SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Dış Politika

Konu: Türkiye Araplara ılımlı İslam'ı öğretiyor

Sayfa: [ 1 ]

torq 26.04.2007 22:19:28
DAVUD EL ŞERYAN   

Türkiye Başbakanı Erdoğan'ın AKP grup toplantısında cumhurbaşkanı adaylığını açıklaması bekleniyordu ama Abdullah Gül aday gösterildi.Bu değişiklik, partinin şu ana kadarki başarısını sürdürme garantisinin ve Türkiye'yi önümüzdeki yıllarda en az siyasi maliyetle yönetme isteğinin göstergesi. Zira İslami bir arka plandan gelen partinin sembol isminin cumhurbaşkanı olması, 1997'de ordu baskısı nedeniyle iktidardan çekilen Erbakan deneyimini hatırlatacaktı.

Laik muhalefete rağmen AKP yükselme gerçekleştirebildi. Bu başarı, 1997'den dersler çıkaran ve İslamcı ajandayı güçle dayatmaktan vazgeçip, başörtüsü gibi İslami pratikler üzerindeki sınırlamaları hafifletmeye ve gelenekleri inkâr etmeksizin dinle devlet arasında uzlaşı sağlamaya yönelik çaba gösteren İslamcı akımın hanesine yazılmaktadır. AKP, yabancı sermayenin artmasında, AB'yle üyelik müzakerelerinin başlamasında ve ekonomik, siyasi ve diplomatik alanlarda da birçok başarı elde etti. Daha da önemlisi, parti demokrasi deneyimini derinleştirdi.

Buna karşın laik sistem, toplumsal harekete radikal yollarla karşı koydu. Çokpartili sisteme geçilmesinden ve Türklere İslami geleneklerine desteklerini ifade etme fırsatı verilmesinden bu yana laik akım bu eğilimi bastırdı. Laikler, AKP hükümetiyle çekişmeyi başarıyla idare edemedi ve Refah Partisi'nin mirasının parçası saydıkları bu hükümetle şüpheyle ilişki kurdular. Laik eğilim Cumhurbaşkanı Sezer'in tutumunda kendini gösterdi. Bu durum da cumhurbaşkanlığı makamını partinin hedefi haline getirdi. AKP çözümün ülkeyi cumhurbaşkanlığı makamından yönetmek olduğuna inanmaya başladı.
Fakat sorun AKP'nin adayının cumhurbaşkanı olması değil. Sorun, ulusal birliktelik deneyiminin kökleştirilmesi. Ayrıca siyasi çalışmanın şu anki gibi sürmesi, iktidar partisinin ordu müdahalesini geçmişin parçası haline getirmesi demektir. Askeri seçeneğin imkânsız olmadığı doğru ama laiklerin bu tercihe başvurması uzak ihtimal. Zira böyle bir çözüm AB üyeliği müzakerelerine son verir. Laik akım bunu istemiyor.

Ilımlılık, birliğin derinleşmesi için en güvenilir yol
Arap dünyası Türk siyasetini merakla izliyor. Tabii tek sebep Ortadoğu'da etkili ve istikrarlı bir İslam ülkesi olarak Türkiye'nin kendilerinin lehine olması değil. Aynı zamanda Türkiye'deki İslamcı akımın, bazı Arap ülkelerinde de gördüğümüz felaketleri aşabilmesi. Zira Arap İslamcı akımlar ılımlılık söylemini gerçeğe dönüştürmekte başarısız oldu.
İslamcıların başarısızlıklarının sebepleri şunlar: 'Ötekini' reddetmek, açık ekonomik ve siyasi programlar sunmaksızın bir anda hilafet devleti kurmayı hedeflemek ve İslamcıların darbeyi, siyasete tutunarak cevapladığı Türk deneyimini anlamamak. Belki de ironi, bazı Arap ülkelerindeki İslamcıların siyasi başarısızlığı karşısında, Türkiye'de laiklerin İslamcı akımın rolünün gelişmesini durdurmakta başarısız olmasında. Sebep de, iki grubun da güç ilkesini temel almaları ve insanlara zorla istediklerini yaptırabileceklerini düşünmeleri.
AKP, dinle devlet arasında uzlaşı düşüncesini şu ana dek başarıyla hayata geçirdi. Türkiye bize uzlaşıyı öğretiyor. Fakat maalesef, bazı aşırılar bunu İslami projeden ödün vermek veya dinle devletin ayrılmasına destek olarak görüyor. Oysa bu düşünce, devletin meşruiyetine saygı, birliğin derinleşmesi ve halkın isteklerinin değerlendirilmesi ilkesini içeriyor.

(Londra'da Arapça yayımlanan Hayat gazetesi, 25 Nisan 2007)
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=219504

blok 26.04.2007 23:21:43

Evet sevgili torq
milletçe de, devletçe de öğretmenliği  oldum olası severiz. Bir de öğretmen olmayı becerebilsek...





(PROF.EMRE KONGAR
ABD, ILIMLI İSLAM VE TÜRKİYE)


Sevgili okurlarım anımsayacaklar, gecen hafta Clinton'un My Life (Yaşamım) adlı kitabından Türkiye ile ilgili önemli bölümleri çevirerek aktarmıştım.

Bu bölümlerden çıkan sonuçları şöyle özetleyebilirim:

ABD, Balkanlar'da oluşturduğu barışın ekonomik meyvelerini toplamak istemektedir.
 
Türkiye'yi, Yirmibirinci Yüzyıl'ı etkileyecek önemli ülkeler arasında ve gelişmekte olan on ekonomi içinde görmekte, ekonomik çıkarları açısından Türkiye pazarını önemsemektedir.
 
Türkiye'nin laik, Müslüman ve demokratik kimliğini önemsemekte, yani laikliği vurgulamakta, Orta Doğu, İslam radikalizmine teslim olduğu takdirde, istikrarlı ve demokratik bir Türkiye'nin Avrupa için bir "savunma mevzii" olacağını düşünmektedir.
Görüldüğü gibi, Clinton döneminde ABD, Türkiye'yi laik ve demokratik bir Müslüman ülke olarak görmekte ve bu kimliği ile Orta Doğu'daki radikal siyasal İslam ile Avrupa arasında bir "tampon" oluşturduğunu düşünmektedir.

Değişen Amerikan Politikası
Bush yönetimi iktidara gelince, preemptive preeminence (öncelikli üstünlük) adını verdiği, Türkçe'de "önleyici müdahale" anlamını taşıyan bir yaklaşımla yeni bir dış politika oluşturdu.

Buna göre Amerika, "küresel tehdit" algıladığı yerlere, bu tehdit oluşmadan önce de müdahale edecekti.

Yeni muhafazakarların (neo-conservative) oluşturduğu bu politika, küresel teröre karşı, ABD'nin dünya hegemonyasını öngören bir yeni stratejiyi ifade ediyordu.

Bu dış politika değişikliği Türkiye'ye biçilen rolü de etkiledi:

Türkiye artık Batı ile klasik Orta Doğu bölgesi arasında bir "savunma mevzii" "bir tampon" değil, "Genişletilmiş Orta Doğu" için, yani Kuzey Afrika'dan Çin sınırına kadar kapsanan bir geniş bölgede, ABD'nin bir "saldırı üssü" olacaktı.

Nitekim bu politika değişikliğinin somut sonuçları Irak savaşı sırasında Türkiye'de bütün ağırlığıyla yaşandı.

Daha da yaşanacak.

Ilımlı İslam: Amerikancı İslam
Türkiye'nin rolü, bir savunma ülkesi konumundan bir saldırı üssüne doğru değiştirilince, radikal siyasal İslam'ı tecrit etme açısından, devletin nitelikleri de yeniden gündeme geldi.

Tam bu noktada, ABD'nin radikal siyasal İslam'a karşı bir silah olarak kullanacağı Türkiye, karşı taraftan daha az tepki çekecek bir kimliğe kavuşturulmak istendi ve içerdeki siyasal oluşumların da desteğiyle, ortaya Ilımlı İslam modeli çıktı.

ABD'yi "şeytan" olarak niteleyen, Orta Doğu kaynaklı ve İran destekli klasik radikal siyasal İslam'a karşı, ABD ile birlikte hareket edecek bir İslam, "Ilımlı İslam" olarak ortaya atıldı.

ABD'nin bu strateji değişikliğinden kaynaklanan ve Türkiye'ye empoze edilmek istenen "Ilımlı İslam modeli", hiç kuşkusuz, laik bir düzenden geriye gidişi gerektiriyordu.

Bu eğilim, Türkiye içindeki İslamcı (şeriatçı) eğilimlerle de buluştu ve ABD ile Türkiye içindeki bazı siyasal grupların ittifakı, Ilımlı İslam olarak ortaya çıktı.

Oysa bu ittifakın iki büyük engeli vardı.

Birinci engel, "Ilımlı İslam" anlayışının, Türkiye Cumhuriyeti'nin temelini oluşturan (ve AB ile de uyum içinde olduğu son AİHM kararı ile saptanmış olan) laiklik ilkesi ile çatışma halinde oluşuydu.

İkinci engel ise, ister laik olsun, isterse Ilımlı İslam, Türkiye ile ABD'nin, Genişletilmiş Orta Doğu Projesi bağlamında gerçekleştirecekleri saldırı ortaklığının İslam Alemi'nde yaratacağı tepkiler ve Türkiye'deki İslamcıların bu tepkiler karşısında savunmasız kalacakları gerçeğiydi.

Yani Ilımlı İslam modeli, ABD'nin sandığının tersine, İslam Alemi açısından da Türkiye'nin iç dinamikleri bakımından da, ABD'nin çıkarları ve stratejisi bağlamında olumlu bir sonuç vermeyecekti.

Nitekim vermiyor da!

Ama, ABD bunu ne zaman görecek, bilmiyorum doğrusu.

torq 26.04.2007 23:54:28
Sevgili blok, Emre Kongar'ın yazısını alıntılaman çok iyi oldu, her iki yazının sonuçlarını değerlendirmeyi başarabilir miyiz diye düşünüp yazayım dedim.

1) Ilımlı İslam kavramı batılılar tarafından ortaya atılmış gibi görünse de, aslında İslam dünyasının kendi içindeki reformu gerçekleştirememiş olmasının sonucu olarak değerlendirilmelidir. Doğal olarak işin kolay yolu, Emre Kongar'ın yaptığı gibi her şeyi "Amerikan" yaftasıyla yok etmeye çalışmak ve üzerinde derinlemesine düşünmeden popülist yaklaşımlarda bulunmaktır. Sayın Kongar yazısında neden Türkiye'de İslamcı kanadın bu kadar güçlendiğini, kimlerin nasıl buraya geldiğini, devrimlerle ezilen insanların geçen sürede ne düşündüklerini sorgulamıyor acaba?

2) Batıda hıristiyanların reformist yaklaşımlarını gösteremeyen İslam, tüm Ortadoğu ve Asya'da radikal, gerici ve tutucu bir yöntemle kendisini kabul ettirmeye devam ediyor ve dini bağnazlıkla eşdeğerde tanıtıyordu. Ancak "Al Hayat" gazetesinin makalesinde de belirttiği gibi;" Arap İslamcı akımlar ılımlılık söylemini gerçeğe dönüştürmekte başarısız oldu.İslamcıların başarısızlıklarının sebepleri şunlar: 'Ötekini' reddetmek, açık ekonomik ve siyasi programlar sunmaksızın bir anda hilafet devleti kurmayı hedeflemek". Bu durumu dikkate almayan tüm ülkeler, başkalarının kendilerini değiştirmeye çalışmalarına karşı koyamayacak ve kendisini değiştirmeyi beceremeyen her ulus gibi başkalarının güdümünde değişmeye zorlanacaktır.

3) Türkiye 90 yıl önce kesintiye uğrattığı kavramlarla yüzleşmeden ve hesaplaşmadan, Emre Kongar gibi düşünen jakobenler nedeniyle bugün yaşadıklarını hazmedemez hale gelmiş, "başka" bir şey olmaya çalışarak kendi insanını "öteki"leştirmiştir. Şimdi "öteki" olanlar kendilerini "öteki" yapanları "öteki" haline getirme aşamasında batılıların yardımını alınca, statükodan nemalanan bazı güçler, "laiklik ve cumhuriyet" gibi içini boşalttıkları kavramların arkasına saklamaya çalışıyorlar.

4) Acaba biz jakoben ve tutucu bir yöntem izlemek yerine kendi kavramlarımızın içini doldurmak için çaba göstermeye çalışsaydık, Emre Kongar'ın hararetle anlattığı Amerika, "BOP, küresel tehdit " gibi kavramları üzerimizde deneme tahtası gibi uygulayabilir miydi? Suçu başkalarında aramak kolay ama kimse iğneyi kendisine batırmaya cesaret edemiyor!

12.09.2007 22:13:39
ya kardeş ISLAM ISLAMDIR o kadar yok daha neler ılımlı ıslam-ıslam-zor ıslam


Sayfa: [ 1 ]