|
||
| ABD'li şair Sylvia Plath, 27 Ekim1932'de Massachusettes Eyaleti Boston'da doğdu, 11 Şubat 1963'te Londra'da öldü. Smith College'ı bitirdi. Fulbright bursuyla İngiltere'ye giderek Cambridge Üniversitesi'ne bağlı Newnham College'de öğrenim gördü. 1956'da İngiliz şair Ted Hughes'la evlendi. Bir süre Amerika'da, daha sonra da İngiltere'de, Cornwall'da oturdular. Plath 1963'te Londra'da canına kıydı. |
||
|
||
| KENAR Kadın mükemmeliğe erişti Ölü Bedeni bir zafer gülümsemesi takınmış Bir Yunan gerekliliği yanılsaması Tuğunun kakmalarında akmakta, Çıplak Ayağı konuşuyor adeta: Yol buraya kadardı, artık bitti. Her ölü çocuğa beyaz bir yılan dolanmıs. Artık boşalmiş, Küçük süt fışkırtıcılarina da birer tane. Katlayıp kaldırmıs onları geri vücuduna Bozulmaya yüz tutan bir bahçede Gece çiçeklerinin tatlı, Derin boğazından gelen kokular kanarken Kapanan bir gülün yaprakları gibi. Ayın üzülmesine gerek yok, Kemikten kapşonunun içinden bakıyor. Böyle şeylere alışkındır o. Karalıklarını takırdatıyor ve peşinden sürüklüyor. |
||
|
||
| BABACIM Yapma, yapma, artık yapma Bunu bana, ayakkabı kara. İçinde yaşadığım bir ayak olarak Otuz yıl boyunca, zavallı bir beyazlık, Güçlükle nefes almaya cesaret ettiğim veya hapşırmaya. Babacım, seni öldürmek zorundaydım. Ben bir fırsat bulamadan önce sen öldün – Misketle doldurulmuş gibi ağır bir çanta dolusu Tanrı, Ürkütücü heykel, ayak baş parmağı Bir San Fransisko fok balığı kadar kocaman. Ve acayip Atlantikte bir kafa Fasülye yeşilinin mavinin üstüne yağdığı yerde Güzel Nusret'ten uzak sularda. Seni iyileştirmek için dua ederdim. Ach, du. Alman dilinde; Polonya kasabasında Silindirin altında ezilip dümdüz edilmiş Savaşlarla, savaşlarla, savaşlarla. Ama kasabanın adı çok sıradan dedi Polonyalı arkadaşım En az bir iki düzine kadar vardır aynısından. Demek ki hiç bilemeyeceğim Nereye koyduğunu ayağını, kökünü saldığını, Seninle hiç konuşamadım. Çene kemiğime sıkıştı kaldı dilim Sesim bir kablonun içinde kısıldı. Ich, ich, ich, ich. Zorlukla konuşabiliyordum. Her Almanı sen sandım. Ve bu lisan kırıcı Bir makina, sanki bir makina Bacasından atıyor beni bir Yahudi gibi Dachau, Auschwitz, Belsen'e bir Yahudi gider. Yahudi gibi konuşmaya başladım. Belki de bir Yahudi'yim ben. Tirol'ün kar'ı, Viyana'nın açık renkli birası Ne çok saf ne de gerçek. Çingene kadın anam ve tuhaf şansımla Ve Tarot kutumla, ve Tarot kutumla. Gerçekten belki de Yahudi'yim ben. Ben Sen'den hep biraz korktum, Senin Nazi Hava Kuvvetleri'nden, agularından, Ve jilet gibi bıyığından Ve ari gözlerinden, parlak mavi. Panzer-adam, Panzer-adam, Ey Sen – Allah'la boy ölçüşen bir gamalı haç Öylesine karasın, gökyüzünden hiçbir çığlık sızmaz içeri. Her kadın bir faşiste tapar, Suratta çizme, senin gibi bir Acımasızin, acımayan acımayan kalbi. Kara tahtanın önünde duruyorsun, babacım, öylece Bendeki resminde, Ayağın yerinde çenede bir çatlak ince Ama bunun için daha mı az şeytan? Değil, hayır değil Kırmızı temiz kalbimi ikiye bölen Kara adam daha beyaz hiç değil Seni gömdüklerinde on yaşındaydım. Yirmisinde ölmeye çalıştım Dönmek için geriye, geriye, geriye sana Kemikler bile idare eder sandım. Ama beni çıkardılar çuvaldan, Ve parçalarımı zamkladılar birbirine tek tek. O zaman anladım ne yapmam gerektiğıni. Senin bir maketini yaptım. Meinkampf bakışlı, kara giysiler içinde Bir adam raflara ve vidalara aşık. Ve evet dedim, kabul ediyorum. İşte babacım, sonunda ben bittim. Kara telefonun hattı kökünden kesildi, Sesler kablolardan kıvrılarak geçemez artık. Bir adam öldürseydim, iki adam öldürmüş olacaktım – Kendisini sen olarak tanıtan Ve bir yol boyunca kanımı içen vampir, Yedi yıl boyunca, doğrusunu istersen. Babacım, artık sırtüstü yatabilirsin. Şişko kara kalbine bit tahta parçası saplı olarak Köylüler zaten seni hiç sevmemişlerdi. Mezarına topuk vuruyorlar, üstünde dans ediyorlar şimdi. Hep biliyorlardı zaten senin sebep olduğunu bütün kötülüklere. Babacım, babacım, adi herif, bitirdin beni. |
||
|
||
| BOYUNAYIM Ama enine olmayı tercih ederdim. Ben kökünü toprağa batırmış bir ağaç değilim Taşları ve o ana sevgisini emen Bu yüzden büyüyemiyorum parlak yapraklara her nisan, Bir çiçek tarhının güzelliği de olamadım ne yazik ki Sanki özenle boyanmıs ve kendi payına düşen hayranlarını kabul eder gibi, Pek yakında bütün yapraklarından birer birer döküleceğini bilmeden. Benimle karşılaştırılırsa, ölümsüz sayılır bir ağaç Ve bir çiçek o kadar uzun boylu değildir belki, ama kalkişmanın anlamını bilir, Bense ömrünü bir ağacın, cesaretini istiyorum bir çiçeğin. Bu gece, yıldızların o sonsuz incelikte ışıkları altında, Ağaçlarla çiçekler serin kokularını serperlerken havaya. Aralarında yürüdüm, hiçbiri farkıma varmadan. Uykuya dalmadan düşünürüm de bazen Ben de onlar gibiyim aslında – Düşüncelerim bulanır sonra. Uzanıp yatmak, daha doğal geliyor bana. Sınırı olmayan sohbet yürürlüğe girdiği zaman, gökle aramızda. Ve son kez uzanıp yattığımda bir gün ben asıl o zaman yararlı olacağım: O gün ağaçlar bana bir kez olsun dokunabilecek ve benimle ilgilenecek vakti olacak çiçeklerin |
||
|
||
| Nick ve Şamdan Ben bir madenciyim. Işık mavi yanıyor. Mavi sarkıtlar Damlıyor ve donuyor, yırtıyor Topraktan rahmi Ölü can sıkıntısında dışarı terliyor. Kara yarasa havaları Sarıp sarmalıyor beni, paçavra şallar, Soğuk soykırımlar. Erik gibi kaynak yapıyorlar bana Kalsiyum dikitlerinden O tanıdık mağara, tanıdık yankıcı. Semenderler bile beyazdır, Şu kutsal herifler. Ya balıklar, balıklar- İsa! buz kalıpları Bıçak zaafı Canlı ayak parmaklarımdan İlk Kömünyonunu içen Bir piranha dini. Şamdan Yutkunur ve küçük rakımını tazeler, Sarıları yüreklendirir. Ah canım benim, nasıl geldin sen buraya? Ah uykuda bile Büzülmüş duruşunu Anımsayan Cenin. Sende tertemiz Işıldıyor kan, yakutum benim. Uyandığın Bu acı senin değil. Aşk, aşk Mağaramızı güllerle donattım, Yumuşak halılarla- Victoriana'nın sonuncusu. Bırak yıldızlar Karanlık adresine düşsün dikine, Bırak sakat bırakan Civamsı atomlar O berbat kuyuya damlasın, Uzamların kıskanarak yaslandığı Tek somutluk sensin. Sen ahırdaki bebeksin. |
||
|
||
| kesik Ne heyecanlı ---- Soğan yerine benim baş parmak. Ucu neredeyse uçtu Menteşe gibi tutan bir parça hariç Deriden, Bir kapak sanki, Ölü beyaz. Bir de o kırmızı sargı bezi Küçük sarıklı, Kızılderililer senin kafa derini yüzdü Doğrudan kalbinden verdiğin Tavuk çitin, Halı ruloların Üstüne basıyorum, Elimde Pembe gazoz şişemle Bir kutlamadır bu Bir geçitten Bir milyon asker koşuyor Hepside kırmızi ceketli. Kimin tarafından bunlar? Ey benim Cücem, hastayım ben. Bir hap içtim ağrıyı kesen. O ince Kağıtsı duygu. Sabotajcı, Kamikaze-adam--- Ku Klux Klan şapkan Babuşka'ndaki Leke Kararıyor ve bulaşıyor ve Kalbinin top biçimli Eti Sessizlik denen öğütme makinesiyle Karşı karşıya kalınca Nasıl da zıplıyorsun --- Burgaçla delinmiş muharip gaziler, Kötü kız, Başparmağımdan kesildim, köküm toprakta kaldı. |
||
|
||
Sylvia Plath, İngiliz ve Amerikan şiirinin cadı tanrıçası. Lanetli gizdökümcü şair. Yaşantılarını ve dilini kendine karşı şiddete dönüştüren şiir kuyumcusu. Kendine kıyma tutkusunu bu kuyumculuk içinde otuz yaşında gaz soğurarak noktalayan ve geride kalanlara zehir zemberek yapıtlarını armağan bırakmış güzel kadın, anne, sevgili. Sırça fanusu içinde onu bunaltan bütün kimliklerinden, toplum rollerinden, sıfat ve eğretilemelerden kurtulmaya çalışırken kendisi bir eğretilemeye dönüşen ve okuyucuyu da içine çekecek bir karabasan. Lowell'in dediği gibi, bu şiirleri yazmak da okumak da içinde altı kurşun olan bir silahla rus ruleti oynamaktan farksız. Tüyler ürpertici, dehşet verici bir estetik. ARIEL, İmge Kitabevi, Çeviren Yusuf Eradam ariel* Karanlıkta durağan. sonra kayalardan, uzaklardan akar maddesiz mavi. Tanrının dişi aslanı, nasıl bir olduk böyle, topukların, dizlerin mili!-sabahın izi Yarılır ve geçer, tutamadığım boynun kahverengi kıvrımına benzer Zenci-gözü gibi çalı dutları kara kancalar atar__ Ağız dolusu kara tatlı kan, gölgeler. başka birşey Çeker beni havaya__ kalçalar, saçlar; topuklarımdan kar taneleri. Beyaz tanrıça, giyindiğim__ cansız eller,cansız katı kurallar. Ve ben şimdi buğdaya köpürüyorum, bir deniz ışıltısına. çocuğun çığlığı Duvarda eriyor. ve ben okum, Ben uçan kırağı kendine kıyası, sabahın kazanı, kızıl göze Göçme dürtüsüyle bir. 27 ekim 1962 *Şairin atının adı. |
||
|
||
| 1932 yılında Alman bir baba ve ABD'li bir anneden, Massachusetts'te doğdu. Profesör olan babası 1940 yılında öldü. Plath ilk şiirini 8 yaşında yayımladı. Plath, hayatı boyunca ileri derecede manik-depresif bozuklukla boğuştu. 1950 yılında bursla girdiği Smith College'deki ikinci yılında ilk intihar girişimini gerçekleştirdi ve bir akıl hastanesine yatırıldı. 1955'te Smith College'den summa cum laude derece ile mezun oldu. Kazandığı Fulbright bursuyla Cambridge Üniversitesi'ne giderek çalışmalarını burada sürdürdü ve şiirlerini üniversitenin öğrenci gazetesi olan Varsity'de yayımladı. Plath burada 1956 yılında evleneceği İngiliz şair Ted Hughes'la tanıştı. Evliliklerinin ardından Boston'da yaşamaya başladılar. Plath, hamile kaldıktan sonra ise İngiltere'ye geri döndüler. Plath ve Hughes, Londra'da kısa süre yaşadıktan sonra North Tawton'a yerleştiler. Çiftin sorunları bu dönemde başladı ve ilk çocuklarının doğumundan kısa süre sonra Sylvia Plath Londra'ya geri dönerek boşanma işlemlerini başlattı. Kiraladığı evin eskiden İngiliz şair W.B. Yeats'e ait olduğunu öğrenen Plath bunu iyi bir işaret olarak değerlendirdi. 1962 - 1963 kışı Plath için çok zor geçti. 11 Şubat 1963'te, ikinci kattaki odalarında uyumakta olan çocuklarının yanına süt ve kurabiye bıraktıktan sonra, odalarının kapısını da içeri gaz girmeyeceğinden emin olmak üzere bantlayarak kapattı ve kafasını fırının içine sokarak intihar etti. İntiharıyla ilgili olarak kocası Ted Hughes eleştirilere maruz kaldı. Hughes yıllarca bu konuda konuşmadı. Daha sonra anılarını yayımladı. wikipedia.org YAPITLARI The Colossus and Other Poems (Anıt ve Öteki Şiirler,1960) Ariel (ö.s.1965) Crossing the Water (Suyu Geçerken,ö.s.1971) Winter Trees (Kış Ağaçları,ö.s.1972) Ayna Gümüşüm ve doğruyum. Önyargılarım yok Gördüğüm her şeyi yutuveririm bir anda Olduğu gibi, aşkın veya nefretin sisiyle kaplı değilim Zalim değilim, içtenim yalnızca Küçük bir tanrının gözüyüm, dört köşeli. Çoğu zaman karşı duvarın üzerinde düşüncelere dalarım Pembedir duvar, benekli. Öyle uzun zaman baktım ki ona Kalbimin bir parçası olduğunu düşünüyorum. Fakat titriyor. Yüzler ve karanlık ayırıyor bizi tekrar tekrar Şimdi bir gölüm. Bir kadın eğiliyor üzerime, Erimimi arıyor gerçekte ne olduğunu anlamak için Sonra bu yalancılara dönüyor, mumlara veya aya. Sırtını görüyorum ve sadakatle yansıtıyorum sırtını Gözyaşlarıyla ve bir el hareketiyle ödüllendiriyor beni Önemliyim onun için. Geliyor, gidiyor. Her sabah onun yüzü alıyor karanlığın yerini İçimde genç bir kızı boğdu ve içimde genç bir kadın Havalanıyor ona doğru günden güne, korkunç bir balık gibi. Sylvia Plath BAYAN LAZARUS İşte yine yaptım Her on yılda bir Böyle bir tane beceririm Bir tür ayaklı mucize, tenim Bir Nazi lamba siperliği kadar parlak, Sağ ayağım Tüy kadar hafif Yüzüm ifadesiz, incecik Yahudi kumaşından. Çözün kundağı Ah, sevgili düşmanım. Korkutuyor muyum? - Burnu, göz bebekleri, 32 dişi yerli yerinde mi? Acı nefesi Ertesi gün yok olacak. Yakında, çok yakında Vahim bir öldür gücü Evimde, etimde olacak Ve ben işte gülümseyen bir kadın. Daha sadece otuzunda. Ve kedi gibi dokuz canlıyım. Bu Üçüncü Sefer. Ne lüzumsuzluk On yılda bir imha. Bu ne çok iplik. Çekirdek yiyen kalabalık İtişir içeri görmek için Ellerimi ayaklarımı çözmelerini - Muhteşem soyunmalar. Baylar, bayanlar Bunlar ellerim benim, Bunlar dizlerim. Bir deri bir kemik olabilirim, farketmez, Ben de onlardandım, tek tip kadın işte İlk seferinde on yaşındaydım. Kazaydı. İkinci seferinde istedim Bitirip gitmeyi ve hiç daha dönmemeyi. Üstüstüme kapaklandım. Tıpkı bir midye gibi. Tekrar tekrar bağırmaları gerekti çağırmaları Ve üstümden ayıklamaları inci gibi parlak yapışkan Solucanları Ölmek Bir sanattır, herşey gibi. Özellikle iyi yaparım. Bir ölürüm ki, cehennemden gelir gibi olurum. Bir ölürüm ki, adeta hakikaten olurum. Sanki gider gibi bir davete. Bunu yapmak çok kolay bir hücrede Ölmek ve kımıldamamak Ölüyü oynadığım tiyatroda sıranın gelmesi gibi Güneşli bir günde geri gel Aynı yere, aynı yüze, zalim Eğlenen çığrışlara: 'Mucize!' İşte bu yere yıkar beni. Ama bir bedeli var. Yara izlerime bakmanın, bir bedeli var. Kalbimi dinlemenin ---- Hakikaten çalışıyor. Bir bedeli var, çok büyük bir bedeli var. Bir sözün, veya bir dokunuşun. Ya da biraz kanımı akıtmanın. Bir tutam saçımın veya elbisemden bir parçanın. Eee, Herr Doktor. Eee, Herr Düşman. Sizin eserinizim ben, Paha biçilmez, Altın topu bebeğinizim Bir çığlığa eriyen Dönüyorum ve yanıyorum. Gösterdiğiniz alakaya aldırmadığımı sanmayın. Kül, kül - Külü eşele bak. Etten kemikten eser yok---- Bir kalıp sabun Bir nişan yüzüğü Altın bir diş. Herr Tanrı, Herr Şeytan Savulun Savulun. Küllerin arasından Doğrulurum kızıl saçlarımla Ve çıtır çıtır adam yerim. siir.gen.tr |
||
|
||
| tipik akrep. | ||
|
||
| alvarez'in kitabının neredeyse yarısı buna zat-i muhterem e ayrılmıştır. chuick palahniuk'in sylvia'dan aşırdığı söylenen pasajları da vardır denmektedir. 'kadın mükemmelleştirdi ölümü' |
||
|
||
| dogudugum gün ölen hüzünlü gözlü şair | ||