|
||
| Bir Türkiye özeti Feroz Ahmad, Türklerin 1908-1918 döneminde kimlik arayışlarındaki en önemli dönemece geldiğinin altını çiziyor Feroz Ahmad, 1966 yılında Londra Üniversite'sinde İttihat ve Terakki konulu doktora tezinin kabul edilmesinden bu yana Türk siyasal tarihi üzerine çalışan bir akademisyen. Ancak onu bu alanda çalışan akademisyenlerden ayıran en önemli özellik, Türk siyasal tarihinin kırılma noktalarından biri olan İkinci Meşrutiyet ve İttihat Terakki üzerine başlatmış olduğu akademik kariyerinin kırkıncı yılında bu alandaki en yetkin isimlerden biri haline gelmiş olması. Bir başka deyişle Türk siyasal tarihinin günümüzde dünyadaki en yetkin isimlerinden birinin Feroz Ahmad olduğunu söylemek herhalde abartılı bir değerlendirme olmasa gerek. Modern Türk tarihinin Batı dünyasında, özellikle de, İttihat ve Terakki gibi çok önemli dönüşüm noktaları itibarıyla incelenmediği bilinen bir gerçeklik. Hele oryantalist bakış açısının etkisi de göz önüne alındığında, Batılı akademik çevrelerde bir dönem için Türk siyasal tarihinde olup bitenlere bilimsel, gerçekçi ve en önemlisi de tarafsız bir gözle bakabilen nitelikte eserlere rastlamak o kadar da olası değildi. Bu bağlamda Feroz Ahmad'ın doktora tezi olarak sunduğu ve daha sonrasında Türkçeye de çevrilen ve bu alandaki çok ciddi boşluk dolayısıyla tahminlerin ötesinde ilgi gören İttihat ve Terakki isimli çalışma önemli bir boşluğu dolduracaktı. Ancak ondan da öteye söz konusu kitap sadece akademik çevrelerin ilgisini çekmekle kalmayacak, genel okuyucunun da alakasına mazhar olarak çok daha geniş bir kitle tarafından benimsenecekti. Bu durum doğal olarak, Feroz Ahmad'ın da Türkiye'de tanınmasına ve siyasal tarihle ilgili araştırmalarda önde gelen isimlerden biri olarak kabul edilmesine yol açacaktı. Göç etmek zorunda olan Türkler Feroz Ahmad'ın Bir Kimlik Peşinde Türkiye'si Osmanlı İmparatorluğu ile modern Türkiye arasındaki uzun bir etkileşimi esas alarak hazırlanmış bulunuyor. Yazarının da ifade ettiği gibi bu çalışma bir sentez. Bu çalışma bağlamında gerçekleştirilmeye çalışılan sentez, Osmanlı Devleti'nin Anadolu'nun Batı ucunda küçük bir beylik olarak ortaya çıkışından son olarak 2006 yılı itibarıyla bugün geldiğimiz noktaya değin tarihi kesintisiz bir bütünlük içinde değerlendirmek suretiyle kurgulanıyor. Bu kurgu, kitapta çok çarpıcı ve bir o kadar da önemli bir tez üzerinden inşa ediliyor. O da; Türklerin anayurt olarak kabul ettikleri ve gerektiğinde dönebilecekleri bir yurda sahip olmadıkları değerlendirmesi oluyor. Bir başka ifadeyle anayurtlarından çeşitli gerekçelere bağlı olarak göç etmek zorunda kalan Türklerin, bu süreçte değişik uygarlıklar ile temasa geçmeleri ve İslamiyet'i kabul etmelerinin önemine dikkat çekiliyor. Yeni bir yurt ve yeni bir kültürel atmosferde geçmiş dönemlerinin birikiminin de işin içine girmesiyle Türklerin kimlik arayışının başladığına dikkat çeken Feroz Ahmad, elimizdeki bu çalışma kapsamında Türkiye'nin kimlik arayışını toplumsal, ekonomik, sosyal ve kültürel boyutlarıyla masaya yatırıyor. Önyargı değil gerçekçi bir bakış Bu çalışmanın akışında söz konusu kimlik arayışı bağlamında geride bırakılan yüzyıllarda neler yapıldığı, nelerin yaşandığı ve geçilen aşamalar ile birlikte varılan sonuçlar ortaya konuluyor. Feroz Ahmad'ın büyük bir ustalıkla çizdiği çerçeve dahilinde incelenen Türkiye'nin kimlik arayışı, bugüne değin hemen tüm Batılı araştırmacıların yaptığı gibi salt ordu-siyaset, demokrasi-darbe veya İslam-laiklik gibi karşıtlıklara oturtulmak yerine bu gerilimli konuların arka planına nüfuz etmeye ve kaynaklarını belirlemeye çalışıyor. Bu nesnel yaklaşımın sonucu da Osmanlı'dan modern Türkiye uzanan tarihi sürecin basmakalıp ve önyargılı birtakım değerlendirmeler yerine çok daha gerçekçi bir gözle ele alınmasını sağlıyor. Feroz Ahmad'ın çalışması alışılageldik bölümlendirmelerden farklı olarak bir bütünlük içinde ele aldığı 600 yıllık tarihi sürecin ilk bölümünde Osmanlı Devleti'nin, klasik ve standart bir ortaçağ devletinden dünya gücü konumundaki bir imparatorluğa dönüşümünü inceliyor. Henüz yaygınlık kazanamamış kapitalizmin belirleyici unsur olarak ortaya çıkmadığı bu günlerde daha çok kendi iç dinamikleriyle varlığını sürdüren Osmanlı'yı inceleyen birinci bölümün ardından 1789 ile 1908 yılları arasındaki dönemin incelendiği bölüm geliyor. 'Reformdan Devrime' başlığını taşıyan bu bölüm tüm dünyayı etkisi altına alan kapitalizmin ve onunla bağıntılı siyasal gelişmelerin Osmanlı üzerindeki etkilerini sonuçları itibarıyla inceliyor. Batı karşısında her geçen gün gerileyen ve bu durumdan çıkış arayan Osmanlı'nın tam anlamıyla dönüşüme uğradığı 1908-1918 yılları arasında olan bitenlerse kitabın üçüncü bölümünde ele alınıyor. Ve bu bölüm şu çarpıcı saptamayı yaparak Türk toplumunun bu kısa süreçte çok önemli bir değişimin eşiğine geldiğine işaret ediyor. Meşrutiyet döneminde yaşananlar sonucunda kendilerini Osmanlı halklarından biri olarak gören Türklerin artık Türk oldukları gerçeğinin farkına vardıkları bir dönem oluyor bu yıllar. Türkler, 1908-1918 döneminde kimlik arayışındaki en önemli dönemece geliyorlar. Geçmiştekinden çok daha farklı ve sancılı bir sürece. Bu süreç, o güne kadar imparatorluk bünyesindeki unsurlardan biri olarak varlığını sürdürmekte olan Türklerin milli bir kimlik inşasına girişmeleriyle başlayan farklı bir dönemin öyküsü olarak karşımıza çıkıyor. Kitabın Kemalist dönem olarak adlandırılmış olan dördüncü bölümü söz konusu yeni kimliğin oluşturulmasındaki temel faktörleri belirliyor ve bu sürecin nasıl hayata geçirildiğini inceliyor. Çok partili dönemin incelendiği beşinci bölüm ise Kemalist dönemde yeniden şekillendirilen Türk ulusunun bu yeni kimliğiyle geldiği noktadaki durumunu ele alıyor. Altıncı bölüm ise modern Türkiye tarihindeki ilk askeri darbe sonrasında başlayan ve 1980'de bir başka askeri darbe ile sona eren dönemi mercek altına alıyor. Son olarak da yedinci bölüm 80 sonrasından bugüne değin süzülüp gelen gelişmeleri Türkiye'nin liberalleşmesi ve dünya sistemine eklemlenmesi bağlamında irdeliyor. Elbette bunun ülke içinde sebep olduğu sorunlar ve etkileri de inceleyerekten. Türkiye'nin farklı koşullar altında son altı yüzyıldır var olma ve bir kimlik oluşturma çabasını, bu süreçte etkili olan iç ve dış dinamiklerin eşliğinde inceleyen Feroz Ahmad'ın çalışması, kitabın arka kapağında da dile getirildiği gibi bütün bu yönleri itibarıyla Türkiye tarihi için bir referans kitabı olma özelliğini fazlasıyla hak ediyor. Hemen hemen bu tarz bütün eserlerde rastlanmakta olan standart bir sonuç bölümünü içermeyen kitap, başarıyla kurguladığı sebep sonuç ilişki bağlamında okuyucuyu özellikle bir sonuca doğru yönlendirmiyor. Ama geçmişe bakarak gelecek adına daha fazla düşünmeye davet etmektense geri kalmıyor. MEHMET ALİ GÖKAÇTI (Feroz Ahmad'ın Bir Kimlik Peşinde Türkiye adlı eserinin incelenmesi) http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=ktp&haberno=6145 |
||
|
||
| türkiyenin doğu ve batının, kuzey ve güneyin tam ortasndaki pozisyonu gereği bir kimliğe sahip olmasını beklememek lazım. türkiyeye en yakışanı çok kültürlü bir kimliksizliktir. |
||