SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Şiir

Konu: Vladimir Mayakovski

Sayfa: [ 1 ]

13.10.2004 21:50:54
...yağmur hıçkırıyor kaldırımlarda,
su birikintileriyle çevrili sısıklam bir serseri
yol taşlarının ezdiği sokakların cesedini yalıyor
ve kül rengi kirpiklerine
evet !-
buzlar halinde sarkan kirpiklerine
evet!-
yaşlar boşalıyor
kapalı gözlerinden olukların....


 
 

13.10.2004 21:52:49
OMURGANIN FLüTü

Hepinize birden,
sevenler, sevmiş olanlar,
sığınmış ikonalar mağarasına ruhun,
şarap dolu bir kadeh gibi bir şölende ben
kaldırıyorum şiirler dolu kafamı.

Düşünürüm sık sık-
ne hoş olurdu
bir kurşunla bitirseydim işimi.
Bugün
ne olursa olsun artık
veda konserimi veriyorum ben.

Ey bellek!
Topla beynin salonuna
sayısız sevgilileri dizi dizi.
Gözden göze gülüş boşalt.
Unutamasın hiç kimse bu gecemizi.
Flüt çalacağım bugün
kendi öz omurgamla.
 
 

13.10.2004 21:54:16
Sonsöz / Vladimir Mayakovski

Sizi düşündüm de yazdım
Bütün bunları
Bahtıkara sıçanlar !.

Acıdım evet size..
Göğsümde meme yok..
Yoksa
bir sütana gibi emzirirdim sizleri.
Kupkuru kesildim işte:
Vücutsuz bir vücudum tüm zaferlerimle.

Ama bu karşı-vücud’a karşı
Kim
Hangi çağ ve hangi ülkede
Bu insanüstü hür gelişmeyi
Sundu düşüncelere?
Ben.
Diktim gökyüzüne parmağımı
İki kere iki dört eder gibi ispat ettim:
“Tanrı bir hırsızdır !”

Bazen bana
Bir Hollanda horozu olmuşum gibi gelir
Yada Pskov kentinde bir hükümdar yada Çar.
Ama bazan da
Bütün bunlardan çok daha fazla hoşuma giden bir isimdir
Kendi ismim:
Vladimir Mayakovski.
1913
 

13.10.2004 21:56:21
LiLi

(mektup yerine)

Sigara dumanlari kemiriyor havayi
Oda:
Krucyonik`in cehenneminden bir bolum sanki.
Ve hatirla:
Su pencerenin ardinda
azgin bir arzuyla
ellerini oksamistim ilk defa.
Bugun birlikteyiz iste.
Iste sen:
Zirhli yurek.
Ve yarina kalmaz
kovarsin yanindan
hakaretler yagdirirsin bana.

Ve evin holunde uzun bir zaman
bir kol
gizli bir urperisle kivranarak
ceketi arayacak.

Savurup kendimi sokaga
gidecegim.
Vahsi
ve agzima ne gelirse sayiklayarak
umutsuzluk tarafindan kiymalanmis bir
halde gidecegim.

Hayir sevgilim hayir
oyle degil
yalan hepsi yalan biricigim,
gel bana veda et haydi.
Bil ki
nerede olursan ol
nereye gidersen git
bir demir yigini kadar
agir ceker
senin icin askim.
Ve birak da haykirayim son defa
aci haykirisiyla gururu kirilmisligin.
Takati tukenen okuzler
gidip kendinilerini
soguk suyun icine atarmis.
Ama benim icin
askindan gayri bir okyanus
yok
ve bosunadir aglayip haykirmam biliyorum
bosunadir ummak tukenmemeyi.
Dinlenmek isterse yorgun fil
kizgin kumlara uzanirmis krallar gibi
Ama benim icin
askindan gayri
hic bir gunes
yok ki.
Ve bilmiyorum bile nerdesin simdi
bilmiyorum kiminlesin.
Sair olmus olsaydi
bunca azap cektirdigin su kisi
coktan satip gitmisti sevgilisini
servet ve san karsiliginda.
Sevinc vermiyor oysa bana
hic bir can sesi
senin o mubarek ismini
tekrarlayan can gibi.
Ne bosluga firlatirim kendimi
ne zehir icerim
ne de tabanca namlusu
dayarim sakagima..
ve bir bicagin gucu yetmez
bakislarin bir yana
kesmege beni.

Yarina kalmaz unutursun
basina koydugum taci
ve askinla besleyip
yaktigim
o cicek acmis ruhu da.
Ve hareketli gunlerden bir karnaval ruzgari
dort bir yana dagitir kitaplarimin sayfalarini..
Soyle:
Kelimelerimin
kurumus yapraklari
yolunu kesip de durdurabilir mi?
seni?
Hic degilse birak
son sevgimden dokudugum haliyi sereyim
ayaklarinin altinda
yitip giden topraga...


 

13.10.2004 22:01:18
Önsöz

Siz evet siz
Hiç kavrayabilir misiniz
Niçin
Bunca alay ve küfür sağanağı altında dingin
Bir tabağa koyup da ruhumu
Gelecek yüzyılların şölenine sunduğumu?

Büyük meydanların sakalı uzamış çehresinden
Hiç bir işe yaramaz bir gözyaşı halinde akıp giden
Ben
Belki de
Son şairim.

Ve bilmenizi isterim
Nasıl
Salınır da salınır çakıllı yollarda
Ve teli üzerinde dalların
Yüzü sıkıntıyla boydan boya yarılmış
Ve hep kaçan ırmakların bol köpüklü enselerinde nasıl
Demirden ellerini kemirtir köprülere
Ve gökyüzü nasıl
Gürüldeyen gürültülerle
Döker o sonsuz gözyaşlarını
Ve küçük buluttaki kocaman ağzın kıvrımında nasıl
Ufacık bir alaycı gülümseyiş belirir:
Cici bir bebek beklerken
Tanrı’nın
Karnından biçimsiz sakat bir oğlanı
Çıkarıp fırlattığı bir kadın gibidir.

Kızıl saçlar arasında tıknaz bodur parmaklar
Arılara özgü bir süreklilikle okşadı sizi hep güneş.
Ruhunuz var mı sizin?
Ruhunuzda öpücük yağmuru altında bir esir
Bakın işte başını almış gitmektedir.
İşte ben
Sıyrılıp her türlü dehşetten
Gün ışığının nefretini çağdan çağa taşıyan ben
Demirden kirişler halinde gerilmiş ruhumla ben:
İmparatoru lâmbaların!
Gelin
Hepiniz için yerim var!
Sessizliği paramparça eden kim
Benim
Ve benim güneşim boğucu kementlerine başkaldırıp haykıran

Şimdi de sözcüklerle
Hani o basit
Hani o öküz böğürmelerini andıran
Sözcüklerle ben
Yeni ruhlarımızın yaylarını titreten ruhlarımızı
Parmaklarımla şöyle bir dokunacağım başlarınıza
O kadar
Ve dudaklar bitecek dokunduğum her yerden
En büyük öpüşlere uygun dudaklar
Ve bir dil fışkıracak
Tüm halklara geçerli bir dil
Yürekten
Aksak ruhumla ağır ağır
Tahtıma ilerleyeceğim
Eldendüşme göklerden yontulmuş yıldız deliklerle süslü tahtıma
Kurulup yerleşeceğim
Pırıl pırıl
Üzerimde tek ziynet tembellik olacak
Ve sahici gübreden en yumuşak minderler kıçımın altında
Kurulup yerleşeceğim
Ve rayların dizlerini okşamaktan usanmış lokomotif tekerleri
Gelip sevgiyle boynumu okşayacak.


 

 

 

02.11.2004 02:15:13
MAYAKOVSKİ'NİN DÖNÜŞÜ

1,2,3,4,8,16 yıl, binlercesi, yüzbinlercesi.

Aayağa kalk!
Yeter!
Güneşe bak!
Böyle dilsiz, böyle miskin yatmak da neyin nesi?

Mırıldanıyorum uykulu uykulu:
"Bu böyle ne kükremesi?
Yüreğimi yerinde oynatmağa yeltenen de kim?"

Sabah mı,
akşam mı?
Göklerin solgun aydınlığı hep o bildiğim.

Nice,
nice
nice yüzyıl geçti gitti
günlerin uzaklığında parçalanıp toz olmaya.
Saman yoluna göz gezdirince
belki diyorum
kırçıl sakalım yayılmıştır uzaya.

Düşüyor bir sürü yıldız.
Gözlerimle izliyorum.
Yeryüzüne doğru
gitmede
bu hız!

Vladimir Mayakovski


 

02.11.2004 02:15:48
MAYAKOVSKİ'NİN TUTKUSU

Duyuyor musunuz?
Duyuyor musunuz bu at kişnemelerini?
Duyuyor musunuz?
Duyuyor musunuz otomobillerin ulumasını?
Bunlar
yıkanmaya giden kentlilerdir Onun bereketinde.
Bir insan bataklığı tüm.
Sürüklüyor beni kalabalık
rastgele bir yere
şaşkın, süklüm püklüm.
Dizginlere asılıyorum bense,
eteklere,
etekliklere.

Bu gördüğüm de ne?
Sen misin?
Oraya mı götürüyorlar?
Yalan, zındıkça bir küfür!
Gözümün bebeğini kan bürümüştür
kızıl feneri gibi
kerhanelerin.

Niçin sen ama?
Dur!
bildiğim daha tatlı zevkler var!
Ulu ormanında kirpiklerin yok bir kımıldama.
Dur!
Geçti gitti bile...
İşte oralarda, başı başlar üstünde.

Işıldıyor kafatası,
bir kundura dense yeri,
dazlak,
pırıl pırıl cilalı deri.
Ancak
son boğumu üstünde
yüzük parmağının
üç pırlanta yanında
bir iki tüy var
dikilmiş.
Yaklaşıyor yosma, görüyorum.
Eğiliyor öpmek için elini.
Dudakları fısıldıyor
küçük tüyler arasında
birine "küçük flütüm" deyip,
birine "küçük bulutum"
üçüncüsüne de
işitilmemiş, ünlü bir ad vererek
yaratmakta olduğum.


Vladimir Mayakovski


 

04.11.2004 12:37:55
Son Mektup
 

(Şairin cesedinin yanında bulunmuştur)



Hepinize! ..

İşte ölüyorum. Kimseyi suçlamayın bundan ötürü. Hele

dedikodudan, unutmayın ki, merhum nefret ederdi.

Anacığım, kardeşlerim, yoldaşlarım! Bağışlayın beni. İş

değil bu, biliyorum (kimseye de öğütlemem) , ama benim

için başka bir çıkar yol kalmamıştı.

Lili, beni sev.

Hükümet Yoldaş! Ailem: Lili Brik, anam, kız kardeşlerim

ve Veronika Vitoldovna Polonkaya’dan ibarettir; yaşamlarını

sağlarsan, ne mutlu bana...

Bitmemiş şiirleri Brik’lere verin, ne lâzımsa onlar yapar.

“Bir varmış bir yokmuş“

derler hani:

Aşkın küçük sandalı

hayat ırmağının akıntısına kafa

tutabilir mi!

Dayanamayıp parçalandı işte sonunda...

Acıları

mutsuzlukları

karşılıklı haksızlıkları

h a t ı r l a m a y a b i l e d e ğ m e z:

Ödeşmiş durumdayız kahpe felekle.

Ve sizler mutlu olun

yeter.
 
Vladimir Vladimiroviç Mayakovski
 
 
 
 

13.08.2005 02:39:32
Mayakovski'nin Doğuşu

"Yıldız,
nedir bu üşenme parıldamaktan
Kutlamayacaksan eğer
doğuşunu bir insanın
yalnız şeytan
olmaz mı
yıldız
övüp ululadığın?"


7 Temmuz 1893 veya 1894'te (Tarihten ne kendisi, ne annesi, ne de babası emin değil) Bağdadi Köyü, Kutays ili, Gürcistan'da bir orman bekçisinin oğlu olarak dünyaya geldi (Vladimir Konstantinoviç). Çocukluğunun bir kısmını geçireceği Kafkaslar bir sürü anıyla dolu olacaktı elbet. Yaşanmış bu anılar, ozanın dünyaya bakışını yıllar sonrasına sarkıtarak biçimlendirecekti. Bu anılardan ilki (ozanın kendi kaleminden) babasının bir mizah eki olan "Vatan" dergisine abone olması;

"Babam sayıklayarak geziniyor. Vatan gelmiş. Açıyorum, açar açmaz da haykırıyorum: Çok komik! Bir amca ile bir teyze öpüşüyorlar! Güldüler? Daha sonra dergi geldiğinde ve gülme sırasında, anladım ki güldükleri benim. Böylece mizah ve resimler konusunda görüş farklılıklarımız ortaya çıkmış oldu."

Ozanın kaleme aldığı ikinci anısına baktığımızda, Puşkin'in ünlü şiiri "Yevgeni Onyegin"i, çocukluğunda yaşadığı görüntülerle birleştirdiğinde, ilk kitabı olan "Pantolonlu Bulut" adlı uzun şiirinin ismini nereden aldığını anlayabiliyoruz.

"İri, yakışıklı bir öğrenci olan B.P. Glukovski, parlak kağıtlı, güzel ciltli bir deftere resim yapıyor. Kağıdın  üstünde, bir ayna önünde, pantolonsuz iri bir adam. Adamın adı "Yevgeni Onyegin". Boriya da, resim yapan adam da iriydi. Her şey ortadaydı. Boriya'nın ta kendisi "Yevgeni Onyegin". Bu inanışı üç yıl çıkaramadım kafamdan."

Ozan, kötü alışkanlıkların çocuklara yansımasının başlangıç noktasını kendi tarihinde şöyle ifade ediyor:

"Belleğimle öğünürdü babam. Özel günlerde okumak üzere, sürekli manzume ezberletirlerdi bana. Yine özel günlerden birinde ezberletilen bir manzumeden aklımda kalanlar şunlar:

Bir gün soydaş dağların
kalabalığı önünde…

Çok kızmıştım bu 'soydaş'lara, bu 'kaya'lara. Anlamamıştım ne işe yarardı bütün bunlar. Hayatım boyunca da rastlamadım onlara, denk gelmedi. Sonra da duydum ki şairane sözlermiş bunlar, yavaş yavaş nefret etmeye başladım bu tarz sözlerden. Kötü alışkanlık."

Romantizmin köklerini ise evlerinin zemin katından çıkarıyor. Gürcistan'daki eski bir kalenin arazisinde bulunan evlerinin zemin katındaki küçük bir şarap işliğinde, üzüm çiğniyor insanlar.

"Ben yiyorum, onlar içiyorlar. Bedeninin dik açısına yaslanıyor kale. Bedenin köşelerinde, toplar için, inişte toprak iyice çiğnenmiş. Bedenlerde mazgal delikleri. Bedenler ardında hendekler. Ormanlar ve çakallar hendeklerin ardında. Ormanların üstünde dağlar. Büyüyordum. En yükseğe tırmanıyordum. Kuzeye doğru dağlar küçüle küçüle gidiyordu. Kuzeyde bir kopma. Düş kuruyordum-Rusya düşünü. Öyle çekiyordu ki orası beni."

Öğrenime başlayan ozan yavaş yavaş kitaplarla tanışmaya başlar. İkinci okuduğu kitap "Don Kişot", ona okumayı sevdirir. Lise öğrenimine devam etmek için Bağdadi'den Kutaysi'ye taşınırlar. Kutays Lisesi'nde öğrenim görmek üzere imtihana girer.

"Bir soru sordular çapa üstüne (kol yenimdeki çapa), bende gerektiği gibi yanıtladım. Ama papaz "oko" ne demektir deyince, üç libre dedim. (Böyledir Gürcü dilinde). Papazlar, "oko" eski kilise Slavcası'nda "göz" anlamına gelir dediler. Az kaldı çakıyordum. Bu nedenle eski her şeyden, Slavca her şeyden ve kiliseyle ilgili her şeyden nefret etmeye başladım. Belki de gelecekçiliğimin, tanrıtanımazlığımın ve enternasyonalciliğiminin kaynağı da budur."

Jules Verne'i okuyor ve düş gücü zengin bütün yazarları. Rasime olan yeteneğini fark eden birisi resim dersleri vermeye başlıyor.

Evlerine gelen gazetelerden politik hareketleri takip ediyor. Bu politik kargaşa Rusya düşünü tekrar canlandırıyor. Gazeteler, yeni Ruslar'dan, Rus sözlerinden ve Rus zenginliğinden bahsediyor.

"Elimde olmadan coşuyorum. Kendimden geçiyorum. Posta kartları üstündeki zırhlı gemiler beni heyecanlandırıyor. Büyüterek kopyalar çıkarıyorum bunlardan. Ortaya bir el ilanı sözü çekiyordu Gürcüler'i. Arkadaşlarım Gürcü'ydü. Ben de Kazaklar'a diş bilemeye başladım."

Ozan, bu günleri "Japonlarla savaş" olarak nitelendiriyor. Mayakovski'nin ilk politik hareketleri olur bu el ilanları. Mayakovski küçük yaşına rağmen bu hareketleri anlamaya çalışmasa bile, rüzgar onu safını belirlemeye doğru götürmektedir. Rusya'daki politik hareketlerle ilgili ilk yasadışı bildiriler, kızkardeşinin Moskova'dan dönerken getirdiği coşkun kağıtlardır."Katlanmış uzun kağıtlar veriyor bana gizlice. Şimdi bile aklımda ilki:

"Gitme yoldaş, gitme kardeş sefere,
Elindeki şu silahı at yere."

Bir tane daha var:

"… ya da yeni bir yol, Almanların
arasında anne, kız,
oğlan, kadın…" (çarın sözü ediliyor)

Devrimdi bu… Manzumelerle. Manzume ve devrim kafamda birleşmişti."

Okuldaki durumu kötüye gitmeye başlıyor. Yaşının küçüklüğüne rağmen sokaklarda ayrı görüşlerin yarattığı çatışmaların içine giriyor. Ozanın yaşadığı bu bilinç değişimi, onu gün geçtikçe hareketin içine itiyor. Devrim düşüncesi artık onu 1905 yılında sarmaya başlamış ve yeni dünya düşü, Rusya düşüyle birleşip, kafasındaki kaosu netleştirmeye doğru bir adım daha atmasını sağlamıştır.

"Devrim benim için şöyle başladı: Arkdaşım İzidor, papazın yemeklerini yapıyordu, birden yalınayak fırının üstüne sıçradı sevinçten: General Alihanof öldürülmüştü. Oydu Gürcistan ayaklanmasını bastıran. Bildiriler, mitingler. Ben de katılıyorum bunlara. Ne güzeldi. Aklımda güzel günlerin izleri var. Kara elbiseler anarşistlerdi, kırmızılar sosyal devrimciler (Ess-ser'ler), mavililer de sosyal demokratlar (Ess-de'ler); diğer renkler federalistlerindi.

Müthiş bir hırsla okumaya başladım. Önce : Kahrolsun sosyal demokratlar. Sonra da: Ekonomi üstüne konuşmalar. Bütün hayatım boyunca beni en çok etkileyen, sosyalistlerin olayları çözmekte, evreni belli bir görüşe oturtmaktaki gösterdikleri yetenek olmuştur. Marksist bir çevreye giriyorum. Tam da Alman sosyal demokratlarının, Marx'ın eleştrisi üzerine kaldırılan "Gotha Programı" yerine, 1891'de, Erfurt Kongresi sonunda kabul ettikleri "Erfurt Programı"nın üstüne gelmiş oluyorum. Her şey çok güzel, lumpen proletarya söz konusu. Kendimi bir sosyal demokrat olarak görüyorum. Babamın silahlarını çalıp, Sosyal-demokratlar Komitesi'ne götürüyorum."-

Ozan artık politik hareket içinde yerini bulmuştur. Şiirden önce siyasetle tanışması, onun ilerideki yıllarını belirlemeye başlayacaktır. Kendi tarihinde şiddetle tanışmasını, karikatürize ederek şöyle anlatıyor: 18 Ekim 1905'te Bolşevik Parti'nin ünlü üyelerinden Baumann'ın öldürülmesi üzerine, çara karşı büyük çapta gösteriler düzenleniyor. Bu gösterilere katılıyor ozan,

"Baumann'ı anma gösterisinde çıkan panik sırasında, kafama kocaman bir trampet yemiştim (yerdeydim). Korkmuştum doğrusu, sanki bendim yarılan."

1906 yılında babasını kaybeder. Ölümünden sonra ailesine 3 ruble bırakmıştır. Annesi ve kızkardeşleri ile maddi sıkıntı içine giren ozan, Moskova'ya göç etme  kararı alır.

"İçgüdüleriyle, coşkuyla masalar, iskemleler satıyoruz; ver elini Moskova. Neden olmasın?"

Kutays Lisesi'ni bırakarak annesi (Aleksandra Aleksevna), kızkardeşleri (Lyuda ve Olya) ile birlikte Moskova'ya giderler. Zor günler başlamıştır artık. Ucuz bir devlet pansiyonuna yerleşirler. Ailece çalışmaya koyulurlar. Ozan bu arada liseyi bitirmeye çalışmaktadır.

"Petrol aramaya gönderiyorlar beni. 5 ruble. Satıcı da 14 ruble 50 kopek veriyorlar bana. 10 ruble net kar. Tedirginim. Dükkanı iki kez dolanıyorum. (Erfurt Programı tutuyor beni). Yanılan kim? İş sahibimi, emekçi mi? Efendice soruyorum satıcıya. Patronmuş!"


kiya 14.07.2006 05:09:14
pantolonlu bulut (birinci bölüm)'den alıntı

umurumda mı benim
ha yüreğim demirden olmuş,
ha tunçtan olmuş bedenim.
boğulmak isteniyor gümbürdeyişi
dişi
ve yumuşak olanla gece.

işte böylece
çok iriyarı
dayanıyorum pencereye,
alnım eritiyor camları.

gelecek mi bana aşk, gelmeyecek mi?
nasıl bir aşk -
büyük mü, ufacık mı? gerçek mi?

böyle bir gövdeye nereden gelir büyük bir aşk?
bir sevdiceğiz olacak besbelli,
akıllı, uslu, miniminnacık.
irkilip sıçrayan otomobil kornalarından
kızak çıngıraklarına daha alışık.

...........

kapılar ansızın gıcırdıyor,
birbirine vura vura
otelin sanki çatırdıyor dişleri.

girdin içeri
"al işte" der gibi sert, kaba
işkence ederek süetine eldivenlerin
dedin:
"biliyor musunuz acaba,
evleniyorum ben."

ya, pek güzel, demek evleniyorsunuz.
evlenin ne yapalım.
dayanırım buna ben.
bakın - ne kadar rahatım!
nabzı gibi
ölünün.

anımsayın bir ara:
"jack london
-demiştiniz-
para,
aşk,
tutku"
bense görüyordum sizin
çalmam gereken
bir ciokonda olduğunuzu!

çalındınız da gerçekten.

oyunlara çıkacağım ben yeni sevdalı
kaşlarımın kıvrımını aydınlatarak ateşle.
olmayacak ne var?
yersiz yurtsuz serseriler
kimi zaman yanmış bir evde yatar!

beni kışkırtıyor musunuz?
"daha az bir dilencideki mangırlardan
sizin delilik yakutunuz".
anımsayın!
nasıl battı pompei
vezüv kışkırtıldığı zaman!

hey!
baylar!
meraklıları bütün
küfrün,
cinayetin,
kırımın, -
gördünüz mü
bunlardan daha korkunç
yüzümü,
ben
iyice yatışmış
iken?

seziyorum ne kadar
dar
olduğunu bu "ben"in
içimde benden kurtulmak için bir didinen var.

alo!
kimsiniz!
sen misin ana?

ana!
fevkalade hasta oğlun!
ana!
yanıyor yüreği, kıpkızıl bir kor.

git lyuda* bacıya, ola* bacıya söyle.
de ki nerde kıvrılıp yatsın bilmiyor.
ve tutuşmuş ağzından tükürdüğü her söz,
bir şaka bile
fırlayıp düşüyor hemen
sokağa atılmış bir orospu gibi çırılçıplak
yanan kerhaneden.

insanlar havayı kokluyor:
yanık mı kokuyor ne!
koşuyorlar birilerine!
parıl parıl
miğferleri!
boşunadır bu çizmeler!
söyleyin: itfaiye erleri
nazikçe girsinler yanan yüreğime benim.
ben kendim
gözyaşlarımla dolduracağım dev fıçıları.
n'olur yaslanayım biraz kaburgalarımın üstüne.
sıçrayacağım! sıçrayacağım! sıçrayacağım!
kaburgalarım çöktü ya bütün bütüne
çıkmanın yolu yok bu yürekten dışarı!

yanık suratımda bir küçük
bir kömür kesilmiş öpücük
beliriyor çatlağından dudaklarımın.

ana!
şarkı söyleyemem ben artık.
yandı gönül tapınağımda koro bölmesi.

dışarı uğruyor kafatasımdan
sözlerin, rakamların yanmış heykelcikleri,
fırlar gibi çocuklar bir yapıyı sarınca yangın.
korku da öyle
asılmak için göğe
havaya ağdı
alevler içindeki kollarından lusitanya**'nın

titreşen insanlara doğru
evlerinin sessizliğinde
o yüz gözlü parıltı koptu rıhtımından limanın.

son çığlığım!
bari sen
yandığımı bildir, inleyerek, yüzyıllara.


*   ozanın kızkardeşleri
** almanların 1915'te irlanda açıklarında batırdıkları ingiliz yolcu gemisi.

kiya 14.07.2006 05:23:22
büyük ozan, kordan bir ateş, alevlenmiş söz, acıyla haykıran nehir, öfkeyle ayaklanmış orman, ismet özel'in çaktırmadan taklit ettiği kişi!

kim olacak, ben!
ben ki gördüm açık göğü,
gösterdim:
hırsız işte o!

kimi felemenk horozu sanarım kendimi,
kimi de
pskof kralıyım sanki.
kimi zaman da
bütün bunlardan daha çok hoşuma gider
kendi adım:
vladimir mayakovski!


Sayfa: [ 1 ]