SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => İç Politika

Konu: Cumhuriyet'in foyası meydana çıktı, farkında mısınız?

Sayfa: [ 1 ] 2 3

KARGA 07.03.2007 21:52:55
Cumhuriyet'in foyası meydana çıktı, farkında mısınız?
   
   
Cumhuriyet gazetesi bir süredir manşetinden "Tehlikenin farkında mısınız?" kampanyası yürütüyor...Kampanyadaki vurgu Cumhurbaşkanlığı Seçimi üzerine: "Çankaya'ya bir AKP'linin çıkacak olmasından laiklik adına duyulan büyük kaygı" siyah zemin üzerine 1881-2007 tarihleri yazılarak öne çıkarılıyor. Çankaya sürecinin Mayıs ayında tamamlanmasıyla "Atatürk'ün son nefesini vermiş olacağını" söylemeye çalışıyorlar..

Cumhuriyet'in mesajı, Hüsamettin Cindoruk'un "Erdoğan Çankaya'ya çıkarsa, Atatürk Anıtkabir'e taşınır" cümlesine çok benziyor...

TF Kampanyası'nın ikinci kısmında ise "16 Mayıs'ta saatler 100 yıl geri alınıyor. Tehlikenin farkında mısınız?" diye soruluyor...

Eski Cuntacı İlhan Selçuk'un Cumhuriyet'i "Tehlikenin farkında mısınız?" muhabbetini hakikaten çok sevdi. Samimi söylüyorum, ben de pek sevdim. "Muz orta" gibi geliyor bana bu kampanya, farkında mısınız?

Asıl konumuza geçmeden not edeyim: 12 Mart 1971 öncesindeki Cumhuriyet gazetelerini arşivden çıkarıp tek tek inceledim. Nedense "9 Mart Cuntası laik ve demokratik rejime el koymak üzere: Tehlikenin farkında mısınız?" gibi bir slogana, kampanyaya falan rastlamadım! Eh, o yıllarda reklamcılık mesleği hayli gerilerde seyrediyordu ya, neyse...

Cumhuriyet, TF Kampanyası'nı ilk kez geçen Mayıs ayının (2006) ilk yarısında gerçekleştirmişti. Zaten, işin sırrı da o günlerde saklı!

"Tehlikenin farkında mısınız?' cümlesini Arapça harflere benzeterek artı tersten yazmışlardı; "Cumhuriyetinize sahip çıkın" ibaresini de ekleyerek...

Yayının yapıldığı günlerde ne tesadüf Cumhuriyet gazetesine peş peşe üç kez bomba atılmıştı! Birkaç gün sonra Danıştay Provokasyonu meydana gelmişti. Eş zamanlı olarak da piyasalarla çökertme oynanmaya çalışılmıştı...

Diyeceğim o ki: Şu TF Kampanyası'nın gerçekte CG'nin laiklik hassasiyeti ile ilgisi yok. Ya?

İşte buraya yazıyorum: Laiklik paravanını kullanan Cumhuriyet gazetesinin aslında tehlike olarak gördüğü hadise geçen Mayıs ayında Ankara'nın ABD'nin yörüngesinden çıkıp tarihte ilk kez bağımsız bir duruş elde etmiş olmasıdır!

Gazetelerine atılan bombaların "TSK Malı" olduğu anlaşıldığında Cumhuriyet'ten çıt çıkmaması acep ne iştir? Mahkeme kısa bir süre önce "CG'ne atılan bombaların kaynağı araştırılmayacak" diye karar verdi. Cumhuriyet bu hasıraltı faaliyetine yine sesini çıkarmadı...

Demek ki, İlhan Selçuk ve Cumhuriyet yöneticileri bombalanma olaylarının perde arkasının aydınlatılma ihtimalini bile sevmiyorlar! Bu işin arka planı kazara ortaya çıkarılsa, Cumhuriyet'çilerin neticeyi görmeye cesaretleri yok! Mesela, Mumcu suikastının perde arkası aydınlatılsa, Cumhuriyet bu sonuçla yüzleşmek istemeyecek!

Bütün bunlardan sonra, Cumhuriyet için sevabına farklı bir 'TF Kampanyası' yapmamız gerekiyor:

*"28 Şubat'ın yıldönümünde BÇG Orkestrası Onuncu Yıl Marşı'nı çalmadı: Tehlikenin farkında mısınız?"

* "Artık bu solan Cumhuriyet bahçesinde Sincan tanklarına/ brifinglere/ TSK'dan servis edilen fabrikasyon manşetlere yer yok: Tehlikenin farkında mısınız?"

*" İlhan Selçuk sütununda Bush'a -Türkiye'ye müdahale edin diye açık mektup yazmıştı. Beyaz Saray, İlhan Ağabey'e bir türlü dönmedi, dönemedi: Tehlikenin farkında mısınız?"

*Final: "Cumhuriyet gazetesinin foyası meydana çıkıyor: Tehlikenin farkında mısınız?"

kaynak; http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/yazar.do?yazino=506565

torq 07.03.2007 23:41:05
Cumhuriyet Gazetesi tarihinde hiç bu kadar milliyetçi ve kötü bir yönetim biçimine kavuşmamış, kendisin bitirme aşamasına gelmemişti. Sol adına bir dönem büyük kitleleri yönlediren, Uğur Mumcu gibi bir yazarın ivmesiyle en iyi gazete durumuna gelen bu kuruluşun artık gidecek bir yeri kalmadığını düşünüyorum. Yazının içeriğine katılmamak olası değil, toplumu korkularla yönetmeye çalışan sonra da bunun üzerinden bölücülük yapan bir yayın organını kimlerin yönlendiğini gerçekten merak ediyorum.

asya 07.03.2007 23:50:54
Cumhuriyet Uğur Mumcu'nun ölümüyle birlikte ruhunu yitirdi.

Ardından İlhan Selçuk'un ellerinde faşist bir gazete haline dönüştü.

Şimdi ise yokoluşun son çırpınışlarıyla olmadık savlar peşinde gidiyor.

U.M.dan sonra yokuş aşağı inerken istikrarını bozmuyor hiç.

deniz 11.03.2007 12:13:13
din konusundaki yobaz tutumu din karşıtlarını bile rahatsız edecek seviyede...

halbuki çok iyi bir gazete olma potansiyeli hala yüksek.

KARGA 11.03.2007 12:19:39
Cumhuriyet gazetesinin halk arasında sol görüşlü olarak görülmesi sol'a bence büyük zarar veriyor. Nadir Nadi'nin Hitler hayranlığı bilinen bir gerçektir ve birçok kez diğer gazetelerin köşe yazarlarınca ortaya çıkarılmıştır. Nadir Nadi dönemin Cumhuriyeti'nde bir yazısında Nazi Almanya'nın Avusturya işgalini açıkça savunmuş ve bu girişimi aklamaya çalışmıştır; bu olay da Nadir Nazi olarak anılmasına vesile olmuştur.

ekin 11.03.2007 12:31:10
bombaların TSK malı olması kopuk bir komplo teorisi; TSK darbe yapacaksa yapar, zemin hazırlamaz, asker meşruluğunu medya ile değil gücüyle kazanır.. )bence(

uğur mumcu elbette cumhuriyet için büyük bir kayıptır, ama ardında kalanları sol düşün gücünde hiyerarşik aşşalamaya atmamalı onun ölümü. Mustafa Balbay'ın yazılarını bazen okuyorum, eskiden AKP iktidara gelmeden önce TRT'de Pazar Panorama diye program yaparlardı, AKP gelince programları sonlaNdı.. demek ki asker değil ama hükümetler meşruluğunu medyadan alıyor !??!

zaman gazetesi gitsin cetvel tasarım ödüllerini almaya devam etsin.. hergün bizim apartmanın önünde yerde duruyor, abonman (abone insanı:P)göstermelik abone.. amaaan..sardırdım Tongue

Tehlikenin Farkındayım
onların başkanı değil mi mecliste laiklik kavramını yumuşatalım diyen..
yumuşamayın derim.

*" İlhan Selçuk sütununda Bush'a -Türkiye'ye müdahale edin diye açık mektup yazmıştı. Beyaz Saray, İlhan Ağabey'e bir türlü dönmedi, dönemedi: Tehlikenin farkında mısınız?"

ilhan selçuk nasıl bir yazı yazdı ki böyle yoruma meze oldu_??

KARGA 11.03.2007 16:13:29
Alıntı
ilhan selçuk nasıl bir yazı yazdı ki böyle yoruma meze oldu_??

Orijinal köşe yazısını bulamadım ama Taha Kıvanç'ın yazısı heralde yardımcı olur; http://www.dorduncukuvvetmedya.com/dkm/article.php?sid=7613
İlginç bir yazı daha buldum, yukarıda bahsettiğim "Nadir Nazi" olayına da değiniyor.
http://www.dorduncukuvvetmedya.com/dkm/article.php?sid=7651

ekin 11.03.2007 16:22:46
okudum koyduğun linki, sağol Smiley

ama

Alıntı
Bakın 15 Kasım günü ne yazmış: “Herkesin bildiği gibi Türkiye'deki siyasal iktidarların ipleri Amerika'nın elindedir... / Önümüzdeki yıl bizde hem cumhurbaşkanı seçimi var... / Hem genel seçim var... / Topal ördek ne yapacak?.. / Bush ne düşünüyor?.. / Amerika Irak'a girdi, komşumuzda yarım milyondan fazla insan öldü... / Kayıplar 650 bini aştı.. / 'Ilımlı İslam devleti modeli' ni Türkiye'nin başına bela gibi saran artık topal ördektir... / Peki, bu topal ördek Türkiye'de topallamayacak mı?..”

18 Kasım günü de aynı keskinlikte bir başka yazı: “Artık çok iyi biliniyor ki dinci ya da takıyyeci AKP iktidarı Ortadoğu'da bir Amerikan marifeti... / Ancak Bush 'AKP operasyonu' ndan beklediğini alamadı!.. Amerika bugün terör örgütü PKK'yi Türkiye'ye karşı kullanıyor... / Türkiye'de 'huzursuzluk' ve 'istikrarsızlık' doruğa tırmanıyor... / Bush yönetimi ne yapmalı?..

Bakın ne yapmalıymış: “Bir yandan Ilımlı İslam Devleti tasarımında dinci iktidarı, öte yandan terör örgütü PKK'yi kullanarak Türkiye'yi sıkıştıran Başkan Bush bu tutumundan vazgeçmelidir; zararın neresinden dönerse dönsün, kârdır... / AKP'nin toplum temelinde oy desteği zayıflıyor, geriliyor; ülkede Amerika düşmanlığı yükseliyor, yoğunlaşıyor... / ABD'nin Ortadoğu tasarımında 'revizyon'a, Türkiye'de ise yeni bir iktidara gerek var!..”

En keskin yazı “Bush'un Türkiye siyaseti değişmeli” başlığını (16 Kasım) taşıyor. Şu satırları okuyalım: “Bush, Ortadoğu'da bir yeni istikrar arayışına yönelmek zorundaysa bu işe Türkiye'den başlaması aklın yoludur... / (..) Ortadoğu cehennem... / Bu cehennemde ne yapacağını şaşıran Başkan Bush'un Türkiye'de dincilik ve bölücülük siyasetlerini bir yana bırakarak Atatürk'ün laik Cumhuriyetini Ortadoğu'da bir denge unsuru gibi düşünmesi gerekiyor...”

Cumhuriyet okurları ne bekliyorlar bilmem, ama “Türkiye'deki siyasal iktidarların ipleri Amerika'nın elindedir” tezinin sahibi İlhan Selçuk, 'topal ördek' diye andığı ABD başkanı Bush'un Türkiye'nin iç politikasına doğrudan müdahale ederek iktidarı değiştirmesini bekliyor.

bence ilhan selçuk doğru anlaşılmalı, bush'tan yardım istediği falan yok, yangını aleyhine kullanmaya çalışıyor, göte giren şemsiyeyi açmaya çalışmış iktidarı da rahatsız ederek Smiley

bush türkiye siyasetinde etkili demiş, eee? Tayyip seçimler öncesi ABD'ye niye gitti?
bu ilişkiyi vurgulayan cumhuriyet mi milliyetçi yoksa "yok öyle birşey, bushtan yardım istiyorsunuz siz!" diyen toz kondurmayan zihniyet mi?

İlhan Selçuk görmüş, ipler tayyip'in değil bush'un elinde; 2.el RTE'ye konuşmaktansa direkt Bush'a seslenmiş...
hani zapsu bush'a tayyip'i kullanın demişti, ilhan selçuk'da bush'a türkiye'yi kullanın demiş; kendince faydalı yoldan..

bence ilhan selçuk dalga geçmiş, iktidarı dürtmek için, milleti uyandırmak için bush'a seslenmiş..
en azından öyle umuyorum.. Tongue

KARGA 11.03.2007 16:36:35
Tayyip tabii ki gidecek ABD'ye, "ipler" onların elinde değil mi? Aynı nedenden dolayı Büyükanıt da, ondan önce İlker Başbuğ da gitmişti. Hatta Başbuğ'un gezisinden sonra Newsweek'in "Türkiye'de 2008'de darbe olacak" yazısının çıkması bence gayet anlamlı, zira Başbuğ ziyareti sırasında o makaleyi kaleme alan yazarın üye oldu "think tank" kuruluşunu da ziyaret etmişti. Sürekli irtica yaygarası koparıp darbe için zemin hazırlamaya çalışan T.C. ordusu'na cevaben ABD'nin Ankara Büyükelçisi Wilson da "irtica tartışması kakofoni" diyerek Büyükanıt'ın boynundaki tasmaya asılıp destur demiş, T.C. ordusu darbe için Büyük Biraderi ABD'den onay alamamış.

"İplerin" kimin elinde olduğunu gayet iyi bilen İlhan Selçuk bana göre o sözkonusu yazıda Pentagon merkezli tanrılarına "Abi nolur izin ver de darbe olsun" diye yakarıyor, ve ekliyor; "olmazsa bari sen müdahale edip yeni bir düzen kur".

Sapiens 11.03.2007 16:47:51
Master of pupets

12.03.2007 15:17:38
Cumhuriyet gazetesinin günümüzde ciddiye alınma bakımından vakit ve yeniçağdan hiç bir farkı yok. Nefret dolu manşetler, ağızlarda sakız edilen laiklik biterecek bu gazeteyi de.

deniz 12.03.2007 16:24:08
evet.. dediğine aynen katılıyorum.. genel politikası sakat.. ama geri planda hala iyi bir gazete olduğunu düşünüyorum.

ekin 13.03.2007 00:03:19
Cumhuriyet gazetesinin günümüzde ciddiye alınma bakımından vakit ve yeniçağdan hiç bir farkı yok. Nefret dolu manşetler, ağızlarda sakız edilen laiklik biterecek bu gazeteyi de.

abartmalarını abartı bulmuyorum Tongue sonuçta RTE bu ülke tarafından bir süre hapiste tutuldu!?! RTE'nin içinde ülkeye karşı, olmadı bazı odaklara karşı bir kin yok mudur yaw?   -umarım yoktur..

normal şartlar altında cumhuriyetin abarttığını savunurdum, ama ben ikna oldum, taraflıyım.. gün geçmiyor ki AKP'lilerin kırdığı potlara rastlamayayım.. umarım cumhuriyet yanılıyordur.

bir arkadaş İran devrimi öncesi ve sonrası diye bir fotoğraf yollamıştı.. devrimden biraz önce hükümet yetkilileri neyim hep takım elbiseler içinde ama devrimden hemen sonra şalvar salınmış din adamları yönetimde.. sanırım bu değişiklikler aniden oluyor.. ve bir kere "değiştim" diyen biri, ilerde bir daha "değiştim" diyebilir.

uçtumsa yeri yumuşatın da düştüğümde gerçek acıtmasın Smiley

keçi 14.03.2007 15:55:03
cumhuriyetin foyası çıktı, zamanın foyası abd'de he he.

torq 21.05.2007 13:18:16
Tehlikenin farkında olmak

Mithat Sancar    

Türkiye'ye Weimar'dan bakmayı sürdürelim. Öncelikle şunun altını çizelim: Bugünün Türkiye'si, o zamanın Weimar'i değil. Toplumsal güç dengeleri, ekonominin durumu, uluslararası konjonktür, siyasal yapı gibi konularda iki dönem arasında önemli farklılıklar var. 0 zaman Türkiye'ye Weimar'dan bakmanın anlamının ve amacının ne olduğu haklı olarak sorulabilir. Açıklamaya çalışayım.

Weimar, demokratik sistemlerde, rejim karşıtı güçlerin demokrasinin imkânlarını istismar ederek iktidar olmalarının bir metafo-ru olarak kullanılır sık sık. Buna göre, Weimar Cumhuriyeti'nin yıkılmasının başlıca nedeni, demokrasisinin bol olması ve uygulanmasıydı. Bu mantıktan şu sonuç türetilir: Demokrasiyi korumak için, onu kısıtlamak gerekir; bu amaçla demokratik usullerin ve hukukun dışına çıkmak meşrudur. Yani "demokrasi, demokrasinin kurdudur"

Oysa 1919-1933 yılları arasını kapsayan Weimar dönemi yakından incelendiğinde, bu yaklaşımın gerçeklerle uyuşmadığı görülür. Lafı dolandırmadan söyleyeyim: Nazilerin, demokrasi bolluğundan yararlanarak değil, antidemokratik düşünüş ve uygulamaların yarattığı ortamdan beslenerek iktidara geldiklerini gösteren pek çok olgu var.

Evet, Weimar Anayasası, en demokratik ve özgürlükçü anayasalardan biriydi. Ama bu anayasa hiçbir zaman sözüne ve ruhuna uygun bir şekilde uygulanmadı. Tam tersine, başta ordu ve yargı olmak üzere pek çok temel kurum bu anayasanın dayandığı demokratik zihniyetle barışamadılar. Başta siyasal elitler olmak üzere pek çok çevre, demokrasiye sahip çıkacak dirayeti gösteremediler.

Naziler, örgütlenme çabalarının başlangıcında ordu mensuplarından ciddi destek gördüler; iktidara giden yolda, orduyla iyi ilişkiler kurdular.

Bu dönemle ilgili en saygın ve kapsamlı çalışmalardan biri olan William L Shirer'ın "Nazi İmparatorluğu, Doğuşu - Yükselişi -Çöküşü" adlı eserinde belirtildiği gibi, "Weimar Anayasası'na göre ordunun, öteki Batı demokrasilerinde olduğu gibi, kabine ve parlamentonun emrinde bulunması gerekirdi. Ama olmadı. Ordu, devlet içinde devlet gibiydi."

Yargının durumu, yine aynı eserde şöyle özetleniyor: "Cumhuriyeti destekleyenlere ihanet kanunları merhametsizce uygulanıyordu. Cumhuriyeti yıkmak isteyenler ise, serbestçe geziyorlar ya da hafif cezalara çarptırılıyorlardı. Katiller bile, sağa mensup oldukları ve demokratları öldürdükleri takdirde, ordu subaylarının ve sağcıların yardımıyla mahkemelerin elinden kurtarılıyorlardı."

Ve "genç kundakçı Adolf Hitler, bu yeni milliyetçi, demokrasi - düşmanı akımın gücünü doğru kestirip onunla koşturmaya başladı". Hitler, Mussolini'nin iktidarı almasını sağlayan "Roma Yürüyüşü"nden ilhamla 1923'te "Bavyera İsyanı"nı başlatıp darbe teşebbüsünde bulunduğunda, kuşkusuz bu ortamdan da epey cesaret almıştı. Gerçi bu girişim başarısızlığa uğradı; Hitler ve arkadaşları da yargılandılar. Ama o zamanki Alman Ceza Kanunu'nun 81. maddesi, Alman Anayasa-sı'nı cebir yoluyla değiştirme fiiline ömür boyu hapis öngördüğü halde, savunmasında "her şeyi vatanı kurtarmak için yaptığını" söyleyen Hitler sadece beş yıl hapse mahkûm edildi. Ve "demokrat devleti yıkmak amacıyla giriştiği savaşı serbestçe yürütebilmesi için, daha dokuz ay geçmeden hapisten çıkarıldı".

Öte yandan, Weimar Cumhuriyeti, on dört yıllık kısa hayatının bir kısmını çeşitli vesilelerle ilân edilen olağanüstü hal yönetimleri altında geçirdi. Özellikle bu dönemin son yıllarında parlamento neredeyse tamamen devre dışı bırakılmış, ülke olağanüstü hal kararnameleriyle yönetilir olmuştu. Bütün bunlar, otoriter yöntemlerin normalleşmesinde önemli rol oynamıştır.

Başta da söyledim, Türkiye'nin bugün içinde bulunduğu şartlar ile Weimar dönemi arasında bir benzerlik kurmak pek çok nedenle doğru değil. Ama Türkiye'yi anlamak için ille de Weimar'a atıf yapılacaksa, esas tehlikenin demokrasiden değil; antidemokratik anlayış, yapılar ve uygulamalardan kaynakladığını söyleyebiliriz. Bu tehlike; demokratik mekanizmaların demokrasi ve hukuk dışı müdahalelerle tahribinin yarattığı gerilim ve kutuplaşmaların, otoriter yönetim arayışlarına elverişli zemin yaratmasıdır.

Son olarak Weimar Cumhuriyeti'nin, demokrasiyi ciddiye alan, onun için mücadele etmeye hazır, inançlı, samimi ve kararlı insanların yokluğunun bedelini ödediğini ve bu bedelin hem Almanya ve hem de bütün dünya için çok ağır olduğunu hatırlatayım. Demokrasiye ve "sözde değil özde demokratlar"a her zamankinden çok ihtiyaç duyduğumuz bir dönemden geçiyoruz...

http://www.birgun.net/bolum-73-yazar-151.html


Sayfa: [ 1 ] 2 3