|
||
| KARL MARX’IN BU ÖNEMLİ SÖZÜ ÜZERİNE NOTLAR. Toplumsal değişmeyi açıklayan belirli kuramlar vardır. Bunlar, büyük boy, orta boy ve küçük boy kuramlardır. Büyük boy kuramlar; organizmacı, evrimci ve diyalektik modellerden oluşmaktadır. Bu yazıda ele alacağımız kuram ve modeller; Büyük boy kuramın Diyalektik modeli ve Küçük boy kuramın bireyci modeli olacaktır. Marx’a göre toplum, altyapı ve üstyapıdan oluşmaktadır. Altyapı ve üstyapı karşılıklı etkileşim içerisindedir ve alt yapı her zaman üst yapıyı belirlemektedir. Peki, altyapı ve üstyapı ne demektir? Marx’a göre alt yapı, ekonomik ilişkiler ve üretim biçimlerinin tümüdür. Kısacası altyapı, bir toplumun sosyo-ekonomik ilişkileridir. Üstyapı ise kısaca düşünceyi tanımlar. Marx’a göre altyapı (ekonomik değişimler-üretim biçimleri) üstyapıyı (insan düşüncesini) belirler. Marx, toplumun temeli olarak altyapıyı ele almaktadır. Bu görüşün doğruluğunu insan evrim süreci içerisinde tartışmamız gerekmektedir. Örneğin insan, ateşi bularak -yaşamına uygulayarak- hayatında değişimlere yol açabilmiştir. Bu değişim düşünsel bir değişim olmamakla birlikte insan evriminin bir parçasıdır. Burada ateş bulundu diye insan değişmemiştir, insan değiştiği için ateşi bulmuştur. Örneğin televizyonun bulunuşu insan düşüncesine yön verebilir. Oysa televizyonu bulan düşüncenin kendisidir. Televizyonun bulunuşu düşüncenin bir ürünüdür. Yani Marx’ın tersine, üstyapı alt yapıyı belirlemiştir. Bu olay çok karmaşık gözükmekte ve yanlış anlaşılmalara neden olmaktadır. Burada Marx’ın iki yanlışı göze çarpmaktadır. Birincisi; “altyapı” dediği “sosyo ekonomik” ilişkiler –insan ürünü olduğu için- aslında üst yapıdır. “Üstyapı” dediği “düşünce” ise aslında altyapıdır. İnsan olmadan ne sosyo-ekonomik ilişkiler ne de üretim ve üretim biçimleri olur. Alt yapı insanın kendisi, üst yapı ise insanların bütün ilişkileridir. Bu görüşe kimse katılmayabilir. Oysa evrim bize bunu salık vermektedir. Dünyadaki bütün olayları insan evrim süreci ile ilişkilendirmeden varılan kanılar sonuçsuz kalacaktır. İkincisi; sosyo-ekonomik ilişkiler insan düşüncesini belirleyemez. Evrimsel süreç içerisinde etkisi olur ama düşünmeye yol açamaz. Marx eğer düşünceden kasıt düşünmeyenlerin ideolojilerini yani düşünmeyenlerin dünyaya bakışlarının değişeceğinden bahsediyorsa bu konuda haklıdır. Fakat düşünmeyenler dünyaya hangi açıdan bakarsa baksınlar sosyalizm açısından herhangi bir değerleri yoktur. Konuşmaya bile deymez. Bu durumda düşüncenin ne olduğunu çok iyi bilmemiz gerekir. Düşünce kalıtsal bir olgudur ve on binlere yıl süren bir süreç içerisinde ilerlemektedir. Birkaç yılın sosyo-ekonomik değişimi insan düşüncesinde rol oynamaz. Düşünmek ceninden başlar sonsuza kadar sürer. İnsan belli yaştan sonra düşünmeye başlayamaz. Düşünen insan çocukluktan başlar düşünmeye ve ölümüne kadar sürer ve düşünceleri sonsuza kadar sürer. (düşünce değişmekle birlikte tektir) Düşünmeyen insanımsılar hangi sosyal düzende yaşarsa yaşasın, hiçbir etki, düşünmelerine etki edemez. Düşünmeyenler, birkaç düşünenin oluşturduğu sosyalist düzende yaşayarak düşünme eylemine geçemezler. Ancak düşünenler sosyalist düzeni kurabilirler. Bu sosyalist düzen de asla yıkılmaz. Oysa düşünmeyenlerin sosyalist düzeni, her zaman yıkılmaya mahkûmdur. Marx’ın yaptığı da budur. Düşünmeyen işçi sınıfının devrim yapacağı umudundadır. Devrimi ezilenler değil düşünenler yapabilir. Düşünenlerin olduğu yerde de ezilenler olmaz. Bunun içindir ki devrim insanın düşünce evrimiyle gerçekleşir. Marx’ın temel düşüncesi aslında kısaca şudur; “Eğer bir devrim yapılır sosyalist düzen kurulursa insan düşüncesi değişime uğrar. Onun için sosyalist düzen insan düşünce evriminde (veya ideolojisinde) büyük değişiklik sağlar. Yani bilinçsiz insanımsı sosyalist düzen içerisinde bilinçlenecektir. Böylece sosyo-ekonomik gelişmeler insan düşüncesini belirleyecektir. (alt yapı üst yapıyı belirler)” Bu tümdengelim bir görüştür. Oysa doğanın insan evrimi için verdiği süre en az on bin yıldır. İnsan, düşünecek ki yaşamına yön verebilsin. Düşünmeyen için zaten böyle bir sorun yoktur. Düşünmeyenler sürüler halinde (Müslümanlık, Hıristiyanlık, Sünnilik, Alevilik, Şafiilik vb. ) yaşamlarını sürdürürler. Bunlar için insanlığın temel gereksinimleri önemli değildir. Önemli olan kendi kişisel çıkarlarıdır. Bunlar kendilerini sevmediği için asla başkalarını sevmez, acı çekmedikleri için de başkalarının acısını duymazlar. Bunlarda altyapı (düşünce) olmadığı için üstyapıları (sosyo-ekonomik ilişkileri) karmaşık ve düzensizdir. Marx bu düşünmeyenlerin (örneğin işçi sınıfı ve ezilenler) sosyalist düzeni kuracağına inanmıştır. Bu görüş insanı ve evrimi temel alan bir görüş değildir. Mustafa Kemal Atatürk Türkiye’de bir devrim yaptı. Bu devrim toplumsal değil bireysel bir devrimdi. Bu devrim bugün yerle bir edildi. Yerine yine gericilik ve düşüncesizlikler geldi. Atatürk’ün yaptığı devrim toplumsal bir dönüşüme yol açmadı. Çünkü devrimi toplum yapmamıştı. Devrim bir kişinin elinde şekillendi. Bu yüzdendir ki devrim düşünemeyenlerin elinde yok olup gitti. Sosyo-ekonomik gelişmeler düşünmeyenleri düşündürmemekle kalmadı devrime karşı bir direnci de beraberinde getirdi. Rusya’da ki devrim de buna en önemli örnektir. Oysa bireyci model ile Everett E. HAHEN, “kişiliklerde meydana gelen değişimlerin ekonomik büyümeye ve bunun da toplumsal değişmeye yol açtığını” söylemektedir. Bu görüş düşünce evrimine ters düşmemekle birlikte doğru bir kanıdır. Edison ampulü buldu ve toplumsal değimlere neden oldu. Edison olmasaydı bir başkası da ampulü bulacaktı. Fakat bulan kişi düşünmeyen değil düşünen bir insan olacaktı. Zaten bir kişinin buluşu binlerce düşünen insanın ürünüdür. Kısaca düşüncenin ürünüdür. Dünya düşünen insanların elinde iyiye doğru düşünmeyen insanımsıların elinde kötüye gidecektir. Altyapıyı düşünen insanlar oluştururken üstyapıyı düşünen insanların ürünleri ve ilişkileri belirleyecektir. Kaynaklar: Orhan Hançerlioğlu, Felsefe Ansiklopedisi Cilt I, VII, Remzi Kitabevi, 1980 Orhan HANÇERLİOĞLU, “Düşünce Tarihi”, Remzi Kitapevi, 1987 Emre Kongar, Toplumsal Değişme Kuramları ve Türkiye Gerçeği, Remzi Kitabevi, 1981 Server Tanilli, Uygarlık tarihi, Adam Yayınları, 11. Basım, 2005 |
||
|
||
| Sayın BLOG umarım bir eğitimci değilsindir... Yaptığın Marx yorumu yanlış, alt-üst yapıları tarifin yanlış, eleştirdiğin Marx'ın iki yanlışı Marx!a atfedilen yanlışlar da değil zaten... Marx evrimci değildir ayrıca... Marx'ın düşünce evrimi diye bir kavramı, belirlemesi ya da buna benzer bir betimlemesi de yoktur. Düşünmeyenlerden kastın nedir bilmem ama bu gibi insanlar derken din üzerinden hareket etmen bu yazının ana karakterini yeteri derecede anlatıyor. M. Kemal'ın devrimini Marxist bir devrim ile karşılaştırmak olsa olsa E. Kongar'ın örneğidir, bu ancak onun "düzeyindeki" bir anlamanın ve anlatmanın ürünüdür. O.Hançerlioğlu'nun betimlemelerine de itibar etmeyiniz, bu gibi şeyleri felsefe kökünden gelmiş yazarların kaleminden okursanız daha sağlıklı yorumlara erişirsiniz. Türkiye'de bu düzeyde bir anlatım için Ahmet Cevizci'yi önerebilirim. Daha iyi bir okuma için ise Althuser, Sabine, Leferbve'i öneririm... |
||
|
||
| şimdi marx'ın ideolojisinde evrimci yapı yok demek biraz falsolu bir yargı olur.gerçi tam anlamıyla bir evrim'den söz etmez marx. kuzeys'in dediği gibi komünal devrimin lokomotifi olan proleterya diktası evrimleşerek devletsizliğe - sınıfsız toplum yaşantısına gideceğini söyler. basamak basamak geleceğini söylerken , hiyerarşi'yi reddeder kendince. marx'ın düşünsel mücadelesi tek bir sınıfın özgürlüğü ve kazancı içindir.o da proleteryadır.bu konuyu iyi kavramak gerekiyor aslında? marx neden proleterleri baz alarak evrensel devrim hazırlıklarını başlatma fikrine kapıldı ? öncelikle emek-para dağıtımı konusunu irdelemek gerekir.sosyalizmin alfabesi' isimli kitabında Leo huberman sanayi devriminden konuyu alır ve günümüzün ve geleceğin proleteryasının haritasını , yol rehberliğini gösteriri.bahsettiği şeyler açık ve nettir:para dağıtım çarkını tersine çevirmek! öncelikle marxizm yada diğer adıyla bilimsel sosyalizm(bu açıklamayı çok yapıyorum ama neyse-anlayana) tamamen matematik ve diyalektikle yoğrulmuş bir ekonomi öğretisidir.dass capital'de bahsedilen üretim gücünün(emek gücünün) parayla satılması ve patronlar olarak bilinen burjuvazi sınıfı arasında kazanç farklılığın değişimdir sosyalizm. sosyalizm eşitlik demek değildir.sosyalizmin ön ayağı(marx_a göre) olan proleterya diktası işte bu konumda mevzilenmiştir:küçük çarkların ters dönmesiyle büyük çarkların işlevsiz hale getirmek.ve sonra büyük çarktakilerle küçük çarktakilerin yer değişimi.(ve nasıl olacaksa sonra bu çarklar eşitlenecekmiş..) benim yorumlayış şeklimde farklı olabilir ama size tavsiyem şudur ; ekonometri hakkında birşey bilmeden marxizm hakkında yorumda bulunulmaması.. |
||