SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Atatürkçülük

Konu: Kemalistler değişimi niçin hazmedemiyor?

Sayfa: [ 1 ] 2 3

asya 21.04.2007 11:52:07
Modernliğin Osmanlı elit zümresi için en korkutucu yanı toplumların sonu belirsiz ve hiç durmayan bir değişim süreci içinde olduklarını söylemesi ve bunu hayata geçirmesiydi. Tüm beşeri düzenlerin zamandan bağımsız bir norm etrafında şekillenmesini bekleyen Osmanlı tasavvuru için bu gerçekten de büyük bir şoktu. Klasik yönetim anlayışı, konum ve ilişkilerin bir anlamda ‘ilahi’ dengesini yansıtan ‘nizam-ı alem’ fikrinden beslendiği için, her tür değişim ister istemez bir yozlaşmayı da ifade ederdi.

Bugün kemalistlerin değişimi hazmedememesinde Osmanlı’nın nizam-ı alem anlayışının yattığını söylemek birçok kişiye itici gelecektir. Ne de olsa kemalizm tam da bu durağan düzeni başaşağı eden, ülkeyi moderniteye açan ideoloji değil mi? Gerçekten de cumhuriyetin kurucu ideolojisi modernliği öylesine pozitivist bir biçimde yorumlamıştı ki, toplumun hangi yönde, nasıl ve niçin değişmesi gerektiği apaçık bir bilimsel gerçek olarak görülmekteydi. Buna göre halkın dinsel hurafelerin esiri olmaktan kurtulması, laik düşünce ve yaşam tarzını benimsemesi, modernliği tüm görünümü ve sembolleriyle içselleştirmesi beklenmekteydi. Ancak toplumun dindarlığı nedeniyle kategorik olarak değişime karşı olduğunun varsayılması ve değişimin aciliyeti, sonuçta kemalizmi tepeden inme, baskıcı ve otoriter bir eylem planı içine soktu. Bu ideoloji halk için neyin iyi olduğunu bilenlerin, istese de istemese de halkı o iyiye götürme stratejisi olarak hayata geçti. Dolayısıyla kemalizm değişmeyecek ve değişemeyecek olanın elitist bir otorite tarafından değiştirilmesi projesidir. Değişmeyecek olanın ideolojik olarak, yani dindarlıkla tanımlanması; kemalizmi de dine alternatif bir ideoloji haline getirmiş, söz konusu projenin otoriter zihniyet içinde sunulması ise kısa sürede kemalizmi dini aratmayacak bir dogmaya dönüştürmüştür.

Bu tespit günümüz siyasetini anlama açısından son derece kritik gözüküyor. Nitekim Türkiye’de kendilerini kemalizme yakın hisseden laik elit, ‘değişim’i bir tür kamusal alan gibi algılamakta. Sanki değişim kendi iç mantığı olan ve birçok farklı dinamiğin kesişmesi sayesinde mecrasını bulan bir sosyal olgu değil. Laik elit için ‘değişim’ her yönüyle kontrol edilmesi, denetlenmesi ve belirlenmesi gereken bir ehlileştirme projesi, diğer bir deyişle ‘halkı adam etme’ programı. Bugün AKP iktidarının, hele o partiden birinin Cumhurbaşkanı olacak olmasının yarattığı tepkilerin arkasında, laik elitin bunca zamandır kendini aldatmış olduğu gerçeğini idrak etmesi, ama bunu kabullenememesi yatıyor. Kemalistler AKP’nin takiye yaptığını söylüyorlar, çünkü dindar kesimin otantik değişimine inanmıyorlar. Ancak daha ilginci dindarların yaşamakta olduğu değişimi görmezden gelmek mümkün olmadığı zaman da, aynen Osmanlı elit zümresi gibi, bu değişimin ‘yanlış ve zararlı’ olduğuna hükmediyorlar. Dolayısıyla da örneğin kadınların hareket alanını genişleten, onları modern hayata sokan başörtüsünü ‘irtica’ olarak algılanabiliyor...

Elit zümrenin bürokratik kanadı ise bir adım daha da ilerde! Onlara göre AKP’li bir cumhurbaşkanı neredeyse bir tür sivil itaatsizlik. Çünkü bürokratik elit açısından demokrasi halkın tercihlerini değil, doğruluğundan kuşku duymadıkları kendi tercihlerini yansıtan bir rejim; ve halk da ancak bu tercihlere uyduğu ölçüde demokrasi içinde yer alabilmekte... Anlaşılıyor ki kemalizm gerçekte demokrasiyi bile, devletin özel alanı olarak tanımlamaktaymış ama biz bunu yeni yeni anlıyoruz...

Etyen Mahçupyan

torq 21.04.2007 12:18:21
Asya eline sağlık, Mahcupyan her zamanki analiz yeteneğiyle konuyu açıklamış. Bu ülkede yaşayan insanları bir prototip haline getirmeye çalışan M. Kemal, toplum mühendisliyle bir sonuç alamayacağını göremeden öldü. Sosyalist bir toplum kurmak isteyenlerin aynı dönemlerde başlayan süreçleri de hüsranla sonuçlandı.

Hiç bir toplum, jakoben yaklaşımla "tek tip insan"laştırma ile değiştirilemez ve "ilerleme" adı altında dayatmayla bir yere götürülemez. Her toplum evrimsel süreç içinde yaşaması gerekenleri yaşar ve sağlıklı olan da budur. Eğer bu evrimsel süreç kesintiye uğramışsa, devrimin getirdiği sıkıntılar ertelenmeyi sağlar ve aradan 100 yıl geçtikten sonra evrim süreci kaldığı yerden devam eder.

1920'de Atatürk devrimleriyle kesintiye uğrayan evrim süreci, 2007'de kaldığı yerden devam ediyor. Modernist bir yaklaşımla kimin ne giyeceği, nasıl davranacağı, ne düşüneceğini dayatan düşüncelerle bir yere varılamayacağı geçen süre içinde açıkça görülür hale gelmiştir. Ancak devrimin yeni bir toplum yaratmak ve modernizme direnen güçleri ortadan kaldırmaya çalışan çabalarını da göz ardı etmemek gerekir. Bir sürecin başlamasını sağlayan yasaların değiştirilmesi ve topulumun yeni düzenlemelerle şekillendirilmesi, gelecek kuşakların gelişimi açısından olumlu sonuçlar doğurmuş olabilir.

blok 21.04.2007 13:45:18
Bir sorunu irdelerken veya anlatmaya çalışırken onu iyi tanımlamak ve değer yargılarımızı önceden saptamak gerekir. Mustafa Kemal Atatürk'ün yaşam biçimi olarak ortaya koyduklarını "Kemalizm" olarak değerlendirme yanlışından yola çıkarsak konuya topal başlamış oluruz.Bence şunu düşünmekte de yarar var. Aydınlanma, Türkiye'ye 1923 de geldi. Fakat ne yazık ki devam ettiremedik. Bugün geldiğimiz bu tehlikeli noktada uyanıp aydınlanma meşalesini yeniden yakamazsak Sevr'i cebinden çıkaranlara dur dememiz mümkün olmaz.  Bu meşaleyi yeniden yakmanın tek yolu, bazılarının arkasına saklandığı özgürlük ve eşitlik maskeleri ile dönülmek istenen  ortaçağ karanlığı değil çağdaş eğitimdir.

Şimdi artık, ben aydınım, ben vatanseverim ben milliyetçiyim diyen herkesin Irak'a demokrasi getirdiğini söyleyenlerin asıl hedefinin ne olduğunu net olarak görüp Batı taklitçiliğini ve günümüzde yükseliş gösteren Arap taklitçiliğini bir yana bırakıp Atatürk çizgisini yakalayabilmek için kolları sıvaması gerekir. Yoksa birkaç yıl içerisinde çocuklarımızın köle, topraklarımızın sömürge olduğunu görmemiz işten bile değildir.

Hangi limana gideceğini bilmeyen gemiye rüzgarın faydası olmaz

21.04.2007 17:33:16
"Aydınlanma, Türkiye'ye 1923 de geldi" demişsin de yav tanzimat, filan ne oluyor o zaman. Bunu ideolojik bir saptama olarak görüyorum.

 

salmanyus 21.04.2007 18:35:33
kuzu postuna burunmus kurttur kemalism.

kemalism bir ideolojik kimlikten cok bir cesit akil hastaligidir..

kemalistler kim ki degisimi hazmedemiyorlar.

mustafa kemalin tum buluslari diye nitelendirilen hersey calintidir.


kemalismin laik bir yanida yoktur, ne din ve vicdan ozgurlugu alaninda bir atilimda bulunmustur, ne de dinin yobazligini azaltmaya calismistir, sadece erk sahibi dini liderlerle iktidar kavgasi yapmistir.

blok 21.04.2007 20:20:58
Konuya "ist yada izm"  ekini suni olarak takıp irdelediğinizde, hem ideolojik kimlik hem de bir çeşit akıl hastalığı vs olarak nitekendirmeniz gayet doğal.

Önce Atatürk Devrimlerinin yaşam biçimi olarak kabul gördüğünü ve bunun zaten böyle olması için hayata geçirildiğini, yani konunun gerçek özünü kavrayarak değerlendirme yapmak belki daha sağlıklı olur. Aksi halde "bilgi olmadan fikir sahibi olma" durumuna düşmek kaçınılmazdır.

salmanyus 21.04.2007 22:09:43
Ataturk devrimlerinin var oldugu bilgisi; yanlis bir bilgidir.


blok 21.04.2007 22:30:50
Değil Türk Vatandaşının, bütün ulusların kabul ettiği bu bilginin yanlışlığını kabullenebilmek mümkün değil.

son tango 22.04.2007 02:24:34
halkı adam etme programı olarak değerlendirmiş sayın etyem mahçupyan..tabii halkı adam edeceksin,eğer halk gerideyse,başka birşey yapmak mümkün mü? lenin in yapığı farklı birşey miydi? rusya da devrimden sonra olanlarda ayni yollardan geçmiştir,sosyalizmin ne olduğu halka özel olarak anlatılmış ve düzenin adı konmuştur..

yanılan nokta,herşeyin doğal düzeninde syretmesi fikridir..hiçbirşey doğal düzende ilerlemez,eğer kemalistler kendi ideologilerini koymasalardı hersey doğal aakışında mı olacaktı sanılıyor?çok ahmakça bi tespit..boşluklar egemen güçler tarafından anında doldurulur..ki şu an bile ayni şey yapılmakta,kemalizm yarataılıp_sanki öle bişi varmış gibi_sonra da yıpratılmak istenmektedir..kemalizme bakılcağına şu çok daha büyük tehlike olarak dinci kesimin yıllardır sürdürdüğü,planlı,programlı devleti ele almak oyunlarına ilgilenilse çok daha doğru olmayacak mı? bir zamanlar iran da birşey olmaz mantığıı varken,o islam devrimi tam bir kabus olarak çökmüştür

netice de gelişimin önü kemalin gösterdikleri tarafından değil,başka odaklar trafından kesilmek istenmektedr,ısrarla anlaşılmamasının sebebini de ben farklı yorumluyorum Wink

22.04.2007 02:36:02
Sanırım Jakobencilik ile Leninizm bir araya konulmaya çalışılmış...

Halka rağmen halkı eğitmeye kalkışırsanız kendinizi bir üstbilinç olarak sunarsınız ve bunun adı Jakobenciliktir; Halka anlatırsanız ve halkla beraber değişmeye hazırsanız bu da Leninizm'dir.

Kemalizm'in ne olduğuna gelince; klasik anlamda bir modernleşme projesidir. Tıpkı, Mısır'daki Nasır gibi...

22.04.2007 10:07:10
Değil Türk Vatandaşının, bütün ulusların kabul ettiği bu bilginin yanlışlığını kabullenebilmek mümkün değil.

Bir kere bu tamamıyla tek taraflı bir okumaya dayanan bir yargı... Mustafa Kemal'i çok beğenebilirsiniz ancak tüm ulusların onu kabul ettiği görüşü tamamen propangadaya yönelik bir argümandır ve gerçekle ilgisi yoktur ve onun hakkında eleştirel görüşlere sahip olan diğer yazar ve tarihçileri yok saymak anlamına gelir ki kemalizmi ideoloji yapan şeylerden bir tanesi de Mustafa Kemal'i putlaştırmaktır.

Alıntı sahibi:
Halka rağmen halkı eğitmeye kalkışırsanız kendinizi bir üstbilinç olarak sunarsınız ve bunun adı Jakobenciliktir; Halka anlatırsanız ve halkla beraber değişmeye hazırsanız bu da Leninizm'dir.

Aslında su katılmamış bir jakoben olan Lenin'i öyle görmüyor olmanız onun " Şubat 1917 devrimi sırasında bütün iktidar sovyetlere derken bolşevikler işçi, köylü ve asker sovyetlerinde çoğunluğu sağladıktan sonra tüm sovyetler iktidara" demesini yada "herkes çok iyi bilirki sıradan bir işçiye devleti yönettirmek aslında hiç de gerçekçi değildir" demediği anlamına gelmez. Lenin'in parti öğretisi halka rağmen halkı yönetmenin el kitabıdır ki Stalin'de bunu kendine referans alarak kendini mit haline getirmiştir.

sağlıcakla,
 
coolsmiley   

22.04.2007 11:56:04
Alıntı sahibi:
Halka rağmen halkı eğitmeye kalkışırsanız kendinizi bir üstbilinç olarak sunarsınız ve bunun adı Jakobenciliktir; Halka anlatırsanız ve halkla beraber değişmeye hazırsanız bu da Leninizm'dir.

Aslında su katılmamış bir jakoben olan Lenin'i öyle görmüyor olmanız onun " Şubat 1917 devrimi sırasında bütün iktidar sovyetlere derken bolşevikler işçi, köylü ve asker sovyetlerinde çoğunluğu sağladıktan sonra tüm sovyetler iktidara" demesini yada "herkes çok iyi bilirki sıradan bir işçiye devleti yönettirmek aslında hiç de gerçekçi değildir" demediği anlamına gelmez. Lenin'in parti öğretisi halka rağmen halkı yönetmenin el kitabıdır ki Stalin'de bunu kendine referans alarak kendini mit haline getirmiştir.
Leninizm asla kendini bir üstbilinç olarak ortaya koymaz zaten. Zira senin de bildiğin gibi Leninizim denen şey bir Felsefe-bilim değildir; bir yöntemdir. Bu yöntmde de kendini birilerinin hamisi görme gibi bir anlayış yoktur ve bu Jacobencilikten zıt bir durumdur.
Lenin ise Stalin arasındaki farkı anlatacak değilim burada ama Lenin'in bir el kitabı varsa inan bana bunu okuyup uygulayacak son kişi Stalin'dir.

Lenin, Marxizm'in en önemli önermelerinden biri olan üretim araçlarının kamunun malı olmasını değiştiren bir kişidir. Sovyetler'de Toprak üzerinde yaşayan köylülerin malıdır ve bu gerekçe bana  "Halka anlatırsanız ve halkla beraber değişmeye hazırsanız bu da Leninizm'dir"  bu cümleyi karşılar biçimde durduğunu göstermektedir.

İktidarların İdeolojik aygıtları hususuna girmeden bu örneği verdim zira her iktidar sahibi kendini dayatır; ama ben Marx'ın bir öğrencisi olan Lenin'in bu dayatmayı yapmadığını düşünüyorum. Biz  "önermiş" diyelim zira Marx da Lenin de insanların bir kez doğruyu gördüklerinde onun için mücadele edecekleri hususunda aynı fikirdedirler.
Ama Jakobenler bu doğruyu, halkın göremeyeceği savını hep gözönünde bulundururlar.
Dilim döndüğünce anlatmaya çalıştım...Hatalar bana aittir.

torq 22.04.2007 13:51:44
Suntafa konuyu değişik bir noktadan alarak önemli bir açılım yapmışsın ancak benim anlayamadığım bir durum var; sosyalist aşamada devlet tüm bireyleri "eşit"lemeye çalışırken üretim araçlarının mülkiyetinin bireylerde olması mantıksız ve bildiğim kadarıyla Marksizmin böyle bir söylemi de yok. İkinci aşamada devletin ortadan kalkması ve bireylerin gereksinimlerine göre "eşit"lenmesinde üretim araçlarını mülkiyeti ortadan kalkacağı için söylediğin anlamlı olacaktır. Toprağın, üzerinde yaşayan köylülerin malı olması düşüncesine katılmam bu yüzden pek olası değil.

Lenin ve M. Kemal'i karşılaştırdığımızda ise, şöyle bir tablo ortaya çıkıyor;

1) Her ikisi de makyavelist ve pragmatik bakış açısına sahip, liderlik niteliği taşıyan, karizmatik insanlardı

2) Her ikisi de birtakım güç odaklarından yardım alarak kendi konumunu güçlendirdikten ve bulunduğu yeri sağlamlaştırdıktan sonra kendisiyle birlikte olanları tasfiye etmiştir

3) Her ikisi de imparatorlukların dağıldığı, ulus devletlerin ortaya çıktığı dönemde doğru yerde ve doğru zamanda bulunarak varolan toplumsal sinerjiyi harekete geçirme becerisini göstermiştir

4) Her ikisi de modernist hareketin öncüsü olarak kendi ülkelerinde devrim yapmış ve sonrasında toplumu kendi düşüncelerine göre şekillendirmek istemişlerdir

5)Her ikisi de birer savaşı arkalarına alarak, onların rüzgarıyla toplumu yönlendirmiş, bir anlamda savaştan kazanç elde etmişlerdir.

6) Her ikisi de öldükten sonra mumyalanarak bir anıt mezara konulmuş ve tanrılaştırılarak tapınma aşamasına getirilmiştir.

salmanyus 22.04.2007 14:49:21
Değil Türk Vatandaşının, bütün ulusların kabul ettiği bu bilginin yanlışlığını kabullenebilmek mümkün değil.

hangi ulus kabul etmis bir ornek ver.

not: tum dunya bile yanilabilir. bir seyin dogru bilgi olmasi onu savunanlarin coklugu ile orantili degildir.

blok 22.04.2007 16:56:07
Salmanyus,

Şimdilik bu kadarı yeter mi ?




ATATÜRK İÇİN DİYORLAR Kİ!

İngiltere

-Savaş sonrasının en ileri gelen devlet adamlarından biri. Kendi başına bir klas oluşturuyordu ve hemen her açıdan tekdi.

The Fortnightiy, Londra

-Avrupa, savaştan sonra belirmiş az sayıdaki yapıcı devlet adamlarından birini kaybetti.

Spectator, İngiltere

-Acımasız bir güce ve ateşli bir hırsa, az rastlanır bir enerji ve gözüpek bir entelektüel radikalizm ekledi; tarihsel gelenekler ya da dinsel duygusallıklarla hiç etkilenmedi. Fakat bunları daima siyasal bir olgunlukla dengeledi.

The Times, Londra,

-Çağımızda hiçbir isim Atatürk'ün adı kadar büyük saygı yaratmamıştır.

Observer, Londra

Bir zamanlar Avrupaya fuzuli girmiş bir devlet sayılan Türkiye, Atatürk'ün önderliği altında Avrupa'nın iç politikasının değerli ve ilerici bir üyesi olmuştur.

İngiliz Times Gazetesi

"Devrin en centilmen, sözüne en inanılır, dostluğuna en güvenilir, devlet adamı Atatürk'tür."

İngiliz Basını

Bu devrin diktatörlükleri ve demokratları Atatürk'ün iyi adam hasletine malik olsalardı, dünya böyle iki düşman safa ayrılmazdı.

İngiltere

Vekar ve haysiyetin bir lâftan ibaret kaldığı bu asırda, Atatürk vekar ve haysiyetin canlı timsaliydi.

İngiltere

Atatürk'ün ölümüne bugün hayatın artık hatıradan başka bir şey olmadığı bir âlemde büyük bir devlet adamı, büyük bir asker, büyük derecede şerefli bir şahsiyet olarak ağlanmaktadır. İngiltere önce, cesur ve asil bir düşman, sonra da sadık bir dost olarak tanıdığı büyük adamı selamlamaktadır.

Londra, Sundey Times

O, nevi tamamiyle şahsına münhasır bir devlet adamı idi. Diktatörlerin tahammül edemediği serbest bir nizamla, demokrasilerin başaramadığı ve başaramıyacağı işleri yapmıştır. Tarihte böyle adamlar devirlerine kendi adlarını vermişlerdir. Yâni, o kadar ender yetişirler.

Word Price

Muasır hiçbir isim "Atatürk" adı kadar büyük saygı telkin etmemiştir. Atatürk yalnız Türkiye'nin bütün hayatını değiştiren bir dehâ değil, fakat beynelmilel münasebetlerde iyilik ve yalnız iyilik yapan bir adamdır.

İngiltere, Observer Gazetesi

Kemalist Türkiye, bir milletin sağlam bir ekonomik siyaset güderek devletler arasında yakışırı olduğu şerefli yeri nasıl kazanabileceğini bütün cihana göstermiştir.

İngiliz, The Financial Times

Kendisi tarafından hazırlanıp yönetilmiş olan Türk İnkılâbı erkek, kadın bütün yurttaşlarına, Türkiye'nin önceki kuşaklarından hiçbirine nasip olmayan özgürlük ve güven dolu bir hayat sağladı. Başarıları, Türkiye'nin Avrupa devleti olmasını sağladı, yakın doğunun tarihini değiştirdi.

İngiliz Times Gazetesi

Savaş Türkiye'yi kurtaran, savaştan sonra da Türk Milletini yeniden dirilten Atatürk'ün ölümü, yalnız yurdu için değil, Avrupa için de büyük kayıptır. Her sınıf halkın O'nun ardından döktükleri içten gözyaşları bu büyük kahraman ve modern Türkiye'nin Ata'sına değer bir görünümden başka bir şey değildir. (1938)

Winston CHURCHILL
İngiltere Başbakanı

Atatürk, Türk Milleti'nin ruhunda Türk Bayrağı gibi dalgalanan bir baştı.

İngiliz Daily Telegraph

Cumhuriyet Türkiyesi'nin Devlet Başkanı Kemâl Atatürk, diğer önderlerde görmeye alışmadığımız şu değerli nitelikleri kişiliğinde toplamış bulunuyor: alçak gönüllülük, yeterlik ve başarı....

İngiliz The Truth Dergisi

O genç ve dâhi Türk Şefi'nin o esnada Çanakkalede bulunması, müttefikler bakımından talihin en acı darbelerinden biridir.

İngiliz Yazarı Alan Moorehead

Çanakkale savaş alanındaki durumu bütün gerçekleriyle belirtmeyi gerekli görüyorum.

Biz şimdi, kahramanca çarpışan ve çok ustalıkla, cesurca yönetilen asıl Türk ordusunun karşısında bulunuyoruz.

İngiliz Generali Hamilton

"Birçok kuvvetli adamın iktidara geldiğini gören neslimiz, bunların eserlerini gözden geçirdiğinde, hiçbir millet ve devlette yapılan inkılâpların Atatürk tarafından başarılanlar kadar iyi düşünülmemiş olduğunu kabul edecektir.

İngiliz Daily Telgraph Gazetesi

Atatürk, eskimiş bilimlerle boş yere kafasını yormamış olduğundan daha taze ve cesur düşünen bir önderdir.

Kendisi için, bu günkü Avrupa'nın en güçlü Devlet Adamıdır diyebileceğimiz Atatürk, hiç şüphesiz devlet adamlarının en cesur ve orijinalidir.

İngiliz Yazarı Herbert Sideabotham

Türkiye'yi kurtarmış, Türk Milleti'ne önderlik eylemiş ve Türk Milleti'ni ihya etmiş olan Atatürk'ün ölümü, hem Türk Milleti, hem de Avrupa için mevsimsiz ve pek acı bir kayıptır. Cemiyetin her tabakasına mensup erkek ve kadınlar tarafından tabutu üzerine dökülen göz yaşları, modern Türkiye'nin kahramanı, şampiyonu ve babası olan bu recûlün, yaşadığı süre içinde gördüğü işe yaraşır ve şükran nişanesi ve minnet teşkil eder.

Sır Winstön Churchill
Büyük Britanya Başvekili

Herhangi bir olayı derinliğiyle kavramak, çıkar yolu görüp birdenbire harekete geçmek iktidarı, O'nun eşsiz otoritesinin başlıca kaynaklarından biridir. (1923)

İngiliz Gazetecisi Grace Ellison

(1922'de Türk ordularının zaferi neticesi Anadolu'daki emelleri gerçekleşmeyen İngiltere'nin Türk düşmanı olarak bilinen Başbakanı Lıoyd George, Parlamento'da kendisine yöneltilen suçlama ve tenkitleri şöyle cevaplandırmıştır): "Arkadaşlar, yüzyıllar nadir olarak dahi yetiştirir. Şu talihsizliğimize bakın ki o büyük dahi çağımızda Türk Milleti'ne nasip oldu. Mustafa Kemâl'in dehasına karşı elden ne gelirdi.

LIoyd GEORGE
İngiltere Başbakanı

Atatürk'ün kendi eliyle yön çizdiği yeni Türkiye'nin dış siyaseti, bu memleketi batılı uluslar topluluğuna katmış ve eski düşmanlarını kendisine dost yapmıştır.

İngiliz Times Gazetesi

1. Cihan Savaşında, Gelibolu yarımadasındaki kahramanlık destanı olan mücadelede ve Kurtuluş Savaşı'daki davada yüksek dehâsı kendisine tam ve parlak zaferler kazandırmıştır.

Yüksek ruhu ve sebatı sayesinde herhangi bir komutan, sinirini kıracak zorlukları ve talihsizlikleri sarsılmaksızın atlatmıştır.

İngiliz The Times Gazetesi

Mustafa Kemâl Atatürk'ün ölümünün 25.yıldönümü dolayısıyla anısını saygıyla anarım.

Atatürk'ün adı bizde hemen hemen 50 yıl önce parlak bir Türk Askeri kumandanı olarak biliniyordu. Barışı takiben O'na büyük millî liderler arasında tarihteki sürekli yerini kazandıran devletçilik nitelikleriyle Atatürk'ü tanıdık.

Bugün, Türkiye, Batı bağlaşması içinde İngiltere ortaklık yapmaktadır. İngiltere ve Türkiye aynı genel politikayı uygulamakta ve çeşitli alanlarda fayda sağlayan işbirliğinde bulunmaktadırlar. Mutlu işbirliği; büyük anlamda Atatürk'ün çalışmalarının neticesidir.

Atatürk'ün ölümünün 25.yıldönümünde, O'nu kahraman asker olarak saygı ile anar, modern Türkiye'nin Atası'nı, devlet adamı Atatürk'ü takdir ve şükranla anarız."

Sir A. Douglas HUME

Bazı Kimseler Atatürk'ü diktatörler arasında saymıştır. Bence bu görüş yanlıştır ve yanlış yola götürür. Her ne kadar hiç kimse bu deyimi Hitler ve Mussollini'ye yakıştırmakta duraklamazsa da diktatörün ne demek olduğunu zamanımızda yetkiyle tanımlayabilen yoktur. Şu halde sorabilirsiniz: Atatürk'ü niçin bu nitelikten arı görüyorsunuz?

Bunun birçok nedenleri var. Başlıcası şudur ki, Atatürk bilimle, kendisinin bulunmayacağı zamanlar için çalışıyordu. Kendisinden sonra da yaşayacak bir hükümet sistemi ve yönetim kurmağa gayret ediyordu. Kendi görünüşleri uymağa halkı zorlamakla değil de, inançlarını öğretmeğe ve ideallerini açıklamağa uğraşıyordu.

Kurtuluş Savaşı'nda çalışma arkadaşlarıyla birlikte işleri plânlarken, milletin egemenliğini Büyük Millet Meclisi'nde toplamıştı. Meclis üyeleri halk tarafından seçiliyordu. Cumhurbaşkanı da dört yılda bir seçiliyordu ve meclis, yasama gibi belirli yürütme günlerine de sahipti.

Atatürk'ün Büyük Millet Meclisi'ne karşı saygısı dikkate değer. İçişleri konusunda Atatürk'ün başlıca endişesi, yalnız o zamanlar için değil, her durumun ihtiyacına uyacak ve gelişecek bir uyma yeteneği ile işleyebilir, canlı bir siyasi organizma yaratmaktı.

Eğer yaşasaydı - zannedersem- gelecek Cumhurbaşkanlığı seçiminde kendisine ait teklifi kabul etmez, özel hayatına çekilir ve mekanizmanın aynı yeterlilikle işleyip işlemediğini görmek isterdi. Arkadaşları buna razı olur muydu? Orasını kestiremem.

Sir Percy LORAINE
İngiltere Büyükelçisi

Atatürk'ün ıslahatı devamlı olacaktır. Zira bu ıslahat, savaştan önce kendisini tanımış olanlar için hemen hemen tanınamıyacak derecede değişmiş olan Türkiye'yi çökmüş bir memleket halinden kuvvetli ve tek düşmanı kalmadan bırakmıştır. Bu, zamanımızın hiçbir şahsiyetinin başaramadığı şeydir."

Vernon BARLETT

Bugün Türkiye, büyük ve yeni bir memlekettir. Ve savaş sonrasının dehşet, sefalet ve bitkinliğinden çıkmış olan bu yeni Türkiye, Atatürk'ün dimağında vücut bulmuştu. O, bu Türkiye'yi kendi elleriyle dünyaya getirdi.

Dela Mail Gazetesi

"Tarihin en büyük adamı"

Yüksek trajlı bir İngiliz gazetesi, Atatürk'ün devrimizin ve tarihin en büyük adamı olduğunu ve hiçbir büyükle mukayese kabul etmiyecek kıymette bulunduğunu yazıyor.

Gazete Atatürk'den söz ederken onun büyüklüğünü anlatabilmek için, her devrin meşhur adamalarından birkaçını söz konusu ederek, Büyük Atatürk'ümüzün bütün meşhurlarla ölçü kabül etmez bir inkılâpçı, büyük kumandan, devrin en büyük devlet adamı olduğunu yazmaktadır. Büyük önderimizin, büyük başarılarından söz eden bu gazete onun derecesine çıkabilmek için, onun izlediği yoldan başka bir de, Atatürk gibi, olağanüstü bir zekâ, şimşek gibi kararlar verebilecek bir insan gerekliğini belirtiyor ve (Atatürk'ün büyük kıymetlerini gösteren hiçbir büyük adamı tarih henüz kaydetmemiştir.) diyor.

İngiltere-Londra Basını




Sayfa: [ 1 ] 2 3