SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Din Felsefesi

Konu: Din Nereden Gelir

Sayfa: [ 1 ] 2

09.10.2004 23:19:55
Engels, bu konuda, bize çok açık bir yanıt vermiştir: "Din, insanın sınırlı anlayışlarından doğmuştur". (Sınırlı burada dar anlamındadır.)
İlk insanlar için bu bilgisizlik iki kattır: doğayı bilmemek, kendi kendilerini bilmemek. İlkel insanların tarihini incelerken, sık sık bu ikili bilgisizliği düşünmek gerekir.
Gene de ilerlemiş bir uygarlık saydığımız Yunan antikçağında, bu bilgisizlik, bize çocuksu görünür; örneğin, Aristoteles'in yeryüzünün hareketsiz olduğunu, evrenin merkezi olduğunu ve gezegenlerin yeryüzünün çevresinde döndüğünü düşündüğünü gördüğümüz zaman. (Aristoteles'e göre, bu gezegenler 46 taneydi, bunlar bir tavana çakılı çiviler gibi kımıldamadan ve bir bütün halinde, yeryüzünün çevresinde dönmekte idi...)
Yunanlılar, su, toprak, hava ve ateş dedikleri ve artık ayrıştırılamayan dört öğenin varolduğunu düşünüyorlardı. Bütün bunların yanlış olduğunu biliyoruz, çünkü şimdi artık suyu, toprağı ve havayı kendi öğelerine ayırabiliyoruz ve ateşi de bu yukardakilerle aynı türden bir cisim saymıyoruz.
Yunanlılar, bizzat insan hakkında da çok bilgisizdiler, çünkü organlarımızın görevlerini bilmiyorlardı ve örneğin yüreğin, cesaretin merkezi olduğunu sanıyorlardı.
Daha o zamandan çok ilerlemiş saydığımız Yunan bilginlerinin bilgisizliği bu kadar büyük olduğuna göre, onlardan binlerce yıl önce yaşamış insanların bilgisizliği ne olur? İlkel insanların doğa ve kendileri hakkındaki anlayışları; bilgisizlik yüzünden gelişmemişti. Ama bu insanlar, herşeye karşın, eşyayı açıklamaya çalışıyordu. İlkel insanlar hakkında elimizde bulunan bütün belgeler, bize, düşlerin, bu insanların kafalarında, düşüncelerinde çok yer tuttuğunu söyler. Daha ilk bölümümüzde,[38] insanın bir "eş" varlığı (sayfa 106)olduğuna inanarak, bu düşler sorununu, nasıl çözümlemiş olduklarını gördük. Başlangıçta, bu eşe ayrıca maddi kıvamı olan bir tür saydam ve hafif bir beden atfediliyordu. İnsanda, ölümden sonra da yaşamını sürdüren maddesiz bir ilke, ruhsal bir ilke olduğu anlayışı, çok sonra doğmuştur. (Ruhsal, yani spiritüel sözcüğü, ruhtan, yani esprit'den gelir ki, esprit, Latince'de, soluk demektir; son nefes ile birlikte giden soluk esnasında, ruh (can, âme) çıkar ve yalnız "ikinci"nin varlığı sürer gider.) Öyleyse, düşünceyi ve düşü açıklayan ruhtur.
Ortaçağda, insanların, ruh üzerine garip anlayışları vardı. Yağlı bir bedende ince bir ruh, ince bir bedende ise büyük bir ruh olduğu düşünülüyordu. Bunun içindir ki, bu çağda, çileciler (zahitler, ascètes), büyük bir ruhları olsun diye, ruha büyük bir barınak yapmak için sık sık uzun süren oruç tutuyorlardı.
İlkel insanlar, önce saydam eş biçiminde ve sonra ruh biçiminde, insanın ölümünden sonra da yaşadığı ruhsal ilkeyi benimseyerek, tanrıları yarattılar.
İlkin insandan daha güçlü, gene de maddi bir biçimde bulunan varlıklara inanırken, buradan yavaş yavaş bizimkinden üstün bir ruh biçiminde tanrıların varlığına inanmaya vardılar. Böylece, Yunan antikçağında olduğu gibi, her birinin belirli bir görevi olan birleşik birçok tanrı yarattıktan sonra, buradan tek tanrı anlayışına ulaştılar. İşte o zaman, günümüzdeki tektanrıcı din[39] yaratılmış oldu. Böylece açıkça görüyoruz ki, dinin kökeni, bugünkü biçimiyle bile, bilgisizlik olmuştur.
Demek ki, idealizm, insanın sınırlı, dar anlayışlarından, bilgisizliğinden doğuyor; oysa materyalizm, tersine, bu sınırların geriye itilmesinden, geriletilmesinden doğar.
Felsefe tarihi boyunca, idealizm ile materyalizm (sayfa 107) arasındaki bu sürekli savaşıma tanık olacağız. Materyalizm bilgisizliğin, sınırlarını geriletmek ister, ve bu, materyalizmin zaferlerinden biri, erdemlerinden biri olacaktır. İdealizm ve onu besleyen din, tersine, bilgisizliğin sürdürülmesi için, yığınların bu bilgisizliğinden, onlara baskıyı, ekonomik ve toplumsal sömürüyü kabul ettirmede yararlanmak için bütün çabaları harcar.
 

11.10.2004 05:43:18
Ama insan bu evrenin sınırlarına hapsedilemez ki..Zerre kadar hapsedilebilseydi,sormazdı,eline alıp incelerdi sadece.

11.10.2004 11:03:03
insanın kendinin farkında olması- yani öleceğinin bilincinde olması. buna ilk adımı  oluşturdu.
ölümün bir son olacağı insanı anamsızlığa götürecekti,
hayatı devam ettiremek için (eğer bir anlam yoksa devam etmeye ne gerek var diye düşünülebilir) gelecek bir hayat fikri ve anlam gerekti.
ve insan dini icat etti.
din, insanın doğasında olan bir şey değil, yalnızca zekasıyla uydurduğu bir kavram- kültürün bir parçası.

11.10.2004 15:48:26
Bilinçlilik soruyu, sorular cevapları, cevapsızlıklar bilmemeyi, bilmemek belirsizliği, belirsizlik kuşkuyu, kuşku tedirginliği, tedirginlik sığınmayı doğurur...

Din bilinemeyene aranan cevapların tümünü içerir ve rahatlatır....

11.10.2004 16:51:06
Dinin kendi keşfi olduğu sanısı sarsılmış insanın umududur.Çünkü insan değil evrenin,sokağının boyutları yanında dahi küçük bir nokta oluşuyla ancak evreni noktalaştırarak başedebilir bu durumda.
Dini korkuyla tarif sorunludur ve kendi içine döner eninde sonunda.

deniz 12.10.2004 10:11:07
dini üreten ve besleyen kavramlar olduğu müddetçe din varolur:

suç ve ceza ilişkileri,
bilinmeyene ilgi ve korku,
iktidar hevesleri, çıkar ilişkileri,
aitlik bilinci,
teslimiyetin rahatlığı ve muhafazakarlık,
düşüncenin/felsefenin gündemden düşmesi,
mahrumiyet (baskı, yoksulluk, cinsel istismar, ahlaksızlıklar,..)
ırkçılık,
iletişimsizlik,
..


 

12.10.2004 10:57:36
buz,
din hakkında düşünürken metot olarak ateist yaklaşmalısın. kendi inancın olsa bile.
çünkü din kültürün bir parçasıdır, doğanın değil. insanın biyolojisine bağlı olan bir şey değildir. düşün ürünüdür,insan yapımıdır.
dinlerin perspektifinden baktığında inceleme ya da düşünme olarak pek bir şey yapamazsın.
bu yüzden;
-öyle olmadığına inansan bile- başlangıç olarak dinlerin insan icadı-kültür malzemesi olduğunu kabul etmelisin..

12.10.2004 14:40:18
Din icgududen gelir.

12.10.2004 16:15:11
İnsan oldukça insanın özellikleri değişime uğrayarak ve ya aynen kalarak elbette varolacaktır.Din de.Bunun sonucu olarak değil ama nedeni olarak.
Sevgili Eylül,ben anneden miras müslüman değilim,keşke olsaydım ,çünkü o apayrı bir şey,sonuçta dinin dışında olduğu farzedilen alanı tanıyorum.Ve oradan artık bu yakayı seyredemem.Çünkü orada çizgisel-düz-bir ilerleme var,dinse katmanlı bir gelişmedir ve içinde olduğunuzu farketmediğinizde düşünce olarak kalır.İçinde olduğunuzun farkında olduğunuzda ise artık kelimelerin düz anlamıyla sormak büyük ihtimalle aşılmıştır,daha farklı sormalar ortaya çıkar.Büyük ihtimalle diyorum,çünkü ilk soru hayatınızın sonuna kadar yenilenmeye hazır esas mesela olarak arkanızda ve ya önünüzde -var mı sorusu-sizi kollar ve siz onu kollarsınız.Kesin olan şudur herhalde hem ateist hem inanan olamazsınız,ancak ateist derken kastettiğin sorgulayabilme yeteneği ise inanan olarak daha az bir sorgu ortamında bulmazsın kendini,üstelik burada sorgulamalar sonuçlarını sadece senden almaz ve yolun gerçek bir mücadeledir.Bizim Peygamber'imizin şüpheyi onayladığı ama teslim olunmaması gerektiğini söylediği söylenir.Bir arkadaşım inançlı olmasına rağmen beyninde soruların bir tülü durmadığını ve kafasını kesip atmak istediğini söylemişti.Ve İlahiyat konusunda güvenilir bir arkadaşımız ona ,keşke senin kadar inanabilseydim demişti.Bu arkadaşımdaki şüphe ateistin duyduğu şüpheden farklı ,İslam'da inancını araştırdığın,kabul ettiğin ve anlamaya başladığın aşamadaki sorgular zaten ifade edilir ve tüm bunlar yterine oturduktan sonra sen iman etmiş ve imanında artık olan kişisindir.Ve artık her neyi sorgulayacaksan artık imanlı biri olarak sorgularsın.Zaman bazısından imanını alır ,bazısını inancında geliştirir.İnsanın mücadelesi hep zaten yenme ve yanilmelerden oluşur zaten.

12.10.2004 18:55:00
Din BABAMIN Bize Hediyesidir.

Baba Affet Bizi

12.10.2004 22:18:51
Niyeki bir suçmu işledin?

 cool  

12.10.2004 22:42:33
her fikir her inanç her ideoloji gibi din de kabullenmelerden ibarettir...
insan isterse  bu noktada da kendi vicdanını dinleyerek inanç sistemeni
oluşturabilir...

13.10.2004 00:30:53
yazıları fazla okumak anım olmadı


Din nedir


Fıtrat : Oluş
Tabiat : diziliş
Dinde O Oluş ve dizilişin intizamıdır

Tarihi iyi tetkik edin
İnsanlığa en büyük fenalık Hak tanımayan Allaha düşman Akıl sahiplerinden gelmiştir

200 sene de Tekamül etmiş bir deviri insanlığı 2saniyede bir keyf için imha etmiştir

Ebediyete inanmamış İkinci hayat yok demiş
Allahsız din tanımadan dine düşman Akıl sahipleri insanlığa en büyük fenalıklar
Yapan kimselerdir

Nizamı Alem Hak ile kaimdir
Nizamın devam edebilmesi İçin hakkın yerinde kullanılması gerekir

İşte
Fıtrat Oluş
Tabiat diziliş
Dinde O oluş ve dizilişin İntizamıdır

Onun için Cenabı Hakkın en büyük nimeti dindir

Dünyada hangi yere giderseniz gidin Mabetsiz yer yoktur
O yüzden Cenabı Hak İnsanlığı dinden Mahrum bırakmamıştır
Çünkü Nizamı Alem Hak ile kaimdir


İnsan Hakkı Ancak din ile kaim olur

Yalnız İnsan Hakkı demek hayvanlardan bile esirgenmeyen bazı vazifelere müsaade değildir
Cesedi muhafaza edilip de ruhu mahkum edilen bir adama İnsan Hakkı mahfuzdur saklıdır
Nazarı ile bakılmaz

Şimdi Bir cemiyetin hem devamı hem bekası için iki şart vardır
Biri her şahsın kendi hissesine isabet eden hak
Diğeri Vatandaşlarına karşı borçlu olduğu vazife

Şimdi işbu hak ile vazife arasında olan nisbet tetkik ettiğimiz zaman
Her hakkın karşısında bir vazife ve her bir vazifenin karşısında bir hak olduğunu görürüz

Bundan dolayı çok açık anlaşılıyor ki
Hak ile vazife her bir ferd için bir sıratı müstekim teşkil ediyor
Ve hak ile vazifeden meydana gelen adaletten sapmadıkca hakiki tealiler terakkiler
Yenilikler meydana geliyor
Öyle yenilikler ki Ebediyeti bekayı üstüne almış sonsuzluğa götürüyor o yenilikler mevt gibi
Acı bir değişme olmuyor


fakat İnsan şehvet kuvveti ve gadab kuvveti arasında etrafı çevrilmiş kuşatılmış bir şekilde bulunmaktadır
Bu iki kuvvet kendisini sürükler

Gadab kuvveti ve şehvet kuvvetinin teklif ettiği şeyler
Nefsin hoşuna giden şeyler İntikam tecavüz hisleri daha neler nelerdir

Ve insan bu iki kuvvet arasında esirdir
Hele kendisini o nefsin hoşuna giden şeyleri huzurunda gördü mü artık akıl kuvveti suları akar bende teslim der vicdanında pek hükmü kalmaz

Şimdi insanın hiçbir yere sapmaması dönmemesini temin için ona muhafız  bir götüren lazımdır


Acaba bu muhafızlık vazifesini en güzel kim yapabilir hangi kuvvetin elinde daha iyi neticeler alınabilir

Hatıra dört kuvvet gelir

1 Keyfi idare sistemi zor kuvvet kullanmak

Bu vahşiyane bir usüldür intizamı muhafaza edeceğim derken asayiş ihlal edilir
Bununla beraber hak kuvvet erbabında kalır vazife hakkıyla yapılamaz Zayıflar ezilir
Haklarını kaybederler

2 muntazam adil hükümet

Hayır !

Hükümet ne kadar muntazam ve herkesin anlayacağı sağlam kanunlar yapsa
İnsanın kalbinin derinliklerine kadar tesir edemediği gibi onun enfüsündeki
Vasiyetlerini de hallerini de durumlarını da  çalışıp da öğrenemez

Zira Hükümetin vazifesi ve kanunun tatbiki insanın görünüş hallerinden ileri gidemez
Yani adamı öldürdükten sonra ceza verebilir öldürmeden evvel onu engelleyemez

Halbuki insanların yüzde doksan ahvali sadrında gizlidir ve hiç kimsenin agah olamayacağı bir keyfiyetle suıdur eder meydana çıkar

3 şerefi nefis  yani şerefi namus
 
bunlar hak adaletin yegane koruyucusu gibi insanlarda şahsi görüş olur

Fakat insanın yaradılışında ki o huyu insanların saadetlerine bağlıdır
Bu saadetlerde birbirinden farklıdır
İnsanlar kendi saadetleri için düşünür
Bundan dolayı saadet asıl gaye oluyor

Bu saadetin devamı için şerefi nefs şart
burada işe yarar fakat her sınıfta bu değişir

Bir Tüccar yalan söylemez onu şerefi nefsisi odur
Fakat bir politikacı cayır cayır yalan sözler orada şerefi nefsi başkadır

Evet her mesleğin her sahanın şerefi namusu başkadır şerefi nefsisi başkadır
Demek bunlar kafi değil

Şimdi ne yapmalı ki insanlığı bu gadab kuvvetinin ve şehvet kuvvetinin
Çerçevesinden kurtarıp
aklı hissin hatalarına hizmete çalışmaktan kurtarıp
asıl vazifesi olan Hissin hatalarını düzeltmeye çalıştırmak

Evet İnsanlığı bu iki kuvvetten kurtulmalı ve kurtarma vazifesini hangi kuvvete vermeli
Ki insanlık yaşaya bilsin insan olaraktan
Yenemiyor akıl bunları
Yener canım

Yook Şehvet kuvveti ayyuka çıktığı vakitte
Nefsin hoşuna giden hadisler ortaya geldiği vakitte ne başkasının hakkı ne vazife
Geç bunları geç diyor
Aklında böyle suları akıyor bende teslimim diyor ucuyor gidiyor



Eeee O halde geriye din fikri kalıyor

Evet hangi bir kanun vardır ki hiç kimseye sezdirmeksizin
Belli etmeksizin başkasının hukukuna tecavüz imkanı bulduğum vakit bana karşı faaliyete geçebilsin ?

O kanun dindir Din

O halde gadab kuvveti ve şehvet kuvvetinden muhafızlığı kime vermeli
İmana İmana

İşte insanı bu iki kuvvetten yani gadab kuvveti ve şehvet kuvvetin esaretinden kurtaran yegane müessese Din müessesidir
Onun için dinsizlik hiçbir zaman ekseriyetin mezhebi olamamıştır ve olamaz

Tarih tarafsız olarak bakarsanız dini medeniyetleri görürsünüz dinsiz medeniyetler yok denecek kadar azdır

Neden Ya başlarına Cenabı Hak tarafında felaketler gelmiştir çünkü dinsizliği neticesi ahlaksız hadiseler tavırlardır
Ya da medeniyetlerinin talimleri ve esas desturları his üzerine kurulduğundan kanunları tanzimde insanların hislerinden yardım aldıkları cihetle
ufak bir sosyal dalgalanma ile idare kuvvetleri derhal çözülüp dağılmıştır


Şimdi de islamın esasından umumi genel hatlarından bir nebze bahsedelim

İdari sahada  islamiyetin takip ettiği  hatt u hareket hükümetçiliktir

Hükümetsizliği göçebe hayatı İslamiyet medeniyetin hariçinde görür

Hükümetçilikte keyfi idare ile kendi başına işleri idare etmeyi meşru tutmaz

Daima danışma usülünü vaz eder danışma usülün de sahte benlik gider
Evet İslamiyetin beğendiği idare şekli umumun reyini güvenilen idare şeklidir

İslamiyet Hükümetçilikte mesul olmayan kimse kabul etmez
Medeniyette islamiyetin bu nokta görüşünü kabule doğru yürümüyor mu ?

Her birininiz cobansınız ve her biriniz kendisine emanet olunandan mesuldür
Hiçbir şeyin yoksa elinin mesulsün gözünden mesulsün fikrinden reyinden mesulsun
Olduğunuz gibi idare olunursunuz buyurmuş Peygamberimiz
İcabın her söze değişir onun sözü değişmez  

 
İslamiyet hükümet reislerini ahaliye hem adalet hem şefkatle muamele etmeye mecbur tutar
Buna karşıda ahaliye hükümetin adilane emirlerine nehiylerine kanunlarına nizamlarına itaat etmek mecburiyetine taşıtır

Evet Hakkı tercih ancak
kim ki Cenabı Hakkın emirlerine saygıda fazla mahlukuna karşı kalbi daha fazla acıyarak çarpar
Hakkı tercih o olunur




 

18.10.2004 13:59:29
Sevgili imam Fitart konusunda karisigim ben...Inrsan Fitrati doyumsuzdur derler nedeni ise Ruhlar aleminde Insan butun guzellikleri gördugu icin burada bulamiyor o gullikleri dogrumu?

Örnegim bir evim olsun deriz-olur...sonra daha iyisini arariz....

23.10.2004 01:36:05
Tanrıla ve Dinlere Ölüm... Shadow of the Deaht.. Kaanlığın ordusunda ki safınızı alın.. Lord Bristhe karşı Bütün PK lar birleşsin.. Britanyayı basıyoruz...

              Milatary Of HaMaS The Murderer LaDy KuZeYs  The Dark ElF


Sayfa: [ 1 ] 2