SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Din Felsefesi

Konu: Jaspers'te Varlığın 3 Boyutu

Sayfa: [ 1 ]

11.10.2004 18:58:22
K. JASPERS’TE VARLIĞIN ÜÇ BOYUTU: DASEİN,
EXİSTENCE (SELF), TRANSCENDENT
     
 Arş. Gör. Dr. Osman ELMALI

                  Varlık, bugüne kadar düşünürlerce üzerinde anlaşma sağlanmış bir tanıma sahip olmamıştır. Düşünürler, varlığı olgulara, evrene, insana, diğer yandan metafiziğe bakış açılarına ve düşünce yapılarına göre, farklı şekillerde algılamışlar ve tanımlamışlardır. Kimilerine göre yalnızca görünen, dokunulan, yani somut olan ve duyularla algılanan ‘şey’ bir anlam ifade ederken, kimileri bunların dışında olanların, metafizik olanın bir değere sahip olduğunu kabul ederek, bunların arasında ‘somut’un önemli bir yere sahip olmadığını düşünmüşlerdir.
Felsefenin ilgilendiği üç temel alandan biri olan ontoloji üzerine, günümüze kadar, birçok farklı felsefi disiplin kurulmuş, bunlar, varlığı ele alış biçimlerine göre şekillenmiş ve isimlendirilmişlerdir. Problem İlkçağ’dan itibaren ilgi görmüş, bazen varlığın esasını oluşturan prensibin (arche) bulunması için çaba harcanmış, bazen de evren, insan ve Tanrı anlaşılmaya çalışılmıştır.Diğer yandan, varlık türleri arasındaki ilişki de, varlık felsefesi içinde önemli bir yere sahiptir. Probleme bu açıdan bakılmak suretiyle de, birçok felsefi ekol ortaya çıkmıştır. Yani insan, evren Tanrı veya diğer fizik ve metafizik varlıkların birbirleriyle olan ya da olduğu düşünülen ilişkisi, önemli problemler doğurmuştur. Hangisinin daha anlamlı ve önemli olduğu veya hangisinin değerinin diğerlerine göre daha çok olduğu konusunda ileri sürülen görüşler, felsefe tarihi boyunca farklılık göstermiştir.

  Burada ele alacağımız Karl Jaspers’in (1883-1969) görüşleri varlık felsefesiyle ilgili olmakla birlikte, varlık felsefesine yeni bir boyut kazandıran ve farklı bir açıdan bakan egzistansiyalizm merkezlidir. Jaspers bir egzistansiyalist olarak varlığı diğer filozoflardan daha farklı ele almıştır. O, varlığın, yalnızca, karşımızda duran somut bir şey olarak düşünülüp, değerlendirilmesi taraftarı değildir. Varlık, kendisiyle düşünülen kaynak olmakla birlikte, üzerinde konuşulan ancak, hakkında kesin bilgi edinilemeyen şeydir. Ona göre, bizim algılayabildiğimiz, konu olan yani karşımızda duran bir obje olmak noktasındaki varlık, esas ve bütünüyle algılanmış olan varlık değildir.Çünkü filozofa göre bilmek, bir şeyi mutlak olarak kavramak demek değildir. Varlık hakkında söylenilen şey, sadece bir yorumdan ibarettir. Bütün varlığa yalnızca ona yüklenilen anlam kadar sahip olunduğuna göre, varlığı ifade etmeye kalkıştığımızda, ifade ettiğimiz kadarını bilebilmişiz demektir. Dolayısıyla, varlık suje için anlamlandırılması oranında var olan şey olduğuna göre, ne olduğu değil ‘ne olmadığı’ kavranabildiği zaman bilinebilecek şeydir. Sujenin yorumu, varlığın ne olduğunu tamamıyla ortaya koymaya yetmemekle birlikte, bütünüyle varlık, yorumların işaret ettiği ‘görülmeyen’dir. Varlık hakkında ileri sürülenlerin, varlığı mutlak olarak kavrama olmayıp yalnızca bir yorum olması, egzistansiyalizmin genel özelliklerinden biridir. Buna göre iki ayrı sujenin, bir obje hakkında yapacakları yorum, hiçbir zaman birbiriyle tamamen aynı olmayacaktır. Dolayısıyla varlık, her sujenin farklı anlayacağı ve tek başına ulaşabileceği soyut bir gerçekliktir. Sonuçta, Jaspers’e göre, hangi araçla olursa olsun, varlığın bütününü kavrama olanağı yoktur. Çünkü ancak bilinçte olan bilinebilir.Diğer yandan, filozofa göre, varlığın herkesin bilincinde olan, herkesin bildiği bir şey olduğunu düşünmek, yanlıştır.

     Jaspers’in varlık öğretisi, ontolojinin en bilinçli örneği olan periekontolojidir.Periekontolojinin temel iddiası ise, varlığın kategorial bir şekilde kavranamayacağı, yani kategorilere ayırmak suretiyle varlığın anlaşılamayacağı şeklindedir. Ona göre, gerçek varlık, görünen somutun ötesinde tamamen soyut karakterlidir.

     Ancak, sujenin tek başına ulaşıp yaşayabileceği soyut bir şey olan varlığa nasıl ulaşabileceği veya varlığı nasıl algılayıp kavrayabileceği konusunda bir problem ortaya çıkmaktadır. İşte bu problemden dolayı Jaspers de, karşı çıktığı kategorilendirmenin gereğini hissetmiş ve bu noktada, varlığı anlayabilmek için kategorilere ayırmak zorunda kalmış gibi görünmektedir. Jaspers’in bir zorunluluk olarak başvurduğunu düşündüğümüz bu kategoriler şunlardır:

                a-   Görülen, duyulan somut varlık; Dasein,

                b-   Fiziksel varlığının ötesinde, ‘ben’iyle varolan soyut varlık insan; Existence,

                c-    Varlığı kendisinden olan, soyut ve aşkın varlık; Transcendent.

Filozofa göre, her ne kadar, varlık kavranamayacak soyut bir gerçeklik ise de, ona ulaşabilmek yine de somut varlığı kavramaya çalışmaktan geçmektedir. Yani varlığı anlamanın kaynağı, varlık hakkında doğrudan doğruya bilgi vermemesine rağmen ampirik, görünen objelerdir. Bu konuda Jaspers de, “varlığı, bizim için reel zaman içinde görüntü olanın dışında tecrübe edemeyiz. Çünkü, bizim için, var olan dünya varlığının zamanlılığı içinde görünmek zorundadır” demektedir. Jaspers’e göre örneğin, ‘ben’ dünyaya aşkın olmasına rağmen, dünyanın dışında değildir. Dasein, yani duyulan, görülen objeler olan deneysel varlık, gerçek varlığa ulaşmak için yalnızca bir aracıdır. Filozofa göre, ‘dasein’in kendi başına, pozitif bilimlere konu olan yönüyle bir anlamı yoktur. O sadece bir aracı, bir geçiş yoludur.
Jaspers’in asıl üzerinde durduğu varlık boyutu, fiziksel yönü dasein’e dahil olan ve ancak ‘ben’iyle dikkate alınması gereken hatta ‘ben’iyle var olan, insandır (existence). Çünkü, bir yandan, dasein existence ile kavranılabilip, algılanıp bir anlam kazanacak, diğer yandan Transcendent da existence tarafından algılanmakla varlığı anlamlanacaktır. Dolayısıyla, egzistansiyalizmin öğretisine de uygun olarak, Jaspers’e göre varlığın merkezinde, özgürlüğünü kullanmak ve kendini gerçekleştirmek üzere insan bulunmaktadır.
Filozof, vücut olarak fizyoloji, ruh olarak psikoloji, toplumun bir parçası olarak da sosyoloji tarafından ele alınan insanı, bu bilimlerin hiçbirinin ortaya koyamadığı kanısındadır. Çünkü ona göre insan, görünen veya bilinebilecek yönüyle anlaşılamayan, bunun dışında bir şey olan, ancak yine de vazgeçilmez bir imkan olarak karşımızda dikilip duran varlıktır.
Dolayısıyla Jaspers’e göre, insanı iki açıdan ele almak mümkündür. Bunlardan biri, insanın bir araştırma konusu olduğudur. İnsanın bu yönünü filozof, deneysel varlık olarak, daha önce de belirttiğimiz gibi, dasein’e dahil etmektedir. Deneysel varlık yönü, insanın çeşitli bilimler tarafından incelenen bir obje oluşunu ifade eder. Bu yönüyle insan, kendini değişik şartlar içinde, onlara uyum sağlamış, objeler arasında bir obje gibi tanır. İnsan somut yanını bu şekilde belki tanıyabilir ancak, bu yönünü tanıması, kendisini insan yapan ve diğer obje ve insanlardan ayıran yönünü tanımasıyla ilgili değildir. İnsanın fiziksel yönüyle ele alınması, onun bilimlerin deneysel araştırmaları için bir konudan öteye geçmemesi anlamına gelir. Jaspers, bugünkü modern bilimlerin, insanı yalnızca somut-fiziksel yönüyle ele aldıklarını, dolayısıyla onu bir madde gibi değerlendirip asıl değerini göz ardı ettiklerini de ifade etmektedir.
Jaspers’e göre, insanda bulunan diğer yön ise, ‘ben’dir. İnsan, ‘ben’liğini keşfetmekle, bu yanının farkına varmakla insanlığını fark edebilir. Egzistansiyalist felsefenin, insanın kendi benliğinin farkına varması ve benliğinin başka hiçbir şey tarafından emilmesine izin vermemesi öğretisi, farklı ifade ediş tarzına sahip olmakla birlikte Jaspers’te de vardır. Çünkü eğer insan, ‘ben’liğinin başka bir otorite tarafından emilmesine izin verirse, kalabalıklar arasında kaybolup gidecektir. Ona göre, insanın kendi benliğinin farkına varmasına, dolayısıyla kendini gerçekleştirmesine engel olan bir toplum içinde bulunma durumunun farkında olması gerekir. Bir topluluk içinde olmak, her ne kadar, güvenlik ve teminat verse de, bununla birlikte, insanın ‘ben’i topluluk tarafından emilmekte ve insan kendi insanlığının ve benliğinin farkına varamamaktadır.
Jaspers, pozitif bilimlerin, insanı sadece üzerinde çalışılabilecek bir obje olarak ele alması nedeniyle, her problemin üstesinden gelebileceği iddiasını kabul etmemektedir. Çünkü ona göre insan, bir makine değildir.
Jaspers, kendi içlerine kapalı olan ve insan hakkında monist değerlendirmeler yapan bütün felsefe sistemleri ve bilimsel açıklamaları da eleştirmektedir. Zira insan, kendisi hakkında bile, bilebileceğinden daha fazla bir şeydir.
İnsan bütün bunların farkına vardıktan sonra, varlığının, benliğinin, insanlığının bilincine nasıl ulaşacak? Jaspers’e göre, bunun en temel koşulu, özgürlüktür.Ancak insan, gerek inandıkları, gerek tabi oldukları açısından olsun, yaşamında belli otoritelerin baskısı altında olup, özgürlüğüne sınırlama getirilmiştir. Böylece kendini unutan insan, yalnızca kişisel çabasıyla kendi kendinin farkına varabilir.
İnsanın, insanlığını unutup, çoğunlukla kendi farkına bile varmadan yaşayıp gittiğine inanan Jaspers, buna neden olarak, teknik dünyayı ve insanı programlayıp bir koşuşturmanın içine atan teknolojiyi göstermektedir. İnsanın bu şartları fark edip kendine dönmemesi durumunda ise, içi boş ve muhtevasız kalacağı kanısını ileri sürmektedir.İnsan bu dağınıklık içinde kaybolup gitmek istemiyorsa, bilgece bir yaşam sürme çabası içinde olmalıdır. Böylece birey, yaşamında tamamlanmayan bir hedef bulmuş olacak, insanlığını sürekli keşfedecek ve devamlı yolda olacaktır. Bilgece yaşam sürmenin ise üç yolu vardır. Bunlardan birincisi; ‘kendi kendini yoklama’ olarak ifade edilebilir. Bunu yaparak insan, gün boyunca ne yaptığını, ne düşündüğünü göz önüne getirecek, nerede hata yaptığını, nerede içten olmadığını hatırlayacak ve kendini bir düzene sokacaktır. İkincisi ise, ‘görevlerin göz önüne getirilmesi’ veya ‘şimdi ne yapmak gerektiğini düşünmek’tir. Birey bununla, her şeyi içine alması gereken anlam kaybolduğu zaman, topluluk içindeki öz yaşamını düşünecek, insanlığının farkına varıp onu elde etmek için, hangi görevlerle yükümlü olduğunu daha açık bir şekilde kavrama olanağı bulacaktır. Diğer yöntem ise, burada ele alacağımız üçüncü varlık türü olan Transcendent’la ilgilidir. Bu yol ‘varlığı aşan tefekkür’dür. Bu yolla, sanat ve edebiyat kullanılarak, gerçek varlık olan Transcendent’ın niteliği hakkında kesin bir kanaate varmaya çalışılmalıdır.
Jaspers’e göre, existence’ın kendinden sonra, varlığını kavraması gereken diğer varlık Transcendent’tır. Existence-Transcendent ilişkisinde filozof, ‘ben’in kendini aşıp Transcendent’a ulaşması, O’nu kavraması gerektiğini ifade etmektedir. Bunun şartı da yine, insanın kendi kendinin farkına varmasındaki şart olan özgürlüktür. İnsan, özgürlüğüyle vardır ve doğrudan herhangi bir doğa kanununun emrinde değildir aynı zamanda Transcendent’a ulaşmaya kabiliyetlidir. Özgürlük ne kadar kullanılırsa, Transcendent da insan için o kadar kesin olacaktır. Her insan özgürlüğünü kullanabildiği kadar Transcendent’ı algılayacaktır.Jaspers’e göre, dünyada kendinin, içselliğinin farkına varamamış insan, ilkel insandır. Çünkü böyle bir insan, özgürlüğünü başkalarının emrine vermiş, kendi ayakları üstünde duramaz hale gelmiştir. İnsan yalnızca, kendi kararı ve içtenliğiyle, bilgece bir yaşam sürerek, özgürlüğünü kullanmak şartıyla, Transcendent’a ulaşabilir ve böylece kendi varlığını da daha büyük oranda gerçekleştirebilir.
Anlaşılacağı gibi Jaspers, egzistansiyalizm akımının teist tarafında yer alan bir filozoftur. Ateist egzistansiyalistler, insanın bu dünyaya atılmış zavallı ve güçsüz bir varlık olmasından hareketle, mutlak bir özgürlüğe sahip olup, kendini belirlemesinden başka çare olmadığını ifade etmektedirler. İnsan her an, her saniye kendini seçecek, ne olacağına, ne olmak istediğine kendisi karar verecektir. Onun kendini seçip belirlemesine etki edecek hiçbir güç, hiçbir otorite olmamalıdır. Ateist egzistansiyalizme göre, insanın özgürlüğüne etki edecek veya engel olacak güçlerin başında Transcendent gelmektedir. Dolayısıyla insan, özgür olmak için Transcendent’ın varlığını kabul etmemelidir. Jaspers, teist bir egzistansiyalist olarak, insanın kendi varlığını gerçekleştirmesinde, Transcendent’ın varlığını öngörmektedir. Ancak, her ‘ben’ kendi Transcendent’ının karşısında bulunur ve Transcendent daima bireyin algıladığı, iman ettiği şekliyle, kendi Transcendent’ıdır.
Dolayısıyla filozofa göre Transcendent, hiçbir şeyle karşılaştırılamayan, tanımlanamayan, somut olarak bilinemeyen ve mutlak olan varlıktır. Eğer O, deneyin bir objesi gibi değerlendirilirse, ampirik planda küçültülecek ve Transcendent’lığı inkar edilmiş olacaktır.
Sonuç olarak, Jaspers’in temele koyduğu varlık, diğer egzistansiyalistlerde olduğu gibi, existence’dir. Egzistansiyalizmin tepkisel bir felsefe olduğu göz önüne alınırsa, bunun aslında kolay anlaşılabilir bir yaklaşım olduğu görülebilir. Egzistansiyalizm, bugünkü yaşam koşulları içinde, insanın kendisini unuttuğunu, ‘ben’liğinin, insan olduğunun farkına bile varamadığını, ‘ben’inin başka otoriteler tarafından emildiğini savunmaktadır. Buna çözüm olarak ise, Jaspers örneğinde olduğu gibi, insanın, ‘ben’liğini başka otoritelerin emrine vermeden ve özgürlüğünü sınırsız bir şekilde kullanarak, insan olduğunun farkına varması ve kendini gerçekleştirmesi öngörülmektedir. Ancak Jaspers, Kierkegaard ve G. Marcel gibi egzistansiyalistler Trancendent’in varlığını kabul etmenin, özgürlüğe herhangi bir sınırlama getirmediğini düşünürlerken, J. P. Sartre ve Heidegger gibi düşünürler, bunun tersini ileri sürmekte ve Tanrı’nın varlığını kabul etmenin, zaten ‘hiç konumunda’ olan insanın özgürlüğünün daha da çok elinden alınacağını ve insanı, kendini gerçekleştirmesi konusunda daha güçsüz bir duruma iteceğini düşünmektedirler.
Ancak şunu ilave etmek gerekmektedir: Jaspers’in Trancendence anlayışı ne klasik teistik ne de panteistiktir. Jaspers hem dini, hem de ateizmi reddetmektedir. Dini reddetmesinin nedeni, Trancendence’ın her insana özel olması ve her insanın O’nu farklı farklı tecrübe etmesidir. Ateizmi reddetmesinin nedeni ise, ateizmin, Trancendence’ı kabul etmemesidir.[34] Öyle anlaşılıyor ki, Jaspers’in Transcendent’ı, mevcut dinlerin Tanrı anlayışlarından farklı ve tamamen kendine özgüdür. Yani o, bir Tanrı’ya inanmakla birlikte, bu Tanrı teologların anladığı Tanrı değildir.

deniz 12.10.2004 09:39:47
Alıntı
...Egzistansiyalizm, bugünkü yaşam koşulları içinde, insanın kendisini unuttuğunu, ‘ben’liğinin, insan olduğunun farkına bile varamadığını, ‘ben’inin başka otoriteler tarafından emildiğini savunmaktadır. Buna çözüm olarak ise, Jaspers örneğinde olduğu gibi, insanın, ‘ben’liğini başka otoritelerin emrine vermeden ve özgürlüğünü sınırsız bir şekilde kullanarak, insan olduğunun farkına varması ve kendini gerçekleştirmesi öngörülmektedir. Ancak Jaspers, Kierkegaard ve G. Marcel gibi egzistansiyalistler Trancendent’in varlığını kabul etmenin, özgürlüğe herhangi bir sınırlama getirmediğini düşünürlerken, J. P. Sartre ve Heidegger gibi düşünürler, bunun tersini ileri sürmekte ve Tanrı’nın varlığını kabul etmenin, zaten ‘hiç konumunda’ olan insanın özgürlüğünün daha da çok elinden alınacağını ve insanı, kendini gerçekleştirmesi konusunda daha güçsüz bir duruma iteceğini düşünmektedirler.
Ancak şunu ilave etmek gerekmektedir: Jaspers’in Trancendence anlayışı ne klasik teistik ne de panteistiktir. Jaspers hem dini, hem de ateizmi reddetmektedir. Dini reddetmesinin nedeni, Trancendence’ın her insana özel olması ve her insanın O’nu farklı farklı tecrübe etmesidir. Ateizmi reddetmesinin nedeni ise, ateizmin, Trancendence’ı kabul etmemesidir.[34] Öyle anlaşılıyor ki, Jaspers’in Transcendent’ı, mevcut dinlerin Tanrı anlayışlarından farklı ve tamamen kendine özgüdür. Yani o, bir Tanrı’ya inanmakla birlikte, bu Tanrı teologların anladığı Tanrı değildir.
çok güzel bir yazı buz. teşekkür ederim.

peki klasik tanrıdan bağımsız bir tanrı yarattığımızda bu tanrı bilincimize ne gibi etki edecek ?
hayatımız değişecek mi ?
din harici bir sistemde tanrı kavramı ne şekilde açıklanacak ?
bu bir tarikat mı olacak, metodoloji mi, izm mi ?
yoksa inanç ve vicdana hapsolmuş dar bir alan mı ?

12.10.2004 15:25:35
Bilinen teist ve ateist kavramlarini yikacak..belkide jaspertizm Smiley akimi...ancak ben o 3. boyuta-bagimsiz Tanri yaratma isini sevmedim-illahaki bir seye tapmak mi lazim?..veya bu tologlarin anladigi Tanri degilse benim anlayacagim tarzada nasil bir Tanri?

12.10.2004 16:14:11
Bu bence hoş ama boş kurulmuş bir yazı ve insanın kendi tanrısını yaratma eğiliminin ve bunun delilinin dilsel bir hoşluğa nasıl yayılabileceğinin metni.İnsan gerçekte var olan Yaratı'yı reddetmek ve kendi bünyesinden çıkan adına açıkca tanrı demese de tanrı olan bir garipliğe inanmaya meyillidir.Ve bunun için her türlü sözsel cambazlığı yapmaya hazırdır,kısacası sorgusu sorgu değil avuntudur,gerçeğe değil kendi hikayesine ulaşmaktır niyeti.Oysa insan kendinden oluşturduğu ölü tanrısı karşısında coşkusunu sürdüremez ,bünyesi gereği boşluk hızla onu sarar ve sarsılır.Yaratıcı'nın içinde olmadığı bir inancı insan yaratamayacak,mantıklı değil en başta,ya O'nu olduğunca anlayacak ya da sırtını tam dönüp her türlü inancı reddedecek.
Bu aslında inanan insanlar içinde geçerlidir.Onların bazıları da Yaratı'cılarını tanımak yerine akıllarında hoşlarına giden imaja yakınlaştırmayı tercih ederler.
Sözleri çok iyi tanıyan biri olarak ve geçmişte kendi kurduğum sistemin hatta sistemlerin nasıl dışardan hoş ama içten boş olduğunu bilen biri olarak bu yazıya edebi değeri açısında yaklaşıyorum ve şunu demek istiyorum,çok güzel bir cümle sizi gerçek olduğu için değil o ana kadar gelişmiş estetik anlayışınızı okşadığı için size doğru gelir bir çok zaman.İnançsızlığınızı da inançlılığınızı da insan sözünün kıvraklığı ötesinde bir şeylere dayandırmak zorundasınız.Ki bana göre tabi ulaşılabilecek doğru da tek.
Aslında varoluşçuluk ateizmi beslediği düşünülür ama düzgün bakılırsa çok güzel hayata dair düşünce kümeleri vardır.Gerçi elbete biraz çeviri ister.Çünkü gerçeğin çevrilişidir bir nevi her söz.
Özetle Tanrı yaratılamaz ,yaratılırsa Tanrı olmaz.
   

deniz 12.10.2004 19:49:44

insanların kendi tanrılarını yarattığı fikri dediğin gibi tanrının olmadığını ifade etmenin başka bir yoludur.

ancak yazıda benim hoşuma giden din kavramı. yani ben de din olgusuna katılmıyorum. din diye bir şey olamaz. felsefenin bazı alanları din olarak sorgulanmış ve dinler yanıtlarla kendi varlıklarını yaratmışlardır.

buyüzden din kurgudur çoğunlukla.
dinden tanrıyı ayırmak gerekiyor.
doğru tanrıyı bulmak adına.

12.10.2004 20:20:26
Yaratıcı'yı O'nun tarifi dışında bulamazsın,bu tarif dışında sadece anı kollayan felsefeler ve ya edebi yazınlar üretirsin.O'nun senin üretiminin durduğu noktada seni ve herşeyi kapsayan dairenin dahi üstünde bir yeri olması mantıklı olandır.Yani O'nun gönderdiği din dışında bir Tanrı arayışı kendini sıkılmamak için eğlemek gibi bir şeydir.Din -İslam- insanın kurgusu değildir,kendi kurgusuyla kendi maneviyatında bozduğu dinin değil insanın sorumluluğundadır.
1)Yaratıcı'nın yokluğu mantıksızdır.En basitinden, varlığını açık gören zihin yokluğunu hiç bir şekilde göremez.Yani yokluğu yoktur.(sadece  mantık,dinsel ve ya bilimsel hiç bir delilden bahsetmiyorum)Kendi zihin yapısını düşünen insan kendinden düşünceleri,kendini kapsayan düşünceleri ve kendindeki düşünsel sıçramaların yaşandığı boyut olarak kendinden farklı bir alanda gelişebilen düşüncelerini izlese  rahatlıkla yaratıldığı fikrine ulaşır.Yani kapalı bir daire olmadığını sonsuzun,en azından kendi dairesi içinden bu dairenin sisteminin hükümsüz kaldığı bir sistemin etkisini hissettiğini,buradan biçimlendiğini bence görür.
2)Yaratıcı'nın din göndermemiş olması ihtimali mantıksızdır,çünkü bu açık zülümdür ve merhamet duygusunun insandaki yapıcı varlığı dahi böyle bir adaleti gerekli kılar.
3)Yaratıcı'nın istediği dini geçerli kılmak konusunda gücünü yadsımak mantıksızdır.Çünkü yaratacak kadar güçlü olanın kendi sözü yerine konuşulmasına engel olacak kadar da güçlü olması gerekir.İnsan kendisine baksa,kendi hayal gücüne özellikle ve yapabilirliklerine ,tüm zamanlar sonucunda geldiği yere ,sınırsız bir güç kavramını bu sistemin zorunlu kıldığını anlar.
Ya da Yaratıcı,zorunlu durağınızdır,ne kadar düşünce evrilip çevrilse de,  eninde sonunda O'nla nihayetlenir.Ve bu başlangıçtır,O'nun sözünde gerçek kimliğini ve evreni görmek için başlangıç.Tabi tersten başlayanlar için.
Tabi bu benim kişisel anlamam,bir ilahiyatçı konusuna daha hakim ve daha anlamlı bir açıklamayı yapacaktır.


Sayfa: [ 1 ]