar vardır. Bunlar güya felsefe yaptıklarını zannederek, akıldan uzaklaşarak kendi ihtiyaç ve arzularını ön plana çıkarmakta ve din ile felsefeyi zıtmış gibi ortaya koymaktadırlar.
    İhvan-ı sefa’ya göre ise; felsefe ve din asla birbirine zıt değildir. Bu ikisi çatışmaz. İhvan bunlardan ilk grubu “şer’iyyun”,ikincisini ise “müteselsif” olarak isimlendirir. Din ve felsefenin amacı mutluluktur, mutluluk ise insanın Allah’a benzemek için çalışmasıdır. İnsanın Allah’ın fiillerine benzer fiiller yapması için 4 şart vardır.
    1-Varlıkların hakikatine dair, insanın bilgi elde etmesi gerekir.
    2-Her insan doğru inanca sahip olmalıdır. (Allah’a benzer fiiller için inanç olmalıdır)
    3-Güzel ahlak ve seciyeler kazanmak gereklidir. Buda daha çok eğitimle olur.
    4-Kazanılan ahlak kurallarının/bilgilerinin fiiliyata dökülmesi gerekir.
    Bu 4 şart bir arada olunca insan Allah’a benzer fiiller sergileyecektir. Bu iddianın temeli ise insanın Allah’ın halifesi olmasıdır. Çünkü halife olan insan nerde nasıl davranması gerektiğini bilmelidir. Ancak insanlardan gelen eleştiriler karşısında ihvan “biz ütopik bir grup değiliz” diyerek şu açıklamayı yapmışlardır; mutlaka ki insan yaratılıştan bazı hatalar ve noksanlıklar taşır ama Allah’a benzemeyi hedefleyen insan “mutlak insan”-“mutlak iyi”dir. Çünkü Ona ulaşmaya çalışırken ahlaki davranışlara sahip olacaktır, dini ve akli hükümleri yerine getirecektir.

deniz 13.05.2007 15:15:02
ihvan-ı sefaya ne oldu ?

MeNaR 13.05.2007 20:57:52
ne oldu derken?

deniz 13.05.2007 21:45:15
neden yok oldular. devamları gelmedi ??

MeNaR 13.05.2007 22:42:36
İhvan-ı Sefa çalışmaları sırasında kimliklerini gizlemişlerdir.kendilerinin değil çalışmalarının önplana çıkmasını istemişlerdir ama asıl çekindikleri şey belkide alevi oluşlarıydı yani bu yüzden çok tepki çekebileceklerini düşünmüş olabilirler. İhvan İsmailik mezhebinin bazı ibadet ve kurallarını kurumsallaştırarak bu mezhep içinde kaynadı. (şimdilik hatırıma gelenler bunlar ama araştırıp daha ayrıntılı bir bilgi verebilirim)

deniz 13.05.2007 22:53:57
he he Smiley

ben ihvan- safa yı biliyorum ama senin gibi ehli sünnet tedrisi görmüş birinin vereceği yanıtı merak emtiştim. beklediğim yanıtı verdin: "kendilerinin değil çalışmalarının önplana çıkmasını istemişlerdir".

ihvan-ı safa her aydınlanmacı hareket gibi devletin ve onun ehli sünnet geleneğinin baskısına uğramış ve yokedilmiştir. ayrıca alevi filan da değillerdir. islami anlamda oldukça iyi çalışmaları olan bir düşünce ekolüdür.



İHVANU'S-SAFÂ

 

İslâm felsefesi tarihinde, insanları taassuptan kurtarmak, toplumu ıslah edecek bir aydınlar ahlâkı ortaya koymak ve tabiat ilimlerinden yola çıkarak bir felsefe kurmak iddiasıyla miladi X. yüzyılda oluşturulmuş bir dernek veya aydınlar topluluğu. İhvanu's-Safâ; saf ve temiz kardeşler anlamına gelir. Düşüncelerini yaymak için "Resailu-İhvanu's-Safâ" adıyla bilinen bir ansiklopedi hazırlamışlardır. Bu bakımdan onlara İslâm dünyasının ilk ansiklopedileri de denir.

İhvanu's-Safâ, felsefeyle ilgili bulunduğu kadar, siyâsî ve dinî bir özelliğe de sahiptir.

Merkezi Basra olan bu birliğin azalan kendi aralarında birbirlerine İhvânu's-Safâ derlerdi. Çünkü gayeleri, karşılıklı yardımlaşma ile bütün vasıtalar ve bilhassa musaffa amellerle, ölümsüz ruhlarının kurtuluşuna çalışmaktı. Siyâsi faaliyetleri hakkında fazla bir bilgi yok ise de, nazari olarak, ahlâk için sarfettikleri gayret sayesinde, ansiklopedik mahiyette ve kendi birliklerinin hedeflerine göre işlenmiş bir seri risâle te'lif ettiklerini biliyoruz. Risalelerin derlenip kaleme alındığı tarih olarak (bunların sayısı elli ikidir; baş taraftaki fihrist ile 1. Risalenin sonundaki hâtimeye uygun olarak neşredilen Bombay baskısında da elli iki risâle vardır. Fakat 4. kısmın son risâlelerinde, yalnız elli bir adet risâleden bahsedilmektedir), umumiyetle X. miladî asrın ortaları gösterilmektedir ve tahrir heyetinde el-Mukaddesî diye maruf olan Ebû Süleymân Muhammed b. Müşir el-Bustî, Ebu'l-Hasan Ali b. Harun el-Zencanî, Muhammed b. Ahmed el-Nahracurî el-Avfî, Zeyd b. Rufa' gibi müelliflerin adı geçmektedir. Bugün risâleler hakkında daha açık bir bilgi edinmemiz mümkün olamıyor. Çünkü anlaşılmaz bir ifâde kullanmışlardır. Risâlelerdeki hikâye ve fıkralar, hiç değilse tesbit edilen halleri ile, VIII. ve IX. miladî asır edebiyatından alınmıştır. Onların felsefi temayülleri, eski Yunan İran ve Hind felsefesinin eski mütercim ve iktitafçılarının felsefi telakkileri ile birdir. Hermes ile Pythagoras, Socrates ite Eflâtun'un sık sık adı geçmekte, Aristo ise daha muteber sayılmaktadır. Aristo "mantıkçı" ve ayrıca, Plotinus'un "Theologie" sî nin ve Kitabu'l-Tuffah'ın müellifi olarak gösteriliyor. Risâleler de el Kindî'nin kabul edip benimsediği Aristoculuğa nisbeten daha saf ve daha kâmil bir felsefenin izlerine rastlanmamaktadır. Onlara hakim olan zihniyeti göstermek bakımından şu nokta dikkate değer: Risalelerde, el-Kindî'nin adı geçmemekte, halbuki onun sisteminden ayrılmış olan talebesi, meşhûr felekiyatçı Ebu Ma'şar (272/885)'in adı zikrolunmaktadır. Bununla beraber şüphesiz el-Kindî ve onun mektebi ile edebî münasebet imkanları bertaraf edilmiş değildir. Orta çağda yapılan latince tercümesine bakılırsa, on üçüncü Risale'nin müellifi el-Kindîdir (krş. T.a'.de Boer, Zu Kindi und seiner Schule, Archiv f.Cesch d.Philos, 1899, XIIl, 177 vd.).

İhvanu's-Safâ'nın risalelerindeki bilgilerin başlıca kaynakları şunlardır:

a- Felsefecilerin tabiata ve riyazata dair eserleri

b- Tevrat, İncil ve Kur'an gibi ilahi kitaplar

c- Astronomi, jeoloji ve botaniğe dair eserler (İhvanı safa, Resail, IV, s. 42 Beyrut tarihsiz) Bu bilgileri çeşitli kaynaklardan alarak bir bütünlük içinde vermeye çalıştıkları için seçmeci ve uzlaştırmacı (eklektik) bir metod takip etmişlerdir (H. Ziya Ülken, İslâm Felsefesi Tarihi, İstanbul 1957 II, s. 84).

İhvanu's-Safâ, insan hayatını çeşitli yaş devrelerine ayırarak, her devre için ayrı bir öğretim-eğitim tatbik etmek ister. Meselâ; 15-30 yaş arasında bulunanların ruhi gelişmesine önem verilir. 30-40 yaş arasındakilere ilahi kanunlar tanıtılır. Daha yukarı yaştakilere ise eşyanın hakikatleri öğretilmeye çalışılır.

Sistemlerinde ahlâka önem veren İhvanu's-Safâ'ya göre, insanın ahlâkî yapısının oluşmasında dört şey etkilidir:

a- Yaratılıştan getirilen mizaç ve hareketler.

b- Kişinin içinde doğup geliştiği iklim ve çevre.

c- Aile ve okulda alman eğitim.

d- Çocuk ana karnında iken ve doğduğu sırada yıldızların durumu ve tesirleri (Resaili'l-İhvanu's-Safâ, I, s. 299)

Risalelerin muhtevası tamamen eklektik bir mahiyette olup, esas eksenini dünyanın ilâhi menşe'i ve ruhun Tanrı'ya rücû'u akidesi teşkil etmektedir. Nasıl kelimeler konuşanın ağzından çıkmakta, ışık güneşten sudur etmekte ise dünya da Tanrı'dan feyezan etmektedir: Birinci derecede Tanrı'nın vahdeti ve ondan ikinci derecede akıl; akıldan üçüncü derecede olarak nefs ve bundan dördüncü derece olarak ilk madde; ondan beşinci derece tabiat, ondan altıncı derece olarak cisimler; ondan da yedinci derece felekler âlemi; ondan sekizinci derecede unsurlar âlemi; ondan dokuzuncu derecede unsurlardan terekküp eden madenler, nebatlar ve hayvanlar sudur eder. Madde, bu feyezanda, teşahhusun ve her türlü şer ve noksanın esâsı olarak görülmektedir. Ferdî ruhlar, alem kuşatan ruhun birer parçadır. Nasıl âlemşumul ruh, kıyamet günü Tanrı'ya dönecekse; ferdî ruhlar da, bedenin fena bulması ile, öylece âlemşumul rûha döneceklerdir. Sâfilerin ölümüne küçük diriliş âlemşumul rûhun yaratıcıya dönüşüne de büyük diriliş (ba'su ba'de'l-mevt) adı verilmektedir.

Sâfilerin kanaatine göre, dünya kuruldu kurulalı, zuhur eden bütün dinler, bu hikmete uymak mecburiyetindedirler. Bütün felsefelerin ve bütün dinlerin gayesi, insanlarca mümkün olduğu nisbette, ruhun Tanrı'ya müşabih olmasıdır. Şeriatı spiritualist bir şekilde tefsir edebilmek için, Kur'an, mecaz yolu ile alâkası olmayan meselâ Kelile ve Dimne adlı eserdeki hikâyelere de tatbik edilmiştir. Hatta Goldziher'in gösterdiği gibi, bilhassa, hayvanların "sâdık sâfiler" (İhvanu's-Safâ) sıfatı ile, avcıların tuzaklarından ve diğer başka tehlikelerden, karşılıklı yardımlar sâyesinde nasıl kurtulduklarını anlatan "Boynu Halkalı Kumru" hikâyesi, birliğin adını tayine sebep olmuştur.

Çok ağır bir hitâbet üslubu ile yazılmış, bir çok tekrarlar ile dolu olan bu elli iki risâle'nin bütünü, hiç değilse hâricen, bir ilimler ansiklopedisine benzemektedir. Birinci kısımdaki ondört risale riyaziye ve mantık mebadisinden; ikinci kısmın onyedi risalesi tabiî ilimler ve ilm-i nefs; üçüncü kısmın on risalesi metafizik ve nihâyet son kısmın onbir risalesi de tasavvuftan, ilm-i nücumdan ve sihirden söz eder. Dördüncü kısmın bir risalesinde (bütün serinin kırkbeşinci risalesi), birliğin mahiyeti ve teşkilatından da bahsedilmektedir.

Necip TAYLAN






MeNaR 13.05.2007 23:01:00
zaten senin bilmediğini düşünmemiştim. hadi diyelim bilmiyorsun eklediğin yazı googleden hemen bulunup okunabilecek bir yazı. ayrıca ben ehli sünnete tabi olsamda her düşünce ve inançtaki insanların iyi ve kötü yönlerini analiz edebilirm. ayrıca benden alıp kullandığın cümle İhva-ı Sefa'ya aittir.yine benim yazımdaki "asıl çekindikleri şey belkide alevi oluşlarıydı" cümlesi ise tamamem kişisel bir görüştür.

deniz 13.05.2007 23:06:57
benim söylemeye çalıştığım şey "senin kendi istekleri ile çekildikleri" yönünde bir intiba bırakmandı.
halbuki engellendiler ve yasaklandılar diye daha kolay ve gerçek bir yorum yapılabilirdi.  Wink

MeNaR 13.05.2007 23:14:18
ben çekildiler demedim ki içinde kaynadı dedim çünkü bir kurumu yasaklarsın ama düşüncelerine engel olamassın ve verilen bilgilerden anlaşılacağı gibi İhvan-ı Sefa bir mezhep olarak görüşlerini sürdürmüştür

torq 14.05.2007 01:26:21
İhvan´ın kimliği

İhvan-ı Safa ile ilgili ilk bilgileri yabancı kaynaklarda buluyoruz. Goldziher, Masignon ve Dietricie gibi önemli araştırmacılar İhvan´dan takdirle söz ederlerken, önemli bilgileri günümüze aktardılar. Sözcüğün Ashab- Soffe´den alındığı sanılıyor. İhvan, kelime anlamında “kardeşler” demektir, “Soffe” ise Allah´a bağlananlar ve mutlak gerçeği arayanlar anlamına gelir. İbrahim Peygamber öncesinden gelen ve Musa Peygamber´in seçkin adamlarına ilettiği gizemli bilgiler kitabı Kabbala kozmogenesisin, insan ve evren ilişkilerinin sır kitabıdır. Hristiyan ve İslam tasavvufunun temeli kabul edilir. Kabalistler, Musevi gizemcilerini, rahipler Hristiyanlığın ruhban sınıfını oluştururken, İslam´da İhvan-ı Safa kapalı gizemciliğin ta kendisidir. İhvan, kuruluşundan hemen sonra Emevi Halifelerini reddetti; Halife Yezid döneminde kendilerinden birinin Halife olması gerektiğini öne sürdüler, bunun üzerine Yezid zalimliği ile ünlü komutanı Haccac´ı 20.000 kişilik ordusuyla Mekke ve Medine´yi yakıp, yıkmaya yolladı. Haccac, gerekeni yaptı ama kendisine İhvan üyelerinin tüm İslam Alemi tarafından sevilip, sayıldığı telkin edilince onları Horasan´a sürmekle yetindi.

Yazar Dr. Avni Karabece´ye göre, ünlü Horasan Erenleri´nin temelini Horasan´a sürülen İhvan üyeleri oluşturdu, yine aynı yazar Anadolu´ya göçen İhvan-ı Safa´nın Ahiliği oluşturduğunu ve sonraki tüm tarikatların Ahilik´ten türediğini de ileri sürer. Asıl kaynağı hala bilinmemesine rağmen ünlü “Risaleler”in bir kısmının Abbasi döneminde, diğer bir kısmının da 5. Yüzyıl´da Fatimiler döneminde kaleme alındığı bilinmektedir. İhvan, yüzyıllar içinde, uygun zamanlarda yetiştirdikleri devlet adamlarını öne sürerek fikirlerini yaydı; taasup ve cehalet arttığında içe dönerek doktrinini bilim adamları yetiştirerek yaşattı. Ana hedef, insanları taassuptan kurtarmak, dinleri saf aslına döndürmek, mezhep çatışmalarını ortadan kaldırmak ve İnsanlık idealini güçlendirmekti. İhvan´a göre dinler, skolastik ve şeriatçı ulemanın dar görüşlü hatalı tefsirlerle, hurafelerle ve kısıtlı itikatlarla bozulmuştur, din aslına dönmelidir. Hiçbir mezhep ve dine dayanmadan ve dogmatik olarak bağlanıp, taassuba kapılmadan, ilim ve gerçeğe yönelip tüm doktrinlerden yani Hint, Eski Yunan ve Uzak Doğu felsefesinden faydalanarak “Tek Dünya Devleti” kurmak İhvan´ın nihai hedefidir. Bu hedefe varmak için, her din ve doktrinin iyi ve makul taraflarını alıp, tüm iyilikleri bağdaştırarak eklektik bir fikir ve metodla “Tek İnsanlık Dünyası” nın kurulması elbette ki olumlu ve İnsanlığın kurtuluşu için belki de tek ve en doğru yoldur; İhvan tüm geçmişinde bu amaç için çalıştı, bugün İhvan´ın varlığı neredeyse belirsizdir, benzeri örgütler aynı tarzda görünüyorlarsa da, çok daha kısıtlı, dünyevi ve dar görüşlüdürler. İhvan´ın başka amacı var mıdır? Vardır ama daha öte hedefler ve İhvan´ın gerçek tarihi ancak kendisi tarafından bilinmektedir.

http://cagribeykubbetut.wordpress.com/tag/islami-masonizm/


Sayfa: [ 1 ]