|
||
| Bilimin en önemli kuralının kanıta dayalı olmasına karşılık, bilimin çıkış noktası "şüphecilik"tir. GDO'ların çevre konusunda oluşturdukları olağanüstü tehlike herkesin bilincindedir. Buna karşılık insan sağlığı konusundaki olası zararlarına daha büyük kuşkuyla bakılmalıdır.Bugün için varsayım kabul edilen ve hatta reddedilen pek çok olumsuz etkisinin bundan beş ya da on yıl sonra ortaya çıkmayacağını kimse ileri süremez. Dahası GDO'ların insanlarda yaratacağı sağlık sorunları "kuyruk uzaması, boynuz çıkması, dişlerin uzaması" gibi değişiklikler olmayacak, bütün toplumu etkileyen, üstesinden gelinemeyecek ve kalıcı sağlık sorunları olarak karşımıza gelecektir. Çünkü canlılara aktarılan yeni genlerin insan sağlığı üzerindeki etkilerine dair çok az bilgi birikimi var. Tıpta her gün bilmediğimiz başka şeyler ortaya konduğundan bu yaklaşımın güvenli olduğunu iddia etmek mümkün değil. Bilim çevrelerince kabul görmüş Gaya hipotezine göre biz, yani bitkiler, hayvanlar, insanlar; yani toprak üzerindeki canlı ve cansız bütün varlıklar tek bir canlı varlığız. Bu nedenle nasıl bir canlının bir yerinin küçük bir hastalığı bütününü etkiler ve hastalanmasına yol açarsa, dünyamızda olup biten herşey bizi doğrudan ya da dolaylı etkileyecektir. Bu nedenle duyarsız kalmak, üzülmek ve kabullenmekten öte yapabileceğimiz şeyler var. GDO'nun sağlık konusundaki olumsuz etkileri konusunda bilgilenmek ve bilinçli kamu tepkisi oluşturmak iyi bir başlangıç noktası olabilir. GDOya Hayır Platformu Sağlık Bilim Komitesi Bitkilerde Uygulanan Genetik Mühendisliği Yöntemlerinin Sorunları Bitkilerde uygulanan genetik mühendisliği yöntemlerinin en önemli sorunlarından biri, konak genomuna eklenecek yabancı genin bitki DNA'sının tam olarak neresine yerleştirileceğinin belirlenememesidir. Bu güne kadar gen transferi için hangi yöntem kullanılırsa kullanılsın, transfer edilen yabancı genin bitki DNA'sında tam olarak hangi bölgeye yerleştirildiği bilinmemektedir. Genin bitki DNA'sında yerleşeceği bölge tamamen rastlantısaldır. Bu rastlantısallık bitki hücresine ait yapısal ya da düzenleyici genlerin etkinliklerini değiştirerek bitkide metabolik farklılaşmalara yol açabilir. Yani sonuç, yabancı gen aracılığıyla bitki hücresinde üretilmesi istenen proteinin üretimi ve bitkiye kazandırılmak istenen özelliğin aktarılması ile sınırlı kalmayabilir. Roundup Ready soyalarındaki verim gerilemesinin nedeni olasılıkla bu tür beklenmeyen metabolik değişikliklerdir. Bir diğer örnek, soyaya glifosat dayanıklılık geninin aktarılması sonucu RR soyalarda ortaya çıkan ısıya duyarlılık özelliğidir. Toprak sıcaklığı belli bir derecenin üzerine çıktığında soya gövdesinin neredeyse %100 oranında çatladığı görülmüştür. Bu sorunun altında yatan nedenin, yabancı gen transfer edilen RR soyalarda aşırı lignin üretimi olabileceği düşünülmektedir. Bu durumda RR soyaların sıcak iklimlerde yetiştirilmesi mümkün olmayacaktır. Gen teknolojisinin ikinci büyük sorunu aktarılan nükleotid dizisinin kararsızlığı, değişebilirliği ve yeniden düzenlemelere açık olmasıdır. Bu tür değişiklikler allerjik reaksiyonlara neden olan proteinlerin ve toksik maddelerin üretimine yol açabilir. 13 Mayıs 2000 tarihinde Monsanto firması, RR Soya genomunda, işlemin ABD'de onay aldığı 1992 yılından beri soyaya ekledikleri tek gen olduğu iddia edilen CP4EPSPS geni dışında nereden köken aldığı bilinmeyen iki DNA parçacığı daha saptadıklarını açıklamıştır. Söz konusu DNA parçacıkları Monsanto'nun bugüne kadar dağıtımını yaptığı bütün RR soya soylarında bulunmaktadır. Ancak Monsanto firmasına göre "hiçbir zararlı yan etkisi bildirilmemiştir." Doğada normal koşullarda gerçekleşmeyen prokaryot ve ökaryot genleri arasındaki rekombinasyon da teknolojiye ilişkin belirsizliklerden biridir. Prokaryotlarla ökaryot organizmaların genetik kod translasyonu (protein sentezi sırasında kullanılan mekanizma) bazı açılardan farklılık gösterir. Buna bağlı olarak, sentezlenen proteindeki bazı aminoasitler orijinal organizmadaki DNA dizisine göre beklenen proteinin aminoasit dizisinden farklı olabilir. Bu durum E. coli bakterisine ürettirilen insan insülin benzeri büyüme faktöründe saptanmıştır. İnsan proteinindeki arginin aminoasidi yerine E. coli bakterisinde sentezlenen proteinde lizin aminoasidine rastlanmıştır (R. Seetharam ve ark., BBRC., vol. 155, p 518, 1988). GDO teknolojisinin bir diğer sorunu gen transferinde kullanılan plazmidin içerdiği antibiyotik direnç genidir. Teknik açıdan antibiyotik direnç geninin varlığı E. coli'deki yabancı genin çoğaltılması ve rekombinan bitki hücrelerinin gen aktarımı başarılı olmamış hücrelerden ayrılarak seçilmesi için gereklidir. Gen transferi sonrası ortama söz konusu antibiyotik eklendiğinde, aktarılması istenen yabancı genle birlikte transfer edilen antibiyotik direnç geni, transferin başarılı olduğu bitki hücrelerinin hayatta kalmasını sağlamaktadır. Buna karşılık gen transferi başarılı olmadığı için aktarılmak istenen yabancı geni ve antibiyotik direnç genini almamış hücreler duyarlı oldukları için antibiyotiğe maruz kaldıklarında ölürler. Yani antibiyotik direnç geni, gen aktarımının başarılı olduğu hücrelerin laboratuvar koşullarında kolaylıkla ayırt edilmesini sağlayan bir tür belirleyicidir. Böylece işlemin verimliliği artırılır. Ancak aslında antibiyotik direnç geninin aktarılması genetik modifiye bitki için gereksiz, ürünü tüketen canlıların sağlığı açısından da tehlikelidir. Detaylı bilgi için www.gdoyahayir.org |
||
|
||
| Toksik Etkiler ve Triptofan Felaketi: 1980'lerin sonlarında Japonya'daki Showa Denko firması transgenik bir bakteriye ürettirilen triptofanı ABD'de satışa sunmuştur. Aylar içinde ürünü kullanan kişilerde nörolojik sorunlarla birlikte giden eozinofili-miyalji sendromu ortaya çıkmıştır. Bu sorunları yaşayan 1500 kişide kalıcı hasar gelişmiş, 37 hasta kaybedilmiştir (Mayeno ve Gleich, 1994). Eozinofili-miyalji sendromlu hastalarla karşılaşan hekimler, bu tıbbi sorunun Showa Denko firması tarafından üretilen triptofanla bağlantılı olduğunu fark etmişlerdir. Ancak ürün pazardan çekilene kadar aylar geçmiştir. Ürünün genetik mühendisliği yoluyla üretildiğine ilişkin bir etiket taşıması sorunun çok daha çabuk aydınlanmasını sağlayabilirdi. Showa Denko firması ise ABD hükümetinin sorunun nedenini araştırmaya yönelik girişimlerinde işbirliği yapmayı reddetmiştir. Ancak yapılan incelemeler sonucunda, transgenik bakterideki artmış triptofan üretiminin toksik bir yan ürün oluşumuna yol açtığı ve besin takviyesi olarak sunulan ürünün bu toksik madde ile kontamine olduğu anlaşılmıştır (Mayeno ve Gleich, 1994). Dr. Arpad Pustzai, İskoçya'da Rowett Araştırma Enstitüsü'nde çalışırken yaptığı bir çalışmada sıçanlara GD patates yedirmiş, hayvanlarda beyin ve diğer organların gelişiminin yetersiz olduğunu, bağışıklık sisteminin çöktüğünü gözlemlemiştir. Dr. Pustzai çalışmasının sonuçlarını yayınladıktan sonra görevinden azledilmiştir. GDÜ'lerin ekosistem üzerindeki yıkıcı etkileri bir yana, en fazla endişe verici yanlarından biri ön görülemeyen mekanizmalarla insan sağlığını tehdit etmesidir. Bilinmeyenlerin bilinenlerden çok olduğu bu denklemde doğal mekanizmaların işleyişi göz önüne alınmadığında, yol açacağı sonuçlar kolayca kontrolden çıkabilir. |
||
|
||
| Gen kaynaklarımızı korumak için, Toplum sağlığını sürdürülebilir kılmak için, Herkese eşit besin için, Biyolojik güvenlik için, Tarımsal olarak kendine yeterli bir toplumsal yaşam için, "Genetiği Değiştirilmiş Organizmalara HAYIR!" GDOya HAYIR! Platformu |
||