|
||
| bu bardan istediğimi almadan çıkmam birçok bar biliyordum ama hemen hepsi belalıydı. kafayı demlerken bir serseri yanınıza yanaşıp moruk iyi çalışıyorsun, diyebilir size. iyi çalışıyorsun sözü çileden çıkarmaya yetiyordu vücudumda dörtnal gezinen kızıl benzini. kavga etmekten nefret eden biri olarak kavga zaruriyete döner bu durumda ölüm-kalım meselesi olur. genç adamı tanırdım daha önceleri ortak dostlarımız vardı ayrıca birbirine benzer uğraşlarımızı da katmalı: bira ve vajina hırsızlığından aranıyorduk. bir tek nedenden dost olmadım kadınları dans ederken izler gizlice delik cebinden sikine uzanır masturbasyon yapardı. köpeğin tekiydi. oysa ben kadınlarla dans etmeyi seviyordum, müstehcen figürleri bir balet kıvraklığıyla uygulamaya koyuyordum. dayanılmaz cazibemin mükafatını cömertçe geri ödeyerek. genç adamın masasında sorgulanıyordum o gece biri beni elevermişti şüphesiz, meğer kolay faka basarmışım. balyoz gibi yumruk anlıma indiğinde anlıyordum burası dünya olamazdı bir mahşerin tam ortasındaydım, peş peşe yumruklar yiyordum nakavt olacak bir boksör gibi sendeliyordum. bağrışma ve kargaşa gardımı almayı başarmıştım ve herşey yeniden başlıyordu kimsenin artık kancıkça davranarak zamanı kalmamıştı. birini yakaladım ve yumruklamaya başladım senin *ö*ü*ü sikeceğim, diye haykırıyordum durmaksızın yumruklayarak. nihayet kabus bitmişti beni barın en ucra, sinik yüzlerin köşesine götürdüklerinde. bu köşeyi hak etmiyordum gecenin katıksız kahramanıydım ve de öfkem dinmemişti elime bir penis geçirip bu kalabalığı delik deşik etmek istiyordum. hayır, daha etkileyici yeni staterjiler belirlemeye çalışmalıyım, diye düşünürken yavuklusu geldi yanıma bıçkın delikanlının. bu batakane de hazine bulmuş gibi sevindim ve olayın ciddiyetini kavradım bu kadın için her bok yenir bu herifler de beni yiyebilirlerdi benim onları yemek istemem gibi. herşeyini yitiren köle sahibinden farksız hava çok sıcaktı kımıldayamasamda oturduğum sandalye üzerinde sürekli terliyordum. şıpır şıpır ter anlımdan aşağı ta aşağı apış arama ulaşıyordu. vantilatörü açmasını en hızlı ayara getirip sabitlemesini istedim. her dediğimi yapıyordu sıcaktan bunaldığı için değil kişisel geleceği için yapıyordu. bir kasa bira almasını da istedim taşıyamayacağım, dedi. o zaman tek tek getir elma şekerim, dedim. oysa sokağa çıkamayacak kadar korkaktı korkmamasını söyledim. bir köleden daha teslimiyetçi görünüyordu. yine de harekete geçip işleri çarçabuk bitirdi. karşımda sandalyede oturabileceğini ve rahat davranmasını rica ettim, kibarca. bunu hak ediyordu aşk kölesi, oysa rahat davranamayacak kadar zehirlemiştim onu. şişelere sarılmaktan başka çaresi yoktu -üzerine oturmak için değil- bana sarılmasına izin vermiyordum aşkların böyle acı üzerine kurulduğunu bildiğimden. müzik dinlemek istedim o Bach’ın uzun konçertolarından birini koydu kasetçalara boğuk bir sesle dinletiyordu evin içiyle uyumluydu: dağınık, pis ve eziyet verici. her köşede yağlı boya tuvalleri vardı harkülade resimler beni şaşkına çevirmişlerdi resimden bihaber olanlar anlamsız niteliyeceklerdi sarhoş oluncaya kadar önemsemediğim bu tuvalleri. onları çözmem için hem zaman gerekti hem de çalışan beyin. kaynağına inmeliydim bunların ve hâlâ terliyordum uzun çalarım sırılsıklam kayıyordu sağa-sola sonra yerçekimine meydan okuyordu. kaynağını bulmalıydım öyle söylüyordu elma şekerim ben de çırıl çıplak soyundum tahta sandalyede bacaklarımı açıp biramı yudumlamaya devam ettim. o, sahibinin azat edeceğini sezen köle gibi umutla gülümsüyordu. sonrası olan oldu, vuruştuk kaplumbağalar gibi tok sesle ben tuvallere vuruyordum çünkü onlar vardı önümde o kendi hünerine vuruyordu ikimizde vuruyorduk o istiyordu ben yerine getiriyordum herşeyini yitiren köle sahibinden farksız. horlamak güzel Nil içeri döndüğümde horlamaya başlamıştı çoktan. ben de beni bekleyen birkaç birayı buzdolabından çıkarıp kasvetle içmeye başladım. çaresizlik içinde serinlemeye çalışıyordum sonra başka şeyler için içiyordum. oysa o horlamaya devam ediyordu yüksek sesle, ben terliyordum. yanına sinsi sokulup uyumak istiyordum o kadar güçsüz gözüküyordu ki horlayan melek onu, oracıkta mıhlamışlardı sanki yine de uyumak istiyordum canım çıkasıya yanında, oysa uzağında deliriyordum: kuduruk bir ayyaş ve bir tacizci olmak belki bir sapık olarak gazetenin birinde manşet konusu olabilirdim. ama mahsumiyet vicdanımın tek terazisi beni alıkoyuyordu. yanından ayrılıp doğru banyoya ulaştım, sıcak suyu sonuna kadar açıp tazzikle küveti dolduruyordum, buhar sarıyordu banyoyu herşeyi boğmak istiyordu beni ve kışkırtıcı bütün aletleri yok etmek istiyordu. başarısız bir çapkının ölümüne tanıklık etmeni istiyordu. küvetin içine bıraktığımda kendimi, unutuyordum, her şeyi. belki de bir daha asla böylesine, gevşemeyecektim. önümde şişen köpükler melek olup ( - hepsi dişi idi.) kanatlarıyla bulutların üzerine çıkarmışlardı beni, o beyaz köpükler boklanmıştı fusun bozulduğunda depoladığım nikotin küvetin üzerinde yüzüyordu, ölümü düşlememi istiyordu benden aşk cinayetine kurban gitmiş bir moruk olmamı istiyordu. Nil, birazdan yanıma gelip sihirli bir öpücüğün ardından beni teslim alacağını sonra telefon kablosunu boynuma dolayıp boğazlayacağını düşündüm. hak ediyordum kuşkusuz onu düzmenin bir bedeli olmalıydı. kalifiye bir işçinin aldığı üç aylık maaşı basmıştım resepsiyonda uyuklayan adama, bu maliyetin karşılığını almak için küvetten çıkıp odaya geri dönmek istedim, kapının tokmağını elimle kavrayıp sağa sola çevirdim o kadar güçsüzdüm ki bir an hadım olduğumu sandım. benim kraliçem sere serpe koca yatakta uzanıyordu, bacakları o kadar temizdi ki kendi tenimden neredeyse tiksinti duyacaktım, daha başka şeylerden de oysa horlamak güzel Nil..... |
||
|
||
n'etmişin be babam, neyse, hoşgeldin diyek önce, otur hele, bi ekmek yiyek
|
||
|
||
Ya zatturi kardeş sen doğrudan mevzuya girmişsin yani...bak tarih affeder sıfır affetmez bu tip hareketleri sana bi hoşgeldin çekecektim onu da burnumuzdan getirdin pes yani...
|
||
|
||
valla,baba kesin renkli,oruç baba yı da andım,kulakları çınlasın
|
||
|
||
| yahu pek değerli zatturi, şunları teker teker yazsan hem okuyanın artar hem anlayanın. şimdi n' oldu? herkes sağdaki zımbırtıdan aşağıya doğru orta hızda inerken bi göz gezdirdi "hımm" yaptı, sonra da en çok kimin ne yazdığını merak etttiği için zırt diye aşağıya çekiverdi o zımbırtıyı ikinci gelişinde. ki bu iyi ihtimal iilk gelişinde de zırt diye çekenler olmuyor değildir yani. ee ne okuyanın oldu tam olarak ne de anlayanın (bunlar tamamen hayal ürünü olup gerçek kişi ve olaylarla alakalı değildir.. midir acaba )neyse.. blogcu gelmiş haaanım, hoşgelmiş caaanım
|
||
|
||
aynen dediğin gibi oldu asafcım, bir de o boşluğu yok etmek istedim ama başaramadım.
|
||
|
||
asaf der de olma mı asya'nım
|
||
|
||
haklısınız kiya bey, asaf naifçe yaklaşır ve ağırı hafifleterek sözünü eder, gider. ![]() bu arada zate zaturi de zaten zat turdu gitti.
|
||