SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Düşünceler

Konu: Bu Eğitimi İstiyor muyuz?

Sayfa: [ 1 ] 2

13.10.2004 15:40:25
Bu Eğitimi İstiyor muyuz?
‘Bu Eğitim’ Nedir?




Aynaya baktığımızda karşımızda birini görü­rüz, bunun kendimiz olduğunu biliriz. Ay­naya yalnız başımıza bakıyor olsak da, dışı­mızda koskoca bir dünyanın olduğunun farkında­yızdır, ayrıca bir toplumun parçası olduğumuzu da hissederiz. Peki karşımızda duran kimdir ve niye öyledir? Bizim oluşmamızda kalıtsal özellik­lerimizin, kendimiz­den gelenlerin payı olsa da, bu özelliklerin nasıl gelişeceğini tek başına be­lirleyemiyor. Nasıl bir insan olacağımız, nasıl ya­şayacağımız  konusunda en büyük paya sahip olan etkenlerden biri eği­tim. Peki bizi büyük oranda belirleyen ailede başlayıp yaşam boyu süren eği­tim nasıl bir  şey?

Bütün Aile Bütün Aileyi Öğreniyor
Ailede neler öğrenilir? Birkaç örnek verelim. Aile bir bütündür ve öyle kalmalıdır. Onun niye bütün olduğu ve öyle kalması gerektiği sorgulan­mamalıdır. Aile huzurlu ve mutlu olmalıdır, top­luma “hayırlı evlatlar” yetiştirmelidir. Yetişenler yeni huzurlu ve mutlu aileler kurmalı, kimse, “aile saadeti” ne el ya da dil uzatmamalıdır. Bu uğurda anne/baba/çocuklar özgürce kararlar ve­rip uygulayamaz, gerekirse şiddet kullanılır, hatta cinayetler bile işlenebilir. Derin mutsuz­luklar yaşanır, hatta evlatlar reddedilir, “yuva”lar parçalanır. Ama ne olursa olsun, aile saadetli bir bütündür ve öyle kalmalıdır.

Yalnız biraz daha dikkatli baktığımızda, her­kesin aynı zorunluluk denizinde boğulmadığını görüyoruz. Bu meseleye daha sonra dönmek üzere şimdilik bırakıyoruz.

İlk Göz Ağrısı/ İlk Resmi Yalanlar
Çocuklarını besleyip büyütüp belli bir yaşa ge­tirmeyi başarabilen aileler, eğer yine başarabili­yorlarsa, onları okula gönderirler. Eti ailelerin kemiği de öğretmenlerin ve okul idaresinin olan çocuklar, öğrenmeye devam ederler. Onlar bu kez bölünmez bütünlüğü olan başka bir şeyin içinde bulurlar kendilerini, öğretilirler ki, onun o bölünmez bütünlüğü uğruna çok çalışılmalı, daha çok çalışılmalı ve daha da çok çalışılarak “görev­lerini” yerine getirmiş olmanın rahatlığıyla ölün­melidir. Çalışmalar çoktan başlamıştır bile. Ha­yatta çoğu zaman hiçbir karşılığı olmayan sürüyle bilgiyi saatlerce yüklenmek için erkenden kalkı­lır, kar kış demeden yollara düşülür. Ama yollara öyle sıradan bir şekilde düşülmez, işin bir raconu vardır. Tek tip formalar giyilmeli, üst baş terte­miz olmalı ve en az on beş kilo kitap ve defter taşınmalıdır. “Belirli Gün ve Haftalar” kutlan­malı, ip gibi sıraya girilmeli, hem derslerde hem de “sosyal aktiviteler”de başarılı olunmalı, tor­nadan çıkmış gibi örnek bireyler yetişmelidir. En önemli noktaysa, akla bölünebilir bütünlükleri de getiren bölünmez bütünlüğün kim için ve niye va­rolduğu­nun asla sorgulanmaması olur.

Okulun ilk kısmında bu düşünceler ve davranış kalıpları eldeki malzemeye (öğrencilere) iyice ye­dirildikten sonra, hala öğrenci olarak kalabilenler, farklı farklı okullara giderler (arada yaşanan yap­rak dökümünü ve gidilen okullardaki farklılıkları şimdilik bir kenara bırakalım). Burada, yani düz, süper, meslek gibi türleri bulunan liselerde mal­zemenin işlenmesi sürer. Hem bedensel hem de ruhsal olarak pek çok de­ğişim ve çatışkının yaşan­dığı bu dönemde her kural dışılık usulüne uygun şe­kilde bastırılır. Maddi zorluklar, rehberlik ser­visleri, disiplin yönetme­likleri, staj sömürüsü, ve­liler, üniversite sınavı, vb... “normaller”in dı­şında seyreden her şeyi normallerine döndürür. Yeni yaprak dökümlerinin ar­dından, yıllarca anlamı ve yaşamda karşılığı çö­züle­meyen çalışmaların ve ça­baların, o ana kadar sür­dürülen sistemli dumurlaş­tırmaya uygun olarak öl­çülmesine gelir sıra. Artık evli evine, kazananlar ka­zandıkları üniversitelere­dir (bir de tezgahlarının başına dönenler/döneme-yenler, ya da baştan beri orada olanlar vardır ki, onları da şimdilik bir ke­nara koyduk).

Üniversite... Tıpkı daha önceki okullar gibi pek çok çeşidi ve bölümü bulunan bu kurumda yapılacak olanın ne olduğunu tahmin etmekte herhalde pek zorlanmayacağız. Bazı bölümlerde işçilerin nasıl daha iyi kovulacağı ve kalanların suyunun nasıl daha iyi çıkarılacağı, bazı bölüm­lerde insanın kendini nasıl daha iyi pazarlaya­cağı, bazı bölümlerde herkesin aynı malum ırka sahip olduğu ve türevleri, bazı bölümlerde bir kere bile görülmemiş ve dokunulmamış makinele­rin nasıl yapılacağı, diğerlerinde de başka “hü­nerler” öğretilir. Tüm bunlar bilimin yuvası olan üniversitelerde son derece bilimsel bir şekilde öğretilir, bu bilimselliğin niteliği de şimdilik bir kenara koyalım.

Sıra askerliğe gelir artık. Davullarla, zurna­larla, nereden edinildiği bilinmez bir borcu öde­mek üzere on sekiz aylığına erkekler asker “ocağı”na uğurlanır. Burası olgunlaşma yeridir, nam-ı diğer topluma ve düzene o ana dek uyum sağlayamayanların paşa paşa uyumlulaştırıldığı yerdir. Askere gidenler erkeklermiş gibi görünse de, kadınlar da askerlik yapar aslında. Askerin ailesi, eşi, bekleyeni olur kadınlar, nihayetinde “borç” ödenir.

Eğitim okulların, ailenin ve askerliğin dışında sokaklarda, işyerlerinde, kahvelerde, medyada ömür boyu devam eder.

Artık kenara koyduklarımıza el atabiliriz.

İsalara İhtiyaç Duyanların Toplumu
Toplumun niteliği nedir sorusunun yanıtı, tüm sorduklarımızın yanıtlarına ulaşmamızda bize yardımcı oluyor. Şunu yalın bir biçimde görebili­yoruz ki, toplumun bü­yük bir bölümü üretiyor (ya da üretim sürecinin bir yerinde emek gücünü harcıyor), küçük bir azınlık ise üretilenleri sa­hipleniyor ve üreten­leri yönetiyor. “Vatan­daşlar” aynı topraklarda yaşasalar bile, o toprak­ların üzerinde aynı şe­kilde yaşamıyorlar. Ara­larında bir eşitsizlik var. Bunun adı da sınıflı top­lum. Bir yanda işçi sınıfı, bir yanda burjuvazi, arala­rında da ara sınıf ve katmanlar.

İsa tokadı yediğinde öteki yanağını uzatmış olabilir  ama bir insanın emek ürünlerine bir baş­kasının el koyması duru­munda, el koyanın karşı­sında bir İsa bulacağını düşünmek mümkün değil. Bu nedenle sınıflı toplumda mücadeleler var. Za­ferin elde tutul­ması, pek çok karmaşık yöntemle­rin yanı sıra te­melde zor yoluyla sağlanıyor. Atı­lan tokatlara karşılık gelmemesi için, kurbanların yani toplu­mun üreten ezici çoğunluğunun elleri, kolları, gözleri, zorla ve yanılsamalarla bağlanı­yor. Dev­let ve eğitim, bu işi görmek için biçilmiş bulunan kaftanlar.

Dağda yetişen bitkileri, dallarının üzerindey­ken bir karşılık ödemeden koparıp yiyebiliyoruz. Ama onları bir başkası koparıp pazarda tezgaha koyduğunda, belli bir karşılık ödemek durumunda kalıyoruz çünkü artık onlar üzerinde emek har­canmış mallar durumuna geliyorlar. Tıpkı bunun gibi, emek harcamadan değerler üretilemiyor, toplumdaki tüm değerler emekçiler sayesinde üretiliyor. Ama sınıflı toplumda ezici çoğunluğun yarattığı değerler, el koyan bir avuç azınlıkça kullanılıyor ve yönlendiriliyor.

Toplum, burjuva sınıfının yönettiği  burjuva toplum, çünkü sınıflar mücadelesinde zafer ve devlet onun. Toplumun tüm kurumları ve eğitim de burjuvazinin emrinde onun ihtiyaçlarına göre düzenleniyor.

Her ailenin aynı zorunluluk denizinde boğul­mayışına gelelim. “Aile saadeti”nin sağlanması, üretim araçlarına sahip burjuva sınıfın elinin al­tında daha iyi ve nitelikli bir işgücünün bulun­ması açısından büyük bir öneme sahip. İşçi aile­leri, burjuvaziye hem yeni işçiler ve işsizler ye­tiştirmeli, hem de varolan işgücünün yeniden üretimine hizmet etmelidir. (Bir burjuva ailesiyle bir işçi ailesinin sorunları ve mecburiyetleri de aynı olmaz. Bir dirhem et gerçekten de bin ayıp örter. Yaşam boyu bir damla alın teri dökmeden elinin altında her türlü imkanı bulunduran burju­valar, ellerindeki imkanlar sayesinde tüm “ayıp”larını rahatça kapatabilirler. Örneğin biri­nin kocasından ayrıldıktan sonra “özgürlüğünün” tadını çıkarmak için bilmem ne adalarında tatil yapma şansı varken, berbat koşullarda yaşamak durumunda olan işçi ailelerindeki kadınlar, bo­şanmayı akıllarına bile getiremez, bu onlar için büyük bir yıkım ve yenilecek damgalar demek­tir.)

“Simit satan çocuklar” edebiyatı, seçimlerin yapıldığı dönemde epey revaçtaydı. Şu anda mecliste bulunan düzenin siyasi partilerinin genel başkanları, çocukken simit sattıklarını söyleyerek oy istedikleri çalışan yığınların gözüne girebilmek için onlara “biz sizdeniz” mesajını vermek iste­mişlerdi. Onların ezilen ve sömürülen yığınlardan olamayacakları açık, ama niye özellikle bu söz­leri seçtiklerine dikkat edelim.  Gerçekten de feleğin her türlü çemberinden geçerek okuyup ol­muş bu “büyük adamlar”, hem düzenin yığınları donattığı sınıf atlama hayallerinin somut ifade­leri olarak yeni aldatıcı hayaller yaymak için boy gösteriyorlar, hem de onların da çok iyi bildiği ve üzerinden oy toplamaya çalıştıkları gibi, çalışa­rak okuyan ya da çalıştığı için okuyamayan pek çok çocuk var. İşte yaprak dökümü, burjuva top­lumun kaçınılmaz gerçeği. Ve eğitimin tüm aşa­malarında bu gerçek, çoğunluk için okumaktan vazgeçip hayat okuluna girmekte belirleyici olu­yor.

El koyanların yönettikleri toplumda her şeyin nasıl da tersinden işlediği, üniversiteler alanında berrak bir biçimde görülebiliyor. Daha önce de bahsettiğimiz gibi toplumdaki tüm zenginliklerin kaynağının üretenler olması gerçeğine rağmen, onlar sayesinde varolan üniversitelerde, onların çıkarına değil onların çıkarlarının düşmanı olan burjuva sınıfa hizmet edecek bir eğitim veriliyor. Üniversitelerde öğrencilerden alınan ve pek çok şikayete konu olan harçlarla,  masrafların bir kısmı karşılanırken, geri kalan kısımlar devletin kasasından çıkıyor. Burjuva devletin kasası ise, üretenlerin sırtından çalınan değerlerle, onların sofrasından eksilen ekmekle doluyor. Üniversite sınavıyla o zamana kadar hayata atılmamış olan­lar zorunlu tercihlerini yapıp hayata atılırken, belli ayrıcalıklara sahip oldukları için sınavı ka­zanabilenler okul tercihlerini yapıyorlar. Üniver­siteye girebilmenin koşulu zeki olmak olmadığı gibi, orada öğretilenler de kendi başına bilim için öğretilmiyor. Bilim egemen sınıfların yararına işli­yor, üniversitelerde burjuvaziye nitelikli ve burjuva sınıf bilincini almış uşaklar yetiştiriliyor.  

Sonuçta, aldığımız eğitimin nasıl bir eğitim olduğunu az çok kavrayabildiysek, bir soru çıkı­yor karşımıza. Bu eğitimin bize parayla ya da üre­tenlerin sırtından çıkması pahasına parasız veril­mesini istiyor muyuz? Paralı ya da parasız, bur­juva eğitimi istiyor muyuz?

Alıntı; http://www.geocities.com/atesicalmak1844/sayi1.htm

13.10.2004 22:52:10
Görülmesi gerekenleri en yalın haliyle anlatan bir yazı.

Bu yanlışlıklar dizisinin sadece eğitim kanadı. Deveye sırtın eğri demişler; nerem doğruki demiş.... Wink  

13.10.2004 23:04:45
ben bu anlamsız egıtımı yasadım

   ama dogacak cocuklarımın yasamaması ıcın ne yapabılırım
 
  bu duzen kurulmus ıslıyor gozukuyor


       benım yasadıklarım yazılanlar gıbı egıtımde ogrendıklerımızın hepsı

  gundelık hayatımızda kac tenesını uyguladık mısal okulda ogrendıgımız bır kurbaganın ıc organları hangımızın ısıne yaradı

  veya tarıh derslerınde anlatılanların hepsı dogrumuydu

  dın derslerınde bıze zorla ogretılmeye calısılan dualar,ogrenmezsen sınıfta kalırsın turunden baskılar

  muzık dersındekı anlamsız(benım ıcın) flut calmalar

  veya tam hayatın anlamını kavramak uzereyken askere gıtmeler

  gıderken halaylar davullar zurnalar

  askerlık 18 ay(veya 24 aylar 36 aylar)

  hangımıze ne yarar sagladı cogu ınsan askerden psıkolojısı bozuk dondu kımı ınsan oralarda oldu kımı yaralandı...

  neresı faydalı sılah tutmakmı

   bu egıtım mı?

  veya aıle saadetı askerden doner donmez basgoz etme cabası aıle fertlerının

  ya bırakın nasıl ıstıyorsa oyle yasasın kendı hayatını bırey artık

  boyle bır egıtımın var olmasını ıstemıyorum ben.....

17.10.2004 19:51:18
Bu eğitim içinden çıkılması en kolay eğitimdir,çünkü yadırgatıcıdır, daha az yadırgatıcı daha eğitime elverişli bir eğitimin geliştirilmesini daha endişe verici buluyorum.

19.10.2004 23:58:05
Mike ne anlattigini anladin mi?
Egitimsiz egitimi nail vereceksin ve nasil yaratacaksin?
Uykundan uyanmanin zamanni geldi?
Bahis oynarken bile egitim gerekiyor ...

20.10.2004 01:40:13
Alıntı
ben eğitim görmem
sadece yaratır ve eğitirim

eğitilmeden eğitirim ben
egit lem mike..valla egit..mina koyim...yarat ve egit..sen egitmicende kim egitecek

Leonardo 20.10.2004 13:14:01
Kendini eğitmeye karar vermedikçe MEB'i aileni, toplumu, çevreni suçla dur...

P_İn_iLtİ 22.10.2004 13:54:04
Sistem çarpıklarla dolu beni egitecek birini bulursam koşa koşa giderim valla

Leonardo 27.10.2004 22:30:44
Alıntı
seni eğitirim,ama kulaklarını gözünü beynini değiştirmem gerek.
Belki seni yiyip doğurursam,ozaman yeni bir beyin,göz ve kulaklarla,eğitimimi anlarsın.
Bir insan bir maymunun eğitimini anlamaz.
Seni önce bir maymun yapayım,bak ne güzel muz toplayacaksın.
ama sen bana maymun diyorsan,maymunun eğitimini istemiyorsan,ozaman belki.....
sen nesin?
Bir Öküzmü?
Ozaman bir İnsan yesin seni.
İnsan herşeyi yer.
Sadece boku henüz yiyemiyor.

pink floydun klibi gibi diyosun yani... da ben küçüken okuldan çıkıp dost kitabevine giderdim. kimse de bişey demezdi...  

27.10.2004 22:58:56
dost kitapevi..ank.yi hatirladim,cok kotu oldum,mukemmel gunlerdi..seni seviyorum ANKARA

P_İn_iLtİ 27.10.2004 23:00:40
Alıntı
seni eğitirim,ama kulaklarını gözünü beynini değiştirmem gerek.
Belki seni yiyip doğurursam,ozaman yeni bir beyin,göz ve kulaklarla,eğitimimi anlarsın.
Bir insan bir maymunun eğitimini anlamaz.
Seni önce bir maymun yapayım,bak ne güzel muz toplayacaksın.
ama sen bana maymun diyorsan,maymunun eğitimini istemiyorsan,ozaman belki.....
sen nesin?
Bir Öküzmü?
Ozaman bir İnsan yesin seni.
İnsan herşeyi yer.
Sadece boku henüz yiyemiyor.
İyi hoş diyorsunda ama daha insanın yemedigi hiç bir bokun kalmadıgının farkına varamamışsın.
 laugh  

28.10.2004 09:56:15
Eğitimin ne mene bir bir şey olduğunu anlamak için önce sözcüğün etimolojik kökenine bakmakta fayda var. Eğitim adı üzerinde eğilmekten geliyor ve türkçede de çok iyi yerine oturmuş. Eski bir atasözünün dediği gibi "ağaç yaş iken eğilir" ki  bu konunun özüdür. Yani toplum bireyin başı dik, bildiğini istediğini yapan bir varlık bir özne olmasına izin veremiyeceği için onu eğitmek (talim ve terbiyeye tabi tutarak) biçimlendirmek ister. İşte bu isteğin sonucunda geçirilen tüm sürece eğitim denir. Eğitim şöyle yada böyle tahakkümün toplumsal etiğine uygun olarak bireyi biçimlendirme etkinliğidir. Yani toplumun insan tornasıdır hepsi bu.

Bu yüzden insanın düşünsel gelişmesi için gerekli olan bilgileri almasının (öğrenim) süreciyle eğitimi kesinlikle birbirinden ayırmak gerekir. Çocuğun eğitime değil öğrenmeye, bilgiye, özgüvene ve paylaşmaya ihtiyacı vardır. Eğitim bu taleplere cevap vermek şöyle dursun tersine bu süreçleri engeller. Bu yüzden özgür bir eğitim tasarlamak  dahi abesle iştigaldir. Eğitimin sağladığını iddia ettiği en önemli şey olan ruh disiplini (iç disiplin) ise doğrudan katılımcılık yoluyla elde edilebilecek bir şeydir.

sağlıcakla,

Leonardo 14.11.2004 20:25:44
toplum bireyi biçimlendiremez birey izin vermedikçe . kimse seni biçimlendiremez. sen kendini biçimlendirirsin.

sen öğretmenlerin için çalışmıyosun ki. öğretmenler senin için çalışıyolar...
(beynimi ben biçimlendiririm

23.11.2004 16:02:27
Neye göre?...

26.11.2004 23:44:44
aslında, insanın düşünce yapısını bütünüyle "ben biçimlendiririm" demekle "toplum yapıyor sistem yapıyor" demek eksiktir.

bu işte sistemin, toplumun ve doğal olarak senin büyük etkin var.

"beynimi ben şekillendiririm" biraz fazla iddialı, böyle yapmış olabilirsin bilmiyorum, fakat bence şöyle genişçe düşün genel olarak düşüncelerin, önyargıların, toplumun önyargıları vs.

eğer gerçek düşüncen ile hareketlerinin çeliştiği bir nokta varsa, işte burda içinde yaşadığın toplumun büyük etkisini görebilirsin.

kendimden örnek vereyim, eşcinsellik konusunda düşünce olarak herhangi bir insandan ayırmam söz konusu değildir, bir heteroseksüel gibi cinselliklerini ve hayatlarını yaşamaları gerektiğini düşünürüm, fakat eşcinsellikle ilgili aşağılayıcı ya da küçümseyici bir fıkra, espri vs. beni güldürebiliyor, işte çevrenin ve bilinçaltıma yerleştirilen homofobinin etkisi.

bir kadının kendisini rahatlıkla bir erkekten daha geri ve zayıf bir varlık olarak görebilmesi, bunu kabullenmesi yine bunun göstergesidir, insanların kendi kimliklerine yabancılaşıyor.


Sayfa: [ 1 ] 2