|
||
| Oidipus kompleksi tanımı yüzünden erkek cocukları en fazla dokuz yaşına kadar büyürler, sonra büyümekten vazgecerler, diyerek sozu Oidipus sorununa bir basak acidan yaklasanlara birakiyorum. Freud, çagdaş ailenin üyelerinin çektigi bir cinsel sinir hastaligina dikkatleri çekmekle iyi bir hizmette bulundu kuşkusuz. Ancak, bunu ötedenberi varolan bir hastalik olarak yorumlamakla ve eski bir Yunan efsanesinin adindan esinlenmekle yaniliyordu. Başka ruhbilim kuramcilari, söz konusu görüngeye, o günden bu yana daha gerçekçi açiklamalar getirdiler; bunlar, bu duygunun çagdaş “çekirdek aile” nin özellikleri geregi yeşerdigini saptadilar. Bu hastaliga, “küçük aile kompleksi” adini vermek daha dogru olacaktir, çünkü bu deyiş, söz konusu sinir hastaliginin yakin geçmişte ortaya çiktigini da açiklamaktadir. “Küçük aile” deyimi, yakinlarda dogmuştur ve baba-ailesi evrimindeki son evreyi belirtmektedir. Bir baba, bir anne ve onlarin çocuklarindan oluşan bir birleşime indirgenmiş bir aileyi anlatmaktadir. Küçük aile, “büyük” aileden yani, sanayi-öncesi çaginin büyük çiftçi ailesinden farklidir. Dede, babanne, anneanne, büyük baba, hatta dayi, amca, hala, teyze ve kuzenleri de içeren büyük çiftçi ailesi, üretken bir birimdi; ailenin bütün üyeleri, kümenin tümünün yaşamini sürdürmek ve korumak için çalişirdi. Ancak sanayi devriminden sonra, fabrikada çalişma ve kent yaşaminin etkisiyle, aile birimi küçüldü. Artik küçük ailenin belirleyici bir rolü yoktu. Yaşamlarini sürdürmek için baba ya da anaya bagimli küçük bir tüketiciler kümesinden oluşuyordu bu birim. Bu kapali ekonomik bagimlilk, bir duygusal bagimliliginin dogmasina neden oldu. Yahudilik ve hristiyanlik dininin, evlilikdişi cinsel birleşmeyi günah saymasi da buna eklendi. Dinsel kurallara bagli kalmak demek, bir çiftin evlenmesi ekonomik bakimdan olanakli oluncaya dek cinsel ilişkiyi yasaklamak demekti. Bütün bunlar, bir erkek çocugun, başka cinsel çikiş noktalari kendisine kapali oldugu halde, yillarca çok yakin ilişkide bulundugu annesine “düşkün” hale gelmesine ortam hazirlamiş oluyordu. Böylece edinilmiş olan ketvurmalar, bir erkegi, evlendikten sonra bile yillarca birakmiyordu. Kadinin Evrimi ll -Anaerkil Klandan Ataerkil Aileye, E. Reed, 1975, Unutmayın Freud, dini inancın sadece bir nevroz olduğunu söylemekle kalmayıp yaşamın seksüel dürtüler üzerine kurulduğunu da ispatlamıştır. Bunu görmek çok zor değil.. |
||
|
||
| zaten bu adam her psikolojik sorunun altında cinsel bir organ aramış sapık mı ne :p yalnız bu yeni akım freudun saptamalarını çokta yadsımıyo, gerekçe olarak biraz farklı tabi ama temelde yine cinsel bir arzunun farklı bir şekilde dışavurumu... pek kabullenesi gelmiyo insanın böyle bir durumu ama düşünmeden de edemiyo acaba diye... |
||
|
||
| Bahsettiğiniz büyük veya küçük aile kavramlarının Freud'un anne-baba-çocuk modelini sarstığı savı biraz vulgarize bir yorum tabi. Çünkü buradaki anne ve baba sadece birer AD. Anne çocuğun (daha doğrusu bebeğin) ilk bağlandığı doyuran-besleyen-veren dişi nesne, baba ise önce ketleyen sonra kıskanılan vs rakip erkek nesne. Bu sosyal terimlerle yenge, amca, dayı vs olabilir. Dolayısıyla Freud, ortodoks maksist feminist yaklaşımla eleştirilirken, bu kadar yüzeysel olmaktan kurtulmak gerekiyor. Freud'un Viyana çevresiyle ve Avrupa merkezli kaldığı doğru, ancak Ödip kompleksinin hiç görünmediği toplumların da çok az olduğu, ve ayrıca sanayi öncesi toplumlarında da varolduğu biliniyor. Freud'u eleştirirken iki kez düşünürsek ve biraz daha okursak daha iyi olacak sanırım. | ||
|
||
| Freud'un 'kazığı' onu sindiremeyen,cinselliğe hakettiği değeri vermeyen -cinselliği karanlıkta sıvı geçişi sayan,erkek hegoman ilkel cinsellikten ibaret gören- cinselliği hayatın karanlığına itmek isteyen bilinçlere atılımış kazıktır! Kaldı ki, çocuğun cinsellik anlayışı,yetişkin gibi değildir.(çocukçadır) Neyse , Freud'u sindiremeyen onun kazığına takılsın diyelim:) |
||
|
||
| Kazık dediniz de kız ak bin-cilbiniği Fre-dud' anlarında güçlü cin oynatıcılığına eşdeğer miş... Umarım anlıyorsunuz beni... | ||
|
||
Bahsettiğiniz büyük veya küçük aile kavramlarının Freud'un anne-baba-çocuk modelini sarstığı savı biraz vulgarize bir yorum tabi. Çünkü buradaki anne ve baba sadece birer AD. Anne çocuğun (daha doğrusu bebeğin) ilk bağlandığı doyuran-besleyen-veren dişi nesne, baba ise önce ketleyen sonra kıskanılan vs rakip erkek nesne. Bu sosyal terimlerle yenge, amca, dayı vs olabilir. Dolayısıyla Freud, ortodoks maksist feminist yaklaşımla eleştirilirken, bu kadar yüzeysel olmaktan kurtulmak gerekiyor. Freud'un Viyana çevresiyle ve Avrupa merkezli kaldığı doğru, ancak Ödip kompleksinin hiç görünmediği toplumların da çok az olduğu, ve ayrıca sanayi öncesi toplumlarında da varolduğu biliniyor. Freud'u eleştirirken iki kez düşünürsek ve biraz daha okursak daha iyi olacak sanırım. evet, evet katılıyorum. Bir kere bu modern çağın sorunundan öte, erkek ve kadının toplumdaki rolleriyle alakalı ve bu roller yüzyıllardır değişmemekte.. Bunu örneklemek gerekirse, "elektra kompleksi" denilen şeyi de bilmek lazım, yanı bu erkeklere has bişey değil. Bunun erkeklere has olan tarafı; dişinin babaya duyduğu yakınlığa rağmen anneye muhtaç olmasıdır.. ama erkek çocuk için babanın hayati bir rolü yoktur.. gerçi freud'dan sonra geliştirilen yeni yaklaşımları bilmiyorum, bu konuda yazarsanız sevinirim.. |
||
|
||
bu konu psikoloji bölümüne ait ![]() ama burda daha temiz kaldığı da başka bir gerçek.. lakin ben cevap bekliyordum yeni yaklaşımlarla ilgili - beni unutmayın
|
||
|
||
oedipus karmaşası genel/dönemsel bir ruhsal davranış yada davranış örüntüsü değil ; dolayısıyla genel (yada o döneme ait ) doğru olarak görmek yanlış!daha ötesi bunu "ispatlamıştır demek daha da yanlış!kimi esnek veriler(örneğin: çocuğun kendi parmağını yalaması ,cinsel organıyla oynaması...) "ispatlanmış" sayılmazlar sayılmamalı.freud düşün(sel)gelişimine ve derinliğine "çok" iyi bir katkı sunmuştur .bunu böyle görmek gerekir .onun ayırıcı önemi katkısının "çok " luğu... "kaybettiğin herşey bağımsızlığına doğru attın bir adımdır" freud |
||