|
||
| Anadolu müslümanlığı İstanbul'un en eski tarikatlarından Tophane'de Kadiriler Tekkesi'ndeyiz. Halk arasında "Kadirhane" diye bilinen yer. Firuzağa Camii'nin hemen altında. Aynı yerde 374 yıllık bir geçmişe sahip olan tekkenin son Şeyhi Misbah Erkmenkul (73) tevekkülle gülümseyerek şöyle diyor: "İspanya'dan Japonya'ya kadar dünyanın bir çok ülkesinde davet üzerine 19 kişilik semazen ekibimizle gösteri yaptık." Dergahın kapısı kendi deyimleriyle "istisnasız" herkese açık. Kadirilik, Türkiye'nin en eski, en geleneksel, en yaygın, en prestijli tarikatlarından biri. Çünkü kurulduğundan beri tasavvuf çizgisiyle bağnazlığa ve geri İslam anlayışlarına karşı, hoşgörüyü, insaniliği ve modernleşmeyi temsil eden bir tarikat. Müzikle zikir yapıldığı için Arap kökenli Siyasal İslam anlayışı öteden beri Anadolu ve Türk kökenli bu tür tarikatların hepsine karşı ve hepsini İslam dışı sayıyor. Ancak Anadolu Müslamanlığı bu tarikatları günümüze kadar yaşatıp sürdürmeyi başarmış. İstanbul-Tophane'deki Kadiri dergahı da artık neredeyse İstanbul folklorunun yaşayan canlı bir örneği sayılabilir. Tophane'deki Kadiriler Yokuşu'nda, 1630 yılında kurulmuş olan Kadiri Tekkesi, tasavvuf kültünün önemli bir merkezi olarak varlığını halen sürdürüyor. Kadirhane adı verilen tekkede her salı günü yapılan zikir törenleri 400 yıllık bir geçmişin izlerini bugünlere taşıyor. Tekkenin kurucusu olan Şeyh İsmail Rumi'nin türbesi de Kadirhane'nin içinde bulunuyor. Bugün tekkenin başında bulunan Kadiri Şeyhi Ahmet Misbah Erkmenkul, yaptığımız görüşmede Kadiriliğin ortaya çıkışı, tekkenin kuruluşu, geçmişten bugüne taşıdıkları tasavvuf kültürünün zenginliklerinin yanında, günümüz Türkiye'sinin içinde bulunduğu sosyal ve siyasal durum hakkındaki bilgi ve düşüncelerini bizlerle paylaştı. Bunu yaparken de ısrarla, tasavvuf geleneğini tüm dünyaya tanıtabilmek için ellerinden gelen her şeyi yaptıklarını, bu anlamda kendilerine gelen tüm davetleri kabul etmeye çalıştıklarını söylüyor. Bu bağlamda dünyanın bir çok ülkesinde de Semah gösterileri düzenlemişler. “Gizli kapaklı işimiz olmaz” Her salı günü gerçekleştirdikleri zikir törenlerinin kendileri için anlamını sorduğumuzda Şeyh Mihbah Erkmenkul şu yanıtı veriyor: "Zikirin bizim için anlamı, Allah'ın adını anmaktır. Allah'ı türlü sıfatlarıyla anmaktır. Biz ayet-i kerimelerde anlatılanları uyguluyoruz. Hiçbir şekilde uydurma bir şey yapmıyoruz. Bunu isteyen herkes gelip görebilir. Bizim herkese kapımız açıktır. Arzu edenler gelsin ve neler yaptığımızı izlesin. Gizli kapaklı hiçbir işimiz olmaz. İstisnasız olarak herkes gelip burada bizlerle konuşabilir. Kapımıza gelen kimseyi geri çevirmeyiz. Buraya gelen herkese köklü kültürümüzü tanıtmak için elimizden geleni yaparız." Bugüne kadar ne devletten ne de kişilerden hiçbir şey talep etmediklerini söyleyen Misbah Erkmenkul, her zaman, laik Türkiye Cumhuriyeti ile barışık olduklarını, bugün devam eden tasavvuf ve Mevlevi kültüründe kendilerinin önemli katkılarının olduğunu belirtiyor. Buna göre, devlet yetkililerinden 1953 yılında babası Şeyh İsmail Gavsi’ye gelen talep üzerine o güne kadar unutulmuş olan Mevlevi ayinlerini başlatan Kadiri Tarikatı. Bugün Konya'da her yıl yapılmaya devam edilen ve Türkiye turizmine önemli katkılarda bulunan Şeb-i Aruz etkinliklerinin başlamasında da önemli katkıları olduğunu vurguluyor. Bugüne kadar bir çok ülkede 19 kişilik bir ekiple Mevlevi ayini düzenlediklerini belirten Erkmenkul, tasavvuf kültürünün Türkiye'de önde gelen tarikatlarından Cerrahilerin yeniden faaliyete geçmelerindeki etkilerini de şu şekilde anlatıyor: "Bugünkü Halveti Tarikatı'nın bir şubesi olan Nureddin Cerrahi Dergahı'nın tasavvuf kültür merkezi olmasında da babamın etkisi vardır. O dönem sahaflarda kitapçı olan Muzaffer Ozak Efendi, babamdan ricada bulundu. Bunun üzerine babam Şeyh Fahrettin Efendi'ye vermesi için Muzaffer Bey'e bir pusula yazdı. Pusulada babamın imzasını gören Şeyh Fahrettin Efendi, hemen direktif veriyor. Muzaffer Efendi orada Mihrabı açıyor, yatsı namazını kıldırıyor ve yeniden faaliyet başlıyor. Bu anlattıklarım 16 Eylül 1956 tarihinde oldu." 40 yılı aşkın süre devlet memuru olarak Elektrik İdaresi'nde görev yapan Misbah Erkmenkul, hiçbir zaman laik Türkiye Cumhuriyeti'nin ilkelerine ters düşen bir şey yapmadıklarını belirtiyor. Böylesine büyük bir devleti yönetmenin çok zor olduğunu, bu nedenle de, yetkililerin işlerini kolaylaştırmak adına kendileri için itaat düşüncesinin her zaman ön planda olduğunu vurguluyor. Bu görüşlerini destekleyen bir anısı da bizlerle paylaşıyor: "Yeşilköy'deki Dünya Ticaret Merkezi'nin açılış törenine katılmıştım. Zannediyorum 1994 yılıydı. O vakitler, şimdiki başbakanımız Tayyip Erdoğan İstanbul Belediye Başkanıydı. Ben Elektirik İdaresi'ndeki görevimde kendisini de yetiştirmiştim. O protokolde otururken beni gördü, 'benim velinimetim buradaymış' diyerek ayağa kalktı. Bana sarıldı, sonra da kendi koltuğuna oturtmak istedi. Tabi orada bulunan herkes şaşırdı. Tanımayanlar kim olduğumu merak etmişti. Ben de bizi idare edenlere itaat farzdır diyerek oturmayı reddettim. Eksik olmasın, bize biraz iltifatta bulunarak yerine oturdu. 1166'tan bugüne Kadirilik Abdülkadir Geylani tarafından 1166'da Bağdat'ta kurulan Kadirilik'in silsilesi Hz. Ali'ye dayanıyor. İslami kaynaklara göre, Kadirilik, tasavvuf seha, rıza, sabır, işaret, gurbet, seyahat, fakirlik ve suf (yün elbise) giyinmek üzerine kuruludur. Geylani'ye göre bir mürid önce bir çile dönemi yaşayarak yokluğa tamamıyla alışmalı, sonra uzaklaştığı dünyaya yeniden dönerek haz ve nasibini ala ala başkalarını irşad etmeli, aydınlatmalıdır. Ancak dünya ve ahiret nimetlerinin insan ile Allah arasında bir perde olduğu unutulmamalı, mutasavvıf bu nimetleri değil, Allah'ın zatını kendine amaç edinmelidir. Bunun için üç konuya özen gösterilmelidir: Allah'ın emirlerini yapmalı, yasaklarından kaçınmalı ve kadere boyun eğmelidir. Tarikat içi kurallara göre Kadiriliğe geçiş "Mubayaa" adı verilen ve bir takım ritüellere bağlı olarak yapılan bir törenle olabiliyor. Kadirilere göre Mübayaa'nın her harfinin özel bir anlamı vardır. Bu anlamlar, bir bakıma Kadirilik'in esaslarını belirtir. Buna göre: Mim, Allah'ın bâkî, nefsin fânî ve mürşidin kemal sahibi olduğunu bilmektir. Be, Kalbin Allah ile, cesedin ibadet ile, zatın mürşide hizmetle, ayağın İslam'a uymakla beka kazanmasıdır. Elif, mirac ile ruhun saflaşması, her zaman verilen sözü yerine getirme, mürşidin söz ve davranışlarına içten inanmadır. Ye, sebat, bütün hallerde ihlâsın kaynağı bulunduğu intibaını uyandırmaktır. Ayn, himmet yüceliği, başkalarına uymama ve sağlam bir kalbe sahip olmadır. Te, doğruluk, tevekkül, tahakkuk ve tahkik ehli olmaktır. Kadirilik'te zikir açık olarak ve çok defa topluca yapılır. Zikir sırasında oturulabileceği gibi ayakta da durulabilir. Zikir ayakta yapılacaksa halka biçiminde dizilen müridler ellerini birbirlerinin omuzları üzerine koyarak hep bir ağızdan zikre başlarlar. Genellikle "Hu" diyerek yapılan zikir sırasında gözler kapatılır; baş, kelime-i tevhidi temsil edecek biçimde sağa-sola sallanır. Kadirilik, İslam dünyasında en yaygın tarikat olarak biliniyor. 05.10.04 tarihli Tempo Dergisi |
||