SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Şiir

Konu: Oruç Aruoba

Sayfa: [ 1 ]

05.10.2004 13:35:27
özlem



Özlem, özleyenin özlenen ile yeniden buluşma olasılığı arttıkça, ya da zamanı
yaklaştıkça, -garip ya işte-, azalacağı yerde, çoğalır:-

Özlemi azaltabilecek tek şey, çünkü, özlenenin kendisidir -özleyenin
'kollarında', kanlı-canlı, orada, olması...

Özleme tek çare, özlemin, artık, olamamasıdır-
yoksa, özlem, hep, vardır...

Özlem, hep...


[

"Halvet", eskilerin tasarımlarında şu yüzden o kadar önemli bir yer tutar ki,
özlemin temel koşulunu içerir: "Hasret" içindeki özleyenin, özlenen ile
birarada olamazken; "Vuslat" umarak, onunla birarada olmayı; "Halvet"i
kurmasının koşulu...

İş, aslında, şöyle bir 'üçlü' içinde yürür:-
"Hasret"-"Vuslat"-"Halvet":-

1) Özlem, şimdi, özlenen ile birarada olamamaktır.
2) Kavuşma, şimdi, özlenen ile yeniden biraraya gelmektir.
3) Birleşme, şimdi, özlenen ile birarada olmaktır.

Bu üçlünün oluşturduğu, aslında, geçmişte 'tersinden' işlemiş olan bir
süreçtir: şimdi özleyen ile özlenen olan iki kişi, geçmişte, önce birarada
olmuş; sonra hep biraraya gelmiş; sonra da, ayrılmışlardır - şimdi, özleyen,
süreci, gerisin geriye, yürür- geleceğe doğru...

Hasret, Halvet uman Vuslat beklentisidir.

-Yahya Kemal de, VUSLAT adlı şiirini şu bentle bitirir:-

Bir uykuyu cânanla beraber uyuyanlar,
Varlıkta bütün zevki o cenette duyanlar,
Dünyâyı unutmuş bulunurken o sularda,
-Zâlim saat ihmâl edilen vakti çalar da-
Bir ân uyanırlarsa leziz uykularından,
Baştan başa, her yer kesilir kapkara zinden.
Bir fâciadır böyle bir âlemde uyanmak,
Günden güne hicranla bunalmış gibi yanmak.
Ey tâlih! ölümden de beterdir bu karanlık;
Ey aşk! O gönüller sana mâl oldular artık;
Ey vuslat! O âşıkları efsûnuna râm et!
Ey tatlı ve ûlvi gece! Yıllarca devam et!
 

05.10.2004 13:37:43




Aruoba, tek bir eseriyle değil, tüm yazılarının birleşimiyle anlaşılması gereken bir düşünürümüzdür. Onu en derinlerine kadar anlayabilmek için tüm yapıtlarını okumanızı tavsiye ediyorum sizlere...

Ayrıca, burada tüm yapıtlarını sergilemenin doğru olmayacağını da düşünüyorum. İşte bu yüzden birkaç düşünüsünü paylaşalım...

Ozlem - Oruc Aruoba / Oruc Aruoba'dan 'Ozlem'e dair

Özlem, özleyenin özlenen ile yeniden buluşma olasılığı arttıkça, ya da zamanı
yaklaştıkça, -garip ya işte-, azalacağı yerde, çoğalır:-

Özlemi azaltabilecek tek şey, çünkü, özlenenin kendisidir -özleyenin
'kollarında', kanlı-canlı, orada, olması...

Özleme tek çare, özlemin, artık, olamamasıdır-
yoksa, özlem, hep, vardır...

Özlem, hep...

"Halvet", eskilerin tasarımlarında şu yüzden o kadar önemli bir yer tutar ki,
özlemin temel koşulunu içerir: "Hasret" içindeki özleyenin, özlenen ile
birarada olamazken; "Vuslat" umarak, onunla birarada olmayı; "Halvet"i
kurmasının koşulu...

İş, aslında, şöyle bir 'üçlü' içinde yürür:-
"Hasret"-"Vuslat"-"Halvet":-

1) Özlem, şimdi, özlenen ile birarada olamamaktır.
2) Kavuşma, şimdi, özlenen ile yeniden biraraya gelmektir.
3) Birleşme, şimdi, özlenen ile birarada olmaktır.

Bu üçlünün oluşturduğu, aslında, geçmişte 'tersinden' işlemiş olan bir
süreçtir: şimdi özleyen ile özlenen olan iki kişi, geçmişte, önce birarada
olmuş; sonra hep biraraya gelmiş; sonra da, ayrılmışlardır - şimdi, özleyen,
süreci, gerisin geriye, yürür- geleceğe doğru...

Hasret, Halvet uman Vuslat beklentisidir.

Uygarlık Üzerine Notlar / Oruç Aruoba

Uygar kişi, kişisel ilişkilerinde sürekli çıkmaza giren insandır.

Kendine koyduğu - çoğunlukla enine-boyuna gözden geçirilmiş; aynı zamanda da sürekli yeniden gözden geçirdiği - ilkelere uyan bir davranışıyla, aynı ilkelerin farkında olduğunu sandığı, o ilkelere uyduğunu sandığı bir kişi ile olan ilişkisinde 'ters' bir duruma düşüverir.

Bu türden yanılgıların kaynağı, genellikle, uygar kişinin kendini içine yerleştirmeğe çalıştığı çerçeve ile, ilişkide bulunduğu kişilerin içinde bulundukları çerçevelerin aykırı olmasıdır. Aykırı düşen, yanılan, tabiî ki, uygar kişidir: Öteki kişi(ler) kendi ortam(lar)ındadır(lar), kendi ilkelerine uygunluk içindedir(ler); uygar kişinin ise belirgin, hazır bir ortamı yoktur, ilkelerini de, hep yeniden gözden geçirmek için, sürekli askıda tutar - bu yüzden hep yanılmak zorundadır; ters aykırı düşmek zorundadır...

Bir aykırılığı da hemen yenileri izler: Kendi ortamlarına ters düşen uygar kişi karşısında, 'öbür' kişiler, kendi 'kesin' ilkelerine dayanarak, tavır alırlar.

Uygar kişi uyumsuz insandır.

İçine girdiği her toplumsal çerçeve, garip gelir ona - bunun alışmamakla pek ilgisi yoktur: çabuk alışır uygar kişi aslında; bu anlamda 'uyumlu'dur. Ama her seferinde, 'uyum' sağladıktan sonra bile - ya da en çok o zaman -, bu çerçeve - hatta o zaman daha da - garip gelir ona.

Küçücük şeylerde ortaya çıkıverir uyumsuzluğu. (Çok iyi bildiği yabancı dilde iki sesi biribirine karıştırıveri örneğin, ya da sözcüğün yazılışına bir harf ekleyiverir, bir harf çıkarıverir...)

Alışılmışa alışmayan insandır temelde uygar kişi - içinde bulunduğu toplumsal çerçeveye alışır alışmasına, ama alışmaya alışamaz bir türlü. Garipser durur...

DE Kİ İŞTE

Yaşamın, seni ulaşman gereken düzeyin altında
tutmağa çalışan eğilimlerle (bu arada kendininkilerle de)
savaşmakla geçecek. - Bu yüzden de, ulaşman
gereken düzeye ulaşamayacaksın; yani, başarılı olacak
o eğilimler, sonunda. Zaten, belki, istedikleri de budur:
Senin, onlarla savaşmak yüzünden, ulaşman gereken
düzeyin altında kalman...
Ama savaşacaksın, gene de: sonuç her iki durumda da
aynı olmayacak mı zaten - sen, zaten, ulaşman
gereken düzeyin altında kalmayacak mısın ki? - Ama,
savaşırsan, en azından (nereye gelebilirsen) geldiğin
düzeye savaşarak gelmiş olacaksın - - bu da boşuna
olmayacak.

Yaşamın, kendi kendine ağırlık haline getirdiğin
şeylerin altında ezilmenin süreci olacak.
Yaşamı 'hafifçe' yaşayabilseydin, yaşamın olayları da
uçup giderler, sana yük olmazlardı - ama o zaman da,
uçucu, boş olurdu yaşamın. Bu yüzden, yaşadığın her
olayı 'ağır'laştıracaksın; ki uçup gitmesin, omuzuna
çöksün; sen de onun yükünü taşıyasın.
Yaşaman, yaşamın yükünü yüklenmek olacak.
Yaşam, yükleneceğin yüktür.
Yaşamın, yükündür.
Yaşamda atmak isteyeceğin her adımın

bir bedeli olacak: ancak bedeli ödemeğe
hazır olursan atabileceksin o adımı - bedeli
'peşin' ödemeyeceksin; adımı atmaya hazır değilsen,
bedeli de ödeyemezsin: Adımı atma anında,
bedeli de ödemeğe hazır hale gelmiş olacaksın.

Yaşam gidince ne yapacağını bilemediğin, ama gitmek
istediğin yerlere doğru katettiğin yollardan oluşacak -
ki bunlar, belki, o yerlere gitmek istediğini bile ancak
sonradan anlayacağın yollar olacak...

Yaşamın, sürekli gireceğin çıkmazlardan oluşacak;
hep girip, hep çıkacaksın çıkmazlara, çıkmazlardan:
son gireceğin çıkmaz da, hiç çıkamayacağın çıkmaz
olacak - sen en son çıkmazına girdiğinde,
yaşamın da 'düze' çıkacak...

Yaşamın, beklediğinin gelmemesi - ki, işte:
senin de, gelmeyeceğini bildiğini beklemen
olacak.

Yaşamında öteki kişilere ulaşabildiğin anlar,
bir ormandaki kuş ötüşleri gibi olacak: uzaklardan gelip
geçerken kısacık bir süre yapraklarda yankılanacaklar
- o kadar...
Orman, bütün sessizliğiyle, yine yalnız,
duracak orada.

Yaşamında, yürüyüp yürüyüp, bir an durunca,
çevrene bakıp göreceksin ki, yürüyüşüne şu ya da bu
noktada katılmış, bir süre seninle birlikte yürümüş
kişilerden hiçbiri yok yanında:-
Sen, bir an, "Buradayım" demek için durunca,
onlar, artık, "orada" olacaklar - "buradayım artık" bile
demeyecekler sana, "orada"larından seslenerek...
"Burada"nda kimse bulunmayacak
- "orada"ndan da kimse seslenmeyecek sana...

Yaşamın, tasarladıkların ile gerçekleştirebildiklerin
arasında gidip gelecek: gerçekleştirebildiklerin
tasarladıklaırndan hep eksik;
tasarladıkların gerçekleştirebildiklerinden
hep fazla:-
Hep, hem eksik, hem fazla olacak yaşamın
- gerçekleri eksik, tasarıları fazla...
Hep eksiklikler yaşayacaksın - ve, hep, fazlalıklar...
Yaşamın bu olacak işte:
eksik - fazla...

 

Öyle yaşayacaksın ki, kendin bir türlü olgunlaşamadan,
arkanda olgun ürünler bırakıp yürüyeceksin - ancak
da olgun olduklarında bırakacaksın onları ardında...
Çünkü sen kendin de, olgun hale geldiğinde,
kendi ardında kalacaksın - bırakacaksın kendini
ki,
ardında kalsın...

YÜRÜMEK...

GÜNDÜZ YARASALARI

I.


Neyiz ki biz?

İlk ışınları görününce güneşin,

Kaparız tepenin gözkapaklarını

Çam değiliz ki, kollarımız açık

Ürpererek karşılayalım donuk ışığı.

Gölgeler kısalınca çıkarız ortaya,

Açıklıktır, aydınlıktır aradığımız,

Parlaklıkta bulur gücünü görüşümüz.

Tanımayız alacakaranlığı delen,

Tepelerin arasından seçen bakışı.

Kör olmuş ışıktan gözlerimiz.

Gündüz yarasalarıyız biz.


II.


Geceyi düşleriz gündüzken,

Geceyken de gündüzü,

Yitirebileceklerimiz yitiktir

Onlardan uzaktayken ama

Özleriz, döneriz yeniden

Yitirmeden

Yitirebileceklerimizi

Yitiremediklerimize.

Yitirebilirdik, deriz;

Ama yalnızca bir fiil çekimi bu

Tutsaklıklara bağlamışız özgürlüğümüzü.

Gündüz yarasalarıyız biz.


III.


Sağlamdır düşünce temellerimiz,

Ama altlarında kist vardır, sonra kum

Dururuz gerçi, sapasağlam, kalın

Taştan duvarlarımızla, dimdik

Ayakta; ama biraz su, bir sızıntı

Kaydırır temellerimizi hemen.

Duyarız yerçekimini hemen,

Titreriz. Sımsıkı, gergin

Bağlar vardır

Düşüncelerimizi ayakta tutan, ama,

Ya temelsizse temeli

Bütün bu bağları

Bağlayan

Bağın?

Bağlantısızca bağlarız bağlarımızı.

Gündüz yarasalarıyız biz.

Ne Ki HİÇ...


Şimdi gelecek
Sana bahar yeniden:
Bırak, bilme, ne—
Ne bil, ne bilme:
Gelsin hepsi yeniden
Sen bilmeden, hiç…

TÜMCELER...

Hep unutursun ya birşeyleri biryerlerde; işte: bütün kış, balkonda, büyük saksıların arkasında unutuğun; dondurucu soğuklar, kurutucu rüzgarlar geçiren, sonunda, baharda, zaten yetersiz olan küçücük saksısı içinde, hiç nemi kalmamış durumda bulup hatırladığın bir yaşındaki Fıstık Çamı fidesi, şimdi, saksısı değiştirilmiş, toprağı zenginleştirilmiş, bolca sulanmış, Nisan güneşinin altında duruyor - ama hala kupkuru, cansız, daha dallaşamamış üç küçük çıkıntısının ve tepesindeki büyüme noktasının sararmış sivri yapraklarında enufak bir yeşillik belirtisi bile yok -- ne bekliyordun ya: bütün o geçirdiklerinden sonra, ilk suyla, ilk gün ışığıyla, ilk ılıklıkla, hemen canlanıp yeşere miydi?...

10.11.2004 18:43:37
Sozcuklerin karmasinda buluyorum okuyunca,kendimi.

11.11.2004 14:27:59
Kesfedilmemis Turk filozofu  Wink ...Bende cok begeniyorum!

cassandra 26.04.2007 20:57:45
DALDA

Buradayım:
uyurum belki bir gün.

Belki bitiririm bir gün
Delik deşik kozamı
Dökülüp gitmeden bütün dut yaprakları
Bir gün
Bir güç bulur içimde
Son bir gayretle
Son salgılarımı gezdirir
Deliklerimde tırtılım
Tıkar gediklerimi.

O zaman
Büzülür, dalarım o uykuya --
Eski beni yokedecek
Yeni beni varedecek:
Bomboş, dopdolu
Seslerden, esintilerden uzak
İçinde gittiğim
Oluştuğum.

O uyku:
Bembeyaz.
Benden önce de uyunmuş
Benden sonra da uyunacak.
Simsiyah.
Korkulacak, özlenecek --
Eskileri geride bıraktıracak
Yenileri geri getirecek
O uyku.

O uyku:
Verimsiz, çiçek dolu.
Grilerden, renklerden uzak
içinde yittiğim
Oluştuğum -- olduğum
o uyku.

Uyanışı var mı, olacak mı
Belli olmayan:
Belki çürüyüp kuruyup içinde
Yiteceğim
Belki de kanat takıp içinden
çıkacağım
O uyku.

Herşeyi, herkesi geride bırakabileceğim --
Yalnızca yeni ben, onun yeni gökyüzü
Yeni kanatları, rengarenk
Geniş, gergin.

Neleri, kimleri bırakıp ilerlediğim --
Neleri, kimleri anımsadığım, özlediğim
Belli olmayan:
Hiç olmadığım, hiç olmayan
O uyku.

Hiç olmadı, belki hiç olmayacak
O renkli güçlü kanatlar
O hafif esintili uçuş
o aldırmaz bakış --
Olmadı hiç:
Olmayacak.

Zaten
Tırtılım da kozam da
Olmadı benim hiç --
Kelebeğim, hiç:

Ben zaten
Hiç olmadım.

Hep vardım oysa ki.

O uyku:
Yokolmam ile varolmam arasındaki
Köprü,
Beni en baştan yaratacak
Dürtü --
Hiç olmadı.

Hep vardım oysa ki:
Hep arayarak
Dingin seslerden çıkıp gelecek
Bir tınıyı:
Beni varedecek
Kanat olacak
Açılacak, yayılacak
Acılı olacak
Sevinçli
Bir tını.

Hep olan
Hep olacak.

O tını:
Uykum boyu beni oluşturacak
Sonra bırakacak varolmayı bana
Uyandıktan sonra:

Yoktu
Olmayacak.

Uyuyamadığım
Uyanamadığım
O uyku:
Olmadı
Yoktu
Olmayacak.

Oruç Aruoba

gara 13.05.2007 19:24:29
bir yerden bıkıp, yeni yola çıkan kişi,
çıktığı yolun hiç de yepyeni bir yol olmayabileceğini;daha önce zaten yüürünmüş
bir yol olabileceğini de hesaba katmak
zorundadır:mutlak yeni yol yoktur:
ama, yola çıkacak kişi açısından, yeni yol
-çoktur...

yaşam yikimsa,
yaşamak yikmaktir.

cassandra 20.05.2007 19:31:15
İŞİTİLMEYEN

Yuvarlanarak geçtim buradan:
görmediniz.
Güneş bile yumdu gözlerini
kapattı kulaklarını
işitmedi
sözlerimi.

Yaralanarak geçtim buradan:
sağaltmadınız.
Gök bile örtündü bulutlarını
sakladı yıldızlarını
dinlemedi
umutlarımı.

Yokolarak geçtim buradan:
yaşatmadınız.
Ölüm bile çekti aldı anlarını
tuttu attı anılarımı
dindirmedi
acılarımı.

SU

Set çek seline
yavaş yavaş ilerle
damla damla birik.

Ak geç ıslattığın kayalardan:
duraksama - uçurur güneş seni.
Atla takıldığın çavlanlardan:
duraksama - savurur rüzgar seni.

Aldırma kumlara, çakıllara:
çöker onlar dibe nasılsa -
ilerle yavaş yavaş
birik damla damla
set çek seline.
ego

Ben:
nerelere, ne zaman
ne zamanlardan
bu yana
boyuna
çabalayan.

Ben:
kimlere kimlerden
ne acılardan
bu yana
boyuna
çırpınan.

Ben:
çiçekli baharında gençliğimin
yüreğim umut dolu
yürüyen.

Ben:
çelenkli güzünde geçmişliğimin
yüreğim hüzün dolu
duran.

Neler, kimler -
çabaladığın, çırpındığın:
ne zamanlar, ne acılar -
ben - ben
dediğin?

Veni, veni, venias -


bayan_raskolnikov 13.06.2008 14:08:15
Oruç Aruoba'nın şiirlerindeki felsefi derinliği sizinle paylaşmak istedim..

GÜNDÜZ YARASALARI
I.
Neyiz ki biz?

İlk ışınları görününce güneşin,

Kaparız tepenin gözkapaklarını

Çam değiliz ki, kollarımız açık

Ürpererek karşılayalım donuk ışığı.

Gölgeler kısalınca çıkarız ortaya,

Açıklıktır, aydınlıktır aradığımız,

Parlaklıkta bulur gücünü görüşümüz.

Tanımayız alacakaranlığı delen,

Tepelerin arasından seçen bakışı.

Kör olmuş ışıktan gözlerimiz.

Gündüz yarasalarıyız biz.



II.



Geceyi düşleriz gündüzken,

Geceyken de gündüzü,

Yitirebileceklerimiz yitiktir

Onlardan uzaktayken ama

Özleriz, döneriz yeniden

Yitirmeden

Yitirebileceklerimizi

Yitiremediklerimize.

Yitirebilirdik, deriz;

Ama yalnızca bir fiil çekimi bu

Tutsaklıklara bağlamışız özgürlüğümüzü.

Gündüz yarasalarıyız biz.



III.



Sağlamdır düşünce temellerimiz,

Ama altlarında kist vardır, sonra kum

Dururuz gerçi, sapasağlam, kalın

Taştan duvarlarımızla, dimdik

Ayakta; ama biraz su, bir sızıntı

Kaydırır temellerimizi hemen.

Duyarız yerçekimini hemen,

Titreriz. Sımsıkı, gergin

Bağlar vardır

Düşüncelerimizi ayakta tutan, ama,

Ya temelsizse temeli


Bütün bu bağları

Bağlayan

Bağın?

Bağlantısızca bağlarız bağlarımızı.

Gündüz yarasalarıyız biz.


İŞİTİLMEYEN
Yuvarlanarak geçtim buradan:
görmediniz.
Güneş bile yumdu gözlerini
kapattı kulaklarını
işitmedi
sözlerimi.

Yaralanarak geçtim buradan:
sağaltmadınız.
Gök bile örtündü bulutlarını
sakladı yıldızlarını
dinlemedi
umutlarımı.

Yokolarak geçtim buradan:
yaşatmadınız.
Ölüm bile çekti aldı anlarını
tuttu attı anılarımı
dindirmedi
acılarımı.
-Oruç Oruoba-

13.06.2008 14:46:59
Teşekkürler "bayan_raskolnikov". Smiley

Ruler of the Ruins 14.06.2008 22:42:37
Oruç Aruoba hakkında açılmış, benim gördüğüm iki konu daha var, modlar birleştirirse güzel olur..

bayan_raskolnikov 15.06.2008 22:56:01
konuyu açmadan önce "oruç oruoba" ile ilgili konu açılmış mı diye baya araştırmıştım şiir bölümünü;ama hiç rastlaadım..evet;diğerleriyle birlşteştirilirse iyi olur.

15.06.2008 23:21:31
Konular birleştirilmiştir

bayan_raskolnikov 15.06.2008 23:28:32
teşekkürler mylia.
 Kendi Olarak Sana Gelen
Kendi olarak, sana gelen-
sana gereksinimi olmadan, seni isteyen-
sensiz de olabilecekken, senin ile olmayı seçen-
kendi olmasını, seninle olmaya bağlayan-
o işte...
____

-Renklerim-
Aklaşan grilikte duruyorum -
yeşilleşen mavilik
kararan saydamlık
azalan tirşe:
o mor
hiç olmadı
mı?

O tek renk
bulunmadı
mı?

Kızıltılı
kahve
rengi

Siyah
Beyaz.
Ah,
az -
hiç olmadım
mı?

Bulunamadım
mı?

gurbet 10.07.2008 21:34:25
MUMUN
Bütün ışıklara karşı geldi
yaktığın bu mum
Neyin nereden nereye geçişiydi
aktığım o mum
Bir aydınlık geçit, bir kedi
sakladığım o kurum
Zamanın ötesinde bir şimdi
sakındığım bu durum

  Oruç Aruoba   


gurbet 10.07.2008 21:35:07
ÖZLEDİĞİN GİDİP GÖREMEDİĞİNDİR

Özlediğin, gidip göremediğindir;
ama, gidip görmek istediğin

Özlem, gidip görememendir; ama
gidip görmek istemen

Özlediğin, gidip görmek istediğin-
ama gidip göremediğin

Özlem, gidip görmek istemen-
ama, gidememen, görememen;
gene de, istemen

  Oruç Aruoba   


Sayfa: [ 1 ]