|
||
| Full Metal Jacket Stanley Kubrick' in 1987'de yaptığı "Full Metal Jacket" birbirine zaman bakımından eşit denebilecek iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm Güney Carolina daki Parris adası Deniz Piyadeleri Eğitim Kampı'nda, ikinci bölüm ise Vietnam'da geçmektedir. Filmin ilk çekimleri gönüllü acemi askerlerin saçlarının kesilmesini gösterir. Kubrick daha ilk sahnede, ordu kurumuna cepheden saldırmıştır. Askerler gönüllüdür, ama ordu içinde tektipleştirilip, tam anlamıyla kişiliksizleştirilirler. Nitekim D.I (Drill Inspector-eğitim çavuşu) Hartman daha ilk söyleminde acemilere, insan değil hayvan olduklarını, kampta herkesin hayvanlık bazında eşit olduğunu söyler. Ordu ya da Deniz Piyadeleri acemilerden yanlızca iyi askerler değil, aynı zamanda acımasız katiller olmalarını istemektedir. Savaş filmlerinde çok sık rastlanan, acımasız ama askerlerini iyiliğini düşünen iyi yürekli çavuş ve askerler arasındaki sıkı arkadaşlık motiflerine Kubrick, film ilerledikçe eleştiri yöneltmiştir. Robert Philip Kolker acemilerden en kötü davranınışa maruz kalan er Pyle' ın çıldırarak hem çavuş Hartman'ı hem de kendisini vurduğunda klasik anlayışın yıkıldığını, Christopher Sharret ise, Çavuş Hartman' ın ahmak Pyle'ın heyecan verici imhasının, "eğitim çavuşu aslında iyi kalplidir" biçimindeki savaş filmleri geleneğine açık bir saldırı olduğunu belirtmişlerdir. Hartman, acemilerin birer katil olmalarını ister. Eğitim sürecinin başlarında başarısız olan şişman er Pyle, Hartman'ın istediği gibi sonunda katil olur ve Hartman'ı hem de kendisini yok eder. Hartman, katil yaratmak isterken aynı zamanda kendi katilini de yaratır. R.P. Kolker, arkadaşlık duygusunun acemiler arasında özellikle Pyle'ın şişmanlığı nedeniyle ortaya çıktığını, ama filmin başlarındaki topluluk duygusunun, Pyle'ın hataları yüzünden Hartman'ın acemileri cezalandırmasından sonra gece yarısı Pyle'ı feci biçimde hırpalayıp, cezalandırdıklarında parçalandığını yazmıştır. Kubrick, filmin ilk bölümünü acemi erlerin 8 hafta süren eğitimine ayırmıştır. Acemilerin kaldığı baraka son derece temiz, bakımlı ve düzenlidir. Tuvaletler bile Hartman'ın istediği gibi "Meryem Ana"ın kullanabileceği temizliğe sahiptir. Askeri baraka mekan olarak, Hartman ise kişi olarak "düzen"in tipik temsilcisidir. Guido Barlozzetti Hartman için "projeyi sonuna kadar götürmekle yükümlü, sistemi anlamlı bir görüntüye kavuşturan, sembolik bir sistemdir" diye yazmıştır. Michael Klein de acemi denizciler kampının, ulusal şovenizim, ırkçılık ve cinsiyetçilik içinde eğitilen ve talim gören bir toplumun mikrokosmosu olduğunu, askerlerin ne ile savaşacaklarını bildiklerini, ama ne adına savaşacaklarına dair en ufak bir bilgilerinin olmadığını belirtiyor. Sistem adına söylevleri çeken ise çavuş Hartman'dır. Çektiği söylevlere göre, silah ve deniz piyadesi dünyanın en korkunç kombinasyonudur. Tüfek sadece bir araç değil, öldüren taşın yüreğidir. Deniz piyadeleri robot değil, katil ister. Karşı cins yoktur ya da karşı çins tüfektir. Tüfek ile dua edilir, onunla yatılır. Askerlerin yüreği Isa'ya, popoları deniz piyadelerine aittir. Sistem insanları "düzer". Zaten Hartman da acemileri "Ladies" diye çağırır. Denizci ölür ama deniz piyadeleri yaşar. Ayakta ya da hayatta kalabilmek için silahı önce ateşlemek zorunludur. Öldürmek Için Doğmuş Filmin ikinci bölümü ise Vietnam'ın Hue kentinde geçer. Jack Kroll "filmi klimatik anı 1968 Tet saldırısı sırasında geçer. 'Full Metal Jacket' cangıl savaşı değil, ama şehir savaşı ile ilgili ilk Vietnam filmidir" diye yazmıştır. Gerçekten de Vietnam Savaşı'nı işleyen filmler genelikle ormanlar ya da en fazla küçük köy birimlerinde geçerken, Full Metal Jacket'ın ikinci bölümü, Hue kentinin harebelerinde geçmektedir. Diğer yönetmenler kum tepelerini çekmek için Fas'a giderlerken, Kubrick kendi şehir cangılını, Londra'daki kısmen yıkılmış bir havagazı fabrikasında Ispanya'dan palmiyeler getirterek ve harap olmuş Hue kentini 1930'lar stili Fransız mimarisinden, duvarlardaki ve panolardaki gerçek ilanlara dek doğru bir biçimde kurabilmek için binlerce fotoğrafı ayrıntılı olarak değerlendirerek inşa etti... Hem 'Full Metal Jacket' hem de 'Müfreze', savaşın Amerika'ya getirdiği şizofreni ile ilgilenirler. 'Müfreze'de bu Chris için baba figürlerini oluşturan biri 'iyi', diğeri 'kötü' iki çavuş anlatılmıştır. 'Full Metal Jacket'de ise bu şizoit parçalanma, miğferine 'Born to Kill' (Öldürmek için Doğmuş) yazarken, üniformasında barış hareketinin amblemini taşıyan Joker karakteri ile cisimleştirilmektedir. Filmin doruk anı Joker'ın da içinde bulunduğu sekiz kişilik müfrezenin Hue kentinde pusuya düşürüldüğü sekanstır. Pusuya düşen sekiz kişi, buna karşılık pusuya düşüren (sniper) bir kişidir ve bu kişiyi son ana kadar görmeyiz. Kubrick'in konvansiyonel savaş filmlerinde anlatılanlardan tam da burada ayrılan yanını görürüz. Kubrick bu olağanüstü sekansı, Vietnam ile ilgili diğer birçok Hollywood filminin tersine, yalnızca ele aldığı kahramanlar açısından göstermez. Tam üç kez Amerikalıları karşı perspektiften, yani pusu kuranın bakış açısından görürüz. Bu da bizim bu sekansa başka bir açıdan bakmamızı sağlayarak bir ölçüde sekanstan uzaklaşmamızı- yabancılaşmamızı sağlar. Ilk askerlerin sıra ile öldürülmeleri ağır çekimde verilir. Bu sahneler hem Kubrick'in stiline uygundur, hem de 1960'ların sonu ile 70'lerin başındaki şiddeti ve ölümü ayinleştiren Arthur Penn'in "Bonny and Clyde"ının ve Dennis Hooper'ın "Easy Rıder"ının finallerini, Sam Peckinpah'ın "Köpeklerin Günü" ve "Bana Alfredo Garcia'nın Kellesini Getirin" filmlerinin şiddet sahnelerini akla getirir. Pusu kuran, avını yavaş yavaş öldürür. Sahne tam bir ayin gibidir. Sekansın en ilginç yanı ise geride kalan askerlerin, pusu kuranın yerini keşfedip vurdukları andır. Ilk olarak Joker keşfeder onu ve cinsiyetini. Pusu kuran genç bir Vietnamlı gerilla kızdır. Pusuya düşürenin Vietnamlı genç bir kadın olduğu bize gösterildiğinde, konvansiyonel savaş filminin ideolojik kalıpları da parçalanır. Genç kadın aynı zamanda beyaz değildir ve bu nedenle filmin ilk bölümünde eğitim çavuşunun değersiz olarak nitelediği insan katagorisine girer. Genç kadın aynı zamanda bir komünist ve ima düzeyinde hristiyan olmayan birisidir... Kadının ortaya çıkışı yalnızca savaş filmi geleneklerini ve izleyicilerin beklentilerini değil, aynı zamanda bu geleneklerden ortaya çıkan daha geniş bir kültürün ideolojisini de parçalar. Son derece müstehcen erkek cinselliği ortamı içinde katil olmaları için eğitilmiş bu askerlere, böylesi bir hasarı genç bir gerilla kızın vermesi aynı zamanda ironiktir. Aynı derecede önemli olan, askerleri pusuya düşüren kadının, deniz piyadelerinin Vietnam'a varışlarında merkezi önem taşıyan emperyalize ve şövenize edilmiş Vietnamlı fahişenin intikamını almasıdır. Diğer tarafın (Vietkong) en cesur ve en yetenekli temsilcisi bir kadındır. Çıplak kollu, kasları gelişkin askerlerin tersine, kadın zayıf, hatta sıskadır. Joker karakteri Hue kentine gelene kadar savaş görmemiş, insan öldürmemiş bir askerdir ve arkadaşlarından biri ona "sen birşey görmedin, yaşamadın" der. Joker, Vietnamlı genç kızı ele geçirdiklerinde bu fırsatı yakalar ve yaralı gerillayı öldürür. Arkadaşı ona "aslansın" der. Joker sistemin tam da kendisinden istediği gibi kıza tecavüz eder. Fiilen tecavüz yoktur, tecavüz metaforiktir. Kızı öldürmesidir tecavüz. Böylece Joker erkekliğini kanıtlamıştır. R.P. Kolker de Joker'in genç Vietnamlı kadını öldürmesinin, kıza acımasından değil, kendisine acımasından kaynaklandığını, bunun ise askeri yaşamı geçerli kılan, askeri eğitimi harakete geçiren bir şey olduğunu belirtir. Bu metin "Antrakt" dergisinden alınmıştır. |
||
|
||
| arkadaşlarım önermişti ilk izledim tad vermedi <_< sonra 2-3 sene geçti aradan dedim şimdi sinema kültürüm var biraz yine izleyim yine tad vermedi :huh: aradan 2-3 daha geçti geçenlerde izledim yine aynı ^_^ 2 tane savaş karşıtı mesaj vermek için harcanan emeğe yazık |
||
|
||
| Tek derdi dediğin gibi savaş karşıtı mesaj vermek olsaydı dediğin gibi emeğe yazık olabilirdi... İzlerken beynine tüfeği dayayan zavallı, sanki benim beynimi yapıştırdı tuvaletin fayanslarına... |
||
|
||
| Bu film eleştiriye açık tüm yanlarına rağmen damak tadı niyetine çekilen nice Hollywood şekerparelerinden olaydı cyco'yu anlamak mümkün olabilirdi.. Savaş karşıtı bir anti-emperyalist olmakla Amerikancı tüketim kültürünün neferi olmak arasındaki ince kırmızı hat! "Vietkong" teriminin abd ordusu ve propagandistleri tarafından kullanılan ve yaygınlaştırılan bir anlamı olduğunu duymuştum. Söylediğiniz gibi, ideolojinin sembollerini doğru okumakta ısrar etmek gerekiyor sayın Black Noir.. Aktarımınız için teşekkürler |
||
|
||
| daha o şişman eleman ilk dayağı yediğinde tahmin etmiştim kendini vurucağını herşeyi insanın gözüne soka soka anlatmış film |
||
|
||
| kubrick in filmotografisini inceleyin full metal jacket onun dramaturji yönünden en başarısız filmidir. yide ben bu adamı çok seviyorum ve hiçbi filmini kötü eleştiremiyorum niye bilmiyorum. bu filmindeki bence en önemli sekans, hatta daha da öte sahne, askerin şapkasındaki born to kill, yakasındaki barış işaretidir. çok öneli ve ironik bir noktadır bu. ben bu adamı alkışlarım ya,ç çok fazla yönetmen vardır örnek olarak izlediğim ama 2 isim var ki, alk gibidir kubrick ve bunuel |
||
|
||
| Prime Max aralık ayında Stanley Kubrick toplu gösterisine yer verecekmiş. Duyurulur | ||
|
||
otomatik portokaldan sora süt votka sentezi çıktı sanırsam sağlam elemandır kendileri severim feci
|
||
|
||
| Kubrick'in beni en çok etkileyen filmi Lolita'dır. Bir tabuyu bu kadar güzel işleyen az film vardır. | ||
|
||
| jack nickolsan ın muhteşem bir performans sergilediği ''shine'' da kubrick in filmi değilmiydi? yoksa benmi yanlış hatırlıyorum | ||
|
||
| Yönetmenin çektiği filmler (ımdb) # Eyes Wide Shut (1999) # Full Metal Jacket (1987) # The Shining (1980) # Barry Lyndon (1975) # A Clockwork Orange (1971) # 2001: A Space Odyssey (1968) # Dr. Strangelove or: How I Learned to Stop Worrying and Love the Bomb (1964) # Lolita (1962) # Spartacus (1960) # Paths of Glory (1957) # The Killing (1956) # Killer's Kiss (1955) # The Seafarers (1953) # Fear and Desire (1953) # Day of the Fight (1951) # Flying Padre (1951) |
||
|
||
| teşekkürler torq...evet,o filmde ruh hastası adamı mükemmel oynuyordu | ||
|
||
| Mesajlar vermekten öte bu adam filmlerini unutulmaz kılıyor. Otomatik Portakalın kitabını okuduysanız filmle arasında büyük bir uslup farkı olduğunu görürsünüz ki bence asıl önemli olan da bu, filmi izleyenlerin duygularının sömürülmesi ve müzikle birlikte duygusal kareler yaratılıp verilmeye çalışılan mesajların bir manada içinin boşaltılmasındansa, ironik yaklaşımların ve coşkulu anlatımların çok daha güzel durduğunu düşünüyorum. |
||
|
||
| Kadına çırılçıplak kalp muayenesi yapılması çok güzel bir ayrıntıydı. Çok gerçekçiydi. "Kadını nasıl çıplak gösterebilirim" kasıntılarına ihtiyacı var mı bu adamın? |
||