SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Şiir

Konu: Sylvia Plath

Sayfa: [ 1 ]

18.10.2004 10:36:20
ABD'li şair Sylvia Plath, 27 Ekim1932'de Massachusettes Eyaleti Boston'da doğdu, 11 Şubat 1963'te Londra'da öldü. Smith College'ı bitirdi. Fulbright bursuyla İngiltere'ye giderek Cambridge Üniversitesi'ne bağlı Newnham College'de öğrenim gördü. 1956'da İngiliz şair Ted Hughes'la evlendi. Bir süre Amerika'da, daha sonra da İngiltere'de, Cornwall'da oturdular. Plath 1963'te Londra'da canına kıydı.









 

18.10.2004 10:37:37
KENAR

Kadın mükemmeliğe erişti
Ölü

Bedeni bir zafer gülümsemesi takınmış
Bir Yunan gerekliliği yanılsaması

Tuğunun kakmalarında akmakta,
Çıplak

Ayağı konuşuyor adeta:
Yol buraya kadardı, artık bitti.

Her ölü çocuğa beyaz bir yılan dolanmıs.
Artık boşalmiş,

Küçük süt fışkırtıcılarina da birer tane.
Katlayıp kaldırmıs onları geri vücuduna

Bozulmaya yüz tutan bir bahçede
Gece çiçeklerinin tatlı,

Derin boğazından gelen kokular kanarken
Kapanan bir gülün yaprakları gibi.

Ayın üzülmesine gerek yok,
Kemikten kapşonunun içinden bakıyor.

Böyle şeylere alışkındır o.
Karalıklarını takırdatıyor ve peşinden sürüklüyor.

 

18.10.2004 10:46:31
BABACIM

Yapma, yapma, artık yapma
Bunu bana, ayakkabı kara.
İçinde yaşadığım bir ayak olarak
Otuz yıl boyunca, zavallı bir beyazlık,
Güçlükle nefes almaya cesaret ettiğim veya hapşırmaya.

Babacım, seni öldürmek zorundaydım.
Ben bir fırsat bulamadan önce sen öldün –
Misketle doldurulmuş gibi ağır bir çanta dolusu Tanrı,
Ürkütücü heykel, ayak baş parmağı
Bir San Fransisko fok balığı kadar kocaman.

Ve acayip Atlantikte bir kafa
Fasülye yeşilinin mavinin üstüne yağdığı yerde
Güzel Nusret'ten uzak sularda.
Seni iyileştirmek için dua ederdim.
Ach, du.

Alman dilinde; Polonya kasabasında
Silindirin altında ezilip dümdüz edilmiş
Savaşlarla, savaşlarla, savaşlarla.
Ama kasabanın adı çok sıradan dedi
Polonyalı arkadaşım

En az bir iki düzine kadar vardır aynısından.
Demek ki hiç bilemeyeceğim
Nereye koyduğunu ayağını, kökünü saldığını,
Seninle hiç konuşamadım.
Çene kemiğime sıkıştı kaldı dilim

Sesim bir kablonun içinde kısıldı.
Ich, ich, ich, ich.
Zorlukla konuşabiliyordum.
Her Almanı sen sandım.
Ve bu lisan kırıcı

Bir makina, sanki bir makina
Bacasından atıyor beni bir Yahudi gibi
Dachau, Auschwitz, Belsen'e bir Yahudi gider.
Yahudi gibi konuşmaya başladım.
Belki de bir Yahudi'yim ben.

Tirol'ün kar'ı, Viyana'nın açık renkli birası
Ne çok saf ne de gerçek.
Çingene kadın anam ve tuhaf şansımla
Ve Tarot kutumla, ve Tarot kutumla.
Gerçekten belki de Yahudi'yim ben.

Ben Sen'den hep biraz korktum,
Senin Nazi Hava Kuvvetleri'nden, agularından,
Ve jilet gibi bıyığından
Ve ari gözlerinden, parlak mavi.
Panzer-adam, Panzer-adam, Ey Sen –

Allah'la boy ölçüşen bir gamalı haç
Öylesine karasın, gökyüzünden hiçbir çığlık sızmaz içeri.
Her kadın bir faşiste tapar,
Suratta çizme, senin gibi bir
Acımasızin, acımayan acımayan kalbi.

Kara tahtanın önünde duruyorsun, babacım, öylece
Bendeki resminde,
Ayağın yerinde çenede bir çatlak ince
Ama bunun için daha mı az şeytan? Değil, hayır değil
Kırmızı temiz kalbimi ikiye bölen

Kara adam daha beyaz hiç değil
Seni gömdüklerinde on yaşındaydım.
Yirmisinde ölmeye çalıştım
Dönmek için geriye, geriye, geriye sana
Kemikler bile idare eder sandım.

Ama beni çıkardılar çuvaldan,
Ve parçalarımı zamkladılar birbirine tek tek.
O zaman anladım ne yapmam gerektiğıni.
Senin bir maketini yaptım.
Meinkampf bakışlı, kara giysiler içinde

Bir adam raflara ve vidalara aşık.
Ve evet dedim, kabul ediyorum.
İşte babacım, sonunda ben bittim.
Kara telefonun hattı kökünden kesildi,
Sesler kablolardan kıvrılarak geçemez artık.

Bir adam öldürseydim, iki adam öldürmüş olacaktım –
Kendisini sen olarak tanıtan
Ve bir yol boyunca kanımı içen vampir,
Yedi yıl boyunca, doğrusunu istersen.
Babacım, artık sırtüstü yatabilirsin.

Şişko kara kalbine bit tahta parçası saplı olarak
Köylüler zaten seni hiç sevmemişlerdi.
Mezarına topuk vuruyorlar, üstünde dans ediyorlar şimdi.
Hep biliyorlardı zaten senin sebep olduğunu bütün kötülüklere.
Babacım, babacım, adi herif, bitirdin beni.

 

 
 

18.10.2004 10:47:17
BOYUNAYIM

Ama enine olmayı tercih ederdim.
Ben kökünü toprağa batırmış bir ağaç değilim
Taşları ve o ana sevgisini emen
Bu yüzden büyüyemiyorum parlak yapraklara her nisan,
Bir çiçek tarhının güzelliği de olamadım ne yazik ki
Sanki özenle boyanmıs ve kendi payına düşen hayranlarını kabul eder gibi,
Pek yakında bütün yapraklarından birer birer döküleceğini bilmeden.
Benimle karşılaştırılırsa, ölümsüz sayılır bir ağaç
Ve bir çiçek o kadar uzun boylu değildir belki, ama kalkişmanın anlamını bilir,
Bense ömrünü bir ağacın, cesaretini istiyorum bir çiçeğin.

Bu gece, yıldızların o sonsuz incelikte ışıkları altında,
Ağaçlarla çiçekler serin kokularını serperlerken havaya.
Aralarında yürüdüm, hiçbiri farkıma varmadan.
Uykuya dalmadan düşünürüm de bazen
Ben de onlar gibiyim aslında –
Düşüncelerim bulanır sonra.
Uzanıp yatmak, daha doğal geliyor bana.
Sınırı olmayan sohbet yürürlüğe girdiği zaman, gökle aramızda.
Ve son kez uzanıp yattığımda bir gün ben asıl o zaman yararlı olacağım:
O gün ağaçlar bana bir kez olsun dokunabilecek ve benimle ilgilenecek vakti olacak çiçeklerin
 

 
 

18.10.2004 10:48:52
Nick ve Şamdan

Ben bir madenciyim. Işık mavi yanıyor.
Mavi sarkıtlar
Damlıyor ve donuyor, yırtıyor

Topraktan rahmi
Ölü can sıkıntısında dışarı terliyor.
Kara yarasa havaları

Sarıp sarmalıyor beni, paçavra şallar,
Soğuk soykırımlar.
Erik gibi kaynak yapıyorlar bana

Kalsiyum dikitlerinden
O tanıdık mağara, tanıdık yankıcı.
Semenderler bile beyazdır,

Şu kutsal herifler.
Ya balıklar, balıklar-
İsa! buz kalıpları

Bıçak zaafı
Canlı ayak parmaklarımdan
İlk Kömünyonunu içen

Bir piranha dini.
Şamdan
Yutkunur ve küçük rakımını tazeler,

Sarıları yüreklendirir.
Ah canım benim, nasıl geldin sen buraya?
Ah uykuda bile

Büzülmüş duruşunu
Anımsayan Cenin.
Sende tertemiz

Işıldıyor kan, yakutum benim.
Uyandığın
Bu acı senin değil.

Aşk, aşk
Mağaramızı güllerle donattım,
Yumuşak halılarla-

Victoriana'nın sonuncusu.
Bırak yıldızlar
Karanlık adresine düşsün dikine,

Bırak sakat bırakan
Civamsı atomlar
O berbat kuyuya damlasın,

Uzamların kıskanarak yaslandığı
Tek somutluk sensin.
Sen ahırdaki bebeksin.
 

18.10.2004 10:49:45
kesik

Ne heyecanlı ----
Soğan yerine benim baş parmak.
Ucu neredeyse uçtu
Menteşe gibi tutan bir parça hariç

Deriden,
Bir kapak sanki,
Ölü beyaz.
Bir de o kırmızı sargı bezi

Küçük sarıklı,
Kızılderililer senin kafa derini yüzdü
Doğrudan kalbinden verdiğin
Tavuk çitin,

Halı ruloların
Üstüne basıyorum,
Elimde
Pembe gazoz şişemle

Bir kutlamadır bu
Bir geçitten
Bir milyon asker koşuyor
Hepside kırmızi ceketli.

Kimin tarafından bunlar?
Ey benim
Cücem, hastayım ben.
Bir hap içtim ağrıyı kesen.

O ince
Kağıtsı duygu.
Sabotajcı,
Kamikaze-adam---

Ku Klux Klan şapkan
Babuşka'ndaki
Leke
Kararıyor ve bulaşıyor ve

Kalbinin top biçimli
Eti
Sessizlik denen öğütme makinesiyle
Karşı karşıya kalınca

Nasıl da zıplıyorsun ---
Burgaçla delinmiş muharip gaziler,
Kötü kız,
Başparmağımdan kesildim, köküm toprakta kaldı.


 
 

07.10.2006 14:05:35


Sylvia Plath,

İngiliz ve Amerikan şiirinin cadı tanrıçası. Lanetli gizdökümcü şair. Yaşantılarını ve dilini kendine karşı şiddete dönüştüren şiir kuyumcusu. Kendine kıyma tutkusunu bu kuyumculuk içinde otuz yaşında gaz soğurarak noktalayan ve geride kalanlara zehir zemberek yapıtlarını armağan bırakmış güzel kadın, anne, sevgili. Sırça fanusu içinde onu bunaltan bütün kimliklerinden, toplum rollerinden, sıfat ve eğretilemelerden kurtulmaya çalışırken kendisi bir eğretilemeye dönüşen ve okuyucuyu da içine çekecek bir karabasan. Lowell'in dediği gibi, bu şiirleri yazmak da okumak da içinde altı kurşun olan bir silahla rus ruleti oynamaktan farksız. Tüyler ürpertici, dehşet verici bir estetik. 
 

ARIEL, İmge Kitabevi, Çeviren Yusuf Eradam

ariel*
Karanlıkta durağan.
sonra kayalardan, uzaklardan
akar maddesiz mavi.

Tanrının dişi aslanı,
nasıl bir olduk böyle,
topukların, dizlerin mili!-sabahın izi

Yarılır ve geçer, tutamadığım
boynun kahverengi
kıvrımına benzer

Zenci-gözü gibi
çalı dutları kara
kancalar atar__

Ağız dolusu kara tatlı kan,
gölgeler.
başka birşey

Çeker beni havaya__
kalçalar, saçlar;
topuklarımdan kar taneleri.

Beyaz
tanrıça, giyindiğim__
cansız eller,cansız katı kurallar.

Ve ben şimdi
buğdaya köpürüyorum, bir deniz ışıltısına.
çocuğun çığlığı

Duvarda eriyor.
ve ben
okum,

Ben uçan kırağı
kendine kıyası,
sabahın kazanı, kızıl göze

Göçme dürtüsüyle bir.

27 ekim 1962


*Şairin atının adı.


 

medusa 25.02.2007 09:34:34
1932 yılında Alman bir baba ve ABD'li bir anneden, Massachusetts'te doğdu. Profesör olan babası 1940 yılında öldü. Plath ilk şiirini 8 yaşında yayımladı.

Plath, hayatı boyunca ileri derecede manik-depresif bozuklukla boğuştu. 1950 yılında bursla girdiği Smith College'deki ikinci yılında ilk intihar girişimini gerçekleştirdi ve bir akıl hastanesine yatırıldı. 1955'te Smith College'den summa cum laude derece ile mezun oldu.

Kazandığı Fulbright bursuyla Cambridge Üniversitesi'ne giderek çalışmalarını burada sürdürdü ve şiirlerini üniversitenin öğrenci gazetesi olan Varsity'de yayımladı. Plath burada 1956 yılında evleneceği İngiliz şair Ted Hughes'la tanıştı. Evliliklerinin ardından Boston'da yaşamaya başladılar. Plath, hamile kaldıktan sonra ise İngiltere'ye geri döndüler.

Plath ve Hughes, Londra'da kısa süre yaşadıktan sonra North Tawton'a yerleştiler. Çiftin sorunları bu dönemde başladı ve ilk çocuklarının doğumundan kısa süre sonra Sylvia Plath Londra'ya geri dönerek boşanma işlemlerini başlattı.

Kiraladığı evin eskiden İngiliz şair W.B. Yeats'e ait olduğunu öğrenen Plath bunu iyi bir işaret olarak değerlendirdi. 1962 - 1963 kışı Plath için çok zor geçti. 11 Şubat 1963'te, ikinci kattaki odalarında uyumakta olan çocuklarının yanına süt ve kurabiye bıraktıktan sonra, odalarının kapısını da içeri gaz girmeyeceğinden emin olmak üzere bantlayarak kapattı ve kafasını fırının içine sokarak intihar etti.

İntiharıyla ilgili olarak kocası Ted Hughes eleştirilere maruz kaldı. Hughes yıllarca bu konuda konuşmadı. Daha sonra anılarını yayımladı.

wikipedia.org

YAPITLARI
 

The Colossus and Other Poems (Anıt ve Öteki Şiirler,1960)
Ariel (ö.s.1965)
Crossing the Water (Suyu Geçerken,ö.s.1971)
Winter Trees (Kış Ağaçları,ö.s.1972)




Ayna

 

Gümüşüm ve doğruyum. Önyargılarım yok

Gördüğüm her şeyi yutuveririm bir anda

Olduğu gibi, aşkın veya nefretin sisiyle kaplı değilim

Zalim değilim, içtenim yalnızca

Küçük bir tanrının gözüyüm, dört  köşeli.

Çoğu zaman karşı duvarın üzerinde düşüncelere dalarım

Pembedir duvar, benekli. Öyle uzun zaman baktım ki ona

Kalbimin bir parçası olduğunu düşünüyorum. Fakat titriyor.

Yüzler ve karanlık ayırıyor bizi tekrar tekrar

 

Şimdi bir gölüm. Bir kadın eğiliyor üzerime,

Erimimi arıyor gerçekte ne olduğunu anlamak için

Sonra bu yalancılara dönüyor, mumlara veya aya.

Sırtını görüyorum ve sadakatle yansıtıyorum sırtını

Gözyaşlarıyla ve bir el hareketiyle ödüllendiriyor beni

Önemliyim onun için. Geliyor, gidiyor.

Her sabah onun yüzü alıyor karanlığın yerini

İçimde genç bir kızı boğdu ve içimde genç bir kadın

Havalanıyor ona doğru günden güne, korkunç bir balık gibi.

Sylvia Plath


BAYAN LAZARUS

İşte yine yaptım
Her on yılda bir
Böyle bir tane beceririm

Bir tür ayaklı mucize, tenim
Bir Nazi lamba siperliği kadar parlak,
Sağ ayağım

Tüy kadar hafif
Yüzüm ifadesiz, incecik
Yahudi kumaşından.

Çözün kundağı
Ah, sevgili düşmanım.
Korkutuyor muyum? -

Burnu, göz bebekleri, 32 dişi yerli yerinde mi?
Acı nefesi
Ertesi gün yok olacak.

Yakında, çok yakında
Vahim bir öldür gücü
Evimde, etimde olacak

Ve ben işte gülümseyen bir kadın.
Daha sadece otuzunda.
Ve kedi gibi dokuz canlıyım.

Bu Üçüncü Sefer.
Ne lüzumsuzluk
On yılda bir imha.
 
Bu ne çok iplik.
Çekirdek yiyen kalabalık
İtişir içeri görmek için

Ellerimi ayaklarımı çözmelerini -
Muhteşem soyunmalar.
Baylar, bayanlar

Bunlar ellerim benim,
Bunlar dizlerim.
Bir deri bir kemik olabilirim, farketmez,

Ben de onlardandım, tek tip kadın işte
İlk seferinde on yaşındaydım.
Kazaydı.

İkinci seferinde istedim
Bitirip gitmeyi ve hiç daha dönmemeyi.
Üstüstüme kapaklandım.

Tıpkı bir midye gibi.
Tekrar tekrar bağırmaları gerekti çağırmaları
Ve üstümden ayıklamaları inci gibi parlak yapışkan
Solucanları

Ölmek
Bir sanattır, herşey gibi.
Özellikle iyi yaparım.

Bir ölürüm ki, cehennemden gelir gibi olurum.
Bir ölürüm ki, adeta hakikaten olurum.
Sanki gider gibi bir davete.

Bunu yapmak çok kolay bir hücrede
Ölmek ve kımıldamamak
Ölüyü oynadığım tiyatroda sıranın gelmesi gibi

Güneşli bir günde geri gel
Aynı yere, aynı yüze, zalim
Eğlenen çığrışlara:

'Mucize!'
İşte bu yere yıkar beni.
Ama bir bedeli var.

Yara izlerime bakmanın, bir bedeli var.
Kalbimi dinlemenin ----
Hakikaten çalışıyor.

Bir bedeli var, çok büyük bir bedeli var.
Bir sözün, veya bir dokunuşun.
Ya da biraz kanımı akıtmanın.

Bir tutam saçımın veya elbisemden bir parçanın.
Eee, Herr Doktor.
Eee, Herr Düşman.
 
Sizin eserinizim ben,
Paha biçilmez,
Altın topu bebeğinizim

Bir çığlığa eriyen
Dönüyorum ve yanıyorum.
Gösterdiğiniz alakaya aldırmadığımı sanmayın.

Kül, kül -
Külü eşele bak.
Etten kemikten eser yok----

Bir kalıp sabun
Bir nişan yüzüğü
Altın bir diş.
 
Herr Tanrı, Herr Şeytan
Savulun
Savulun.

Küllerin arasından
Doğrulurum kızıl saçlarımla
Ve çıtır çıtır adam yerim.


siir.gen.tr


 


asaf 26.02.2007 15:57:19
tipik akrep.

06.08.2007 11:49:20
alvarez'in kitabının neredeyse yarısı buna zat-i muhterem e ayrılmıştır. chuick palahniuk'in sylvia'dan aşırdığı söylenen pasajları da vardır denmektedir.

'kadın mükemmelleştirdi ölümü'

sodom_gomore 05.09.2007 22:18:16
dogudugum gün ölen hüzünlü gözlü şair


Sayfa: [ 1 ]