SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Antropoloji

Konu: prehistorya

Sayfa: [ 1 ]

wollvorinn 09.10.2004 22:03:21
İnsanın fiziksel varlığı yanında, toplumsal ve düşünsel varlığı da sözkonusudur. "İnsanbilim" başlığıyla yola çıkan antropoloji, insanın bu konumuyla da ilgilenmekte ve bu alandaki çalışmaları, antropolojinin "Sosyal Antropoloji" dalı yürütmektedir.
     Sosyal Antropoloji alanındaki araştırmalar, diğer sosyal bilimlerle etkileşim ve işbirliği içindedir. Sosyoloji, psikoloji, etnoğrafya ve felsefe ile sosyal antropoloji ortak paydaları olan ‘insan’da buluşmaktadırlar.
     Sosyal antropoloji çalışma konularından dolayı kimi zaman kültürel antropoloji diye de adlandırılmaktadır. Çünkü çok genel bir söyleyişle, sosyal antropoloji, insanın doğal ve toplumsal çevresiyle olan etkileşimini ve bu etkileşim sonucunda ortaya koyduğu ürünleri yani insan topluluklarının "kültür"lerini inceleme konusu seçmiştir. Kültür, çok farklı tanımları yapılabilen bir kavramdır ancak bir insan topluluğunun bireylerinin düşünce, inanç ve yaşama biçimleri, yaptıkları aletler ve davranış biçimleri çoğunlukla kültürün göstergeleri olarak kabul edilmektedir. Bir toplulukta, bireylerin ölmelerine karşın kültür sürer gider.Diğer yandan da değer yargıları ve anlayışlar değiştikçe, kültür de değişime uğrar ve bu süreç böylece sürer gider. Bugün aynı ülkede yaşayan bizler kültürümüzü varederken, dünya üzerindeki diğer insan toplulukları da bizimkinden çok ayrı olabilen kendi kültürlerini bizimle aynı anda yaşamaktadırlar.
     Günümüzden çok önceleri, tarihöncesi devirlerde yaşamış toplulukların yarattığı "Tarihöncesi kültürler"e gelinirse; bu çok uzun dönemi tanımamıza yardım edebilecek yazılı belgeler yoktur. Elimizdeki temel bilgi kaynakları, sadece, insanların yaptıkları aletler, yaşadıkları ve ölülerini gömdükleri yerlerde bulunan her türlü kalıntıdır. Bunlar da ancak büyük bir bütünün çok küçük parçalarıdır.Buna rağmen bugün, bu çok gizemli ve uzun öykünün, insanın varoluş öyküsünün genel hatlarını çizebilmek mümkün olmaktadır.
Evrimci bilim adamlarının insanımsı diye adlandırdıkları türlerin bıraktığı en eski kalıntılar, çok basit aletlerdir. Tarihöncesinde taş alet yapımında olasılıkla üç önemli aşama vardır. İlki, elde olanın yalnızca kullanılmasıdır . Kenya’da bulunan bir Ramapithecus fosilinin yanında ele geçen ucu kırılmış çakıl taşı, 14 milyon yıl önce inasanın, bu ilk aşamayı temsil eden aleti kullanmış olabileceğini  gösteriyor.
İkinci aşama olan biçimlendirme yani gerektiğinde rastgele alet yapabilmektir. Büyük bir olasılıkla çok uzun sürmeyen ve ilk aşamayla kısmen çağdaş olarak ortaya çıkan bu aşamaya ilişkin kalıntılar 3 ile 2 milyon yıl önceye tarihlenmektedir.
    Üçüncü aşama  tekbiçimcilik (standardizasyon) dönemidir. Bu dönemde insansılar belli bir iş için belli bir tür alet yapma alışkanlığı edindiler. 2 milyon yıl öncesinde başladığı düşünülen ve Homo Habilis türü ile denk düşen durumda, birkaç farklı yerde birden birbirine çok benzer alet yapma alışkanlıkları saptanmıştır.  Homo Sapiens Sapiens yani modern, günümüz insanına ulaşana kadarki çizgide bu eğilim sürmüş ve birbirinden bağımsız insan toplulukları tarafından farklı yerlerde, çoğu kez de farklı zaman dilimlerinde olmak üzere, aynı iş için aynı tür alet yapım alışkanlığı paleoantropologlar tarafından saptanmıştır. Ayrı bir aşamayı temsil eden her bir alet yapım  geleneği ayrı bir isimle adlandırılmaktadır (Olduvai, Acheul , Mouster  ve diğerleri).
     En eski taş aletler, bir ana taş parçadan başka bir taş ya da tahta parçası ile küçük parçalar (yongalar) kopartma ve daha sonra bu yongaların kenarlarını yine taş parçaları ile düzeltme ya da keskinleştirme tekniğine dayanır. Bu aletleri bitki kökü kazımak ya da hayvan postu temizlemek gibi işlerde kullanan insanlar, zamanla, aletleri geliştikçe toplayıcılığın yanında avcılığa geçmişler ve buzulların izin verdiği ölçüde bol av hayvanı bulabilecekleri yerlerde kamplar kurmaya başlamışlardır. Bir sonraki aşamada yine taştan el baltaları, kazıyıcılar ve dilgilerin yanında hayvan kemiklerinden ve çakmaktaşından benzer aletler de yeralır. Ayrıca insanlar açıkhavanın yanında mağaralarda da yaşamaya başlamışlardır. Avrupa’da İspanya ve Fransa’da incelenen bazı ‘Eski Taş Devri’ (Paleolitik Dönem) mağaralarında tabana gömülü insan iskeletleri bulunmuştur. Bu da insanı insan yapan kimi geleneklerin en eski örneklerinden birini oluşturmaktadır.(ölüyü gömme)Bu insanı hayvanlardan ayıran en belirgin göstergedir.
     En eski taş aletler Afrika’da ele geçmişken, daha gelişkin olanlarına Afrika’nın yanısıra Çin’de, Java Adası’nda ve Avrupa’da da rastlanmıştır. Tüm ‘Eski Taş Devri’ (Paleolitik Dönem) boyunca dört kez tekrarlanan buzul ve buzularası devrelerin getirdiği iklim koşulları ve gittikçe artan insan nüfusun yarattığı toplayacak ya da avlayacak besin kaynağı kıtlığı insanları göç etmeye ve belki de daha önce yerleşilmemiş yeni bölgelerde yaşamaya zorlamış olmalıdır. Homo Erectus aşamasına varan bu hareketli insan artık iğneler, süs ve giyim eşyaları da kullanıyordu.
     ‘Eski Taş Devri’ (Paleolitik Dönem)’in günümüze en yakın olan son döneminde (Üst Paleolitik) insanlar, biraz daha önceki zamanlarda başlamış olan ölü gömme ve av başarısını artırma ayinlerini geliştirerek sürdürdüler. Bu ayinlere M.Ö. 30 000 yıllarında, Avrupa’da ilk örneklerine rastlanan kadın figürinleri eşlik etmeye başladı. Taş, fildişinden yontulan ya da balçıktan yapılan, cinsel özellikleri ısrarla vurgulanan (iri kalçalar, büyük göğüsler) küçük kadın heykelleri din oluşumunun ilk işaretleri sayılabilir ve kadının üremeyle ilgili işlevinden dolayı avdaki verimi artırmak için kullandıkları söylenebilir.
     Ayrıca, bu dönem insanları mağara duvarlarına, kaya yüzeylerine, avladıkları hayvanların resimlerini çizdiler, kazıdılar; bunun avlarını artıracağını düşündüler.
     ‘Eski Taş Devri’ (Paleolitik Dönem)in sonlarında son buzullar erimeye başladı ve ormanları, tundraları istila etti. Bu durumda hem av hayvanı sürüleri hem insanlar dağlık mağaraları bırakıp deniz ve nehir kıyılarına, ormanlar içindeki açıklık alanlara dağıldılar. Paleolitik dönemden hemen sonra yer alan bu döneme ‘Orta Taş Devri’ (Mezolitik Dönem) denir ancak; kimi evrimciler bunu da çok kısa süren bir geçiş dönemi olmasını sebepgösterek Paleolitik Döneme dahil ederler. Daha sonra bu dönem yerini ‘Yeni Taş Devri’ (Neolitik Dönem)e bırakır. Bu dönemde doğal olarak yetişen besinler yeterli olmayınca insanlar kendileri besin yetiştirmeye ve bunun gerektirdiği yerleşik yaşam biçimine geçtiler. Mağara döneminin bazı alışkanlıkları ve adetleri yerleşik insan topluluklarında görülmeye devam etti.Medeniyetin bundan sonraki aşamalarında sık sık karşılaştığımız ;toplu ve yerleşik yaşam insanları beraber hareket etme güdüsünden uzaklaştırdı.Toplumbilimciler işte bu noktada yerleşik insan topluluklarının devamlılığı sağlayabilmek için bilinen ilk yasaların ortaya çıktığını savunurlar.
 

deniz 09.10.2004 22:10:59
sosyal antropolojinin, sosyolojiden farkı nedir ?

11.10.2004 05:58:07
Antropolojinin alanını neye göre belirlediğini ben de merak ediyorum.Bir de   araştırma metodları ,bilgiyi nasıl oluşturduğunu ve sınadığını,yani elde ettiği bilgiden emin olma yöntemlerini ...

12.10.2004 17:59:06
Sosyoloji ve antropolojinin cok benzer ve farklı tarafları vardır. Her iki calısma alanı da insan davranıslarını anlamak istemekte ve calısmalarını topluluk (grup) seviyesinde yapmaktadır. Antropolojinin bir bransıda kulturel antropoloji, kulturel konulardaki gorusunu sosyolojik bir ilgiyi paylasmaktadır.
 Antropolojinin sosyolojiye en yakın bransı Kulturel Antropolojidir.

 Sosyolojiyle hemen hemen aynı soruları ifade eder. İnsanın kultur tarafından nasıl sekillendigi ve dönerek kulturu nasıl etkiledigi, belirli bir gurubun kulturununn nelerden olustuguu, ne tur gelenekler, yapılar, normlar, formlar, kurallar, gruplar ve kurumların bir gurubun gunlukk hayatını nasil niteledin gibi soruları incelemektedir.

 

wollvorinn 30.10.2004 03:07:10
antropoloji bütün olarak insanı inceleyen bir bilim olması nedeniyle insanı ve onun oluşum elemenlarını soyut ve somut olarak ele alır bu bakımdan antropoloji kült deyimle fiziksel ve sosyal olmak üzere ikiye ayrılır.sosyal antropoloji ile sosyoloji arasındaki sınırlar öylesine girift ve içiçe geçmiştir ki bazen neyin sosyolojik neyin antropolojik olduğuna bilim adamları bile karar veremezler.birisi bana mezopotamyanın dini geçmişini sorsa ben araştırmalarımdaki olgulara antropolojik bir yaka takarım.aynı araştırmayı bir sosyolog yapsa;metod ve sonuçlar aynı olsa bile oda sosyolojiktir diyecektir.sosyoloji ve antropolojiyi birbirinden ayıran iki önemli etmen vardır.araştırma metodu ve ''result process'' kaynakta sonucun sürecidir.sosyolojide davranış özelliğini ölçme süresi antropolojiden çok daha kısadır ve genellikle deney+gözleme dayalıdır.sosyolojik bir çalışmanın sağlıklı gözlemlenebilmesi için deney sürecinin olumlu geçmesi gerekir.antropoloji öngörüsel olarak önsüz ve sonsuz bir zaman süresince gerçekleşen olayları herhangi bir sınırlama olmaksızın araştırır.buradaki en önemli fark ise sürecin ve sonucun gözlemle belirlenmesidir.çünkü öylesine durumlarda deney yapma imkanı hiç yoktur veya deney sonuçlarının sağlıklı olma ihtimali çok düşüktür.bu noktada sosyolojinin sonuca antropolojinin sürece nazar ettiğini düşünebiliriz.kısaca şunu söyleyebiliriz sosyoloji ve antropoloji sosyal bilimler sarmalının birbirinden sonra gelen iki üyesidir.öncelik antropolojidedir çünkü antropoloji sosyolojiye deney ve gözlemlerinde kendi imkanlarıyla ulaşamıyacağı ön veriler sunar.


Sayfa: [ 1 ]