SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => İç Politika

Konu: Yeni Cumhurbaşkanımızı tanıyalım...

Sayfa: [ 1 ] 2

blok 27.04.2007 09:53:41
Emin ÇÖLAŞAN
 
Yeni cumhurbaşkanımızı tanıyalım... Varan 1


ADAYIMIZ Abdullah Gül siyasette epeyce eski. Onu çok iyi tanımak gerekiyor. Öyle ya, işler ters gitmezse 11. cumhurbaşkanımız olacak. Geçmişte belli zamanlarda bakanlık görevinde bulunmuş, Refahyol döneminde Devlet Bakanı olarak görev yapmıştı.

Türkiye Kalkınma Bankası kendisine bağlıydı.

Abdullah Bey’in emriyle bu bankaya yaptırılan yasadışı harcamaları bankanın Teftiş Kurulu inceledi. Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu raporlarında bu yasadışı harcamalara yer verildi.

Paralar kendisinden istendiği halde vermedi. Yani iade etmedi.

Sonuçta, Türkiye Kalkınma Bankası, Abdullah Gül’ü mahkemeye verdi. Hakkında tazminat davası açıldı.

Dava dilekçesinde, Bay Gül’ün kendisi için bankaya yaptırdığı yemek, çiçek, hediyelik eşya, kartvizit gibi harcamaların kendisinden tahsili isteniyordu.

Davaya Ankara 18. Asliye Hukuk Mahkemesi baktı. Mahkemenin Esas 1999/216, Karar 1999/6l8 sayılı gerekçeli kararında özetle şöyle denildi:

"Davalının (Gül’ün) bankaya yaptırdığı (o günkü değerlerle) 1 milyar 652 milyon liralık harcamanın görevle ilgisi olmayan şahsi harcama niteliğinde olduğu saptanmıştır. Kişisel ilişkileri ile ilgilidir. Görev gereği değildir.

Teftiş Kurulu tarafından tespit edilen bu para davalıdan istenmiştir.

Ancak davalı tarafından ödeme yapılmamıştır.

Bunun üzerine uyuşmazlık çıkmış ve dava açılmıştır.

Açıklanan olgular, harcamalara ilişkin belgeler, uzman bilirkişi raporları ve tüm dosya içeriği ile doğrulanmıştır.

Bu bakımdan davalı (Abdullah Gül) bizzat kendisi ödemekle yükümlüdür.

(Devlete ait olan devlet parası) 1 milyar 652 milyon liranın yüzde 50 yasal faizi ile birlikte davalıdan alınıp davacıya (devlete) verilmesine karar verilmiştir."

* * *

Abdullah Gül, hakkında mahkeme tarafından verilen bu karara Yargıtay’da itiraz etti.

Şimdi Yargıtay 4. Hukuk Dairesi tarafından oybirliği ile verilen Esas 2000/6788, Karar 2000/7375 sayılı karara bakalım:

"Dosyadaki yazılarda, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlerde, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmediğinden, hükmün ONANMASINA ve yazılı onama harcının davalı Abdullah Gül’e yükletilmesine 11 Eylül 2000 günü oybirliği ile karar verildi."

Abdullah Gül, kişisel amaçla kullandığı devlet parasını bu kesinleşmiş yargı kararı sonrasında devlete ödemek zorunda kaldı.

Sevgili okuyucularım, yazımın burasında hemen bir not düşeyim.

Ben bu belgeli olayı bugün ilk kez yazmıyorum.

25 Ekim 2002 tarihli ’AKP ve Hukuk’ başlıklı yazımda bu olayı sizlere anlatmıştım.

Kendisi o zaman AKP milletvekili adayı olarak 3 Kasım 2002 seçimine girmek üzereydi!

Zaman onun lehine çalıştı! Önce AKP’nin Başbakanı, sonra Erdoğan’ın Dışişleri Bakanı oldu.

Refah Partisi milletvekili kimliği ile Meclis’te yaptığı konuşmalarda AB’ye dümdüz giderdi! Hükümete gelince bir numaralı ABD ve AB savunucusu kesildi. Refah Partisi kimliği ile ve Necmettin hocasının emriyle yaptığı o Meclis konuşmalarını da burada belgelemiştim.

Abdullah Gül şimdi cumhurbaşkanı adayımız.

Tayyip abisi bizlere çelik çomak oynatırken, iki dudağı arasından onun ismi çıkıverdi!

* * *

Türk milleti, geleceğin cumhurbaşkanını elbette ki iyi tanımak zorunda. Her yönü ve her boyutu ile! Bu yazıyı onun için yazdım.

Geçmişte söyledikleri, ağzından Cumhuriyet rejimi ile ilgili olarak çıkan sözler...

Şimdi kalkmış "Ben Cumhuriyet rejimine sözde değil, özde bağlıyım" gibi laflar ederek askerlere ve toplumun büyük kesimine hoş görünmeye çalışıyor.

Önemli olan "aman vakvakları ürkütmeyelim" diye bugün zevahiri kurtarmak için söyledikleri değil, beyninin kıvrımlarına ve genlerine yerleşmiş olan geçmişteki sözleridir.

Sıra onlara da gelecek! Cumhuriyet ilkelerine nasıl bağlı olduğunu (!) burada kendi ağzından yazmayı sürdüreceğim ki, bu zihniyeti herkes iyi tanısın.

Yeni cumhurbaşkanı için bugün ilk oylama yapılacak. Kendisini bugün söyledikleri ve yapmak zorunda kaldığı takıyye ile değil, geçmişiyle tanımak zorundayız ki, otomatik oy makineleri biraz düşünsün! Öyle değil mi efendim!


ecolasan@hurriyet.com.tr

salmanyus 27.04.2007 21:33:46
colasan iyi bir papagan

son tango 27.04.2007 21:44:17
senin farkın ne?

UGraSHAMAN 27.04.2007 22:26:39
"beyninin kıvrımlarına ve genlerine yerleşmiş olan geçmişteki sözleridir. "
şimdi başka şeyler söylüyorsa geçmişteki sözlerinin gene işlediği bunların işlemediği hangi ölçüye vurularak tespit edilmiş acaba?
bence geçmiştede şimdide samimi değil,olamaz

gerilla 28.04.2007 00:06:14
televizyonda her göründüğünde insanı gülümsetecek kadar sıcak kanlı bir kişiliği var.. içi dışı bir mi önümüzdeki günlerde göreceğiz..
"varolan anayasa* ülkemize dar geliyor" diyede bir lafı vardır dikkate alınması gereken!!!

son tango 28.04.2007 20:57:27
evet,evet,tanıyalım gercekten.örneğin alttaki demeci vermiş biri olarakta tanıyalım dimi?


salmanyus 29.04.2007 20:41:15
deniz baykal dan daha laik.
deniz baykal dan daha demokrat.
deniz baykaldan daha cumhuriyet ci...

cumhurbaskanligina  bir "komunist leninst" ya da bir "anarsist-komunist"  gelemeyecegine gore,  diger gelenlerin birbirinden ne bir farki olabilir,,,,

Clockwork Avian 29.04.2007 20:46:04
deniz baykal dan daha laik.
deniz baykal dan daha demokrat.
deniz baykaldan daha cumhuriyet ci...

cumhurbaskanligina  bir "komunist leninst" ya da bir "anarsist-komunist"  gelemeyecegine gore,  diger gelenlerin birbirinden ne bir farki olabilir,,,,
sayın dondelyus,
baksana lan ne demiş adam?
alla alla .. bişey diyemedim nazikça yaaa.. Adam bunu bile savunacak!

yakısıklı 30.04.2007 20:58:31


 knuppel2

ßuyrun bu Gül ün arkadaşı ...

Gül sevmiyoruz ki dikenine katlanalım  laugh ilk duyduğumda çok gülmüştüm ... hala severek kullanıyorum ...

bi siteden alıntıdır ..

blok 30.04.2007 23:59:23
ŞEVKET KAZAN ANLATIYOR: ABDULLAH GÜL AMERİKAN ELÇİLİĞİ'NDEN HİÇ ÇIKMAZDI.
Yaklaşık 12 yıl önce İstanbul'da bir Kafkaslar Toplantısı düzenlenmişti! Toplantıya gazeteci olarak davetliydim. Graham Fuller de oradaydı. Kendisinden bir röportaj talebim oldu, kabul etmedi. Ertesi gün, Yenişafak gazetesinde Graham Fuller ile yapılmış bir röportaj çıktı! Bunun üzerine istihbarat servisleri ile diyaloğu iyi olan bir muhabire görev verdim. Graham Fuller, konferanstan ayrıldıktan sonra nereye gitmiş ve kimlerle görüşmüştü? Bunu araştırmasını istedim. Kısa bir süre sonra bilgi geldi: Graham Fuller, Topkapı'daki Yenişafak gazetesine gitmiş, röportajdan sonra o zaman gazetenin üst katında bulunan Refah Partisi İstanbul İl Başkanlığı'nda Abdullah Gül ile görüşmüştü! Yıllar sonra bu durumu Prof. Dr. Necmettin Erbakan'a "Neden böyle oldu? Bu kadrolar, nasıl böyle birdenbire değişim gösterdi? Siz, hepsinin hocası olarak onların bu değişimini nasıl değerlendiriyorsunuz?" diye sorduğumda şu cevabı aldım: "Bu arada önemli husus şudur: Maya çok mühim bir şey. Mayasız ekmek olmaz. O cevher sizde yoksa, ekmeği yapamazsınız." ABD derin devleti ile...DSP'nin çökertilmesi sırasında Abdullah Gül ABD'de idi. İki kişiyle görüştü: CFR'nin beyni Morton Abramowitz ve ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Mark Grossman! Tayyip Erdoğan da daha RP Beyoğlu İlçe Başkanı iken, Morton Abramowitz ile görüşmüş ve CIA'nın önemli şeflerinden Graham Fuller ile temasa geçmişti. Amerika'nın Adana Konsolosu Elizabeth Shelton, ABD'nin İstanbul Başkonsolosu Caroline Hagins, ABD Büyükelçilik Müsteşarı Silwer Lawrens ve CIA görevlisi Kenny Bob ile de görüşüyordu! 312-2'den aldığı cezanın onanmasından bir gün sonra 28 Eylül 1998'de, ABD'nin İstanbul başkonsolosu Caroline Hagins, Tayyip Erdoğan'ı makamında ziyaret ederek, "Bu tür gelişmeler, Türkiye demokrasisine olan güveni azaltır" demiş ve Erdoğan'a destek vermişti! Erdoğan'ın AKP'yi kurmadan önce 18 Temmuz 2001'de İsrail büyükelçisi David Sultan ile görüştüğü de basına yansıdı. Erdoğan'ın "Yeni oluşacak partinin İsrail ve ABD politikalarına asla ters düşmeyeceği" yolunda garanti verdiği yazıldı. Abdullah Gül de bir taraftan İngiltere Büyükelçisi Sir David Logan'ı makamında ziyaret ederek parti çalışmaları hakkında bilgi veriyordu! Londra Üniversitesi Öğretim Üyelerinden Türkiye Uzmanı Dr. Andrew Mango, Abdullah Gül'ün sık sık ABD ve İngiltere'ye giderek görüşmeler yaptığını açıklıyordu! CIA şefi Graham Fuller de tam o sıralarda Türkiye'de artık Kemalizm'in modasının geçtiğini ve "ılımlı İslam" a öncülük etmesi gerektiğini ileri sürüyordu! Fuller, "Fazilet Partisindeki gençlerin baskın çıkacağı ve Yenilikçi Hareketin ılımlı İslama liderlik yapacağı" nı söylüyordu! Sonunda, Tayyip Erdoğan gayrımeşru bir ara seçimle TBMM'ye sokuldu, AKP'nin başına getirildi. Bu arada AKP'nin parti programı, yerel yönetimlere otonomi vermeyi önören gizli bir CFR memorandumundan aynen kopyalanmıştı. AKP, CFR'nin verdiği gizli programla kurulmuştu! Bunu yayınladığımız halde yüksek yargı organları kapatma davası için harekete geçmedi! Gazeteci Yavuz Selim'in "Milli Görüş Hareketindeki Ayrışmaların Perde Arkası: Yol Ayırımı" kitabında ise ilginç bilgiler veriliyordu: Yoldan nasıl çıktılar?Mehmet Bekaroğlu anlatıyor:-Daha Refah Partisi kapanmadan Talat Halman, FP kapanmadan da Güneri Civaoğlu, Milliyet gazetelerinde yazdıkları makalelerinde, Milli Görüş Partilerinin kapatılmasının yetmeyeceğini, mutlaka bölünmesi gerektiğini söylediler; hatta nasıl bölüneceğini de ifade ettiler. Güneri Civaoğlu, 24 Eylül 1998 tarihli yazısında, bölünme konusunda Sayın Erdoğan'a bir misyon da yüklemektedir. Nitekim gelişmeler bu doğrultuda oldu. Bölünme, öngörüldüğü gibi bir proje olarak adım adım gerçekleşti. Amerikalıların ilgisiSP Genel Başkanı Recai Kutan anlatıyor:-Abdullah Gül, Fazilet Partisi döneminde Dış İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısıydı. Dolayısıyla, özellikle dış ülkelerin temsilcilikleriyle, elçilikleriyle en yakın ilişkide olan bir arkadaş idi. Sonradan aldığımız intiba o ki, Abdullah Gül'e karşı özel bir ilgileri ve sempatileri varmış. Bunu daha sonraları çeşitli vesilelerle gördük. Bizimle beraber çalıştığı dönemde bu durumdan herhangi bir gocunmamız da olmamıştır. Fakat sonradan Amerikalı makamların, "Acaba hangi isim bizimle en iyi uzlaşma halinde olabilir" diye özellikle seçim yaptıklarını ve Abdullah Gül'e özel bir ilgi gösterdiklerini hissettik. Boyuna Amerika ile fakslaşıyorlarŞevket Kazan anlatıyor:-Abdullah Gül, hiçbir zaman Refah Partisi için çalışmadı. Hep kendisi için çalıştı. Erbakan Hoca, Abdullah Gül'e Politik Araştırma Merkezi diye bir merkez kurdurmuştu. Dış ilişkilerden sorumluydu ya, Refah Partisi'ni Avrupa'ya, elçiliklere tanıtacağı yerde, sadece kendisini tanıttı. Danışmanı olan Murat Mercan, ki aynı zamanda Melih Gökçek'in danışmanıydı, Amerika'ya boyuna fakslar gönderiyormuş. Oradan da boyuna fakslar geliyormuş. Sekreteri de bir hanım kız. Bu hanım kızın annesi de benim hanımın arkadaşı. Annesine anlatmış, "Böyle böyle, bunlar devamlı Amerika ile fakslaşıyorlar, hep Abdullah Gül'ün propagandasını yapıyorlar" demiş. Hanım da bana söyledi. Ben de "Belki yanlış tespit etmiştir. Öyle bir şey varsa, bir gün o fakslardan bir tanesinin fotokopisini alsın, sana getirsin, ben de göreyim" dedim. Kızı yakalıyorlar ve işine son veriyorlar. Şimdi Amerika'da kendisini tanıtan bir kitap bastırmış... Refahyol Hükümeti'nde, Türk Cumhuriyetleri'nden Sorumlu Devlet Bakanlığını biz almıştık. Gül, Türk Cumhuriyetlerine bir tek seyahat yapmıştır, o kadar. Adamın aklı, fikri Amerika'daydı. Bir de Amerikan Elçiliği'nde ne vardı, bilmiyorum, oradan hiç çıkmazdı! Recai Kutan anlatıyor:-AKP'deki arkadaşlarımız, teslimiyetçi bir anlayış içerisindedirler. İMF'cilerle, Dünya Bankası ile ilişki içinde olmak ayrı bir şeydir, onların telkinlerine ve empozelerine açık olmak ayrı şeydir.. Exeter lobisi ve Gülİngiltere'de bir Exeter Üniversitesi vardır. İngiliz Üniversiteleri arasında "Kürt Araştırmaları Enstitüsü" olan tek yüksek öğretim kurumudur. Exeter Üniversitesi'nde ayrıca Arap ve İslami Araştırmalar Enstitüsü de bulunuyor! Başında, Abdullah Gül'e fahri doktora unvanı veren Tim Niblock vardır. İngiliz istihbarat servislerinin yurt dışı görevlere gönderilecek ajanlarının önemli bir bölümü Exeter Üniversitesi'nde eğitim görür. Ayrıca Arap ve İslam Dünyası ile Kürtler hakkında uzmanlaşması gereken İngiliz ajanlar da bu üniversitenin hocaları tarafından eğitilir. Üniversite yayınlarında, Irak'ın kuzeyinden "Irak Kürdistanı" diye söz edilir. Green Peace (Yeşil Barış) örgütü de Exeter Üniversitesi'nde bir laboratuvar sahibidir! Exeter Üniversitesi'nden mezun olan veya doktorasını burada yapan kişileri, daha sonra özellikle İslam ülkelerinde önemli ekonomik ve siyasi kuruluşların başında veya devlet görevlerinde görmek mümkündür. Mesela İslam Kalkınma Bankası'nın bütün önemli yöneticileri Exeter Üniversitesi'nde yüksek lisans veya doktora yapmıştır! Tabii buraya gönderilecek öğrencileri de kendi ülkelerindeki "İslami kuruluşlar" seçer! İstanbul Milletvekili Nevzat Yalçıntaş seneler önce İngiliz Dışişleri Bakanlığı'nın kendisini Londra'ya ve güneye Exeter Şatosuna davet ettiğini, burada medyanın demokrasiyi tahrip etmesi üzerine bir beyin fırtınasına katıldığını bir Meclis konuşmasında açıklamıştır. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Exeter Üniversitesi'nde iki yıl eğitim-öğretim görmüştür. Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz da Abdullah Gül'ün bu üniversiteden arkadaşıdır! Abdullah Gül, Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş ve Prof. Sebahattin Zaim gibi hocalarının teşviki ve sağladıkları Milli Kültür Vakfı bursu ile 1976-1978 yıllarında Fehmi Koru ve Şükrü Karatepe ile birlikte İngiltere'ye gönderilmiştir. Gül, burada İslam ülkelerinde ileride görev alacak olan doktora öğrencileri ile sıkı bir arkadaşlık kurmuştur. Dönüşte Sebahattin Zaim'in daveti ile Sakarya Üniversitesi'nde görev almıştır. Abdullah Gül, 12 Eylül'den birkaç gün sonra evinden alınıp götürülür ve İstanbul'da Metris Askeri Cezaevine kapatılır! Çıktıktan bir süre sonra Merkezi Cidde'de olan ve 48 İslam ülkesinin üye olduğu İslam Kalkınma Bankası'nda diğer Exeter mezunu arkadaşları ile birlikte ekonomi uzmanı olarak görev alır. İslam Konferansı Örgütü Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğu, Exeter Üniversitesi'nde doktora sonrası çalışmalar yapmıştır. Exeter Üniversitesi'nden Prof. Dr. Ian Markham'ın "Said Nursî'nin başarısı: Hakikat ve hoşgörü" başlıklı bir makalesi vardır! Yani bu üniversite "dinlerarası diyalog" un kurgulanmasında da vardır. Türkiye Cumhuriyeti'nin Cumhurbaşkanı adayı olan Abdullah Gül, görüldüğü gibi özellikle ABD ve İngiltere'nin derin devleti ile yakın ilişkiler içinde olan bir kişidir. Üniversiteyi bitirdikten sonra İngiliz istihbaratına eleman yetiştiren Exeter Üniversitesi'nde yüksek lisans yapan Abdullah Gül, CIA istasyon şefi Graham Fuller ile gizli bir görüşme yaptıktan sonra Yenilikçi Hareket'in başına geçti! İslam ülkelerine yönetici yetiştiriyorlarİngiltere'de bir Exeter Üniversitesi vardır. İngiliz Üniversiteleri arasında "Kürt Araştırmaları Enstitüsü" olan tek yüksek öğretim kurumudur. Exeter'de Arap ve İslami Araştırmalar Enstitüsü de bulunuyor! Başında, Abdullah Gül'e fahri doktora unvanı veren Tim Niblock vardır. İngiliz istihbarat servislerinin yurt dışı görevlere gönderilecek ajanlarının önemli bir bölümü Exeter'de eğitim görür. Ayrıca Exeter'den mezun olan veya doktorasını burada yapan kişileri, daha sonra özellikle İslam ülkelerinde önemli ekonomik ve siyasi kuruluşların başında veya devlet görevlerinde görmek mümkündür. İsrail ile özel ilişkiAbdullah Gül, İsrail ile ilişkileri çok sıkı tutan bir politikacı olarak dikkat çekti. Kasap Şaron olarak bilinen ve sonradan İsrail Başbakanlığı da yapan Ariel Şaron ile de görüşen Abdullah Gül, ABD derin devletine hizmetleriyle tanınan Ahmet Ertegün'ün Özbekler tekkesindeki cenaze töreninde ön saftaydı.
Tarih:25.04.2007


torq 01.05.2007 00:36:18
Sevgili blok, bu yazıyı alıntılaman çok iyi oldu, yıllardır söylediklerimi bir kez de senin yazınla onaylamış olduk.

Türkiye'de göreve gelenleri seçtiğimizi sanmamıza karşın, aslında onları başkaları beğeniyor ve kendi çıkarlarına uygun şekilde yetiştirdikten sonra bize "bunları seçebilirsiniz" diyorlar. Bu kişilerin nerede ve hangi üniversitelerde eğitim gördüklerini, dünyanın hangi kurumlarında çalıştıklarını araştırdığınızda söylediklerimin doğruluğunu anlarsınız. Geçmişte ne kadar başbakan ve önemli görevlerde bulunmuş bürokrat varsa, tümünün aynı "rahlei tedrisattan" geçmiş olduğunu görmek olasıdır.

Abdullah Gül ve Tayyip Erdoğan'ın Süleyman Demirel ve Turgut Özal'dan ne farkı var diye sorduğumda, bana verilen yanıt " Olur mu öyle şey, bunlar şeriatçı " deniyordu. Şimdi görüyorum ki yukarıdaki yazıdan anlaşıldığına göre, asıl görevleri Amerikan ve onun uydularının ortadoğudaki çıkarlarını korumakmış. Yani benim söylediklerimin başkalarınca onaylanması gerekiyormuş. Neyse bu da güzel bir aşama ne diyelim, darısı öteki söylediklerime!


blok 01.05.2007 00:40:25
Millet dün boşuna bağırmıyordu " ABDullah Gül'ü istemiyoruz diye...

son tango 01.05.2007 00:40:35
amerika şeriata karşı mı acaba?

hem amerikancı hem şeriatçı olunmuyor mu? bayaı merak ettim dorusu

suudiler demokrasinin göbeğinde yaşıyorlar sanırım,bu yüzdende amerikalı amcaları ile pek sıkıfıkılar değil mi?

sapla samanı karıştırmayalım.amerika,bu ülkenin ne ile yönetildiği ile ilgili değil,çıkarları ile ilgili..

keçi 01.05.2007 00:43:05
torq sen ermiş misen
hırkanı giymiş misen
herkesin aklı yok mu
ya da seninki kendine çok mu

UGraSHAMAN 01.05.2007 00:54:47
"hem amerikancı hem şeriatçı olunmuyor mu? bayaı merak ettim dorusu"Smiley
olunuyo tabi,ama amerikancı şeriatçının asıl işi şeriatçılık olmuyo:)amerikanın zoru ne ki sistemi değiştirsin,bu sistemle istediğini alamıyor mu?


Sayfa: [ 1 ] 2