|
||
data'nın blöfle ilgili yapmış olduğu obsesyon(saplantı) ve kompülsiyon( Saplantılı düşüncelerin getirdiği zorlanmayı engellemek için yapılan davranış) teşhisini, tebrik ederim hepimiz obsesif kompulsif değilmiyiz ![]() bende eksik kalmayarak kendime bir etiket daha bulmuş bulunmaktayım.procrastination.yani kaytarma,erteleme vb.türkçeye çevrilmiş pek bir bilgi yok ama ilerde olacaktır.googeldan bulabıldıklerım bu kadar.ingilizcesi iyi olan daha çok şey bulabılır.yada bulma isteğiyle pc nin karşısına oturup erteleyebilir ![]() mukemmeli yaratmak isteyenlerin icine du$tugu durum. yapilacak i$e ba$lamadan once o i$in mukemmel olmasi icin nasil olmasi gerektigi tasarlanir. dolayisiyla i$e ba$lanamaz. i$e ba$lanmadikca i$ insanin gozunde daha da mukemmelle$ir. mukemmelle$tikce daha da ula$ilamaz olur. ula$ilamaz oldukca, i$e ba$layacak $ahis bunalima girer ve ertelemeye ba$lar. dolayisiyla yapilacak i$ son anda yeti$tirilir ve de mukemmel olmaktan cok uzaktir eksisozluk şu sıralar çoğu kişinin yeni hortlamış bir kaytarma sorunundan bahsettiğini duyabilirsiniz. iş yapmak için bilgisayar başına geçersiniz ama bir türlü başlayamazsınız. eğer yaptığınız işin teslim tarihi biraz uzaksa bütün günü kaytararak harcayabilirsiniz bile. bunun nedenlerinden biri şüphesiz artık yeni çalışma ortamımız olan bilgisayarın konsantrasyonumuzu bozucu bir sürü özellikle (email, sörf, chat, renkli desktoplar, denenmeyi bekleyen bedava yazılımlar) dolu olması. kağıt, kalem, daktilonun sunduklarından fazlası olduğu kesin. bu kaytarma eylemi büyük resme baktığımızda üretim miktarının düşmesine, tüketimin artmasına ve insanların mutsuzluğuna yol açıyor. önerilen çözümlerden biri [10 dakika çalış 2 dk kaytar] yöntemi. bildirgec.org Hemen herkesin bir şekilde şikayet ettiği, kendine kızdığı işleri erteleme alışkanlığı, bazı kişilerin hayatlarını karmakarışık hale getirebiliyor. Sonuçta, “işleri erteleme“ sadece bir alışkanlık olmaktan çıkıp hayatı felç eden bir davranış bozukluğu halini alıyor. Bunun bilimsel adı ise Procrastination. Yapılması gereken işler, isten küçük ister büyük olsun birikir; bir türlü elimiz gitmez. Cevaplanması gereken mailler, ödenecek faturalar, bürokratik işler ya da ayıklanmayı bekleyen eski giysiler… Ancak bazı kişiler, her şeyi erteleme alışkanlığı öyle bir hal alır ki, sonunda hayatları rayından çıkar. Zamanında teslim etmedikleri raporlar yüzünden işten atılanlar, biriken faturalar nedeniyle yüklü miktarda ceza alanlar olduğu biliniyor. Ama bu kişilere, “işlerinizi vaktinde halledin“ diye söylenmek veya procrastination’dan mustarip olanları sorumsuzlukla suçlamak, depresyondaki birine “Haydi neşeli ol!“ komutunu vermekle eşdeğer. İki yılda bir düzenlenen Uluslararası Procrastination Araştırması Buluşması’nda açıklanan bir rapora göre, dünya nüfusunun yüzde 20’si erteleme hastalığıyla boğuşuyor. Procrastination ırk, millet, kültür, cinsiyet ayrımı da gözetmiyor üstelik. Peki nereden kaynaklanıyor? İşte bu konuda bilim adamları hemfikir değil. Örneğin kimilerine göre, anne - babanın tutumu belirleyici: Talepkar ve mükemmelliyetçi ebeveynlere sahip çocuklar, görevlerini yapmayarak isyanlarını dile getiriyor. “İnsanoğlunun doğasında var“ İki yıldır “erteleme hastalığı“ üzerinde çalışmalar yürüten, Alman Münster Üniversitesi Psikoterapi Bölümü Başkanı Fred Rist’e göre ise anne - babanın davranışları, bu hastalığın gelişmesine katkıda bulunan etkenlerden sadece biri. Rist’in çalışma arkadaşı Margarita Engberding de“Erteleme, insanoğlunun doğasında olan bir şey“ diyor. Engberding durumu şöyle anlatıyor: “Zorlanılan, hoşa gitmeyen işlerin arka plana atılması aslında çok normal. İşleri halletmek de, işler halledilmediğinde oluşacak sonuçlar da istenmeyen durumlar. Yani burada kaçınma - kaçınma çatışması söz konusu.“ İşin üstesinden gelememe, beğenilmeme gibi korkular da rol oynayabiliyor. Ancak son anda işi başladığında kendisine ihlam geldiğini, son dakikada yapılan işlerin her zaman daha iyi sonuç verdiğini iddia edenler de var. Uzmanlara bakılırsa, erteleme hastaları, görevlerini değerlendirirken, yani önem sıralaması yaparken sorun yaşıyor. Örneğin telefon bekleyen bir müşteriyi aramak yerine, özel maillerini okumak daha cazip gelebiliyor. Üstesinden nasıl gelinir? Uzmanlar, sistematik bir şekilde procrastination sorununun üstesinden gelinebileceğine söylüyor. Kişi öncelikle yapması gereken iş için en uygun zamanı tayin edip tam dediği zamanda o işe girişmeli. Gerçekçi planlama yapmak da mühim. Örneğin kontrol edilmesi gereken 100 sayfalık bir metin için “20 dakikada bitiririm,“ demek gerçekçi bir tutum değil. Ardından kişi kendi kendine bir zaman kısıtlaması koymalı. Diyelim telefon listesi oluşturacaksınız: Günde 20 dakikanızı ayırarak başlayın bu işe. 20 dakika boyunca uğraştıktan sonra, o gün içinde o işe kesinlikle bir daha dönmeyin. Eliniz alıştıkça, süreyi gün be gün artırın. Yapılacal işler listesi çıkarmak ve yapılan işlerin üstünü çizmek, hatta belki her halledilen iş karşılığında kendi kendine küçük ödüller vermek de işe yarayabilir. Yani işin sırrı, planlı ve küçük adımlarla hedefe doğru ilerlemek. dwelle.de/turkish/panorama İnsanlar Ne Zaman Erteleme Davranışı İçine Girerler? Sürekli olarak kendilerine yararı olacak işleri yapmaktan kaçınmanın kısa dönemdeki avantajlarına, o işi yapmanın uzun dönemli avantajlarından daha fazla ağırlık verdikleri zaman erteleme davranışı içine girerler. Erteleme Davranışının Psikolojik Temelleri • Kaçınmak için ertelemek: Erteleme olaylarının çoğunun gerisinde kaçınma davranışı vardır.Kaçınma durumlarının iki türü var: Tehditten kaçınma ve Rahatsızlıktan Kaçınma. • Dengeyi yeniden kurmak için ertelemek: Özerklik duygusu kolayca tehdit altına giren insanlarda sıkça görülür. • Bir başlangıç olarak erteleme:Son dakikacılar... Erteleme Türleri • Ya hep ya hiç nedenli erteleme alışkanlığı: Olayları siyah ya da beyaz olarak düşünenler, mükemmeliyetçiler, kusursuzluk tiryakileri, bir numara olmamaktan korkanlar vb... • Başarısızlık Korkusuna Dayalı Erteleme: Garanticiler... • Başarı Korkusuna Dayalı Erteleme:Bir konuda başarılı olmaktan değil başarının getireceklerinden korkanlar... • Kaygıya dayalı erteleme: bir şeylerin ters gidebileceğine ilişkin inançlar, kendi becerisine güvenmeme, ne yapılacağı ve nasıl yapılacağı konusunda emin olamama ve başkalarının görüşlerine gereğinden fazla önem verme. üstün dökmen |
||
|
||
| procrastination, o.k bozukluğu ile de sonuçlanabilir.. ya da procrastination olduğu düşünülen şey depresyon etkileri olabilir.. iyi değerlendirmek gerekir.. örneğin procrastinate olup gerçek dünya işlerinden vazgeçerek internete, bilgisayara, oyunlara, ya da pornografiye bağlanmak kompülsif tarzda davranışlardır.. internet dışındaki saydıklarım ayrıca kendi içinde bağımlılık olabilir ve pr. ile alakası olmayabilir.. herkesin ufak tarzda o.k.b ya da pr gibi görülen şeyleri olabilir ama gerçekten o.k.b ya da pr. olduğunuz anlamına gelmeyebilir bu.. çoğunlukla pr. de kişi sosyal değildir, günlük sıradan veya kritik işlerini yapamayacak durumdadır.. aynı şekilde o.k.b de de kişinin genellikle libidosu sıfıra yakındır ya da en geneli asosyaldir..depresyon çounlukla eşlik eder.. kişilerin bu kaçınma davranışlarının nedeni bu bozukluklarda yattığı için hasta olarak düşünülebilirler.. ikisi arasında bir noktada bağlantı görüyorum aslında.. şöyle ki pr. olan bir kişi mantıklı bir şekilde düşünerek aslında büyük bir işi parçalara bölerek kaygılanmadan bitirebileceğini bilebilir.. ama yine de neden başlayamaz? bunun nedeni aynı zamanda beyninin ona sürekli bitiremeyeceğini söylemesi olabilir - ki bu da bi tür obsesyondur... (o.k.b olmayabilir tabi henüz) o.k.b olan kişi de aynı şekilde (örneğin) mantıklı şekilde düşünerek aslında bir sapık olmadığını, sapık olsa bu düşüncelerin hoşuna gideceğini idrak edebilir - ama o.k.b hastası yine de 'sapık' gibi hisseder, bu his çok gerçektir.. öyle ki o.k.b si olan kişiyi size baktığında gözlerinden tanıyabilirsiniz (zavallı hastalar.. çoğunlukla o.k.b hakkında fikri olmayanlar tarafından yanlış anlaşılır - çünki hastanın hissi o kadar gerçektir ki bunu kompulse etmek için yaptığı davranışlar çoğunlukla onu gerçekten bir suç işlemiş de bunu gizleyemiyormuş gibi göstertir.. (tabi ki farklı türde o.k.b ler bulunur ama bunların hepsi aynıdır, zamanla yer değiştirirler, cinsel obsesyonlar, ölüm, öldürme obsesyonuyla, ölüm obsesyonu, dinsel obsesyonla,dinsel obsesyon boğaz temizleme ya da kaşınma obsesyonuyla, artık o anda bilinç neyin kişi için en kötü olduğu sonucuna varmışsa) örneğin ( zayıf olanlar okumasın) cinsel obsesyonu bulunan o.k.b li kişi neredeyse gördüğü her hemcinsine arzu duyuyormuş ya da onunla sex yapabilecekmiş ya da yapıyormuş gibi düşünür.. bu da kişinin 'acaba eşcinsel miyim?' ben diye düşünmesine yol açar.. bu yeteri kadar kötü değilse hemcins, akraba bireyleriyle ya da gördüğü çocuklara zarar verme düşünceleri ile yer değiştirir.. bunlar yanlış şekilde mantıklı düşünülerek kompulse edilir.. yine dinsel formatta allaha kötü sözler, ya da ölüm için hastalıktan, virüsten korkma.. o.k.b tam manasıyla asla iyileşmeyeceği için en iyi yöntem kompulse etmeden, düşünceleri beynin hatası olarak kabul etmektir.. beynin hatası ki şöyle, o.k.b olanların beyni normal olanlardan farklı çalışır.. o.k.blilerde beyinde insanın karmaşık niyetlerini daha temel hareketlere tercüme eden kısım (yani 'suyu içeyim' i 'kolunu kaldır, şu kadar bük, tut' a tercüme eden) bir hareketin tamamlandığını söyleyen kimyasal mesajın doğru şekilde iletilmesine olanak vermez, bu da kişide bir eksiklik algısı yaratır, sonuç olarak kişi tepki olarak bilinçli şekilde davranışını 'yapay' olarak yeniden düzenleyip tamamlar.. bu da çoğu kişide endişe yaratır.. kimsayal iletişim bozukluğu orbital-frontal korteks, caudate nucleus ve talamus arasında cereyan eder.. orbital frontal korteks bir şeyin eksik olup olmadığını farkeden ilk kısımdır.. burası bir şeyin yanlış olduğunu farkettiğinde talamus'a bir endişe sinyali gönderir.. talamus neyin yanlış olup olmadığını yorumlaması için bu ilk endişe sinyalini orbital kortekse geri gönderir.. ikisi arasındaki caudate nucleus bu ilk endişe sinyalinin tekrar talamusa gönderilmesini önler.. işte o.k.b si olanlarda nucleus görevini yapmaz ve bu endişe sinyali kısır bir döngü şeklinde ikisi arasında gidip gelmeye başlar.. bunun reelde anlamı aslında sorun olmadığı halde kaşınmanız, öksürmeniz, bir durumu düşünmeniz olabilir.. neyse o.k.b ye çok girdim (biraz ben de var bundan sanırım) pr.nin psikolojik kökenleri incelendiğinde pr.nin de yine endişe çevresinde oluştuğu, bununla beraber öz-saygı azlığı, kendi kendini yok eden bir zihniyet durumunda ve daha başka nedenlerle tetiklendiği bilinir.. pr.li kişilerde diğerlerinden daha fazla- çoğunlukla kusursuz hayaller ve istekler temelli- bir özenli, dikkatli, öz disiplinli olma durumu bulunur.. bu durum pr'li kişilerin neden aynı zamanda çok çalışabildiğini de açıklar, pr, tembellik kaynaklı değil endişe kaynaklıdır çünki... zaman zaman bu durum kompülsif iş bağımlılığı şeklinde kendini gösterir.. endişe bir şekilde kompülse edilmelidir yani.. endişeye bağlı olarak iki önemli pr nedeni bulunur: birincisi işi endişelencek kadar önemli görmeme ikincisi işi kontrol edilemeyecek kadar büyük görme dikkat edilmesi gereken pr bir obsesyona ya da alışkanlığa dönüştüğünde bilinçaltının bağımsız olarak bu değer verme işlemini etkileyebileceğidir: yukarıda bahsettiğim döngüsel endişe sinyalleri.. kimyasal iletişimsizlik sonuç olarak sizin algınızı yanıltabilir.. pr'ın fizyolojik nedenleri daha çok prefrontal korteks kaynaklıdır.. Beynin bu bölümü planlama, güdü kontrolü, dikkat gibi yönetimsel fonksiyonlardan sorumludur ve beynin diğer bölgelerinden gelen uyaranların filtrelenmesini sağlayıp dikkatin dağılmamasını sağlar. Bu bölgedeki hasar ya da düşük hareketlilik bireyin dikkat dağıtan uyaranları filtrelemesini zorlaştırabilir, bu da sonuç olarak daha kötü organizasyon, dikkat kaybı ve etkisi artmış pr demektir.. Bu prefrontal lob kaynaklı dikkat eksikliği hiperaktivite hastalığına benzerdir.. Buradaki düşük hareketlilik aynı zamanda DEH'i de ortaya çıkartabilir.. *bilgiler wikipedia'dan |
||
|
||
len medusa benden mi yola çıktın bu konuyu yazarken ![]() ahh ah yıllardır kaytarma dediğimiz şey meğersem bir hastalık imiş... başımı nerelere vuram dostlar! (hayatta bir uzmana başvurmam bu konuda )
|
||
|
||
| al işte.insan uykudanda kaytarırmı ya | ||
|
||
kaytarmak keyif verici birşey, boşverin dostlar tadını çıkarın kaytardığınız anın.
|
||