SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Din Felsefesi

Konu: Dinlerin sosyobiyolojik kökeni

Sayfa: [ 1 ] 2 3 4

blok 05.05.2007 02:21:42



Harvard Üniversitesinin ünlü biyoloğu Edward O. Wilson dinlerin ortaya çıkış nedenini ilginç bir kuramla açıklıyor;

Din hemen her kültüre imzasını atmış olan sosyal bir etkinliktir. Antropologlar hemen her ilkel kabilenin kendi kökenleri hakkında bazı mitlere sahip olduklarını bilirler. Ayrıca bu kabileler kendileri ile diğerleri arasındaki farklara çok büyük önem verirler. Bu inançların çoğu rasyonel olmadıkları gibi, hemen hepsi fantazilerle bezenmiş doğa üstü yaklaşımlardır. Çoğu kere bu kabilelerin geçmişte yaşamış ve kabileyi bir araya getirmiş olan bir lideri vardır. Bu lider olağanüstü yetenekler ve ilahi bilgilerle donanmıştır. Bu liderin öğretileri sorgulanamaz. Reddedilemez. Olduğu gibi kabul edilmelidir.

Wilson'a göre bu ilkel kabilelerin bu şekilde davranmasının evrimsel bazı avantajları vardır. İlk insanlar ve ilk insan toplumları bu davranışı sergileyerek varlıklarını koruyabilmişler ve nesillerini sürdürebilmişlerdir. Bu şekilde davranmak ve inanmak bu insanlara evrimsel bir avantaj sağlamıştır. Bu avantaja sahip olmayanlar seçilmemişler ve yok olmuşlardır. Aslında bazı hayvanlar da liderleri izlerler. Sürüdeki düzenden lider sorumludur. Dominan bir erkek hayvan sürüye hakimdir. Diğerleri sorgusuz sualsiz onun emirlerini yerine getirirler. Buna örnek olarak balinaları ve yunusları gösterebiliriz. Herhangi bir nedenden dolayı yönünü yitiren lideri izleyen sürü karaya vurarak topluca ölmektedir.

Bir milyon yıl kadar önce insanların öncüleri olan hominidlerde, beyin hızla büyümeye başlamıştır. Giderek bilinçlenen ve akıllanan bu yaratıklar önce küçük topluluklar şeklinde bir araya gelmişler, zamanla bir liderin etrafında toplanarak, daha geniş toplumlar oluşturmuşlardır. Bu arada lider kavramı gelişmiş ve liderin emirleri yasalaşmaya başlamıştır.

Yalnız burada ilginç bir çelişki vardır. İnsanlar giderek daha akıllı olmaktadırlar. Bu entellektüalite toplumun mevcut düzenine ve liderine meydan okumayı gerektirmektedir. Bazı entel bireyler lidere karşı geleceklerdir... Bu kaçınılmazdır.. Hayvan sürülerinde, örneğin kurtlar ve aslanlarda lidere meydan okunur ve onun yeri alınır.. İnsan toplumunda buna teşebbüs toplumda bir kaos ve düzensizlik yaratacak ve toplum dağılma tehlikesi ile karşı karşıya kalacaktır. Ya da akıllı bireyler toplumdan uzaklaşacak ve toplum çözülerek dağılacaktır.

Evrim bu soruna ilginç bir çözüm bulmuştur... Wilson'a göre bu maymunumsu ilk insanlara olan doğal baskılar, onların liderlerine çok daha sıkı bir şekilde bağlanmalarını sağlayacak bazı inançların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Daha doğrusu kendi liderlerinin rasyonel olan veya olmayan her türlü kararını ve emirlerini izleyen insansı toplumlar varlıklarını sürdürmüşler ve bu davranış ilerde insanlar için bir norm olmuştur.. Kabile üyeleri liderlerini ve onun her türlü emirlerini ciddi şekilde sorgulamadan kabul etmeye ve izlemeye başlamışlardır. İnsan öncülerinin kazandığı bu nitelikler, ortaya çıkan yeni bazı genlerin ürünü olmalıdırlar.

İlk hominidlerin sahip olduğu bu nitelikler, onların hem çeşitli aletler dizayn ederek ilerlemelerini, hem de rasyonal olmayan ama, kabilenin geleceği için çok daha önemli olan bazı dinsel geleneklerin, mit ve efsanelerin sorgulanmadan oldukları gibi kabul edilmelerini sağlamıştır.. Kabilenin bütünlüğünü korumak için bazı mit ve fantastik efsanelere gereksinim vardır. İnsanlar arasındaki ilişkiler bu efsaneler aracılığı ile aksamadan sürdürülebilir.

Ne kadar sapık ve saçma olurlarsa olsunlar, bazı mitler ve efsaneler, dinler ve inançlar insanları bir arada tutmaktadırlar. İslam'a inananların bir ümmet oluşturmasının nedeni budur.

Bütün saçmalıklarına, insan akıl ve mantığına aykırı olmalarına rağmen İslam ve diğer dinler, hala varlıklarını sürdürmektedirler. Bu ilginç durum açıkca insan olarak yalnız ne kadar zayıf ve nahif olduğumuzu değil, aynı zamanda muhtemelen zayıflığımızın genlerimize işlenmiş olduğunu da telkin etmektedir. Dinlere ve Tanrı'ya inanmak ihtiyacı doğanın insan türüne olan baskısının sonucu olabilir. Bundan bir milyon yıl kadar önce ortaya çıkan bu durumun kısa zamanda düzelmesi belki de mümkün değildir.

Wilson'un bu görüşü ayrıca ateizmle ilgili bazı gerçekleri de açıklayabilmektedir. İnsanların küçük bir azınlığı dinlere inanmamaktadır. Bunun nedeni doğada mevcut çeşitliliktir. Her canlıda bu çeşitlilik vardır. Ateizm de bu genetik çeşitliliği simgeliyor olabilir.

Doğa hala insan yaşamına bu şekilde bir baskı uygulamakta mıdır? Eskiden toplumun genel eğilimlerine karşı gelen bireylerin yaşama şansı yoktu. Din toplumu bir arada tutan en önemli ortak payda idi. Her ne kadar bu durum İslam ülkelerinde hala sürmekte ise de, endüstrileşmiş ve teknolojide ilerlemiş toplumlarda din bazında bireylere olan baskılar giderek önemlerini yitirmeye başlamışlardır. Çağdaş toplumlar artık varlıklarını sürdürmek için bazı akıl dışı ve mantıksız mit ve efsanelere gereksinim duymamaktadırlar. Öyle ise artık ateizmin yerleşip, gelişmemesi için bir baskı da yok demektir. Hatta diyebiliriz ki teizmin yok olması için bir baskı ortaya çıkmaya başlamış olabilir. İnsan aklı ve entellektüalitesi teizme karşı gelme yolunda bazı ilerlemeler kaydetmiştir. Zamanla ateist sayısı daha da artacağa benzemektedir. Öteden beri var olan ama, günümüze dek başarılı olamayan ateizm, toplumların yeniden ve çağdaş bir şekilde örgütlenmesinden sonra hız kazanmaya başlamıştır.

Wilson'un kuramları Richard Lewonthin ve Jay Gould tarafından reddedilmiş ve görüşleri eleştirilmiştir. Bu otörler Wilson'un sosyobiyoloji konusundaki görüşlerine itiraz etmişlerdir. Yine de Wilson'un kuramlarını tutan çok sayıda aydın ve bilim adamı vardır. Lewonthin'in de bazı kuramlarını reddetmeye olanak yoktur.. Özellikle triple helix kitabı müthiş bir entellektüalitenin ürünüdür. Jay Gould da parlak bir bilim adamı idi ama, din konusundaki görüşleri herkes tarafından paylaşılmamaktadır.

Lewonthin genlerin çevre ile etkileşmelerinin önemine inanan bir bilim adamıdır.

Wilson ise canlıdan çok genin önemine değinir. Canlı doğar. Canlı ölür. Gen kalır..

Wilson'un din konusundaki görüşleri çok ilginçtir. Dini, diğer sosyal etkinlikler gibi, insanın doğal ve kaçınılmaz bir niteliği olarak kabul eder..

Wilson entemolog dur. Karınca gibi, sosyal böceklere özelleşmiştir. Temel olarak zoolog olduğundan ve insanlar da bir hayvan türü olduklarından, insanlar hakkında da ahkam kesebilir.. Sosyobiyoloji Wilson'un oluşturduğu bir bilim dalıdır. Tartışmalıdır.. Bu dünyada hiç bir bilim adamı Wilson kadar bu konuda otorite sahibi değildir. Karıncaları ve sosyal insektleri çok iyi bilen birisidir. İnsan bir hayvan olduğu için hayvanların uyduğu yasalara uymakla yükümlüdür. İnsan böcek değildir diye kestirip atamayız. Çünkü insan diğer hayvanlarda ve sosyal böceklerde mevcut davranışların bir kısmını taklit eden bir canlı türüdür.

Böceklerin sosyal strüktürü genlerle bir nesilden diğerine geçer ve bu geçiş evrime uğrar. İçine doğduğu gruptan kopan karınca veya diğer sosyal böcek yaşayamaz. Varlığını tek başına sürdüremez. Bunun nedeni doğal baskıdır. Sosyal böcekler bir liderin önderliğinde, çeşitli sınıflardan oluşmuş bir toplum oluştururlar. Bireylerin bu toplum içindeki yerini genleri ile ilgili nitelikler saptar..

İnsan da sosyal bir hayvandır. Hemen her insansal etkinlik genlerin kendilerini belirtmeleri şeklinde tecelli eder. Genlerin allel denen çeşitleri vardır. Aynı gen farklı şekillerde kendini belirtir. Örneğin göz rengi geni bir insanda yeşil ise, diğerinde kahve veya mavidir. Aynı gen farklı bir ürüne sahiptir. Davranışlar da genlerin ürünü olarak ortaya çıkarlar. Tabii her türlü insansal davranış son derece karmaşıktır ve çok sayıda değişgeni vardır ama, davranışlar hep aynı beyin yöresinin eseridirler. Bu da genetik olarak saptanır. İnsanlarda sosyal yaşamla ilgili beyin yöreleri vardır.

Wilson'un bu ilginç kuramını reddedenler akılları ile değil, daha çok hisleri ile hareket etmektedirler. Şu gerçeği göz ardı edemeyiz:

İnsanların büyük çoğunluğu ne kadar saçma ve olağan üstü olurlarsa olsun, dinlerle ilgili mit ve efsanelere inanırlar. En azından onları yeterince sorgulamazlar..

Wilson işte bu ilginç gözleme bir açıklama getirmek istemektedir. Haklı veya haksız. Doğru veya yanlış.. Ortaya bir kuram atmıştır... Ortada yapılan bir gözlem vardır.. Onu hislerle değil, akılla çözmek zorunluğu vardır. İnsanı böcek düzeyine indiren bir görüşü kimse kabul etmek istemeyebilir. Ama insan toplumu ile karınca toplumu arasındaki farklar nitel olmaktan çok niceldir.. Önce bunu kabul etmemiz gerekmektedir. Aynı biyolojik ilkeler ve diğer yasalar hem böceklerin yaşamını etkiliyor olabilir, hem de insanların.. Böcekler de birbirlerine arzu duymakta, çiftleşmekte ve yavrularını yetiştirmektedirler. Sosyal olanlarından insanların ders bile alması gerekmektedir. Büyük bir şefkat ve itina ile yumurtalara ve larvalarına bakarlar. Onları besleyip temizlerler ve büyütürler. Her birinin toplum içinde belli bir yeri ve görevi var. İnsan yaşamı birçok hususlarda sosyal böcek yaşamından farksızdır.

Wilson diyor ki çok çok önceleri, daha insan insan değilken ve evrimleşme sürecinin başlarında iken, onu sosyal bir hayvan olmaya zorlayan bazı genler kazanmıştır.. Bu ilkel insan-hayvan ancak bu genler sayesinde bir toplum oluşturabilmiştir.. Çünkü hayvanların davranışları onların genlerinin eseridir. Rastgele değildir. İnsanlar bir araya gelmenin daha yararlı olacağını bildikleri için bir araya gelmemişlerdir. Bir araya gelmemeleri ellerinde değildir. Bu genlerinde yazılıdır. Buna mecburdurlar.

Ama her kuyruksuz maymun-ki insan da onlardan biridir, sosyal değildir. Orangutanlar soliter yaşayan hayvanlardır. Gorillerin haremi vardır. Şempanzeler daha çok dişi etrafında bir aile oluştururlar. Demek ki doğa insanın da dahil olduğu bu hayvan grubuna farklı şekillerde baskılar yapabillmektedir. Davranışların beyinde anatomik bir alt yapısı vardır. Dolayısıyla davranışlar kolay kolay değişemezler.

İnsan beyninde maneviyat ile ilgili merkezler vardır. O merkezler din için spesifik değildir. Dinler oralara yerleşen sosyal parazitlerdir. Wilson'a göre o merkezlere her türlü saçmalık yüklenebilir ve kisi onları sorgulamaz... İnsanlarda bu beyin merkezi olmasaydı, ilk hominidler orangutan gibi bir yaşam sürdürmeye zorlanacaklardı.. Bu da insanın ilerde teknoloji geliştirmesini önleyecekti. Çünkü uygarlık toplumun ürünüdür. Bireylerin değil. İnsan sosyal olmasaydı, uygarlık ve teknoloji geliştiremezdi. Bu bağlamda dinler insanların sosyal olma uğruna ödemek zorunda kaldıkları bir fiyat olarak kabul edilebilir.

İlkel kabilelerde ruhban sınıfın lider sınıfından ayrı olması bir şey ifade etmez. Önemli olan kabile ile ilgili mit ve efsanalerin çok önce başlatılmış olmasıdır. Bu sınıflar o mitlerin devamından sorumludurlar. İnsanlarda inanma ihtiyacı vardır. Bu da sosyal olmanın bir gereksinimidir. Sosyal olmak ise genlere yazılmış bir takdirattır.. Değiştirilemez..

05.05.2007 04:44:27
Ordan onu al, burdan bunu ekle, çorba olsun teorisi olmuş biraz bu. Kanıtları da somut olmadığından tartışılır salt düşünsel deney üzerine inşa edilmiş evrim teorisi gibi elle tutulur ölçülebilir kanıtları buklunmadığı içinde teori değil bir varsayımdır. Evrim teorisinin bu biçim yönlendirmelerde kötüye kullanımı sıradan insanlarda aşağılandıkları duygusu yaratmakta ve teoriyi anlamaya çalışmadan reddetmelerine yol açmaktadır. Bu kötü bir durum maalesef. İnsanların dini inançlarını açıklamakta ve lider seçiminde bulunma nedenini doğal seçilim ilkesi ile bu biçimde ilintilendirmek kavram kargaşı nedir, nasıl yaratılabilir sorusu için iyi bir örnek oluşturabilir. İlkel insanlar ilkel de olsalar akıl sahibidirler kurtlar gibi şempanzeler gibi lider belirlemedikleri gibi; insan evrimsel kökeninden ilk düşünüp alet yapan haline geklene kadar farklı davranış kalıplarına ve uyum mekanizmalarına sahiptir. İnsan, en nihayetinde farklı bir canlı türüdür.
Bence Wilson evrim teorisini anlamamış, 'biyolojik bulgularıma insanın sosyal yaşamından benzerlikler bulmalıyım' eklektisizmi ile sosyobiyolojik açıklama dediği absürd fantaziyi yaratmıştır.
Doğa bir varlıkbilimsel kavram değildir önce bu noktadan bakmayı öğrenmeliyiz. Yani doğa bir canlının karşısına dikilip, onu baskılamak, yönlendirmek, dur şu genleri seçeyim şunları eleyeyim ki şu tür hayatta kalsın diye düşünen tümdengelimsel logos barındıran kapalı bir yapı değildir. Bu düşünceler modern gericiliğin 'akıllı tasarım varsayımı' nı (yeni büyük put)yaratan edilgen bakış açısının ürünü olan fikirlerdir. İnsanı ve dışındaki doğayı birbirinden ayrık düşünüp,işimize geldiği yerde aklı kullanıp işimize gelmediğinde de genel soyutlamalar kullanma lüksümüz yoktur. Doğal seçilim ilkesi, organik varlığın uyum uyarlanmalarından hangisinin onun hayatta kalabildiğini tarihsel olarak gösteren göreceli bir ilkedir. Tropikal sıcak dünyada sürüngenler, buzul dönemlerinde memeliler hayatta kalabilmiştir çoğunlukla. Bu noktada doğa seçmez, organizmanın kendisi de doğa olduğundan uyum mekanizmalarının farklılığı tür çeşitliliğini yaratır, tür çeşitliliği olduğu için uyum mekanizmalarında farklılık oluşmaz. Bu çeşit sebeblerle sonuçları ters yüz etme hatası bilimi Din e dönüştürebilir ve bu hatalı din, örneğin ırkçılığın doğal seçilim ve evrim için gerekli olduğunu iddia edebilir. Burada bir çeşit idealize etme hatası vardır yani idealizm hatası. Bunu aydınlık olduğu için yıldızlar parıldamakta ve evreni aydınlatmaktadır önermesi gibi düşünebiliriz. Yıldızın varlığı dışında ışık kaynağı olmadığı halde ışığın kendisini ana öğe haline getirirseniz idealize kavramlar yaratırsınız tıpkı platon gibi. Bunun gibi burada da evrim teorisinin kanıtları üzerinden gitmek yerine, evrimin kavramları idealize edilerek insanın sosyal davranışları üzerine yapıştırılmıştır. Kısacası bilimsel olmayan bir çalışma olmuştur. Ne insanın biyolojik varoluşuna yeni açıklama ver varsayımlar getirebilmekte ne de sosyal olguları kendi içinde temellendirebilmektedir. Uzayda varolduğu düşünülen herhangi bir varsayımsal yaratık modeli de bu kadar mantıklı görünebilir çünkü tıpkı varsayımsal öncesiz-sonrasız ve her şeye kadir inanç öznesi gibi farazi olduğundan aksi kanıt dahi boşlukta kalır.

Bu arada tabi kuzeyin bağrından, incilden mesellerle, ortaçağdan kopup gelmiş şövalye arkadaşımıza da bir şeyler söylemek isteriz tesadüfçüler ve profesörler adına.

İnanç ve vicdan ölçülebilir nicel kavramlar olmadığından bilinç ve aklın ortasına koyup koymamak da pek bir değişikliğe yol açmaz kanısındayım. Aynı şekilde pozitif bilimler artık her ne kadar determinizm çökmüş olsa da nesnel kurallara göre işlemek zorundadırlar çünkü sadece merak edildiği için yıldızlara bakıp kutsal kitaplar okuyarak evrenin düzenini anlamaya çalışmak sizi olduğunuz yere mıhlamaktan yerçekimi ilkesi dolayısıyla kurtaramayacaktır. O nedenle ay a çıkmak için incil yerine galilei okumaya karar veren batılılar, onun kendi yaptığı teleskop vasıtasıyla merakla bakmış olduğu ay a çıkmanın da mümkün olduğunu fark edip sonradan çıkabilmişlerdir. Oysa tanrıyı ve inançları araştıran teoloji biliminin tartışmalar,savaşlar,ve polemikler dışında pek bir faydası görülömemiş zaten ahlaklı olan insanlar ahlaksızlıkla suçlana suçlana sonunda yapılan baskılardan ötürü cinnet geçirip gerçekten ahlaksız olmuşlardır. Tabi bu noktada da ilkel insanların uygar insanlardan daha uyumlu ve saf olmaları dolayısıyla imkansızlıkları dışında yaratıcılık ve zekada maalesef uygar insandan çok saha ilerde olduklarını söylemek ve asıl kendi mekanize şartlanmış halimize üzülmek de durumundayız. Yani ilkel insan içgüdüsünü akla dönüştürebilmiş zeki bir türdür ve tarihsel birikiminin ve dolayısıyla bilgi aktarımının şimdiki birikmiş miktarda olmaması dışında bizden daha geride değildir. Yani doğal olduğu ve cesareti ile doğaya uyum yeteneğini geliştirebilmesi dolayısıyla zeka ortalamasının zamanımız uygar insanının takriben 2-3 katı olduğu bile söylenebilir. (bugün bizi etkin kılan makinelerimizdir) Bu nokta da kuzeys e katılırım aklın aptallıktan zekiliğe gidişi diye bir şey yoktur . Yine evrim yanlış anlaşılıp sanki ilkel insan aptal olduğu için uzay gemisi yapamamıştır şeklinde anokranizmalar yapılmaktadır. Bu iser aslında evrinm teorisi için de bir yanlıştır. Evrim türler arasında bu çeşit ilkelik gelişmişlik karşıtlığı ve ast üst lüğünden çok değişen yeni duruma daha olumlu adaptasyonlar geliştirebilmekten bahseder.

 (Bilmeyenler için bildiğime göre Anokranizma: Bir çağın fikir, düşünce veya inancını içinde bulunulan çağınkilere göre düşünüp onu yok saymak. Örneğin ilkel insan put a tapar önermesinde şimdiki bakış aöçısı kendi geçmişini de şimdinin doğruluk ilkesinden hareketle değerlendirip hem totemizmi hem sembolizmi şu andaki kendi kültürü ile sınırlamaktadır.)


flzf 07.05.2007 15:40:10
insanlar giderek daha zeki olmaktadır ve akıl ile vicdana göre inancın konusu olabilecek tek varlık tanrıdır.İnsanların tanrı inancının nasıl olması gerektiğini söylersen ve bunu sana dolaylı yada dolaysız olarak tanrının söylediğini söylersen dinleri ortaya çıkarırsın ve insanları daha rahat kitleler halinde kontrol edebilirsin bu kadar basitti ama gün geçtikçe dinlerin bilim karşısındaki ağır yenilgisi sayesinde artık ortaya yeni dinler çıkamıyor diyebiliriz.Tabi ruhsal bozuklukları saymıyorum satanizm gibi

flzf 07.05.2007 16:17:45
öyle bi varıyorumki aklın hayelin durur yüzlerce binlerce saçmalığın yanında bide şeytana tapmak için insanın aklının olmaması lazım

eczacı 07.05.2007 16:29:00
tapınma iç güdüsü her insanda var , bu yönden bakınca pek ruhsal bi bozukluk gibi gelmiyo.. ama kendi açımızdan bakıyoruz herşeye sanırım. bizim inandığımız Tanrı ya inananları normal görüyoruz... eee her insan da var bu bencillik aynı tapınma içgüdüsü gibi...

sina 07.05.2007 17:05:09
tapınma iç güdüsü her insanda var , bu yönden bakınca pek ruhsal bi bozukluk gibi gelmiyo.. ama kendi açımızdan bakıyoruz herşeye sanırım. bizim inandığımız Tanrı ya inananları normal görüyoruz... eee her insan da var bu bencillik aynı tapınma içgüdüsü gibi...
tapınma ıc gudusu kavramsal olarak her yaratılan varlıkda hukum surer evet bu dogru fakat dın zaten bıreysel bı tapınmadır bu konuda bencıllık kelımesı ınanc adına ne kadar dogru bı olgu olur?inanıs izafi oldugu gıbı mono halde yasanır her ne kadar ummet anlayısı ıcınde olsada..

flzf 07.05.2007 17:15:06
kardeşim yanlış düşünüyosun sen dinlere olan öfkeni tanrıdan çıkarma niyetindesin ben sadece tanrıya inanırım ve onun ne şekil bişey olduğu hakkındaki fikirlerim kendimedir iyi kötü yüce yüce diğil yorumlarım banadır sana böyledir diyemem böyle düşünüyorum derim diğer semavi veya semavi olmayan dinlerde belli kurallar filan vardır her tanrıya inanan böyle diil ve dinin kurallarıda doğrular diildir dogmalardır

07.05.2007 17:21:53
Tapınma iç güdüsü de nedir? Bana biri hemen iç dinamiklerini anlatsın. Tapınma arzusunun kökeni demeliydiniz böyle bir içgüdü yoktur.

sina 07.05.2007 17:25:34
dinlerin bilim karsısındakı agır yenılgısı dedınız ben burda ıslamı tenzıh ederek konusmak ısterım belkı objektıf degıl dıye dusunebılırısnız ama kanıt kuran ve 1400 kusur yıl once yazılmıs bı eserdır hala gun ısıgına cıkan bılımsel verılerle doludur..bilim karsısındakı yenılgı yahudi kabbalalıgı yada orta cag iseviligiydi..toplumları onlarda ellerınde tuttular fakat tamamen korku olgusu ıle.islamda boyle bı urkutucu ve caydırıcı hareket yoktur.İlimin farz kılındıgı gercegı en guzel teshıs olacaktır bu konuda.Dar cerceveden bakıp kuran ve ıslamı bagnazlık olarak algılayanları zaten gecersız kılıyorum bu yazdıklarım ıcınde.
tapınma iç gududur artı bu konuya takılmak da bence yersız..Eger cok onem azledıyorsa soyle bı ıfade kullanbıbılırım iç gudu=gogustan gelen bır durtu..ve tapınma da dogustan geldıgıne ınandıgım bı fıtratı olgudur..

07.05.2007 17:30:05
Hangi bilimsel gerçekler insanı ve her şeyi Allah yaratmıştır (bitti olay budur bundan ibarettir) gibi mi? Smiley
Doğuştan gelen bir tapınma iç güdüsü yoktur dayatmadan ve toplumsal alışkanlıktan bahsedilebilir ve bunun da yine toplumsal kökenleri ve nedenleri vardır. İnanç özneldir. Bilimsel bir kavram olan içgüdü yü ben ile inanıyorum o zaman öyledir diye açıklayamayız.  Literatürde doğuştan gelen tapınma içgüdüsü denilebilecek bir vaka bulunmamaktadır bu oldu sosyo-psikolojik alışkanlıklar açısından sonradan edinilmiş davranış kalıpları içinde açıklanabilir.

sina 07.05.2007 17:36:42
ınanısın temelınde kı ozüt bu evet ama gormek ıstedıgınız bu kadar mı bı ınanc sıstemı ıcınde yada ıslamda..kuran okudunuzmu hıc?yada tefsır dıyelım belkı bıraz daha aydınlatıcı olur..kaınatın her zerresı bı ayinedır ve her bırı ayrı ayrı yaratıcısını ıfade eder yada algılamaya calısır ıste sıstem budur..ama bılımsellık adına kımse ket vurmaz sana bılakıs tesvık edıci ayetler sunar..Kucuk bı somon balıgının koca bı denızde yolunu bulup okyanuslar kat edıp yumurtlamak ıcın tekrar vatanına donmesını bılımsel anlamda kuran tespıtlemıs ve dıkkat cekmıstır..yıne boyle bı cok ornek vardır..realıst cerceveden bakmak yerıne sadece bı tarafına tutunup taasuspsuzluk gostermek yalnıstır burda..varlıgın gayesı once yaratıcıyı sonra kendımızde dahıl olmak uzere tum alemı sorgulayıp bılmek ve hazmetmektır.
dogustan gelen bı tapınma ıc gudusu yoktur tezını bana ıspatlayabılırmısınız?ben tamamen muhalıfım bu konuda sıze..madem bı yaratn var kı var neznımde o zaman benı vucuda getırene dogustan bı baglılık da soz konusudur..boylelıkle tapınma ic gudusu der yınelerım dogrumu...

flzf 07.05.2007 17:37:37
hayır mesela evrim teorisi semavi dinlerdeki anlık yaratılış düşüncesini çürütür bunun için evrimden korkarlar

sina 07.05.2007 17:49:54
: ) evrımden neden korkulsun kı sadece yalnıs bı tez kı curutuldu ufak ama yerınde bı tahammulsuzluk var..dınsel anlamda ınanc sahıbı hıc bır bırey evrım konusuna ınanmaz..ki boyle bı sacmalıga bende ınanmıyorum.buyrun mitolojiye bakalım ama kanıtlarla olsun eskı ahıt yazmaları yada daha eskısı sumer kıl tabletlerıne.maya yada la vela yazıtlarına..idnus kıyısı yani uzakdogu dınlerının cıkıs noktasına yada dunyanın eskı dınlerınden zerdustlukten avestaya...hıc bırınde kı bunlar kanıttır evrım sacmalıgı gecmez yada bı kanıt bulunmaz bı yıkık teoriye..galaksı kendılıgınden olusup sonra bakterılerle baslayan bı hayatın ınsana dogru evrımlesmesı gercegını kabul etmez..bı yaratıcının varlıgı kesındır..buyrun evrımın kokune ının o bakterıyı kım yatarmıstır uygun ortamlarda uremıs de ınsan olabılecek ergınlıge nasıl ulasmıstır..bu mu sızce mantıklı olan=?

flzf 07.05.2007 18:00:38
evrim henüz çürütülmedi:)
ve şuda var ben evrim dinleri çürütür diyorum tanrının varlığından şüphem yokki ve tanrı bizi yaratmış ve bize akıl ile vicdan vermiş neden peygamberlere ihtiyaç duysunki akla aykırı bi durum

07.05.2007 18:01:54
Doğuştan gelen tapınma içgüdüsü yoktur sözü tez değildir. Her şeyi birbirine karıştırıp çorba yapmayın inanç başka bilim başka. Ben sana şimdi dersem yook her şey protoplazmik kozmik patlıcan tarafından var edildi aksini nasıl ispatlayacaksın? Bir farazi söylem aksi ispatlanamıyor diye gerçek sayılmaz bu reel değildir. Bu şekilde sonsuz sayıda varsayım atabilirim ortaya ve hiç birinin aksini ispatlayamazsın hepsine inanacak mısın o zaman? Doğuştan bağlılık sadece anneye vardır ve o da geçicidir. Ancak belli saplanıp kalmalar ve sarsıcı travmalar bunun akıldışı bağlılığa dönüşmesine neden olabilir. HALK AĞZINDA BUNA KAFAYI YEDİ CİNLE PEYGAMBERLE ŞEYTANLA KONUŞUYORMUŞ YADA KENDİNİ DİNE VERMİŞ DENİR. Normal inanç ise tamamıyla özneldir kanıt aranmaz ya inanılır ya inanılmaz kişiseldir. Bilim ise pozitif olgulara yöneldiğinden tanrı konusunu irdelemez. (teoloji daha çok felsefi bir yaklaşımdır bahsettiğimiz konu içine girmez) Din kitaplarında benzetmeler yapılır daha çok edebi bir tarzları ve ders çıkarmak maksadı vardır. Somut olarak bir bilimsellikten hiç biri için bahsedemeyiz istenilen noktaya çekilebilir çünkü keskin değildir yoruma açıktır. Eğer somon balığı ile ilgili o kısmı tam metniyle yazarsanız ne demek istediğimi örneğiyle anlatabilirim. Bunlar yönlendirilmiş yorumlardır Kur'an ın bilimsel veri sunmak derdi yoktur bu yanlış ellerde bulunan dinsel kurumların bir ajitasyon metodudur, çok tehlikeli ve zararlıdır.

Evet 3 din kitabını da okudum. Ve kitaplar dışındaki dini söylemlerin taraflı olduğuna, başkalarına danışılmadan kişinin kendisinin ana kaynakları yorumlaması gerektiğine kanaat getirdim.


Sayfa: [ 1 ] 2 3 4