|
||
| elhamdulillah müslamanız diyoruz ama islamın hayatımızdaki yeri nedir? Sadece “elhamdülillah mü‘miniz“ demekle, Yüce Rabbimizi razı edemeyiz. Rabbimiz (c.c), imanımızda samimi olmamızı ve inandığımız değerleri korumak için bir gayret göstermemizi istiyor. Allahu Teala, bir ayetinde: “İman ettim demekle kurtulacağınızı mı zannettiniz Nasıl iman ettiğinizi ve ne derece samimi olduğunuzu ölçeceğiz“( Ankebut, 2-3) buyuruyor. Dili ile iman ettiğini söylediği halde, iman edilen şeyleri kalbi ile tasdik etmeyen kimselere, Allahu Teala: “Onlar inandık dediler. De ki: Siz iman etmediniz, ama ‘boyun eğdik‘ deyin. Henüz iman kalblerinize yerleşmedi.“( Hucurat, 14) uyarısında bulunuyor. Bu ayetler, şimdi bizlere hitab ediyor ve bu günün mü‘minini uyarıyor. İman esaslarına inanan bir kimse mü‘mindir. Bu esaslara halk dilinde “Amentü“ denir. Bu esaslar, Allah‘a, Allah‘ın meleklerine, kitablarına, peygamberlerine, ahiret gününe, kadere, hayır ve şerrin Allah‘ın yaratmasıyla olduğuna iman etmektir. İmanın temelini işte bunları tasdik oluşturur. İman önce bu tasdikle başlar. Aslında yok olan bir şeye değil, var olduğu halde görünmeyen şeylere iman edilir. Bunun için önce imana davet eden Peygamberin sözüne teslim olunur; onun söyledikleri hak kabul edilir. İnandığımız şeylerin hakikatini anlamak, varlıklarını hissetmek, onları tanımak sonra gelir. Allah katında geçerli hiçbir özrü yokken bir farzı terk eden kimse, büyük günah işlemiştir. Aynı şekilde haram edilen bir işi yapmak da büyük günahtır. Büyük günah işleyene ve ona devam edene “fasık“ denir. Fasığın tevbe etmesi farzdır. Günah işleyen bir kimse, günahı helal görmüyor, onun haram olduğuna inanıyor fakat nefsin hevası veya kötü çevrenin etkisi ile kötülüğe düştüğünü söylüyorsa bu kimse mü‘mindir; onun kısa zamanda tevbe etmesi beklenir ve hayırlara dönmesi için dua edilir. Diliyle mü‘min olduğunu söylediği halde, kalbiyle onları yalanlayan, açık bir menfaat veya gizli bir fesat için müslüman gözüken kimseye “münafık“ denir. Münafığın dünyada zararı ve ahirette azabı kafirden daha şiddetlidir. Mü‘minim diyen herkes, bu iman ve Allah sevgisini ispat etmekle yükümlüdür. Bunun tek yolu önce Allahu Teala‘nın her mü‘mine farz kıldığı amelleri yapmaktır. Bunların başında beş vakit namaz gelir. Beş vakit namazını kılan bir insan, imanını ispat, müslümanlığını ilan etmiştir. Haramlardan kaçınmak da farzdır. Bu haramların başında Allahu Teala‘ya şirk koşmak ve yalan konuşmak gelir. Mü‘min, insanların kendisinden emin olduğu insandır. Müslüman, herkese selamet ve rahmet olan kimsedir. |
||
|
||
| İman ile amel kuranda birarada geçer... mümin; iman edip salih amel işleyendir... Sadece inanmak kurana göre insanı cennete sokmaz, he he maalesef |
||
|
||
| " İnanmak kurana göre insanı cennete sokmaz " inanmak insanı cennete sokar,bu salih amel gereksizdir demek değildir. iman ve ameli salih cümlesindeki ve bağlacı bir birlikteliği olduğu kadar bir ayrılığa da işaret eder. |
||
|
||
| Sadece ınanc bıle cekılen cezalardan sonra ınsanı cennete sokmaya yeter ama dıkkat edelım kı amellerın ıslenmemesı ve bu eksıkle ortaya cıkan gunahların karsılıgını bulmasından sonra tabı bu konu yınede ALLAH ın takdırı ve tasarrufunda olan bır gaybdır.bu arada bıreylerın cennet ve cehennnem anlayıslarınıdı sorgulamak lazımdır..cennet sıze gore ne cehennem sıze gore nedır?kuran da yada bazı hadıslerde tesbıhlerle anlatılmıs cennet yada cehennem kavramından algıladıgınız yada tasvvur ettıgnız nedır? buda işin farklı bır boyutudur cunku bence her ınsan cennetıde cehennemıde kendı algıları ıle yasayacaktır.nasıl kı kendıne sorulan cehenennem anlayısı sızce nedır sorusuna cevap olarak'cehennem ALLAH ın varlıgından uzak yasamaktır bence'dıyen hz rabia nın algısındakı gıbı.. | ||
|
||
Alıntı inanmak insanı cennete sokar,bu salih amel gereksizdir demek değildir. "İman edip salih amel isleyenleri iyilerin arasına koyarız. " (el-Ankebût, 29/9). "İnanıp salih amel işleyenler, Cennet bahçelerindedirler. Rablerinin katında onlara diledikleri verilir. İşte büyük lütuf budur." (eş-Şûrâ, 42/22). "İnanıp salih ameller işleyenlere gelince. Onların yaptıklarına karşılık, varacakları Cennet konakları vardır. " (es-Secde, 34/19). Ben bu ayetlerden cennete girme şartı olarak sadece iman etmenin yeterli olduğunu anlamıyorum... Alıntı Sadece ınanc bıle cekılen cezalardan sonra ınsanı cennete sokmaya yeter Kuranda böyle birşey yok yani insanlar ceza çektikten sonra cennete girebilirler falan... bir tane bile ayet bulamzsınız... ya cennet vardır ya cehennem lütfen bana bu konu hakkında hadis getirmeyin ama...
|
||
|
||
| islam dininin temel esası oncelıkle allah kelamı olan kur'an dır evet ama bazı ıctımai konularda bızım mesveretıne danıstıgımız baska gerceklerımızde vardır.bunlardan bırı de sızın kabul etmedıgınız hadıslerdır.kur'an da namaz kılın der fakat namazın nasıl ,hangı hallerde kılındıgını bıze anlatan hadıslerdır yada sunnettir yada bu hadıslerden, sunnetlerden yararlanılarak meydana cıkarılan fıkhı ılımlerdır.cennet ve cehenem kavramı kur'an da gecer ama bu kavramlarında hangı hallerde vuku bulacagına daır bılgılerı hadısler sunar bızlere.hadıs getırmem sıze cunku oncelıkle hadısı kabul etmenız lazımdır.ortada destegını aldıgımız akaid ıslam ıse bunun da kendı ıcınde akiddelerı vardır.tıpkı allahın adetullahı sunnetullahı gıbı.kabul ettıgınız her sıstemde de bu boyledır.mutlak anlamda bazı esaslara dayanır.hadısde ıslamın esaslarından bırıdır. | ||
|
||
| haklısın,iman edipte salih amelden uzak olmak mümkün olmasa gerek. iman eden kurtulmuştur.(allahu a'lem) | ||
|
||
| muhammedin örnekliğini yani sünnetini yaşatmaya çalışmak başka bişey, onun sözlerini dini hüküm gibi algılamak başka bişey. tehlike burada başlıyor aslında…muhammed aslında arkadaşlarını bu konuda uyarmış ve hadis olarak yazılı hiçbir şey kaydedilmemesini istemiştir çünkü kuranda sıklıkla hris ve yahudilerin aynı hataya düştükleri anlatılır; “onlar rahiplerini ve hahamların ilahlar (kanun koyucular) edindiler ve Allahı bıraktılar” der mesela. pey. bu sebeple ayetlerin önüne kendi söz ve davranışlarının geçmesi endişesini taşıyordu ve uyarıyordu arkadaşlarını. ama ne varki daha o hayattayken bugün sahife denilen küçük defterlere nutlar tutulmaya başlanmıştı bile…bu küçük defterler nasıl olduysa üç asır içinde binlerce ciltlik eserlere dönüştü. ebubekire baskı yapılmıştır hadisler unutulmadan yazılsın diye, ama o yazdırmamıştır. ömer yazılanları toplatmış daha sonra pişman olarak bu yazdırdıklarını yaktırmıştır. ama osman döneminde artık buna mecbur kalınmıştır. çünkü bu dönemde hadis uydurmacılığı başlamıştır, siyasi sebeplerli biliyorsunuz. hadis uydurmak sadece siyasi sebeplerle yapılmamış tabi. islam düşmanları kasıtlı olarak yapmış bazen…bazen de ilginç bir biçimde islam alimleri yapmış ve hayatlarının son dönemlerinde de itiraflarda bulunmuşlardır – ki güya bunların ki iyi niyet-, gerekçe olarak "halk artık dinden iice uzaklaşmıştı" falan diyolar. genelde korkutucu hadisler uydurmuşlar bu kişiler.yani osman döneminde artık hadisleri ayıklamak mecbur hale gelmişti, hatta olayı o kadar abartmışlarki "pey dediki" diye başlayan hadisleri geçin "Allah buyurdu ki" diye başlayan kutsi hadis denilen şeylerden bahsetmeye başlamışlardır Benim kafamı kurcalayan başka bi konu; ilginçtirki en çok hadis rivayet eden kişiler nedense pey.in yakın arkadaşlarından çıkmamış; ebubekr ömer osman gibi ya da ev halkından çıkmamış.. aksine ikinci derecede sayılabilecek kişiler en çok hadis rivayet eden kişiler. bilinen en çok sayıda hadis rivayet eden kişi ebu hureyredir ki kendisi manyağın tekidir 5000 küsür hadis rivayeti vardır. daha sonra ömerin oğlu gelir ve aişe…ama aişe ile ebu hureyre arasında sürekli bir muhalefet vardır. aişe "ebu hureyre şöle şöle dedi" diye bi şeyler duyunca hemen onun aksi şeyler yaparak düzeltmeye çalışmıştır. mesela abdeste sağ el yıkamakla başlanır diye hadis rivayet etmiş e. Hureyre aişe bunu duyunca hemen bana su getirin diyerek sol elle başlayarak abdest almıştır. şunu da unutmamak gerekir ki bugün ondört asırdır yapılan hadis çalışmalarının en önemlerinini baskıları henüz hazırlanmamıştır elimizde olanlarının da sıhhati henüz tam olarak tesbit edilmiş değildir . elimize geçen sahih hadis sayısı bir elin parmaklarını geçmez (walla bunu ilahiyatçılar diyo, tabi halka söyleyemiyolar, çünkü ciltlerce eser hiçi sayılmış olcek) zaten bu kadar çok kaynak var ama çoğunun altında parantez içinda zayıf, hasen, munkatı... gibi teknik terimler yazar. bunlar hadislarin zayıf oldukalrını anlatır. mesela hasen hadis demek rivayet ednlerden bir kişinin güvenilirliğinden emin olunmadığı anlamına gelir yani şüpheli. ama eline bilinçsizce bir hadis kitabı alan bi kişi hadis okuyom zanneder ama adam okuduğu hadisin şüpheli olduğunu bilmez ve onunla amel eder(ben bu bilememeye sinir olduğum için hadis usulu diye bi ders almıştım artık sıhhatlerini anlıyom, onçün çoğunu reddediyom:) Şimdi burada hadislerin bize ulaşana kadar ne kadar değişime uğradığı ve aktarıcıların yani ravilerin durumları önem arzediyor. Önce şundan bahsedeyim biraz; hadisler iki bölümden oluşur. ilk bölüm "senet"; burada raviler zinciri anlatılır, şu şuna dedi falan diye bazen sayı ona kadar falan çıkar. ikincisi ise "metin" kısmıdır yani asıl hadisi oluşturan kısım. şimdi benim anlamadığım şu; hadis usulcüleri bir hadisin sıhhatli olup olmadığını anlamak için sadece rivayet zincirine bakmışlar,bununla ilgili sayfalarca kurallar yazılmış. fakat maalesef her alim, bu ravileri çok farklı değerlendirmiş. denizin dediği gibi ehli sünnet alimleri şia kaynaklı hadisleri, onlar da ehli sünnet kaynaklı hadisleri kabul etmemişler. Mesela ravi de aranan şartlara bi örnek ravinin adil olmasıdır. ama adalaet rölatif bi kavramdır. bri örnek anlatcam zihinde kalıcı olsun diye. denizin bahsettiği gibi adına “rıhle” denilen ilim yolculukları yapılırdı o zaman.ikinci nesil yani tabiun denilen sahabe çocukları mekke ve medine dışına yolculuk yapar, buralarda dağılmış olan sahabeleri bulur ve ilk kaynaktan hadis rivayet etmeye çalışırlardı. şimdi bir tabiun -adını hatırlayamayacağım- böyle bi sahabeyi bulur. sahabenin yanına ulaşır ve sahabenin atına boş bir yemlik salladığını fark eder ve o kişiden hadis rivaet etmekten vazgeçer. ama hayvan haklarına karşı (!) bu hassasiyeti gösteren aynı kişi daha sonra hüseyinin şehit edilmesinde başrol oyuncularından biri olacaktır. şimdi bu adamın ata olan hürmetini mi değerlendiricez yoksa peygamber torununun katline sebep olmasını mı? yani neye göre tesbit edilecek güvenilir olmak, sonra hadis rivayet edbilmek için başka şartlar da var. akıllı olmak, ezber kabiliyetinin olması, sosyal ortamlarda kişinin saygın olması falan filan… yani ölme eşeğim ölme. ravide aranan bir sürü şart var ama metne kimsenin baktığı yok. asıl hadisi oluşturan kısımla hiç ilgilenilmemiş. Şu şu demişse doğrudur deniliyor. benim mantığım tam tersi işliyor ama kimin söylediğinin hiçbir önemi olmamalı, ne söylendiği önemli. Geçen sene yaptığımız felsefe sohbetlerinde yazdıklarımın bir kısmını aktardım, isterseniz tamamını "felsefe sohbetleri" altında bulabilirsiniz |
||
|
||
| Ayrıca neden boyle bı soruya yanıt verılsınkı bence cok anlamsız..sankı bı pazarlıga oturmus gıbı ben ınanıyorum ama kem kum sey falan fistan...ınsanın ımanı ya vardır ya yoktur.muallakda kalan hıc bırsey ıcınde hukum veremeyız.Eger hala sadece ALLAH ınancım var benım ne olacak halım dıyen varsa sevkıyatını yıne yaradana yapmak pek yerınde olur.yeterkı bız ılk adımı ıman edınmek ıle atalım gerısını pazarlıkcı yahudi zihniyetı ıle degıl magfıretın esas olarak alındıgı ıslam ınancına bırakalım.RAHMAN olan o dur. | ||
|
||
Peki öyle yapalım.
|
||
|
||
| " muhammedin örnekliğini yani sünnetini yaşatmaya çalışmak başka bişey, onun sözlerini dini hüküm gibi algılamak başka bişey. " yani o'nun sünnetini yaşayalım ama dini hüküm diye değil,özür dilerim anlamadım. |
||
|
||
| Denge arkadasımız o cumlesınde galıba korkulması gereken noktaya dıkkat cekerek o cumleyı kullandı yanı hadıslerın allah kelamı gıbı gosterılıp yapılması kat'i anlamda farz olmak zorunda gıbı gosterılmesine ıstınaden eger dogru anladıysam ne ala anlamadıysam denge benıde anlamayanlara kat acıklamanı benım ıcınde sun. Simdi, denge su konuda hak verıyoırum sana; sahih olmayan hadısler cıdden cogaldı ama bunun ayrımını yapmak da artık zor degıl.Muhaddısslerın bu konuda cok ınce ve ayrıntılı calısmaları var kı icmaları zaten ortadadır..kur'an ıle tezat dusmeyecek ve bırkac ravıden nakledılen hadısler,hadıslerı nakledenlerınde sartlarına bakılarak suzulur ve buna gore hakkında hukmu verılır..senin sordugun konu ıle ılgılı ufak bı hatırlatma yapacagım daha evvel sadece ımanın kısının allah katında nıhayet olarak mukafatlandırılacagını soyledım ve sen buna karsı cıkanlardandın.Bu konuda sana sunacagım hadıslerın muhtevasıda benım delılım olacaksa kısının yalnız basına salt ımanı bıle bıreyı allah katında ne olursa olsun ıyı bı yere getırecektır kapısına cıkmalı yanı benım one sundugum fıkrı desteklemelı.ben boyle bı hadısın varlıgına ınanırım ve neden ınanırım asıl onemlı olan nokta ıste burda devreye gıren yorum yetenegıdır.yaratıcımızın en buyuk ozellıklerınden bırı magfıret yanı bagıslama kudretıdır.rahman ısmını bız burda zıkrederız herseye kadır allah neden bu konuda kullarına kolaylık sunmasın yeterkı kalben salıh bır ıman olsun huzurunda..ama bu su demek degıldır ne yaparsak yapalım ımanımız kurtatır bızı...cunku bunu demek bız beserler ıcın buyuk rısktır.bu yuzden ne kadar muhkem olursa ınancımız o kadar ıyıdır bızler ıcın.bunu gerceklestırmenın yoluda once amentu dedıgımız esaslara ımandır ve sonrasında gelen akaıdlerın tumune.hıc kımse mukemmel degıldır ama bı yerden de baslamak lazım degılmı: ) Denge bu arada bır sorum olacak sana ebu hureyre hakkında manyagın tekı dedın bunu neye dayanarak soyledın ? |
||
|
||
Alıntı Denge bu arada bır sorum olacak sana ebu hureyre hakkında manyagın tekı dedın bunu neye dayanarak soyledın ? Rivayet ettiği hadislerini okumak yeterli sina... Çok istersen en komiklerinden birkaç tanesini atarım daha sonra buraya ama şimdi uğraşamayacağım, üzgünüm... ![]() Alıntı kur'an ıle tezat dusmeyecek ve bırkac ravıden nakledılen hadısler,hadıslerı nakledenlerınde sartlarına bakılarak suzulur ve buna gore hakkında hukmu verılır.. Yukarıda yazdıklarımı tekrra bi gözden geçir sina, problem işte burada zaten... Kim süzüyor bu hadisleri, niçin ravi zincirinde kılı kırk yaran müctehitler, metin konusunda aynı hassasiyeti göstermiyor... Niçin alinin hadisleri birkaç taneyken, dışkapının mandalı olan Ebu hureyre binlerce hadis rivayet ediyor... Ayrıca bugün ilahiyatçılar bile sahih hadislerin bir elin parmaklarını geçemeyeceğini söylüyorlar... bunların hepsi siyasi şeyler ve çok uzun mevzular ve ben bu forumda artık bunları tartışmaktan bıktım. Zaten inanç konusu ispatlanabilecek bir konu değildir, benim sana sunacağım dedilleri sen kabul etmeyeceksin, benimkileri de sen... Nokta.
|
||
|
||
| Denge yılgın goruyorum senı : )bak bı konuda senınle hemfıkır oldugumu solyedım zaten bu su ki; sahih olmayan hadılser cok fazla sahıh olanlar cok da az olabılır ama bu konuda bırden cok kendısıne guvenılen alımın ıcması soz konusu olunca bız artık bu hadısın dogruluguna yanı peygamber sozu olduguna kanaat getırırız. h.z Ali o kadar yakında olsa bıle unutmakı bundan evvelkı yazında bazı sartların olması gerektıgını sen yazmıstın evet ravılerın meın olmaları gerekır kı hz ali bu konuda suphe goturmez ama hafızasının kuvvetlı olmayabılırlıgı ıhtımalı bıle senın soyledıgın noktada bı eksıklık ıcerır ama hz aliden de hadısler rıvayet edılmıstır.ebu hureyre konusunda pek malumatım yok ama bıldıgım kadarı ıle ımam hanefı hz de bu sahıstan hadıs rıvayet etmekten vazgecmstır yanı ebu hureyre hakkında bazı ıhtılaflar var ama bu konuda ehıl degılım ben. bence bu konuda cok fazla kafa patlatmaya gerek yok sahıh hadıs dıyebılecegımız ve rıvayetıne guvendıgımız ısımler var ornegın hz aise yada dort halıfe onun dısında peygamberın hayatı gozler onunde ve daha da otesı kur'an var.bıraz tefekkur ıle bence sonucsuz kalacak konu olmaz. |
||