SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => İç Politika

Konu: kürdistan haritaları

Sayfa: [ 1 ]

deniz 19.03.2007 22:12:57
kürdistan haritaları ne kadar gerçekçi ?
türkiye ve diğer ülkelerin kürtleri bu sınırlar içinde buluşmaya ve bir devlet kurmaya ne kadar istekli ?


torq 20.03.2007 00:03:19
Kürtler yüzyıllardır bu topraklarda bir devlet kurmayı hayal ediyorlar ancak bu hayali gerçekleştirecek koşulları yaratmakta zorlanıyorlardı. Kültürel altyapısı zayıf, din eksenli ve feodalitenin sıkıntılarını aşamamış bir toplumun kendi devletini kurması kolay olmuyor. Tüm batı tarafından desteklenen İsrail'in kurulmasını 1948 olarak değerlendirirsek, kürtlerin 2000 li yılları beklemelerini mantıksız bulmamak gerek.

Yine de özellikle Cumhuriyetin ilanından sonra yaklaşık 30 civarında kürt-islam ayaklanmasının olması ve bunların hepsinin kanlı bir şekilde bastırılmasına karşın hiç bir geri adım atmadan mücadeleye devam etmeleri, kürtlerin bu konuda ne kadar azimli olduğuna ilişkin önemli bir işaret olarak algılanmalıdır.

Kurtuluş savasında İngilizler kürtleri bugünkü gibi bir kürt devleti kurma konusunda ikna etmişler ve M. Kemal'e karşı ayaklandırmaya çalışmışlardı. Ancak M. Kemal, İngilizlerle pazarlık yaparak ve onları tehdit ederek kürtlerin yalnız kalmasını sağlamıştır.

Bugün İngiltere'nin yapmaya çalıştığını Amerika Birleşik Devletleri yaparak ilk kürt devletini kurmayı başardı. Öteki ülkelerdeki kürtlerin de birleşmesi için her türlü gayreti göstereceklerinden eminim.

keçi 16.04.2007 00:17:04
kürtlerin yeniden yalnız kalmayacağını kim söyleyebilir ki? bu durumda, olabilecekleri kim bilebilir? bunları kurulduğunu varsaydığınız aşiret - devlet için söylüyorum. bunlar olağanüstü koşullar, zaman ne gösterir, ayak oyunları nereye uzanır bilemiyorum, bildiğim şey şu ; atlar tepişir olan eşşeklere olur.
bana, tarihe bir kürt ihaneti daha not düşülecek gibi geliyor.

torq 16.04.2007 00:40:17
Batılılar mezopotamyaya girmeyi ve burada yerleşmeyi 50 yıldır düşünüyorlardı ve son 20 yıl önce de tasarlamayı bitirdiler. Onlar bizim gibi günlük politikalar üretmezler çünkü derin devletlerinde düşünen ve strateji geliştiren insanlar vardır, bizdeki gibi çeteler değil. İsrail örneğini boşuna vermedim yukarıda, burası da ibrani kökenli barzani ailesinin kurduğu ikinci İsrail olarak tarihteki yerini alacak. Böylece hem İran'ın Suriye ve Lübnan'daki Hizbullah'la bağlantısı kesilmiş olacak, hem de petrol kaynaklarının üstünde bir ABD uydu devleti olacak.

Biz "aşiret devlet", "kürt diye bir şey yoktur", "Kerkük'e gireriz Türkleri kurtarırız", "kürt ihanetini kabul etmeyiz" şeklinde veciz sözlerle kendimizi kandırırken, ne olduğunu anlayıncaya kadar atı alan üsküdarı geçmiş oluyor. Dolayısıyla senin verdiğin örneğe baktığımızda, tepişen başkaları eşşek de biz oluyoruz kanımca.

16.04.2007 00:58:31
bana, tarihe bir kürt ihaneti daha not düşülecek gibi geliyor.
Nedense tabirlerini hiç beğenmiyorum... Ağır bir Faşizanlık var tabirlerinde...
Kürt İhaneti'nden kastın Türkiye'de yaşayan Kürtler ise bu konuda yanılmaktasın, tabi ki aralarında Irak'taki Kürtlerle beraber bir Devlet kurma isteğinde olanlar vardır. Tıpkı Türkiye'deki Türkler ile Irak'taki Türkmenlerin bir arada olup aynı Devlet çatısı altında bulunmak istemeleri gibi...
Biri ne ise diğeri de odur...
Olması gereken şey, kendi ülkenin topraklarını genişletmek başka -daş'larla birleşmek değildir, artık bu neo-Turancı ayakları bırakmanın zamanı gelmedi mi?
Saddam'da benzer bir tavır ile Kuveyt'e girdi ve şu an kendisinin ve Ülkesinin durumu malum...

Herkes kendi topraklarını  bilecek ve ona göre adımını atacak...

Kürdistan bir zamanlar kendi içinde bağımsız ve dış işlerinde ise Osmanlı'ya bağlı bir Beylik imiş, daha sonra ise Eyalet olmuş ve içişlerinde bağımsız olma özelliğini kaybetmiştir. Sanırım Kürdistan haritası lafı da oradan kalma bir durum... Velakin yerin, ismin, haritanın ne olduğu hiç önemli değil; bence önemli olan bu kadar acı olan bir bölgenin artık bu acılardan kurtulması...
İlk şart da büyük abi'nin oradan çıkmasıdır.
Yeğenlerle beraber...

keçi 16.04.2007 23:30:51
torq, benim için zihin açıcı olmayı sürdürüyorsun.
batılıların ne halt ettiklerini, ben de biliyor, anlıyor ve fikrimi söylüyorum ; bu yüzden teslimiyetçi AB yerine, pazarlıkçı AB politikaları istiyorum, ABD nin kucağında olmak yerine, haysiyetli reel politikalar istiyorum. Bu yüzden imamların asli görevlerinin camileri yönetmek olduğunu söylüyorum.İnancım beni ilgilendirir, milli aidiyetim de. Bunları en demokratik hakkımı kullanarak, nitelikli demokrasiyi göstererek söylüyorum üstelik. Bana darbeci diyenlere dil çıkartıyorum, afişlerine el sallıyorum, tehditlerini yok sayıyorum.
ben hainliğin rengini biliyorum. ben arap yağının kokusunu biliyorum. ben sermayenin kaypaklığını, siyasetin kayganlığını, insanın kırılganlığını biliyorum.
Bir çok insan gibi ben de, tam bağımsız, güçlü bir Türkiye  özlüyorum.

mışlar, muşlar ibraniler vs değil gerçek politikalara bakıp konuşuyorum. Şehit veriyorsam, hainler var demektir. sen ki eruh' u milat görüyorsan, ben de kendi miladımı arıyorum.

şeyini şettimin şeyi anasını da alıp gittiği yerde kanlı mı kansız mı tranvayın hesaplarını yapıp, hikmetyarın eteğine yüz sürüp,kelleleri salaya sümük sayınla oya çevirirken, istanbul makdum kıymetler borsasında yalellinin kirli tezgahları peşinde globalleşiyorsa, ben de  direnmeyi kendime hak görüyorum. demokratikleşme,normalleşme, öteki, berikinin fay kırıkları masallarına, gözü yaşlı uğursuzların inlemelerine, geğirmelerine aldırmamayı, yukarıdaki haritaları kıvırıp bir yerlerine tıkmayı kendimde hak görüyorum. üstelik bunları sandıkta yapmayı planlıyorum.

bi de ben yürüyorum, baharın kolay olmadığını bilerek yürüyorum. kendimi yalnız hissetmiyorum.

(mesaj düzenlendi - deniz)

POLAT ALEMDAR 16.04.2007 23:51:34
arkadaşlar yapılan kötü oyunlar için bütün kürtleri sorumlu tutamayız...her milletin iyisi ve  kötüsü vardır türkler içinde...

bütün kürtler vatan hayini değil bu  topraklarda  kürtlerinde  dedeleri kurtuluş savaşın da bu topraklar için şehit oldular..

torq 30.05.2007 23:58:51
Sevr travması ve Kürtlerin empatisi

Emperyalistlerin Kürtlere dayalı politikası Irak işgaliyle derinleşince, Sevr travması da kendisini güncelleme ortamına kavuştu. Kürtler samimi olmalı. Misak-ı Milli sınırlarını mutlak surette koruyarak soruna çözüm bulunmalı

Bir toplumun varoluş gerçeğini anlamak, hangi dengeler üzerinde kurulduğunu bilmek ve varlığını hangi koşullarda sürdürdüğünü (ekonomik, sosyolojik, siyasal, kültürel, psikolojik vb.) kavramak, ortak bir toplumsal yaşam ve gelecek tasarımlarında bulunanlar açısından elzemdir. Türk toplumunu da, olağan hali hiç yaşamamış, halen türlü risklerle yaşayan bir toplum olarak anlamak, aynı coğrafyada ve aynı kaderi yaşayan bizler açısından etik düzeyde bir sorumluluktur.

Toplumların tarihinde derin izler bırakan, kuşaktan kuşağa aktarılan sarsıcı tarihsel olaylar vardır. Bu olaylar kıvançla anlatılan zaferleri kapsayabildiği gibi büyük toplumsal çökkünlükleri anlatan travmatik olayları da kapsar. Kıvanç duyulan zaferler gibi toplumsal acı kaynağı olan travmalar da ortak bilinçte hatta bilinçdışında derin izler bırakabilir. Bu acı veren olayın etkisi o kadar büyük olabilir ki hatırlatıcı her etken büyük toplumsal huzursuzluğa, bireyler arasında dayanışma ve ortak tepki verme eğilimine sebep olabilir.

1915'teki olayların Ermeni halkında yarattığı etkiler, 1988 Halepçe katliamının Kürtler üzerinde, Sırp katliamcılığının Boşnaklar üzerinde, İsrail'in Filistinliler üzerinde oluşturduğu derin izler, yaşadığımız yakın coğrafyada yarattığı derin travmatik yaşantılarla akla ilk gelen olaylardır. Bu olayların mutlaka katliamlardan ibaret olması gerekmez. Travmatik olay bir ateşkes antlaşması, teslim tutanağı gibi toplumların geçmişinde utanç verici anıları çağrıştıran durumları da kapsayabilir. Bu travmatik yaşantılar, maruz kalan toplumların uluslaşmasında ciddi roller oynarlar. Zaferler gibi bilinçli şekilde ritüellerle anımsanmasalar bile her an toplumsal bilinçdışının patlamaya hazır bölümlerinde beklerler. Bir toplumu iyi anlayabilmek için buna benzer tarihsel olayların günümüze etkilerini de gözönünde bulundurmalıyız.

Tarihte pek çok imparatorluk kurmakla övünen, her zaman yöneten olduğunu düşünen ve bunun en şaşaalı dönemi olarak Osmanlı İmparatorluğu'nu anımsayan bir halkı düşünün. Doğru ya da yanlış, abartılı ya da isterseniz egemenlerin resmi tarih ideolojisi olarak tanımlayın, bu toplumun büyük bir kısmı tarafından benimsenmiş büyüklenmeci bir tarih konumlanmasıdır ama sarsıcı gerçekliklere tekabül eder. Üzerine l. Dünya Savaşı'nı koyun, ardından teslim, işgal ve bir halkın tasfiyesine yol açabilecek onur kırıcı Sevr Anlaşması'nı da ekleyin. Hepsi biraraya gelince yaşanılan toplumsal travmanın büyüklüğü ortaya çıkar. Bu onur kırıcı durumu dayatan emperyalist güçlerin hemen başlayan pervasız işgalleri, örselenmenin boyutlarını ve etkilerini iyice artırmıştı.

Sevr travmasını da bu olayların bütünü olarak değerlendirmeliyiz. Ratifikasyon olmasa da, tarihsel bir realitedir. Asla bir uydurma ve abartma değildir. Etkileri sonraki dönemler üzerinde derin izler bıraktı. Denebilir ki Türkiye Cumhuriyeti'ni oluşturan halkın büyük bir bölümü Osmanlı'nın yasını tuttu, ardından dayatılan onursuzluğa karşı kazanılan zaferin kıvancını yaşadı. Toplumsal yas, halen Sevr travmasının anılarıyla yaşamaya devam ediyor. Yani halen çözümlenip bir kenara bırakılamadı. Bu durum her zaman derin bir tedirginliği, aynı travmanın tekrarlanma ihtimalinin verdiği güvensizlik duygularını canlı tutuyor. Sadece siyasal olayların dengelendiği dönemlerde toplumsal bilinç gerisine atılıyor; patlamaya hazır, toplumdaki tüm bireyleri ortak bir iradeyle harekete geçirmeye hazır, depolanmış bir enerji olarak bekletiliyor. Bizim coğrafyamızda da bu ruh halini harekete geçirebilecek olaylar her an yaşanıyor. Kurtarıcı motif, tarihsel imge Mustafa Kemal ve onun tarihsel eylemselliğinin büyüklüğü kendisini gösterdi ve gösterecek. O bir mucizedir, ölümsüzdür. Uluslaşmada temel direktir. Türk halkının ortak bilincinde Sevr ve büyük kurtarıcı imgesi çok güçlü bir enerjiyle ortaya çıkmaya başladı. Yaşanılanın ne kadar gerçekçi ne kadar hezeyan (paranoya) boyutunda olduğu tartışılıyor.

Üç değerlendirme
Toplumsal olaylarda tehlike algılaması geçmişte yaşananlarla çok ciddi temelde ilişkilidir. Bu durum tehlikenin gerçeklik boyutunu da belirler. Bir siyasal gelişmenin oluşturduğu sonuçlar birileri tarafından değerlendirilir. Bunlar kendilerine genelde o toplumun aydınları sıfatını yakıştırmış kimselerdir. Bir kısmı "Evet toplum ve ülke bütünlüğüne yönelik ciddi tehditler oluşmuştur, Sevr hortlatılmak isteniyor" söylemini dile getirirken bir başka grup "Evet kısmen bir tehlike mevcuttur ama boyutu abartılıyor" diyebilir. Bir başkası ise "asla böyle bir tehlikenin olmadığını bunun ruh sağlığı bozuk ya da gerçekliği değerlendirme yetisini kaybetmiş kimselerin paranoyası olduğunu" ileri sürer. Ülkemizde her üç değerlendirmeyi de kendi politik konumlanmalarına ve çıkarlarına uygun şekilde kullanan ve kitleleri etki altına almaya çalışan odaklar mevcut.

AB üyelik süreci, ABD'nin Irak işgali, Türkiye'deki ve Irak'taki Kürt sorununun emperyalist müdahalelerle geldiği son aşama ve AKP iktidarının ekonomik ve politik uygulamalarla uyumlu dış politikası çok ciddi kaygılara sebep oluyor. En azından dürüst olarak kabul edebileceğimiz Türk yurtsever kesimlerce ve özellikle Kemalist aydınlarca bu kaygılar üst düzeyde yaşanıyor. Burada bizim açımızdan sorulması gereken, Kürtlerin tavrının ne olacağıdır. Bize göre Türk halkının korku ve kaygıları ciddi düzeyde gerçekçidir, anlaşılmaya değerdir. Türk halkı tekrar Sevr tehlikesine benzer bir durumla karşı karşıyadır tespitini rahatlıkla yapabiliriz. Ve bu tehlikenin temasında Türk-Kürt çatışması kurgulanıyor. Söz konusu travma Kürt olgusunda odaklanıp sürdürüldükçe, bu her türlü istismara açık ve uygun bir ortamı canlı tutar ve gerçek tehlike nedeni olur. Yakın tarihimizin bir de bu yönüyle irdelenmesi neden bir türlü kalıcı çözüme ulaşamadığımızın yanıtını da bize sunar. Kürt olgusunun bölücülüğe kaynaklık ettiği ideası, resmi ideolojinin yaygınlaştırdığı bir korku olsa da, toplumun usunda yer edindi ve bu toplumsal algı adeta gelenekselleşti. Emperyalistlerin Kürtlere dayalı politikası Irak işgaliyle derinleşince, Sevr travması da kendisini sürekli güncelleme ortamına kavuştu.

Burada Kürtlerin gayet açık ve samimi olması gerekiyor. Şu önkabulle başlangıç yapılabilir: Misak-ı Milli sınırlarını mutlak surette koruyarak Kürt sorununa çözüm bulunmalıdır. Emperyalist müdahalelere güvenmeden ve de gerçeklik dışı olmayan açılımlarla çözüm arayışı gerekiyor. Gerçekçi çözümlerden kastedilen ülkenin birliğini zorlamayan açılımlardır. Kürtlerin en büyük müttefiki Türkler olduğu gibi Türklerin en önemli müttefiki de Kürtlerdir. Sevr korkularının objesi Kürtler olmamalıdır. Komşu ülkede yaşananlar Türkiye'deki gerçeklikle örtüşmüyor. Zaten başka bir boyuttan bakılırsa orası da Misak-ı Milli sınırlarındadır. Bu işgalci bir yaklaşım değil, samimi ve gönüllü bir kucaklaşma olacaktır. Burada Kemalist aydınlara büyük görevler düşüyor. Bu kesimler unutmamalılar ki; korkular canlandırılıp iki toplum birbirine geriye dönüşümsüz düşman edilmek isteniyor. Söylemler buna hizmet etmemeli. Kürtler de bu durumu çağrıştırıp, korkuları anımsatan fotoğraflarda yer almamalı. Yaşanılan tecrübelere dayanarak karşılıklı gelişen endişelerin inandırıcı bir biçimde artık son bulması için, çözüm vaat eden reel bir siyaset ve rasyonel projeler oluşturulmalı. Özellikle parlamentoda temsil edilmesi beklenen bu olgun siyasi anlayışın karşılığını bulması da bir o kadar önemlidir. Söz söyleme mantığını stratejik Türk-Kürt ittifakının ruhuna uygun oluşturmak, sözü dinleyecekler açısından da anlamlı olacaktır. Tarihsel toplumsal perspektif içinde yaratıcı demokratik yaklaşımlar sergilemek yeni dönem siyaseti açısından beklenilen bir tutum olacaktır; parlamento çatısı altında sürdürülecek böylesi bir siyasi ve toplumsal duyarlılıkla karşılıklı güvenin oluşturulabilineceğine inanmak gerekiyor.

Gerçek birliğin yolu

Kan ve gözyaşı acıları büyütüyor. Şiddet ortamına hemen son verilirse harcanan enerji ülkenin birliğini korumak için yoğunlaştırılabilir. Burada dikkat çekmesi ve üzerinde durulması gereken husus, Türklerin Kürtlerin nezdinde sömürgeci ve despot, Kürtlerinse Türklerin nezdinde bölücü ve barbar olarak görülmesinin, bu tüm sıfatları kendinde barındıran Batı emperyalizminin işi olduğudur. Bu bakış açılarında diretmek Türkiye'yi bölünmeye, Kürtleri ise sömürülmeye götürecek esas neden olacaktır. Her iki toplum karşılıklı duygudaşlık kurabilirse geçmiş hatalar unutulup çözüme kavuşturulabilir. Yani acıları, korkuları ve sevinçleri karşılıklı hissedebilirlerse, büyüklenmeci tavırlar etkisini yitirerek gerçek birliğin yolu açılabilir. Burada unutulmaması gereken husus Türklerin olduğu gibi Kürtlerin de toplumsal bilinçaltlarında bir dizi travmaya sahip oldukları gerçeğidir. Kanımızca bu gerçeğin araştırılması ve incelenmesi Türk aydınlarının sorumluluk ve duyarlılıklarının kapsam alanındadır.
Bu ülkenin Kürt- Türk diye bölünmesinin maddi, psikolojik altyapısı asla oluşmadı. Emperyalist ülkeler kendi aralarında ilk kez biraraya gelip kalıcı hukuki, sosyolojik temelleri sağlam birliktelikler kuruyorlar. Oysa tarihleri kanlı çatışmalarla dolu. Bizler de aynı şeyleri kendi aramızda başarabiliriz. Yeter ki bize dayatılan kitle psikolojisiyle düşünmeyelim.

AYSEL TUĞLUK: DTP Eşbaşkanı

http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=r2&haberno=7097

selfish_brains? 31.05.2007 00:18:48
ben sanmıyorum ki bir özerk bir kürt devleti kurulsun bu çok zayıf bir ihtimal. türkiyede yaşayan kürtleri ortadoğuda ki dış güçler destekli yani bi anlamda eziklerin türkiyede yaşayan kürtlere bunu aşılayabilmeleri çok zor diye düşünüyorum o yüzden ortaya çıkarılan bu haritalar ayrılıkçı fikirler oluşsun ve ülke istikrarsız bir siyasi yapıya ulaşsın ve iç karışıklıklar baş göstersin diye düşünüyorum.
çok çok zor bir ihtimal kürt devleti

Clockwork Avian 31.05.2007 00:40:41
hayaller işte...Smiley

kürdistan haritaları ne kadar gerçekçi ?
türkiye ve diğer ülkelerin kürtleri bu sınırlar içinde buluşmaya ve bir devlet kurmaya ne kadar istekli ?


Allahım lafa bak. Ne kadar istekliymişiz. Savaş nedeni bunun gerçekleştirilmeye çalışılması be. Demokratik ortam çekirdeği mi bu?

karahan 31.05.2007 13:21:39
Gerçekçi olan herkes bu haritalardaki gibi bir sınırın çizilemeyeceğini bilir.Zaten böyle bir sınır isteyen de yoktur kanımca.İnsanlar sadece üzerine bomba yağmadan huzurla yaşayabilecekleri, ekmek yeyip, çocuklarını okutabilecekleri, aç kalmayacakları bir ortam istiyorlar hepsi bu.Devletler de pkk yı, barzaniyi vb.ni kullanıp güç gösterisi yapıyor, arada ezilen, çile çeken masum türk, kürt, arap, türkmenler oluyor..

sosyalbella 10.06.2008 11:58:35
arkadaşlar yapılan kötü oyunlar için bütün kürtleri sorumlu tutamayız...her milletin iyisi ve  kötüsü vardır türkler içinde...

bütün kürtler vatan hayini değil bu  topraklarda  kürtlerinde  dedeleri kurtuluş savaşın da bu topraklar için şehit oldular..
tabiki kürtler sizin köleniz onları; iyi kürt/ kötü kürt,hayin kürt/uşak kürt vb vb vb ayırabilirsiniz..eti sizin kemiğide sizin...sömüre sömüre kullanın..şaka yapıyorum tabi.. beni ciddiye almayın lütfen..


Sayfa: [ 1 ]