|
||
| Evet Ne Yapmalı? Bu soruyu Leninden evvel Çernişevski de sormuştu. Maalesef bu konuda net bir cevaba yada bir reçeteye sahip değilim. Zaten anarşizmi diğer ideolojilerden ayıran da hazır cevaplara sahip olmamasıdır. Bunu hep birlikte düşünerek tartışarak bulabiliriz. Fransız devriminden, Paris Komününden, Rus, Ukrayna, Meksika, İspanyol, Küba, Nikaragua, İrana kadar tüm devrimlere ait deneyimler ortada. Benim fikrim herkesin kendi yerelinde sonsuz çeşitlilikte hiyerarşi içermeyen, mümkün olduğunca parayı dışlayan yeni tarz dayanışma örgütlenmeleri oluşturmasıdır. Burada amaç örgütlenmelerin işleyiş olarak doğrudan demokrasiyi benimsemeleri, birey-topluluk ilişkisinde karşılıklı saygı, katılım ve dayanışma yöntemlerini hayata geçirmeleridir. Bunlar çeşitli amaçlara yönelik olabilir ve hiç de politik olmaları gerekmez. Amaç hayatı örgütlemektir. Söz gelimi bir kıyı kasabasında balıkçılar kooperatifi, başka bir yerde tarım kooperatifi, bir mahallede tüketim kooperatifi, sanat kooperatifi, konut yapı kooperatifi vb. kooperatifler kurulabilir. Proudhoun'ın Halk Bankası fikri her ne kadar hayata geçememiş olsa da bana çok ufuk açıcı geliyor...buradan hareketle bir kooperatifler ağı örgütleyebiliriz. Bu yeni bir hayatın maddi temellerini oluşturur ve bunu yapmak için öyle büyük propaganda ve ideolojik transformasyona da gerek olmayacak...yapılan işin kendisi bu işin okulu olacağından herkes yaparak, örnekleyerek pratikte öğrenecek ve herkesin ayakları yere basacak. Böylesi bir ağ bin tane anarşist federasyona bedeldir. Çünkü amaç politika yapmak değil hayatı örgütlemek. Amaç anarşist insan yaratmak değil, hiyerarşisiz örgütlenme modellerinin de pratikte pekala işleyebileceğini kanıtlamak. Yerel kooperatifler kendi aralarında ağ oluşturarak ülke çapında ve hatta küresel ölçekte de dayanışabilirler... Bu ise devrim ve yeni bir hayata dair sonsuz olanaklar sunacaktır. Düşünmesi bile heyecan veriyor. Sizin de önerilerinizi bekliyorum Sağlıcakla, |
||
|
||
| Ne yapmalı? Ben bu sorunun cevabını biliyorum. Ama cevabı bildiğimi size nasıl ispatlayacağımı bilmiyorum. Çok çok konuşmak gerekiyor. İki saturla yada gözden kaçmış bir mesajla bu ne kadar anlatılabilir. Ne Yapmalı? Cevabı bulmak için bütüne bakmak lazım. Şunu yapmalı bunu yapmalı diye cevap veremez alamayız. Ne yapmalı? Ne yapmak gerektiği o kadar açık ki. Söylenmiş bu kadar söze daha ne ekliyim daha nasıl anlatıyım diye kendimi geriyorum. Ama hep tekrar hep tekrar olmalı sanırım. Başaka bişey elden gelmez. Gökkubenin altında söylenmemiş söz yok. Ne yapmalı? Kendini adam etmeli herşeyden önce. Kropotkin gibi varlığın içinde yokluğa ortak olmalı. Vermeli vermeli. Sonra dostlar edinmeli. güvendiğin yoldaşlar. Sonra bişeyler üretmeli. dostluk, güven, kardeşiğin ne iş yaptığı önemli değildir. onlar ne yapsalar iyisini ve doğrusunu yaparlar. Ne yapmalı? Yeni bir medeniyet kurmalı. Köleliğe alıştıran binlerce yılın birikimini bilinçlerden silmeli. Özgürlüğün gücünü ve tadını kitlelere tanıtmalı. Ne yapmalı? ben bir şey yapamam. herkes kendi işini kendi görür. insanlara kendi işlerini görmek öğretilecek. Ne yapmalı? ben bir şey yapmıcam. toplum kendi evrimini yapacak. ben evrime katkı sağlamaya çalışacağım. Ne yapmalı? Örnek olacağım. İşimle, kimliğimle, ailemle, bilgimle, kültürümle örnek olacağım. imrenileceğim. düşmanlarım bile beni takdir edecek. Ne yapmalı? Yapacak çok şey var. Ama başa dönelim. Önce adam olalım. |
||
|
||
| Kişisel sorunlarımızdan başlayıp, dünyanın karşı karşıya kaldığı tüm sorunlara herkes kendi birikimi ve yötemiyle çözüm arıyor. Bu yöntemler zaman zaman karşı karşıya geliyor, zaman zaman yan yana duruyor. Fakat bu sorunların çözümüyle ilgili, derli toplu öneriler yapmak yerine, karşımıza çıkan anlık sorulara cevap vermek durumuyla karşılaşıyoruz çoğu zaman. Bundan dolayı da ortak noktaları görmek mümkün olmadığı gibi, karşıt noktalar alabildiğine sertleşiyor. Şimdi önerim şu; Bir soruna ve olaya bakış açışımızdan yola çıkarak değil, temel sorunlarda çözüm sistematiğimiz ne? Bireyin, toplumun, ülkenin, dünyanın, doğanın ve insanlığın sorunlarını çözmek için ne tür program öneriyoruz? Çözümü olan buyursun ve tarihine not düşsün... Belli ideoliji ve parti programlarından çok kişisel düşünceler daha anlamlı olacağı kanısındayım... |
||
|
||
| lenin, "ne yapmalı"yı, çernişevski'de "nasıl yapmalı"yı yazmıştı... fakat kuzeys, benim dikkat çekmek istediğim, program olarak bir yere atıfta bulunmak değil, tam tersine, bunlardan sadece tarihsel bilgi olarak yararlanıp, ama tamamen kişisel çözümleri ortaya çıkarmak. yani bir tarihsel tartışma değil, tarihten beslenmek, günümüzü tesbit etmek ve geleceğe yönelik öngörülerde bulunmak... evet, "neden yapmalı?" da çok önemli... |
||
|
||
| bence sıralama; "neden, ne, nasıl yapmalı?" diye olmalı... hatta başlığı bu şekilde yeniden düzenlemekte fayda var... |
||
|
||
sen neyi neden yaptığını biliyormusun? bu başlığı açtığıma göre, kendimce bir düşüncem vardır mutlaka... ki bunu yazacağımda... istersen bunları o zaman daha rahat konuşabiliriz... |
||
|
||
| kuzeys yazdıklarını okuduktan sonra şöyle bir 30 saniye düşünmeden bir şeyler yazmaya kalkışsam, tıpkı eski günlerdeki gibi melankoliye kapılıp gidecektim. düşündüm ve durdum... benim çözümüm senin yazdıklarına göre çok acımasız kuzeys...
|
||
|
||
fikir önce sen açıklarmısın çözümünü?
|
||
|
||
| Kuzeys sen bütün yasalardan bağımsızmısın? | ||
|
||
| Neden yapmalı?: bitirmek için. Ne yapmalı?: kendimizin ve toplumun sorunlarıyla uğraşmak yerine batağa sokmalı. Nasıl yapmalı?: tüm gelecek kaygılarından uzaklaşıp, her şeyin her an biteceği ruh haline girerek. İnsanlık yaşlı, toplumlar kirletilmiş, dünya hasta; yani hastamız umutsuz vak'a. Ona son günlerini iyi yaşatmak en iyi tedavi yöntemi. Bu tedavinin uygulanması sürecinde bireyden başlayarak öze dönüş süreci başlayacak, çünkü yarın kaygısı ortadan kalkacak. Yaşam, dünya her an bitecekmiş gibi beklenirken kendi içinde şu son dönemi mutlu olma, güzel yaşama kaygısına dönüştürecek. Bir taraftan son beklenirken, aslında sona giden süreç önce duracak, sonra gerileyecek ve yara hissetirmeden kendi kendinin merhemi olmaya başlayacak. Yarın kaygısı taşıyarak yaptığımız her şeyden vazgeçelim. Toplumu kurtaracağız diye yapılan ağrı kesici bile olamayan tüm mücadelelerden vazgeçelim. Bırakalım her şey dibine vursun. Dibe vurduğu yerde kaldıysa ayağa kalkma takatı, kalkacaktır usulca ama sağlam. Eğer kalmadıysa, her şey gibi o da ölmüştür. Bırakalım ölsün ve yerine geleceğin önünü açsın. Bırakalım tüm göreceli varlıkları, iç'e dönelim an'a dönelim, hiç kimseye karşı kendimizi sorumlı hissetmeden, sadece içimizden geldiği gibi ve kendimiz için yaşamaya başlayalım. Tüm mevcut sosyal ilişkilerin altını üstüne getirelim. Bunu sonucunda en yakınımızda olan çok uzaklara, hiç tanımadıklarımız tam yanımıza düşebilir. İnsan, toplum, dünya ilişkilerini allak bullak etmek gerekiyor. ama tüm bunları militirist yöntemlerle değil, tammen insani davranış şekilleriyle. sistemin ilerlemesindeki esas uygulamaları işletmez kılmak gerekiyor. Toplum sorunlarına geçici reçeteler yerine, "sizin için yapacak hiç bir şey yok" demek gerekiyor. Herkesi, herşeyi, tüm beşeri ilişkilerin derinden sarsılmasıyla bitmesini sağlamak, ya da ayağa kalkmasını sağlamak en doğru yöntemdir diye düşünüyorum... |
||
|
||
| ''Şunu'mu yapayım bunu'mu yapayım deyişin var ya işte bu ihtiyarın(seçme özelliğinin)delilidir güzelim''demiş mevlana.. Bir ihtiyar'a sahibiz bizi kuşatan zindanlardan kurtuluş yolu bulacak kadar.Ali şeriati ye göre insanı kuşatan dört zindan var,tarih,doğa,toplumsal kurallara egemen düzen ve bilim,o tutsak olunan konuları bu şekilde açıklamış,sonuç olarak insan bir çok şeyin tutsağı,bir nevi zindan hayatı yeşıyor,bu zindanlardan kurtuluş yolunu yine tutsak olan bizler bulmak zorundayız.. fikir yazının içeriği benim açımdan tartışmaya açık fakat ana tema dosdoğru,aynı düşüncedeyim.Toplumlar hakedildiği şekilde yönetilirler,devlet toplumun aynasıdır ondan farklı değildir,yani şu yönetim şayet başımızda ise biz hakettiğimiz içindir,vasıfsız bir toplum kaliteli yönetilemez,aynı şekilde vasıflı bir toplum liyakatsiz insanlarrın elinde olamaz,yani düzelme fertlerde başlar,devlete sirayet eder..Yani düzelme önce benden başlayacak,başkasını düzeltmeye çalışmaktan değil önce ben!! Peki bu nasıl olmalı nasıl farketmeden bizi kuşatan zindanlarımızdan kurtulabiliriz?bu iş doğal yasalarla olacak gibi değil en azından benim ümidim yok,muktedir bir güç,hesapçı oportünist akıldan yüce bir güç gerekirki öz benliğimizde yani ben de güçlü bir iç patlama koparsın,kendi kendimize devrim kopsun hani devrimi hep bir şeyleri devirmek ve yerine başka bir şey getirmek için arzuluyoruz ya bu defa kendi kendimize bir devrim diyorum,içten bana bir baş kaldırı..Ancak baş kaldırdığımızda varolduğumuzu hapsolmadığımızı anlıyabileceğiz.. Bu baş kaldırı ne olacak?Aşk ile ama bu köhnemiş,sadece zannettiğimiz aşkcıklarla değil.. Mantıkla neden olmaz peki?Çünkü bizi hapseden bazı meseleler mantıkidir,yaşayışımız,işimiz,giysimiz,düşünmemiz,okumamız,incelememiz vs ama aşk bizi bütün yaşamımızın üxerine kurulan çıkarları,yararları,bütün çıkarlarımızı feda etmeye yönelten bir ülkü uğruna ve olumlu cevaplandırdığımız duygudur.. Bu aşk dediğim gibi yaşadıklarımız alış veriş usulü aşklardan değil ihtilalci bir aşk,ben onun adına ... derim siz ...dersiniz.Bilmem biraz anlatabildimmi?
|
||
|
||
| ''Umarsız olabilmek için yasalarla savaşmamak gerekiyor'' demişsin Kuzeys sence bu çözümmü?Yasalar savaşmamız gereken yasalar ise?İnsanı hapseden insanlıktan çıkaran yasalar ise?Sence yine umarsız olmakmı gerekiyor? ![]() ''tanımlamak sınırlamaktır''kesinlikle,ve yasalarda bu şekildedir,fakat insana dayatılan yasalar(tüm dünya için geçerli)bundan daha da öte değilmidir,sınırlamanın ötesinde zulüm gibi!! |
||
|
||
fikir yazının içeriği benim açımdan tartışmaya açık fakat ana tema dosdoğru,aynı düşüncedeyim.Toplumlar hakedildiği şekilde yönetilirler,devlet toplumun aynasıdır ondan farklı değildir,yani şu yönetim şayet başımızda ise biz hakettiğimiz içindir,vasıfsız bir toplum kaliteli yönetilemez,aynı şekilde vasıflı bir toplum liyakatsiz insanlarrın elinde olamaz,yani düzelme fertlerde başlar,devlete sirayet eder..Yani düzelme önce benden başlayacak,başkasını düzeltmeye çalışmaktan değil önce ben!! gobili, benim zaten hiç kimseyi düzetmek gibi bir önerim yok. Tam tersine daha beter olsunlar diyorum. Kendimizi düzeltmek veya ne yaptığımızı/ne yapacağımızı bilmemiz hiç bir işe yaramıyor. çünkü kuzeys'inde vurgı yaptıpı gibi çemberin içinde olduğumuz sürece, bir şey yapmak mümkün değil. yapılabilecek tek şey; Farkında olmak, çemberin dışına çıkmak, çemberin içindekilerin dibe vurmasını beklemek, hatta iyice dibe vurmalarına katkıda bulunmak. Kimin için? Kendisi ve kendisi gibi olacakların kurtuluşu için. İnsanlığın gelmiş olduğu bu nokta by-pas'larla bu işin artık olmayacağını işaret ediyor. Yani ya kesin ölümü düşünerek, "cennete gitmeyi" düşünen bir fani gibi yaşam sürmelerini düşündürtmek en doğrusu...
|
||
|
||
| aksırmak ya da hapşırmak,!, nasıl ve neden kalmıyor, bunu yaparken,,, |
||
|
||
| önce benlikten, sonra sen'likten bizlik'ten onlar' lıktan kurtulmalı. Neyi nasıl çözmek istiyorsak, onun üzerine yoğunlaşıp o konunun getirilerini, götürülerini, engellerini, durağanlıklarını,aşamalarını ve nereye götürmek istediğimizin bir planını yapmalıyız. ben,sen,o,onlar oldukça birbirimiz etrafında dönüp dururuz.insanız etkiliyoruz birbirimizi.yerine göre sırt sıvazlıyoruz (hangi anlamda kişi kendi bilir), yeri geliyor çelme takıyoruz. |
||