SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Şiir

Konu: Charles Baudelaire

Sayfa: [ 1 ]

15.10.2004 01:41:48
HİÇLİĞİN TADI  
Ey hüzünlü ruhum. İhtiyar budala.  
Kanının kanatlarında hırçın bir kıvılcım yanardı,  
umudun mahmuzu yavaşça dokunsa şaha kalkardın.  
Ey şimdi her adımda derin derin soluyan hasta  
                                           işe yaramaz beygir.  
Uzan olduğun yere, dayanmasını bil. Sönmeyen yangını var mı dünyanın?  

Ruhum, acılarını örtün. Ağır mermer tabutlarda uyanacak zamandır.  

Yenilmiş, yaralar içindesin kocamış bunak.  
Artık ne kavganın tadı, ne de aşkın dinmeyen fırtınası ulaşmaz sularına  
elveda kavalın türküsü, flütün iççekişi elveda…  
Somurtkan ve karanlık kapılarımı çalmayın artık,  
ey hazların derinliği, duyumların ateşi elveda…  

Ruhum, sevgili baharın bitti. O çılgın kokuların tükendiği zamandır.  

Ayaklarımın altında yusyuvarlak dönüyor dünya,  
ıssız dağların karlı ağzında donmuş bir yolcu derinlere kayıyor  
geçmişin titreyen eli, sazdan örülmüş rüzgarlı kulübesi,  
                                           gerek yok sığınmaya…  
Ey her solukta gövdemi yutan zamanın muazzam ürperişi.  

Ruhum, dünyanın çığlarını çağır. Seni sarıp döne döne  
                                            götürecek zamandır.  

                                            Charles Baudelaire  
 

15.10.2004 01:42:31
YABANCI  

Söyle, anlaşılmaz adam, kimi seversin en çok, ananı mı,  
     babanı mı, bacını mı, yoksa kardeşini mi?  
"Ne anam, ne de babam var, ne bacım ne de kardeşim."  
"Dostlarını mı?"  
"Anlamına bugüne kadar yabancı kaldığım bir söz kullandınız."  
"Yurdunu mu?"  
"Hangi enlemdedir, bilmem."  
"Güzelliği mi?"  
"Tanrısal ve ölümsüz olsaydı, severdim kuşkusuz."  
"Altını mı?"  
"Siz Tanrı’ya nasıl kin beslerseniz, ben de ona öyle kin beslerim."  
"Peki, neyi seversin öyleyse sen, olağanüstü yabancı?"  
"Bulutları severim… işte şu… şu geçip giden bulutları… eşsiz bulutları!"  

                                            Charles Baudelaire  

 

15.10.2004 01:43:37
ALBATROS

sık sık eğlenmek için gemi adamları,
yakalarlar albatrosları, koca kuşları denizlerin,
geminin izindeki, miskin yoldaşları,
uçurumlarında kayan iç yakan genizlerin

bırakıldıklarında döşemelerin üstüne,
maviliklerin bu yeteneksiz ve çekingen kralları,
unuturlar iki yanda, gariban bir halde
bir çift kürek gibi, o büyük beyaz kanatları

bu kanatlı seyyah, böylesine acemi ve bitkin!
biraz evvel ne kadar güzel idi, şimdiyse komik ve çirkin!
biri, suretyakanıyla (*) gagasını sinir eder!
uçuyordu ya demin bu âciz, öteki aksayarak yapar taklidini!

şairdir, bulutların prensine benzeyen
fırtınalarla görünüp, okçularla (**) alay eden;
yuhalamalar arasında dünyaya sürülen,
devasa kanatlarıdır, rahatça yürümesini engelleyen.


Charles BAUDELAIRE

Çeviren : Reha Yünlüel
Şiirin Aslı : L'albatros

 

(*) bir tür kısa pipo.
(**) Aynı zamanda Eski Rejim döneminde bir tür kolluk.

 

15.10.2004 01:44:40
Sonuç / Charles Baudelaire

Gönlüm  rahat, çıktım  dağın  tepesine,
Hastane, hapisane, araf, cehennem,
Kent görünüyor tüm genişliğince,

  Çiçekler  gibi  açar  tüm  aykırılıkları.
  Boşuna  gözyaşı  dökmeye  gitmezdim  oraya,
  Sen de  bilirsin, ey Şeytan, kırık  umutlarımın  anası;

Kocamış  bir  kadının  kocamış  belalısı  gibi
Sarhoş  olmak  isterdim  o  koca  orospuyla,
Cehennem  büyüsü  gençleştirirdi  beni.

  Sabah  yataklarında  uyu  daha  gönlün  dilerse,
  Ağır, karanlık, nezleli, gönlün  dilerse  dolaş
  Altın  işlemeli  akşam  perdelerinde,

Seviyorum  seni, rezil  başkent! Orospular
Ve  haydutlar, sunduğunuz  hazlar  sonsuz,
Yazık ki  anlamaz  bayağı  inançsızlar.

 

15.10.2004 01:45:58
DÜŞMAN

Tükendi gençliğim karanlıklarda,
Çılgın fırtınalarda ve yağmurlarda;
Güneş bazan açtı, kapandı derhal
Bahtımın yazgısı karanlıklarda;
Öyle harap ettiler ki gönül bahçemi
Dallar hep kırıldı, yapraklar yerde
Kuytularda birkaç meyvesi kaldı...

İşte ulaştım güz aylarına
Fikirler sararmış yapraklar gibi;
Kullanmalı artık her bir aleti
Küreği, tırmığı ve ötekileri,
Düzeltip onarmak için yeniden
Bahçemdeki bütün harap yerleri
Suların basıp da oyup açtığı
Kocaman çukurları mezarlar gibi...

Hayal ettiğim yeni çiçekler,
Acaba bulurlar mı kimbilir,
Ardıç kuşlarının bulduğu gibi
Güç alabilecekleri her bir gıdayı,
Gizemli gıdayı, özlü gıdayı
Bu sulak topraklarda. Bu hoş havada.

Ey acı! Ey acı! Yiyip bitiriyor hayatı zaman,
Ve yüreğimizi kemiren düşman
Bu anlaşılmaz, bu garip düşman
Büyüyüp güçleniyor kanlarımızla
Durmadan kaybettiğimiz kanlarımızla.


Charles BAUDELAIRE

 

15.10.2004 01:47:23
YALNIZIN ŞARABI

Sere serpe yıkansın diye güzelliği
Dalgalı ayın titrek göle gönderdiği
Beyaz ışın gibi bize doğru kayar ya;

Bir kumarbazın sonuncu para kesesi;
Çapkıca bir öpücüğü sıska Adeline’in;
Tıpkı uzak sesi gibi insan derdinin,
Sinirlendirici, tatlı bir müzik sesi,

Bütün bunlar değmez, derin şişe, senin
Dindar ozanın susamış yüreği için
Bağrında tuttuğun etkili balsılara;

Umut, gençlik, yaşam boşaltısın içlere,
- Ve onur, hazine bütün dilencilere,
Ki bizi yengin ve eş kılar Tanrılara!

CHARLES BAUDELAIRE
 

03.02.2008 01:43:54
Charles Baudelaire (9 Nisan, 1821 – 31 Ağustos, 1867) 19. yüzyılın en önemli Fransız şairlerinden.

1821’de Paris'de doğdu. Mutsuz bir çocukluk geçirdi. Babası 1827'de öldü. 1839'da okuduğu okuldan disiplinsizlik yüzünden atıldı. Hukuk öğrenimi görmeye zorlanan Baudelaire, buna başkaldırarak Quartier Latin'de bohem bir hayatı seçti. Burada Frengiye yakalandı. 20 Yaşında Hindistan'a gitmek üzere yola çıktı. 1842’de Fransa’ya döndü. Sonradan metresi olan Jeanne Duval ile tanıştı. Babasının mirasını aldı ancak bu parayı hesapsızca harcadığı için ailesi miras hakkını geri aldı.

1846'dan sonra Kötülük Çiçekleri kitabına girecek şiirlerini yazmaya başladı. 1847'de Edgar Allan Poe'yı keşfetti ve eserlerini Fransızcaya çevirmeye başladı. 1848'de devrimcilerin yanında yer aldı. 1857'de Les Fleurs du Mal (Kötülük Çiçekleri) (Elem Çiçekleri) kitap olarak yayınlandı, içindeki altı şiir kamu ahlâkına aykırı bulunduğu için Baudelaire hakkında dâvâ açıldı.

1860’da Yapay Cennetleri yayınladı. Bu eserde de uçlarda gezinen bir kişilik sergiledi. Bir tür otobiyografi olan Çırılçıplak Soyulan Yüreğim üzerine çalıştığı ve 1862’de "Paris Sıkıntısı" adıyla düzyazı şiirlerini yayımladığı sırada frenginin yan etkileri giderek kendini daha fazla hissettirmeye başladı. İki yıl kaldığı Belçika’dan dönüşünde felç olan sanatçı 31 Ağustos 1867 tarihinde Paris’te 46 yaşındayken öldü.

Mezarı Paris Cimetière du Montparnasse'dadır

Yaşadığı dönemde kurulmakta olan modern Paris'in metropol yaşantısı üzerine inşa ettiği edebiyatı ve eleştiri yazıları modernist estetiğin habercisi sayılır. Şiirlerini derlediği Kötülük Çiçekleri (Les Fleurs du Mal-1857) ve Paris Sıkıntısı (Le Spleen de Paris-1869), Rimbaud'dan Mallarme'ye, Yahya Kemal ve Cahit Sıtkı Tarancı'ya kadar pek çok şairin çarpıldığı, 20. yüzyıl edebiyatının en etkili kılavuzları olur. Gerek klasik geleneğe, gerekse egemen çağdaş zihniyetlere karşı isyanı ve gerçekliğe kafa tuttuğu imgelemi, zamanında şiirlerinin yasaklanmasına kadar varan düşmanlıklar uyandırır. Sonradan bu başkaldırı ve imgelem, avangard sanat ve edebiyatın çekirdeğini oluşturacaktır.


22.04.2008 10:39:16
İçe Kapanış / Charles Baudelaire


Derdim: yeter, sakin ol, dinlen biraz artık;

Akşam olsa diyordun, işte oldu akşam,

Siyah örtülere sardı şehri karanlık;

Kimine huzur iner gökten kimine gam.


Bırak, şehrin iğrenç kalabalığı gitsin,

Yesin kamçısını hazzın sefil çümbüşte;

Toplasın acı meyvesini nedametin

Sen gel, derdim, ver elini bana, gel şöyle.


Bak göğün balkonlarından, geçmiş seneler

Eski zaman esvaplariyle eğilmişler;

Hüzün yükseliyor, güleryüzle, sulardan.


Seyret bir kemerde yorgun ölen güneşi

Ve uzun bir kefen gibi doğuyu saran

Geceyi dinle, yürüyen tatlı geceyi.



Çeviri: Sabahattin Eyüboğlu



Maesta et Errabunda (Hüzün ve Serseri) / Charles Baudelaire



Agathe, uçtuğu var mı ruhunun arasıra,

Büyülü, mavi, derin ve ışıl ışıl yanan

Bambaşka denizlere, bambaşka semalara,

Şu kahrolası şehrin simsiyah havasından?

Agathe, uçtuğu var mı ruhunun arasıra?


Hey trenler, vapurlar beni burdan götürün!

Ne var gözyaşlarından çamurlar yuğuracak?

Arasıra der mi ki Agathe'ın ruhu, üzgün,

"Nedametten, azaptan ve ıstıraptan uzak

Hey trenler, vapurlar, beni burdan götürün."


Ne kadar uzaktasın ey mis kokulu cennet,

Ey, sadece sevincin, aşkın ürperdiği yer,

Ey, her ruhun içinde bulunduğu saf şehvet,

Ey bir ömür boyunca gönül verilen şeyler!

Ne kadar uzaktasın ey mis kokulu cennet!


Ah o yeşil cenneti, çocuksu sevdaların,

O koşuşlar, şarkılar, o demetler, buseler,

İnildeyen kemanlar arkasında sırtların,

Akşam, korkuluklarda şarap dolu kaseler,

- Ah o yeşil cenneti çocuksu sevdaların!


O bilinmez zevklerin yüzdüğü masum belde

Çok daha uzakta mı yoksa Çin'den, Maçin'den?

Beyhude bir arzumu inildeyen dillerde,

Canlanan bir hayal mi billur sesler içinden,

O bilinmez zevklerin yüzdüğü masum belde.



Çeviri: Said Maden


Sayfa: [ 1 ]