|
||
| milliyetçiliğin devlet tarafından tohumları atılmadan ve desteklenmeden yeşerip gelişmesinin mümkün olmadığını düşünüyorum. milliyetçilik bir yere kadar devletçe geliştirilip sonra fason imalatçılarına devrediliyor. devletin amaçlarının dışına çıkıldığında ise fatura bu imlatçılara kesiliyor. |
||
|
||
Sevgili deniz, Milliyetçiliğin nereden beslendiğini Hasan Cemal 15.02.2007 tarihli yazısında oldukça iyi ifade etmiş. Ben de buraya almakla yetineceğim. Kuşatma ve Erdoğan! Evet, bir kuşatma söz konusu Türkiye'de. Bir şeyler kuşatılmak isteniyor bu ülkede. Demokrasi kuşatılmak isteniyor. Hukuk devleti kuşatılmak isteniyor. İnsan hakları kuşatılmak isteniyor. Özgür düşünce kuşatılmak isteniyor. Bütün bunları teslim almak ve içlerini boşaltmak için de Türkiye'nin Avrupa Birliği projesi öncelikle kuşatılmak isteniyor bu ülkede... Hiç kuşkunuz olmasın. Siyasi cinayetler bu yüzden. Bombalar bunun için patlıyor. Vatansever katiller bu nedenle sahnede... Sevgili meslektaşım Hrant Dink'i neden vurdular sanıyorsunuz? İşte bunun için, kuşatmanın bir parçası olarak. Türkiye'de demokrasiyi, hukuk devletini, insan haklarını, özgür düşünceyi kuşatıp teslim almak isteyenler işledi bu cinayeti... Türkiye'nin Avrupa Birliği projesini yerle bir etmek isteyen karanlık odaklar çektirdi, o lanet olası tetiği... Hiç kuşkunuz olmasın. Silaha, Kuran'a, bayrağa el basıp yemin edenleri görmüyor musunuz?.. Hepsi ortalığa çıktılar. Fütursuzca volta atıyorlar meydanlarda... Nereden alıyorlar bu cesareti? Nasıl bir örgütlenmedir bu? Düşünün biraz. Ne yapılmak isteniyor, düşünün. Aslında fazla düşünmeyi gerektiren bir durum da yok. Bu ülkenin tarihini, yakın geçmişini şöyle böyle bilen bir insan, kanlı bir şeylerin tezgahlandığını hissedebilir, görebilir. Türkiye'de kardeşi kardeşe düşürmek için planlanıyor bir takım tezgahlar. Türkleri, Kürtleri, Ermenileri birbirine düşman etmek için, dine bakışları farklı insanları düşman kamplara bölmek için sinsi oyunlar kuruluyor. Farkında mısınız? Bir takım odaklardan sürekli olarak Türkiye sanki bir savaş içindeymiş, ülke sanki işgal altındaymış havası basılıyor. Her taşın altında vatan hainleri, Türklük düşmanları aranıyor. Siyaset kutuplaştırılıyor. Siyah beyazlaştırılıyor. Düşman kamplara bölünüyor. Milliyetçilik, ulusalcılık, kızılelmacılık, maceracılık kızıştırılıyor. Barışın izi yok bütün bunlarda. Savaş talep ediliyor çünkü... Ne yazık! Bütün bunlardan oy sandığında siyasal çıkar elde edeceğini sanmak aymazlığın ta kendisidir. Kurulmak istenen tezgah malum: Kuşatma! Türkiye'de demokrasi, hukuk devleti, insan hakları ve özgür düşünce kuşatılmak ve boğulmak isteniyor. Hiç kuşkunuz olmasın. Türkiye'nin Avrupa Birliği projesi kuşatılmak, teslim alınmak ve berhava edilmek isteniyor. Hiç kuşkusunuz olmasın. Türkiye yeterince kayıp yıllar yaşadı. Ülkenin temel sorunlarını çözmeyip biriktiren zayıf hükümetleri, güçsüz koalisyonları yeterince gördü geçirdi. Türkiye'nin istikrarsızlık batağında kıvrandığı talihsiz ve acı yıllar hepimizin belleğinde daha çok taze... Onun için sormak lazım: Türkiye, bu oyuna bir daha düşecek mi? Demokrasinin, hukuk devletinin, insan haklarının, özgür düşüncenin kuşatılmasına izin verecek mi? Türkiye, kendisi için tepeden tırnağa bir değişim ve dönüşüm programının, bir uygarlık projesinin, Avrupa Birliği projesinin göz göre göre iğdiş edilmesine seyirci kalacak mı? Kısacası: Kuşatma yarılacak mı? Yoksa teslim bayrağı mı çekilecek? Sözgelimi Başbakan Erdoğan'ın aklına arada bir böylesi sorular takılıyor mu? h.cemal@milliyet.com.tr |
||
|
||
Damarlarındaki asil kandan!
|
||
|
||
| Milliyetçilik ve dindarlık korku ortak paydasında birleşir ve bu temel üzerine başka kavramları oturtarak yükselir. Ancak milliyetçilik ulus devlet ve ırk üzerinde şekillenirken, din ümmet anlayışıyla tüm dünyaya yayılmaya çalışır. Ulus devlet emperyalizme karşı mücadele verilerek ve bağımsızlık şiarıyla kurulmuş bir yapılanmayı anlatır. "Kanla irfanla kurduk biz bu cumhuriyeti" sloganından da anlaşılacağı üzere, cumhuriyeti kuranlar onun sonsuza kadar yaşaması için yemin etmiş neferlerden oluşmuştur. Bu kuvai milliye ruhunun ölmesi, Türk Irkının yok olması ve son kalan Türk Devletinin ortadan kalkması anlamına geleceğinden, mücadeleyi ırk temelinde başlatarak dalga dalga yaymak gerekir. Bu korkuların yönleneceği ilk hedef, "öteki" olanı saptamak ve düşman olarak belirleyerek yok olması için çalışmak olacaktır. Türk unsurlarının dışında kalan her kavram potansiyel olarak "düşman" niteliğini kazanacağından, bu bölücüleri tek tek bulup yok etmek gerekir. Türk devletine ve ırkına düşman olan bu grupların başında kürtler, ermeniler, onların destekleyen Avrupalılar, Amerikalılar, destekleyenleri destekleyen aydın geçinen vatan hainleri bulunmaktadır. Bu paranoya ve korkularla beslenen milliyetçilik, boşlukta kalan ve yönlendirilmeyi bekleyen, genellikle kişilik bozukluğu sıkıntılarıyla boğuşan insanlar için uygun bir ortam oluşturuyor. |
||
|
||
| millyetçilik göreceli bence ;D bir türk milliyetçisi bir ingiliz milliyetçisini anladığı zaman o kavrama saygı gösteririm ben ![]() yiyorsa dünya milliyetçilik toplantısı falan yapsınlar, insanlık nazarında meşruluklarını kazanmak için. tü tü tü.. zat-ı kavramın benden beslenmediği kesin. anlatmak istedim: mahallemizin duvarına 3 hilal yaptıklarında, uçlarını birleştirip 3 topa çevirmiştik. ve ocak insanları gelip yanımızda "bunları yapan hangi ..... " diye baya bir saydırmışlardı.. biz de görmedik ayaklarında lafları yemiştik.. hehe... |
||
|
||
| Milliyetçilik, insandaki zaafı (korkular, sahiplenme güdüsü, sürü psikolojisi gibi) iyi bilen ve bunu kendi çıkarına kullanan başta devlet olmak üzere çeşitli gerçek ve tüzel kişilerce beslenir. | ||
|
||
| Bazen düşmanlardan ve koruma iç güdüsünden beslenir. Zaten zamanla oluştuğu için biraz tarihten, sorulacak hesaplardan, sorulamamış hesaplardan. Yaşanan an baz alındığında hala sürdürülen hatalardan beslenir. Gelecekte ise kurtarma ve yaşatma çabası... Refaha ve barışa ulaşma... Yani bi bakıma iyi olanlar amaç olur, kötü olanlar ise hırs. |
||
|
||
| Atatürk'ün tanımından beslenmelidir.. bildiğim üzere, bizim milliyetçiliğimiz ırk bazında değildir.. kendini bu vatana ait görebilme bazında olmalıdır.. ve ötesindeki tüm milliyetçi akımlar tırttır..
|
||
|
||
| Kahraman olmayi hayal edip, olamamis birtakim insanlardan... Ver gazi seklinde... | ||
|
||
| bir zehirdir... insanları yöneten gücün-zorbaların bir oyunudur. bu yolla zihinleri doldurup, insanları birbirine düşman ederek, düşman etmekle de kalmayıp hayatlarının tek önemli şeyi gibi gösterek kitleleri kendi sınırları içinde tutar. zavallı insancıklar da gelir bu oyuna, öyle ya, devlet, en iyisini, en doğrusunu bilir. yıllarca kardeş yaşayan toplumlar, gün gelir birbirine düşman kesilir. niye, çünkü birinin teni beyaz diğerininki kara. biri "sen benim toprağımı bölemezsin" der, diğeri; "ben senden değilim, kendi ülkemi kuracağım" der. onlar birbirlerini tüketirken, arkalarından bir sürü oyun çevirir devlet baba... |
||
|
||
milliyetçiliğin devlet tarafından tohumları atılmadan ve desteklenmeden yeşerip gelişmesinin mümkün olmadığını düşünüyorum. evet. milliyetçiliği oluşturan unsurları reddeden hiç bir devlet görmedim. |
||
|
||
| neden reddetsin ki? deniz'in dediği gibi zaten milliyetçiliği yaratan, besleyip büyüten devletin kendisi. sonra da işine geldiği gibi bu kavramı kullanan, kendi çevresinde sorgulamasız ve enjekte bilgiyle donattığı bir toplum devletin en büyük güç kaynaklarından biridir. | ||
|
||
| İnsandaki bencillik duygusu, devlet olgusunda milliyetçiliğe dönüşüyor... Temeli insandır, insana şekil veren ise kültürel, soyal, ekonomi ve eğitim temelinde devlet politikalarıdır. Yani bu kısır döngü, milliyetçiliği besliyor. İnsanın temelini sağlamlaştıracak ileri bir toplumsal sistem ve bu sistemi yönetecek anlayış, milliyetçiliği ortadan kaldırır, diye düşünüyorum. |
||