|
||
| HİÇLİĞİN TADI Ey hüzünlü ruhum. İhtiyar budala. Kanının kanatlarında hırçın bir kıvılcım yanardı, umudun mahmuzu yavaşça dokunsa şaha kalkardın. Ey şimdi her adımda derin derin soluyan hasta işe yaramaz beygir. Uzan olduğun yere, dayanmasını bil. Sönmeyen yangını var mı dünyanın? Ruhum, acılarını örtün. Ağır mermer tabutlarda uyanacak zamandır. Yenilmiş, yaralar içindesin kocamış bunak. Artık ne kavganın tadı, ne de aşkın dinmeyen fırtınası ulaşmaz sularına elveda kavalın türküsü, flütün iççekişi elveda… Somurtkan ve karanlık kapılarımı çalmayın artık, ey hazların derinliği, duyumların ateşi elveda… Ruhum, sevgili baharın bitti. O çılgın kokuların tükendiği zamandır. Ayaklarımın altında yusyuvarlak dönüyor dünya, ıssız dağların karlı ağzında donmuş bir yolcu derinlere kayıyor geçmişin titreyen eli, sazdan örülmüş rüzgarlı kulübesi, gerek yok sığınmaya… Ey her solukta gövdemi yutan zamanın muazzam ürperişi. Ruhum, dünyanın çığlarını çağır. Seni sarıp döne döne götürecek zamandır. Charles Baudelaire |
||
|
||
| YABANCI Söyle, anlaşılmaz adam, kimi seversin en çok, ananı mı, babanı mı, bacını mı, yoksa kardeşini mi? "Ne anam, ne de babam var, ne bacım ne de kardeşim." "Dostlarını mı?" "Anlamına bugüne kadar yabancı kaldığım bir söz kullandınız." "Yurdunu mu?" "Hangi enlemdedir, bilmem." "Güzelliği mi?" "Tanrısal ve ölümsüz olsaydı, severdim kuşkusuz." "Altını mı?" "Siz Tanrı’ya nasıl kin beslerseniz, ben de ona öyle kin beslerim." "Peki, neyi seversin öyleyse sen, olağanüstü yabancı?" "Bulutları severim… işte şu… şu geçip giden bulutları… eşsiz bulutları!" Charles Baudelaire |
||
|
||
| ALBATROS sık sık eğlenmek için gemi adamları, yakalarlar albatrosları, koca kuşları denizlerin, geminin izindeki, miskin yoldaşları, uçurumlarında kayan iç yakan genizlerin bırakıldıklarında döşemelerin üstüne, maviliklerin bu yeteneksiz ve çekingen kralları, unuturlar iki yanda, gariban bir halde bir çift kürek gibi, o büyük beyaz kanatları bu kanatlı seyyah, böylesine acemi ve bitkin! biraz evvel ne kadar güzel idi, şimdiyse komik ve çirkin! biri, suretyakanıyla (*) gagasını sinir eder! uçuyordu ya demin bu âciz, öteki aksayarak yapar taklidini! şairdir, bulutların prensine benzeyen fırtınalarla görünüp, okçularla (**) alay eden; yuhalamalar arasında dünyaya sürülen, devasa kanatlarıdır, rahatça yürümesini engelleyen. Charles BAUDELAIRE Çeviren : Reha Yünlüel Şiirin Aslı : L'albatros (*) bir tür kısa pipo. (**) Aynı zamanda Eski Rejim döneminde bir tür kolluk. |
||
|
||
| Sonuç / Charles Baudelaire Gönlüm rahat, çıktım dağın tepesine, Hastane, hapisane, araf, cehennem, Kent görünüyor tüm genişliğince, Çiçekler gibi açar tüm aykırılıkları. Boşuna gözyaşı dökmeye gitmezdim oraya, Sen de bilirsin, ey Şeytan, kırık umutlarımın anası; Kocamış bir kadının kocamış belalısı gibi Sarhoş olmak isterdim o koca orospuyla, Cehennem büyüsü gençleştirirdi beni. Sabah yataklarında uyu daha gönlün dilerse, Ağır, karanlık, nezleli, gönlün dilerse dolaş Altın işlemeli akşam perdelerinde, Seviyorum seni, rezil başkent! Orospular Ve haydutlar, sunduğunuz hazlar sonsuz, Yazık ki anlamaz bayağı inançsızlar. |
||
|
||
| DÜŞMAN Tükendi gençliğim karanlıklarda, Çılgın fırtınalarda ve yağmurlarda; Güneş bazan açtı, kapandı derhal Bahtımın yazgısı karanlıklarda; Öyle harap ettiler ki gönül bahçemi Dallar hep kırıldı, yapraklar yerde Kuytularda birkaç meyvesi kaldı... İşte ulaştım güz aylarına Fikirler sararmış yapraklar gibi; Kullanmalı artık her bir aleti Küreği, tırmığı ve ötekileri, Düzeltip onarmak için yeniden Bahçemdeki bütün harap yerleri Suların basıp da oyup açtığı Kocaman çukurları mezarlar gibi... Hayal ettiğim yeni çiçekler, Acaba bulurlar mı kimbilir, Ardıç kuşlarının bulduğu gibi Güç alabilecekleri her bir gıdayı, Gizemli gıdayı, özlü gıdayı Bu sulak topraklarda. Bu hoş havada. Ey acı! Ey acı! Yiyip bitiriyor hayatı zaman, Ve yüreğimizi kemiren düşman Bu anlaşılmaz, bu garip düşman Büyüyüp güçleniyor kanlarımızla Durmadan kaybettiğimiz kanlarımızla. Charles BAUDELAIRE |
||
|
||
| YALNIZIN ŞARABI Sere serpe yıkansın diye güzelliği Dalgalı ayın titrek göle gönderdiği Beyaz ışın gibi bize doğru kayar ya; Bir kumarbazın sonuncu para kesesi; Çapkıca bir öpücüğü sıska Adeline’in; Tıpkı uzak sesi gibi insan derdinin, Sinirlendirici, tatlı bir müzik sesi, Bütün bunlar değmez, derin şişe, senin Dindar ozanın susamış yüreği için Bağrında tuttuğun etkili balsılara; Umut, gençlik, yaşam boşaltısın içlere, - Ve onur, hazine bütün dilencilere, Ki bizi yengin ve eş kılar Tanrılara! CHARLES BAUDELAIRE |
||
|
||
| Charles Baudelaire (9 Nisan, 1821 – 31 Ağustos, 1867) 19. yüzyılın en önemli Fransız şairlerinden. 1821’de Paris'de doğdu. Mutsuz bir çocukluk geçirdi. Babası 1827'de öldü. 1839'da okuduğu okuldan disiplinsizlik yüzünden atıldı. Hukuk öğrenimi görmeye zorlanan Baudelaire, buna başkaldırarak Quartier Latin'de bohem bir hayatı seçti. Burada Frengiye yakalandı. 20 Yaşında Hindistan'a gitmek üzere yola çıktı. 1842’de Fransa’ya döndü. Sonradan metresi olan Jeanne Duval ile tanıştı. Babasının mirasını aldı ancak bu parayı hesapsızca harcadığı için ailesi miras hakkını geri aldı. 1846'dan sonra Kötülük Çiçekleri kitabına girecek şiirlerini yazmaya başladı. 1847'de Edgar Allan Poe'yı keşfetti ve eserlerini Fransızcaya çevirmeye başladı. 1848'de devrimcilerin yanında yer aldı. 1857'de Les Fleurs du Mal (Kötülük Çiçekleri) (Elem Çiçekleri) kitap olarak yayınlandı, içindeki altı şiir kamu ahlâkına aykırı bulunduğu için Baudelaire hakkında dâvâ açıldı. 1860’da Yapay Cennetleri yayınladı. Bu eserde de uçlarda gezinen bir kişilik sergiledi. Bir tür otobiyografi olan Çırılçıplak Soyulan Yüreğim üzerine çalıştığı ve 1862’de "Paris Sıkıntısı" adıyla düzyazı şiirlerini yayımladığı sırada frenginin yan etkileri giderek kendini daha fazla hissettirmeye başladı. İki yıl kaldığı Belçika’dan dönüşünde felç olan sanatçı 31 Ağustos 1867 tarihinde Paris’te 46 yaşındayken öldü. Mezarı Paris Cimetière du Montparnasse'dadır Yaşadığı dönemde kurulmakta olan modern Paris'in metropol yaşantısı üzerine inşa ettiği edebiyatı ve eleştiri yazıları modernist estetiğin habercisi sayılır. Şiirlerini derlediği Kötülük Çiçekleri (Les Fleurs du Mal-1857) ve Paris Sıkıntısı (Le Spleen de Paris-1869), Rimbaud'dan Mallarme'ye, Yahya Kemal ve Cahit Sıtkı Tarancı'ya kadar pek çok şairin çarpıldığı, 20. yüzyıl edebiyatının en etkili kılavuzları olur. Gerek klasik geleneğe, gerekse egemen çağdaş zihniyetlere karşı isyanı ve gerçekliğe kafa tuttuğu imgelemi, zamanında şiirlerinin yasaklanmasına kadar varan düşmanlıklar uyandırır. Sonradan bu başkaldırı ve imgelem, avangard sanat ve edebiyatın çekirdeğini oluşturacaktır. |
||
|
||
| İçe Kapanış / Charles Baudelaire Derdim: yeter, sakin ol, dinlen biraz artık; Akşam olsa diyordun, işte oldu akşam, Siyah örtülere sardı şehri karanlık; Kimine huzur iner gökten kimine gam. Bırak, şehrin iğrenç kalabalığı gitsin, Yesin kamçısını hazzın sefil çümbüşte; Toplasın acı meyvesini nedametin Sen gel, derdim, ver elini bana, gel şöyle. Bak göğün balkonlarından, geçmiş seneler Eski zaman esvaplariyle eğilmişler; Hüzün yükseliyor, güleryüzle, sulardan. Seyret bir kemerde yorgun ölen güneşi Ve uzun bir kefen gibi doğuyu saran Geceyi dinle, yürüyen tatlı geceyi. Çeviri: Sabahattin Eyüboğlu Maesta et Errabunda (Hüzün ve Serseri) / Charles Baudelaire Agathe, uçtuğu var mı ruhunun arasıra, Büyülü, mavi, derin ve ışıl ışıl yanan Bambaşka denizlere, bambaşka semalara, Şu kahrolası şehrin simsiyah havasından? Agathe, uçtuğu var mı ruhunun arasıra? Hey trenler, vapurlar beni burdan götürün! Ne var gözyaşlarından çamurlar yuğuracak? Arasıra der mi ki Agathe'ın ruhu, üzgün, "Nedametten, azaptan ve ıstıraptan uzak Hey trenler, vapurlar, beni burdan götürün." Ne kadar uzaktasın ey mis kokulu cennet, Ey, sadece sevincin, aşkın ürperdiği yer, Ey, her ruhun içinde bulunduğu saf şehvet, Ey bir ömür boyunca gönül verilen şeyler! Ne kadar uzaktasın ey mis kokulu cennet! Ah o yeşil cenneti, çocuksu sevdaların, O koşuşlar, şarkılar, o demetler, buseler, İnildeyen kemanlar arkasında sırtların, Akşam, korkuluklarda şarap dolu kaseler, - Ah o yeşil cenneti çocuksu sevdaların! O bilinmez zevklerin yüzdüğü masum belde Çok daha uzakta mı yoksa Çin'den, Maçin'den? Beyhude bir arzumu inildeyen dillerde, Canlanan bir hayal mi billur sesler içinden, O bilinmez zevklerin yüzdüğü masum belde. Çeviri: Said Maden |
||