|
||
| Bu akım içerisinde yer alan sanatçılar, doğayı, çevreyi olduğu gibi değil, dış unsurların görünüşünü değiştirmeden, kendi izlenimleri yardımı ile tasarladıkları şekilde resme yansıtmışlardır. Resimde izlenimcilik, özellikle ışık ve renkten kaynaklanan görsel izlenimlerin tanımlanmasına adanmış olduğu söylenebilir. Bu akımı takip edenler tarafından, resmedilen nesne veya olaydan çok günün belirli bir zamanı, belirli bir ışıkta sanatçı üzerindeki izlenimlere önem verilmekte, akımın öncüleri Claude Monet ve Camille Pissarro olarak kabul edilmektedir. Onlara göre sanatçı doğrudan doğruya, gerçeği değil de gördüklerinin kendisinde uyandırdığı duygu ve düşünceleri esas almış ayrıca varlığın gerçekçiliği ve nesnelliği ikinci plana atılarak, kişisel yorum ön plana çıkarılmıştır. İzlenimcilikte, yorumlar ve izlenimler, sanatçıdan sanatçıya değişeceği ve her sanatçı, eserinde kendinde oluşan duyguyu ve izlenimi anlatacağı için, meydana getirilen edebî eser, yazarın veya şairin kişiliğine dair izler taşıyacaktır. bizlerinde edebi ve yaşamsal anlamda bu şekilde davrandığını düşünüyorum çoğu zaman.. "Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak "diyor mısralarında ahmet haşim.. Mısralarında anın tüm boktanlığını çevirebiliyor kendi içine yüreğine, ve tüm parlaklığa rağmen saçabiliyor içindeki ışığı dünyaya.. bir ressamın sancılı geçen nöbet saatleri resme ve kendine kattığı anlam yüklü fırtınanın tuval üzerinde patlağı anda ortaya çıkan bir eseri düşünün.. burada kimi zaman eseri kimi zaman ise sanatçıyı ön plana çıkartıyoruz ama neyi çıkartmış olursak olalım görmek istediğimiz biçimde yorumluyoruz.. oysaki sanat bir sanatçı için bile can acıtan bir şey olabilir diye düşünüyorum ..eser ve sanatçı arasında bir seçime itiliyoruz gibi geliyor farkında olmadan birini seçsen diğerinin hatrı kalıyor kendini seçsen sen ve sanat yalnızlaşıyor ve yabancılaşma süreci başlıyor.. sanatçının haklı olarak kendi yalnızlığını ve içsel itilerini tuvale serpiştirdiği anı sergilemek istediğini düşünürüm . Renoir'e "doğa sanatcıyı yalnızlığa iter,oysa ben insanlar arasında kalmak istiyorum' der! biraz karışık ama neresinden bakarsan bak hayalgücün yoksa sanat insanı ya yalnızlaştırıyor yada yabancılaştırıyor.. |
||
|
||
eh be abicim,nerelerdeydin sen?
|
||
|
||
iyi yapmışın,seni tekrar gördüğüme çok sevindim..hoşgeldin
|
||
|
||
burada kimi zaman eseri kimi zaman ise sanatçıyı ön plana çıkartıyoruz ama neyi çıkartmış olursak olalım görmek istediğimiz biçimde yorumluyoruz.. oysaki sanat bir sanatçı için bile can acıtan bir şey olabilir diye düşünüyorum ..eser ve sanatçı arasında bir seçime itiliyoruz gibi geliyor farkında olmadan birini seçsen diğerinin hatrı kalıyor kendini seçsen sen ve sanat yalnızlaşıyor ve yabancılaşma süreci başlıyor.. sanatçının haklı olarak kendi yalnızlığını ve içsel itilerini tuvale serpiştirdiği anı sergilemek istediğini düşünürüm . Renoir'e "doğa sanatcıyı yalnızlığa iter,oysa ben insanlar arasında kalmak istiyorum' der! biraz karışık ama neresinden bakarsan bak hayalgücün yoksa sanat insanı ya yalnızlaştırıyor yada yabancılaştırıyor.. toplumun önünde olmak onlardan ayrılmayı gerektirir. ne kadar önde isen o kadar toplumdan uzaklaşır ve yalnızlaşırsın. önceleri kendi toplumlarına yabancılaşan insanlar şimdi aramızda yaşıyor. |
||