|
||
| Yossi, Şam’ın genç sakinlerinden ve Uluslararası Dayanışma Hareketi’nin bir üyesi. İsrail ve Filistin’de Duvara Karşı Anarşistler ve radikal bir eşcinsel grup olan Kara Çamaşırhane’nin de içinde bulunduğu birçok toplumsal hareketin bir parçası. Yossi şu anda Alternatif Bilgi Merkezi’nde çalışıyor. Burada, İsrail’de anarşizm, Filistin mücadelesiyle bağlantısı ve radikal anarşist ve eşcinsel kültür üzerine konuşuyor. (Yossi’yle aşağıdaki söyleşiyi yapan Aaron Lakoff Uluslararası Dayanışma Hareketi’nin bir üyesi ve Montreal’deki CKUT cemaati radyosunun muhabiridir. Şu anda Filistin’in her yerinde dolaşıyor ve çalışıyor.) Aaron: İsrail’deki anarşist hareketi anlatır mısınız? Yossi: İsrail’de, ya da Filistin’de diyebiliriz, anarşizm hiçbir zaman büyük bir hareket ya da bir halk hareketi olmadı. Çünkü, siyonizm milliyetçi bir hareketti ve buraya gelen çoğu mülteci milliyetçilik ve Siyonizm inançları taşıyordu ve bir Yahudi devleti fikrini destekliyordu. Başka yerlere değil de buraya gelmeyi seçtiler. Filistin’e gelip Yahudi devleti kurmayı seçtiler. Anarşizm onlara çok yabancıydı- gündemlerinde değildi. Buraya gelen çok sosyalist olmasına rağmen, bunlar aynı zamanda sosyalist ve milliyetçiydiler. Sosyalizmin milliyetçi görüşlerinin üstesinden gelmeye çalışmıyorlardı. Böylece, tarihi nedenlerden dolayı anarşizm burada çok zayıftı. Filistin ve Arap kültüründe de anarşizm çok bilinmiyor. Popüler bir düşünce akımı değil. Arap kültüründe hiçbir anarşist filozof yok. Bu sebeplerden dolayı, 19.yüzyıla hatta 20. yüzyılın ortalarına kadar giden tarihsel bir arkaplanımız yok. Burada olan ilk anarşistler, İsrail’e gelip İsrail’in onlar için bir yer olmadığını anlayarak Avrupa’ya geri dönmüşlerdi. Oldukça çok sayıda anarşist siyonist ailelerde doğmuş ve anarşizmi ideolojileri olarak benimsemiştir ama yine, çok küçük gruplardır. 60’larda Avrupa’daki öğrenci hareketi ve insanların Filistin ve İsrail dışındaki bütün devrimlerden etkilenmesi nedeniyle sayıları biraz daha fazlaydı. 60’ların sonu ve 70’lerin başında daha fazla anarşist grubun bir araya geldiğini görebilirsiniz ama çoğunlukla aynı çevrelerden. 1980’lerde punk nedeniyle hareket daha da büyüdü. Punk hayranları anarşist harekete girdi. Hayvan hakları hareketi burada çok büyüktü, hala da öyledir ve başlarda çok anarşistti. Bunlar 80’lerde ve 90’larda oldu. 90’larda anarşizm hakkında daha çok kitap ve broşür yayımlanmaya başladı. 90’ların sonunda, dünyayı sürükleyen küreselleşme karşıtı dalga nedeniyle daha çok insan anarşist oldu ve bu İsrail’e de geldi. İntifada’nın başlangıcına kadar, anarşist olan, anarşizme yakın olan ya da hiyerarşik olmayan bir çok grup vardı. 1948’e dönersek, anarşistlerin İsrail’e geldiğini ve onlar için bir yer olmadığını gördüklerini belirttiniz. Fakat Emma Golman’ın zamanına bakarsak, hemen 1948 öncesi, Avrupa ve ABD’nin her yerinde büyük Yahudi anarşist hareketleri vardı. Hiçbirinin İsrail’de yolunu bulamaması şaşırtıcı değil mi? Tabii, anarşist hareket Siyonist hareketten nefret etti. Sadece anarşistler değil, komünistler de vardı. Birçok komünist buraya geldi ve sosyalizmin bütün o sloganlarının gerçekten sadece Yahudiler için sosyalizm olduğunu keşfettiler. Çok fazla ırkçı kampanya vardı. Bunlardan biri, kapitalist Yahudilerin bütün Yahudi işlerini almalarını sağlayan Yahudi Emek’ti ve bu Filistin’deki Siyonist hareketin en büyük kampanyasıydı. İnsanlar buraya geldi ve komünist görüşlerinin buradaki ırkçı politikalarla hiçbir ilgisi olmadığını keşfettiler. Çoğu terk etti ve İspanya gibi yerlere gitti, fakat birçoğunun da Hitler yüzünden ve ABD’ye gidemedikleri için kalmaktan başka şansı yoktu. Buraya mülteci olarak gelen bazı anarşistler vardı fakat buraya gelmek istememişlerdi. Öteden beri biraz Yahudi olan bir anarşist tarih görüyorsunuz. Onlar, çok fazla anti-siyonistti, Yahudi halkın sorunlarına cevap vermediği için her zaman siyonist hareketi eleştiriyorlardı. İsrail’deki anarşistlerin on yıllar boyunca içinde bulunduğu farklı konuları belirttiniz ve sonra İntifada’dan söz ettiniz. Daha yakın zamanda Duvara Karşı Anarşistler var. Biraz bu grup ve yaptıklarınız hakkında konuşur musunuz? İntifada başladığında, aynı zamanda süregiden iki süreç vardı. İsrail’de siyonist sol dediğimiz ve daha çok sağ kanat haline gelen ana akım sol vardı. Gerçek faşist yüzlerini göstermeye başladılar. Radikal sol aynı zamanda daha radikal hale gelmeye başladı. Hem ana akım hem de radikal sol kutuplaşmaya başlıyordu diyebilirsiniz. Bu süreç, radikal sola daha çok eylem getirdi. Oslo döneminde, radikal sol daha sessizdi. Bugün, ikinci İntifada’nın başlangıcından beri, hemen hemen her gün bir eylem oluyor. Durumun karşısında gerçekten sert mücadele yürüten birçok hareket ortaya çıktı. Bütün bu enerji ve işgal edilen bölgelerde olanları gören insanlar, insanları devlete karşı daha çok yabancılaştırdı. Devlet sizi vurduğunda, insanlar onun düşman olduğunu gördüler. Teorik gibi durabilir ama, devletin gerçek yüzünü görmeye geldiğinde çok canlı da olabiliyor. Apartheid duvarı, 2002 ve 2003’te yapılmaya başladığında, birçok insan -Tel Aviv’li çok genç insanlar, punklar, gaylar, lezbiyenler ve transseksüeller- Filistin’de bir köye geldi. Çok tutucu bir köydü ama oraya gelip duvara karşı bir barış çadırı kurmaya köy tarafından davet edilmişlerdi. Mas’ha’daydı. Çadır beş ay sürdü, İsraillilerin ve uluslararası olanları tel örgülerle ilgili neler olup bittiği, bunun ne ol duğu, nereye kurulacağı konusunda farkına varmalarını sağlamak içindi. Bu beş ay içinde, radikal solda yeni bir şey ortaya çıktı. Filistinlilerle gündelik olarak ilk defa buluşuyor ve onlarla yaşıyorduk. Bu, Filistinliler için de yeni bir şeydi. Burası gerçekten bir diyalog yeriydi. Buradan anarşist Yahudilerle Filistinliler arasında yakın bir ilişki ortaya çıktı. Tabii ki, anarşistler her zaman işgale ve Siyonist devletin baskılarına karşıydı, fakat inanıyorum ki, bu kamp bu konuları bizim günlük hayatımıza taşıdı. Sanırım bu, Duvara Karşı Anarşistler’in ilk adımlarıydı. Kampın son günlerinde eylemler yapmaya başladık. Diğer köylerde duvara karşı doğrudan eylemler yaptık. Mas’ha’da duvarın inşaatını durdurmaya çalıştık ve kamp ordu tarafından tahrip edildi. Oraya bir daha dönmememizi emrettiler. Bu, anarşist şekilde örgütlenen, hiyerarşik olmayan ve doğrudan demokratik bir doğrudan eylem grubunun başlangıcıydı. Filistin’in her yerinde köylerde ve duvar boyunca daha çok eylem yapmaya başladık. Duvara karşı anarşistlerden biri, bacaklarından vurulup ağır yaralanınca, hatta hastaneye giderken ölümün eşiğine geldiğinde Mas’ha’da yine bir eylem oldu. Bu 2003 Aralık sonundaydı. O günden önce, grup sürekli ismini değiştirdi. Bir eylemde, Gettolara karşı Yahudiler’dik, diğer gün Mas’ha Grubu’yduk - bir isme saplanıp kalmadık. Fakat o gün, Tel Örgülere Karşı Anarşistler ismini kullandık. O gün çok fazla medya vardı, daha önce olandan da çok. Medya bize çok ilgi gösterdi. İnsanlar anarşizmin gerçekten ne olduğunu sormaya başladılar. İsrail’de çok fazla bilinmiyordu – insanlar kelimeyi biliyordu ama ne anlama geldiğini bilmiyordu. O eylemden sonra, duvara ve işgale karşı savaşta daha aktif yer almaya başladık. Çünkü birçok Filistinli köy, Filistin’e gelen ve bir şeyler yapan İsrailli bir grubun olduğunu fark ettiler. Filistinliler, duvar evlerine yaklaştıkça isyan etmeye başladılar ve birçok köy vardı, özellikle de şiddetten arınmış duvar karşıtlığının sembolü olan Budrus. Duvar inşaatını durdurmak için bir yıl kadar oradaydık. Uzun süre, gerçekten hemen hemen her hafta Budrus’a gidiyorduk. Her gün insanlar vuruluyordu. Bazı günler öldürülüyordu. Şimdiye kadar, altı ya da yedi Filistinli, tel örgülere karşı eylemlerde İsrail ordusu tarafından vurularak öldürüldü. Bu Filistinliler, İsrailliler orada olmadığı zaman öldürülmüştü çünkü İsrail ordusu İsrailliler alandayken gerçek mermi kullanmayı sevmiyordu. Böylece biz biraz canlı kalkan görevi görüyorduk. Bu bizim orada olmamızın sebebi değildi, fakat bizim orada olmamız orduyu daha az şiddet kullanır hale getirdi. Ordu bizim daha asil kanımız olduğunu düşünüyor. Bir Filistinli şiddetten arınmış bir eylemde vurulduğunda, bu medyanın radarına takılmıyor. İlginç olan şey şu ki, İsrailli bir anarşist Mas’ha’da vurulduğunda, İsrail medyasında ve uluslararası medyada yankı uyandırdı çünkü bir İsrailli başka İsrailli tarafından vurulmuştu. O günkü eylem, anarşistler olarak yapmak istediklerinizde neleri değiştirdi ve İsrail’in geri kalanı sizi nasıl gördü? İlk olarak, her zaman “Biz Yahudiyiz. Ordu tarafından vurulmayacağız.” diye düşünüyorduk. Bu yüzden böyle bir medya ilgisi oldu – işte, ordu Yahudileri vurmaz. Yerleşimciler bizimkinden daha kötü işler yapıyorlar. Askerlere karşı vahşice davranıyorlar, fakat kimse onları vurmayı hayal etmiyordu. O gün, devletin benim gerçekten düşmanım olduğunu anladım. Ordu benim düşmanım. Orduyla bir işim olmaz. Daha önce, plastik mermiler ve göz yaşartıcı gazla vurulmuştum, ama ilk defa birinin gerçek mermiyle vurulduğunu görüyordum. Bu, birçoğumuzun bu ordunun ve bu devletin bizim olmadığının farkına varmamıza neden oldu. İsrail toplumu ve İsrail medyası tarafından ilk iki gün gerçekten sıcak bir şekilde kucaklandık. Bir Yahudi vurulmuştu, bu hoş değildi. İnsanlar tel örgüleri yıktığımız için cezalandırılmamız gerektiğini düşünüyordu, ama vurularak değil. Eylemler oldukça, daha çok insan vurulmaya başlayınca, hatta İsrailliler yaralanmaya başlayınca, medyanın ilgisini daha çok çekmeye başladık. Fakat medya bize holigan gibi davranmaya başladı. Bizi sorumsuzca davranmakla ve teröristlere yakınlaşmakla suçluyorlardı. Gerçekten de, geçen yıl İsrail solu üzerinde daha çok baskı olduğunu görebilirsiniz. Tali Fahima bunun bir örneğidir. Hiçbir zaman anarşist hareket içinde yer almadı ama herhangi birimizi tutuklayabilecekleri bir nedenden dolayı (bir teröristle bağlantıya geçmek, kapalı bir askeri alanı ihlal etmek gibi) cezaevinde yatıyor. Bize karşı baskılar daha ciddi olmaya başladı. Devlet sürekli kaybettiği halde bizi mahkemeye çıkarıyor. Henüz bir dava bile kazanmadılar, ama bizi mahkemeye çıkarmak, enerjimizi ve paramızı almak devlet için önemli. İsrail’de, birçok grup işgale son vermek için, barış hareketi içinde çalışıyor; Gush Shalom, Ta Ayush ve Peace Now (Barış Şimdi) sadece birkaçı. Anarşistler eylemlerinde bu gruplardan nasıl ayrılıyor? İlk olarak, barış hareketi içinde bize yakın olan birçok grup var. Örneğin, Kara Çamaşırhane, Duvara Karşı Anarşistler’le birlikte iş yapan, işgale karşı bir eşcinsel grubu. Ta Ayush bayağı aktif ve biz de birlikte çalışıyoruz. Benzer şekilde örgütlenmiyoruz, aynı metotlarla çalışmıyoruz ama beraber iş yapıyoruz. İdeolojimiz çerçevesinde, talep listemiz yok. Tabii ki, çoğumuz “devletsiz bir çözüm” istiyoruz. Ayrımın her türlüsüne karşıyız ve nereye inşa edilirse edilsin duvara karşıyız. FilistinYönetimi’ne de karşıyız. Filistin Yönetimi’ni bir baskı aracı olarak görüyoruz. Bazen onlarla çalışacağız ama Gush Shalom gibi Filistin Yönetimi’ni desteklemiyoruz. Başka birçok şeyde de hemfikir değiliz. Polise karşı birçok gruptan daha farklı davranıyoruz. Biz eylem hakkında polise hiçbir zaman bilgi vermeyiz. Fakat sonunda hepimiz birbirimizi destekler ve birlikte çalışırız. Tartışmalar olur ama diyologu sürdürürüz. Radikal solda, tel örgülere karşı birçok grubun koalisyonu vardı ve bunda büyük sorunlar yoktu. Eğer, çok hayati olan sorunlar varsa, anarko-komünizm ve anarko-sendikalizm hakkındaki bitmek tükenmek bilmeyen tartışmalar önemsiz kalıyor. İsrail’de iyi çalışıyoruz ve radikal sol da her zaman birlikte hareket ediyor. Diğer İsrailli sol grupların çalışma yöntemine dair eleştirileriniz var mı? Tabii ki! Ve onların da bize yönelik bir sürü eleştirileri var. Anarşistlerin sürekli bir köyden diğerine koştuğunu, örgütsüz olduğumuzu, bir dolu pervasız iş yaptığımızı söyleyebilirler. Bizim de diğer gruplar hakkında benzer eleştirilerimiz var – kendiliğinden bir şeyler yapamıyorlar, sıkı kuralları var. Fakat bunların bizim halen birlikte çalıştığımız gerçeğiyle bir ilgisi yok. Filistin kültüründe, anarşizmin bir geleneği olmadığını belirtmiştiniz. Anarşizmle Filistin mücadelesinin bağlantısı hakkında ne düşünüyorsunuz? Her zaman Hamas’la, İslami Cihad’la, milliyetçilerle, ırkçı insanlarla birlikte eylemlerdeyiz, ve onların yanında onlarla aynı amaç için savaşıyoruz. Fakat her zaman bir sorun var; bunlara karşı olan insanlarla birlikte iş yaparken nasıl anarşizmi, hayvan haklarını, kadın haklarını ve eşcinsel haklarını önde tutabiliriz? Bu zor. Her zaman Filistinlilerle birlikte çalışıyoruz ve hâlâ bir Filistin devleti istemediğimizi söylüyoruz. İşgalin sona ermesi için çalışıyorum ve bu benim ana hedefim. Bunun için savaşırken yalnız değiliz. Anarşist olmayan, ama solda olan, komünist, sosyalist olan bir sürü Filistinli var. Aynı amaç için çalışan birçok kişi var; tek devletli çözüm ve bu bizim hedefimize yakın. Ben halen, bazen ulusal-kurtuluşçularla beraber savaşmak gerekiğini düşünüyorum, çünkü bununla ilgili ana konu, kendilerini ötekinin baskısından kurtarmaktır. Kendi toplumunuzun baskısından kendinizi kurtarmadan önce, kendinizi öteki toplumun baskısından kurtarmanız gerekmektedir, ki bu daha zalimanedir. Bu, Filistin’de belirgindir. İlk olarak, işgali sona erdirmeli ve Filistinliler’e haklarını geri vermeliyiz. Bundan sonra, burada nasıl yaşamak istediğimize karar veririz. Eğer Filistinliler, tek devletli çözümü seçerse, onlarla beraberiz. Buna diyecek bir şeyimiz yok. Bu tip bir çözüm için bizimle birlikte çalışan Filistinliler var. Hamas, El Fetih ve Filistin mücadelesinin birçok grubuyla beraber eylem yapan anarşistler var. Gerçekte, halen aynı amaç için savaşıyorlar. Buradaki anarşist rolü ne olarak görüyorsunuz? Filistinlilerin anarşist bir toplumu benimsemeleri için onları etkilemek mi? ![]() Filistin’de eğitmek amacıyla iş yapmadığımızı görmek önemli. Ne de olsa, biz işgalciyiz. Orada, ne yapmaları gerektiğini anlatmak için bulunmuyoruz, devletimizin baskısından kendilerini kurtarmaları için oradayız. Hayvan hakları ya da mücadelesini verdiğimiz diğer şeyler için onları eğitmek üzere orada değiliz. Onlarla konuşmalarımız oluyor ya da birey bazında etkimiz oluyor ama grup olarak onların fikrini değiştirmek için orada değiliz. Anarşizmin ne olduğu ve bize neden katılmaları gerektiği hakkında Arapça bildiriler dağıtmayız, çünkü bu bizim tarzımız değil. Bununla birlikte, kadın hakları konusuna geldiğinde, etkilemeye çalışıyoruz. Köylerle konuşmalarımızda kadınları da eylemlerde görmek istediğimizi söylüyoruz. Grubumuzdaki kadınlar, kadınları işgale karşı güçlendirmek için Filistinlilerle, kadınların etkinliklerini organize etmeye çalışıyorlar. Aklımızda bulunması gereken en önemli şeyin orada eğitmek için bulunmadığımız olduğunu düşünüyorum, çünkü devletimiz tarafından işgal edilirken, gidip onlara vaaz vermemizin bir anlamı yok. Kişisel düzeyde, hem bir bir anarşist olup hem de Yahudi devletinde yaşayan bir Yahudi olmak size ne ifade ediyor? Evet, bunun komik bir tarafı var. Diasporada Yahudi olmak, benim anladığım, daha farklı. Yahudi kimliğinizi hissediyorsunuz. Fakat İsrail’de bunu hissetmiyorsunuz. İsrail’de Museviliği kaale almıyorsunuz. Biz, ‘boşver onu’ diyoruz. ABD’deki Hıristiyanlık gibi. ABD’deki anarşistlere günlük hayatlarında Hristiyan gibi hissedip hissetmediklerini soruyor musunuz? Hayır. Onlar çoğu zaman ateist, Hristiyanlık karşıtı ve İsa karşıtı. Benim hissiyatım Musevilikle biraz bağlantım olduğudur. Tabii ki ateistim ama, Musevilik ve İbranice benim kültürümün bir parçası. Bir Kanadalının içinde Kanadalılıktan bir şey olması gibi benim de içimde Yahudi bir şeyler var. Fakat, yine, dini anlamda bir Yahudi gibi hissetmiyorum. Bir Yahudi’yle ya da Yahudi olmayanla evlenmek ya da ‘Yahudi halkı tutmak’ umurumda değil. Assimilasyonla alıp veremediğim yok. Benim kültürüm İbrani kültürü, İsrail kültürü. Bunun dinle hiçbir ilgisi yok. Kara Çamaşırhane grubunu, Filistin mücadelesiyle ve anarşist hareketle ilişkisini anlatabilir misiniz? Diğer birçokları gibi, Kara Çamaşırhane de ikinci İntifada’nın başında kuruldu. Onur Yürüyüşü’nün hemen öncesinde Tel Aviv’de kuruldu. Onur Yürüyüşü’nde büyük kamyonlar üzerinde bir sürü yakışıklı, çıplak erkek birçok şirketle birlikte size bir şeyler satmak ister. Çoğu zaman, mide bulandırıcı ve kapitalisttir. İntifada başladıktan sonra gerçekleştirilen ilk onur yürüyüşüydü ve biz oraya “İşgalde Onur Yok!” sloganıyla katıldık. Komşularımız özgürleşmeden gerçek özgürlüğümüzün olmayacağını söylemeye çalışıyorduk. Eşcinsel cemaat olarak, diğer grupların gördükleri baskıyı durdurmaya eğilimimiz, diğer grupların da bizim üzerimizdeki baskıyı durdurmaya eğilimleri var. Her zaman mücadeleleri birleştirmeye çalışıyoruz; Filistin’in özgürlüğü, hayvan hakları, eşcinsel hakları, cinsel özgürlük, bedene yönelik baskı, kapitalist baskı. Bunların hepsini, performans sanatı yoluyla birleştirmeye çalışıyoruz. Eşcinsel cemaat içinde Filistinliler hakkında ve onların savaşının baskıya karşı daha büyük bir savaşın parçası olduğunu öğretmek konusunda çok çalışıyoruz. Tel Aviv’in merkezinde, gay ve zengin olmak sizi özgürleştirmiyor çünkü sizin cemaatinizi özgürleştirmiyor. Filistin mücadelesi hakkında, Kara Çamaşırhane Filistin’de hiç eylem yapmadı. Grubumuzdaki insanlar her zaman Filistinlilerin eylemlerine katılıyor ama hiçbir zaman orada kendi etkinliklerimizi düzenlemedik. Sadece Mas’ha’da biz ve köydeki birçok kadın arasında güzel bir bağ vardı ve Kara Çamaşırhane’yle birlikte bazı kadın toplantıları yapıldı. Bu, her zaman çok zordur. Filistin kültüründe eşcinsel olmanıza izin yok. İşgal edilmiş Filistin’de çok çalışıyorum ve çoğu zaman dışarı çıkmıyorum. Bu, bir eylemde belirteceğim bir şey değil. Fakat yine de, Filistinlileri eğitmek ya da onlara nasıl davranacaklarını öğretmek için orada değilim. Ve İsrail de en özgür toplum değil. İsrail’de en çok baskı gören eşcinsel nüfus, Filistinli-İsrailliler’dir. Eğer Shin Beit (İsrail Gizli Servisi) iki Filistinli erkeği bir parkta seks yaparken yakalarsa, eğer işbirliği yapmazlarsa onları ailelerine söyleyecekleri tehdidiyle işbirlikçiliğe zorluyorlar. Bu, bazı durumlarda ölüm tehdidi oluyor. Eşcinsel Filistinlilerin işbirlikçi olmaya zorlandığı sayısız olay olmuştur. Birçoğu İsrail’e kaçıyor ve yasadışı bir şekilde buradalar fakat kimse onlara mülteci hakları vermiyor. Yakalandıklarında, köylerine geri gönderiliyorlar. Filistinli-İsrailli eşcinsel çiftlerin bile birlikte kalmasına izin verilmiyor. Bu yüzden, eşcinseller için iyi olmayan yine İsrail’dir. Burada, Kudüs’te birçok eşcinsel Yahudi baskı görüyor, bu yüzden sanki Filistin toplumu karanlık ve zalim de İsrail toplumu serbest ve özgürmüş gibi bir durum yok. Çoğu zaman, İsrail’in kayda değer derecede eşcinsel kültüre açık olduğunu duymuşsunuzdur... Hayır, sadece Tel Aviv’in merkezi, paralı, tüketici ve sistemin parçası olan eşcinseller için serbesttir. Yahudi kökenli ailelerden gelen fakir eşcinseller, Filistinliler ve dindar eşcinseller için serbest değildir. İsrail bir şey söyleyebilir ama genelde farklı davranır. Buradaki durum, ABD’dekine çok benzer, ABD’nin eşcinsel dostu olduğunu söyleyemezsiniz. Belki San Francisco, fakat geneli değil. http://www.ozgurhayat.org/1.php?a=32 |
||
|
||
| anarşizm her zaman ve mekanda var oldu.. israil de olması da kaçınılmaz. |
||