SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Din Felsefesi

Konu: Mutezile

Sayfa: [ 1 ]

torq 06.03.2007 00:23:44
Mu'tezile, İslam dinindeki bir itikâdî mezhep. Mu'tezile kelimesi (i'tezele sözcüğünden türeyerek) ayrılanlar mânâsına gelir. Mutezile mezhebinden olan kişiye mutezili denir. Özellikle kader ve kaza konularındaki yorumları ve inançları nedeniyle İslam dinindeki diğer mezheplerden ayrılmışlardır; İslam dininin çoğunluğunu oluşturan mezhepler, ehl-i sünnet, Mu'tezile'yi İslam dışı saymaktadır. Ayrıca Mu'tezile mezhebi akla fazla değer vermesi ve özellikle Abbasiler döneminde felsefe ile girdiği yakın ilişkiler dolayısıyla barındırdığı felsefi metod ve kararlar nedeniyle fazlasıyla eleştirilmiştir. Özellikle de nass (ayet veya hadis) ile akılın çeliştiği noktalarda sıklıkla nassı akla uygun gelecek şekilde yorumlamaları diğer mezheplerde büyük tepki uyandırmıştır. Modern zamanlardaki bazı araştırmacı ve İslam tarihçileri de Mu'tezile mezhebini akla verdiği önem ve metodları bakımından, çeşitli hususlarda rasyonalist olarak tanımlamıştır.

Mu'tezile topluluğunun ortaya çıkışı konusunda çeşitli ihtilaflar vardır. Çoğu İslam tarihçisine göre mutezilenin ortaya çıkışı Hasan-ı Basri'nin talebelerinden Vâsıl bin Atâ'nın hocasından, büyük bir günah işleyen insanın mümin kalamayacağı (Günah-ı kebair) hususundaki bir tartışmadan dolayı ayrılması ile doğmuştur. Hasan-ı Basri'den ayrıldıktan sonra kendisine Vasıl bizden ayrıldı (itizal etti) demiş ve kendisi ile birlikte ayrılan Amr bin Ubeyd ile Vasıl bin Ata başka bir ders meclisi kurmuş ve zamanla bir genel düşünce ve topluluk oluşmuştur.

Mutezile mezhebi akla, özellikle dönemin diğer itikadi mezheplerine oranla, fazla değer verirdi. "Akıl ile bilinmesi imkansız olan konular dışında akli hükümlere dayanırlardı."[1] Mutezile mezhebi akıl ile naklin (kuran ve sünnet) çelişir gözüktüğü durumlarda ve konularda, nakli akla uygun şekilde tevil eder, yani yorumlarlardı. Akla büyük önem vermeli nakle tamamen teslimiyeti savunan alimler ile çatışmalarına yol açmıştır. Mutezile akla önem vermesi ile "emr-i bi'l ma'rûf ve nehy-i anil münker" esası gereğince kelâm ilminin doğuşunda büyük rol oynamıştır.

Mutezilenin akli hükümleri esas alışı Emevilerin son dönemlerinde ve Abbasiler döneminde Hint ve Yunan düşüncesinin İslami kesimde yayılması ile gelişmiş ve farklı bir yön almıştır. Hint ve Yunan felsefesinden fazlasıyla etkilenen Mutezile, bu felsefelerden yeni metodlar üretmiştir. Zamanla Hint ve Yunan felsefesiyle yakınlık arz eden çeşitli felsefi hükümler de üretmeye başlamışlardır.
http://tr.wikipedia.org/wiki/Mu'tezile



İslam’ın içinde Mutezile’nin oluşması gibi, benzer şekilde eski Yahudilerde akılcılığı savunan bir mezhep olarak  Sadukiler vardı. Sadukiler, Eski Antlaşmadan yalnız Hz. Musa'nın kitaplarını kabul eder, ölümden sonraki yaşam, diriliş, cennet, cehennem kavramlarına ve cin, melek gibi doğaüstü varlıklara inanmazlardı.

Mutezile’ye göre akıl imandan üstündür.  Tanrı’nın sıfatı ile zat’ı birbirinden ayrıdır. İnsanın kendi iradesi dışında yaptıklarından dolayı, salt Allah istediği için sorumlu tutularak cehenneme atılması inancı Mutezile anlayışına ters düşmüştür. Mutezile’nin farklı tevhid anlayışına göre,  mademki Allah zulmedici değildir ve insan’a Allah tarafından istediğini yapabilme özgürlüğü verilmiştir, o halde ahirette cezalandırılacak insan, ancak ve ancak kendi yaptıklarından sorumlu tutulabilir ve bu nedenle kendi iradesi dışındaki davranışlarından dolayı verilen cehennem cezası kabul edilemez.  Sadece bireylerin kötülüklerden kaçınması, toplumsal düzenin ve insanlar arasında tam bir eşitliğin sağlanması için yeterli değildir. Toplumda bu anlayışın yerleşmesi, dini ögelerle değil, gene akıl yolu ile olur.

Mutezile, 8. yüzyıldan başlayarak, 200 sene gibi bir zaman, halife Harun ve Memun idaresinde Arabistan’da devlet dini olarak kabul edilmiş, bu süre zarfında da, Arabistan bir çok konuda önemli gelişmeler kaydetmiştir. İslamilerin, ağızlarına doladıkları, Batı, bilimi İslam’dan öğrendi yaklaşımlarında doğruluk payının olması  tamamen İslami inancın, anlayış olarak İslam’a ters düşmesi bakımından bir İslam mezhebi olarak görmediği akıl dini olarak kabul edilen Mutezile’nin, Müslüman Araplara getirdiği yenilik ve gelişmelere dayanır.

Mutezile’nin devlet dini olarak kabul edilmesi zamanlarında bir çok Arap bilgini, eski Yunan felsefesi ile ilgilenmeye başlamış, tıpta gene, Hippokrat ve Galen gibi eski Yunan bilginlerinden yararlanarak batının da faydalandığı eserler meydana getirmişlerdir.  İmana değil, ama akla dayanan ve bu nedenle de kendisine akıl dini denen Mutezile anlayışının terk edilmesinin akabinde, İslam’da, bilimde olduğu gibi her alanda bir gerileme dönemi başlamıştır.
http://www.geocities.com/IslamPencereleri/mutezile.htm

data_grrr 06.03.2007 10:10:01
Mu'tezile bence akıl ile dinin birbirlerini dışlamadan var olabileceğinin güzel bir örneği.
akla önem vermek ile aklı imandan üstün tutmak tamamen farklı şeyler yalnız.
Mu'tezile'ye göre akıl Allah'ın anlaşılması için çok değerlidir ve neyin iyi neyi kötü olduğunu bulma yetisine sahiptir.
Örneğin akıl kendi başına yalan söylememenin iyi olduğunu bilebilir, Allah bunların yapılması doğrultusunda etik yasaklar getirmiştir.
İkinci olarak akıl insanın doğasında olan kötüyü bilebilir, adaletsiz davranmak gibi, Allah bunları yasaklar.
Son olarak insan aklının ahlaki değerler atayamadığı hareketler geriye kalıyor. Bunlar da sadece Allah tarafından emredilirse iyi olabiliyor, yasaklanırsa kötü oluyor. Özetle akıl ile Allah birbirini tamamlıyor ve birbirlerinden  bağımsız karar veremiyor.

Mu'teziler ama yine de dönemlerinde muhafazakarlar tarafından yanlış bir biçimde aklı üstün tuttukları için suçlanmışlar.
Mu'tezilerin akılla imanın çeliştiğini savunduklarını söylemişler hatta imanın gereksiz olduğunu düşündüklerini söyleyerek baya da ileri gitmişler. Ama biliyoruz ki öyle değil.

Akılcılık aslında arap ünyasında 9.yüzyıla kadar giderek gelişiyor, üstelik muhafazakarlar arasında bile. Fakat Mu'teziler o dönemde gerek sağdan gerek soldan (ateistler, müslüman olmayanlar) taşlanmaya başlanıyor. Dinciler de ayrıca sahip oldukları alanları akılcılara kaptırdıklarını görüyorlar. Tüm bunlara Abbasi halifesinin Mu'tezilerin isteğiyle (kendisi de onları destekliyor) Mihna'ya girişmesi işleri kötüleştiriyor. O dönem herkes Kuran'ın Allah'ın saf konuşması olduğunu benimsiyor ama problem Kuran yaratıldı mı yaratılmadı mı? Kadılara bu sorular soruluyor ve Kuranın yaratılmışlığını söyleyenler testi geçiyor geçemeyenlerin sonu hapse kadar varabiliyor. (Aslında bu kadar akılcı olmuşlarken böyle bir şeyi nasıl yapabiliyorlar orası bir gizem içeriyor)
Tüm bunların sonunda Mu'teziler fikirlerini gözden geçiriyor, yeniden sistemize ediyor, bununla beraber ortadan tamamıyla da yok olmuyor.

blok 08.05.2007 00:52:38
Şeytan’ın insanı saptırdığı hep bilinir. Kuran’da aynı şeyi söyler.
Hacc 4. Onun (şeytan) hakkında şöyle yazılmıştır: Kim onu yoldaş edinirse bilsin ki (şeytan) kendisini saptıracak ve alevli ateşin azabına sürükleyecektir.

Şeytan tarafından saptırılan insanın kaçacağı tek yer Allah’a sığınmaktır. Peki, Allah’da insanı saptırırsa o zaman ne olacaktır ?
Ibrahim  4.. Allah’ın emirlerini onlara iyice açıklasın diye her peygamberi yalnız kendi kavminin diliyle gönderdik. Artık Allah dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola iletir. Çünkü O, güç ve hikmet sahibidir..”

En'am 39  Ayetlerimizi yalanlayanlar karanlıklar içinde kalmış sağır ve dilsizlerdir. Allah kimi dilerse onu şaşırtır, dilediği kimseyi de doğru yola iletir.

Zavallı insan bir taraftan şeytan tarafından saptırılmakta, bir taraftan Allah tarafından saptırılmaktadır. Üstelik Allah’ın saptırması daha da kötü olmakta, insan bir kere Allah tarafından saptırıldı mı, artık gidecek yeri kalmamaktadır.
Araf/186. Allah kimi şaşırtırsa, artık onun için yol gösteren yoktur. Ve onları azgınlıkları içinde şaşkın olarak bırakır.

Zümer/36. Allah kuluna kâfi değil midir? Seni O'ndan başkalarıyla korkutuyorlar. Allah, kimi saptırırsa artık onun yolunu doğrultacak biri yoktur.

Allah kullarına karşı seçici de olabiliyor, kimi hidayete erdirirse o doğru yolu buluyor.
Araf/178. Allah kimi hidayete erdirirse, doğru yolu bulan odur. Kimi de şaşırtırsa, işte asıl ziyana uğrayanlar onlardır.

Ve intikam alıcı olabiliyor..
Zümer/37. Allah kime de hidayet ederse, artık onu saptıracak yoktur. Allah, mutlak güç sahibi ve intikam alıcı değil midir?

Sonuç olarak Allah insanları saptırıp cehhennemde yakmayı aklına koymuştur bir kere. Zaten insanlardan çoğunu bu nedenle yarattığını yemin ederek söyler.
Araf /179. Andolsun, biz cinler ve insanlardan birçoğunu cehennem için yaratmışızdır. Onların kalpleri vardır, onlarla kavramazlar; gözleri vardır, onlarla görmezler; kulakları vardır, onlarla işitmezler. İşte onlar hayvanlar gibidir; hatta daha da şaşkındırlar. İşte asıl gafiller onlardır.

Ve saptırılan insanı öyle bir cehhennem ateşi beklemektedir ki, birileri körük başında cehhennem alevini arttırırlar.
Isra/ 97. Allah kime hidayet verirse, işte doğru yolu bulan odur; kimi de hidayetten uzak tutarsa, artık onlara, Allah'tan başka dostlar bulamazsın. Kıyamet gününde onları kör, dilsiz ve sağır bir halde yüzükoyun haşrederiz. Onların varacağı ve kalacağı yer cehennemdir ki, ateşi yavaşladıkça onun alevini artırırız.

Aynı şekilde, Secde 13 Biz dilersek, herkese hidayet verirdik, fakat cehennemi tamamen cin ve insanlarla dolduracağımıza dair benden söz çıkmıştır. 

Öbür yanda ünlü İslam şairi Ömer Hayyam sorar,
Beni özene bezene yaratan, sen
Yolumu da çizmişsin önceden
Madem bana günah işleten de sen
Öyleyse nedir o cennet cehennem..

Rad/33. Herkesin kazandığını gözetleyip muhafaza eden, (hiç böyle yapamayan gibi olur mu?). Onlar Allah'a ortaklar koştular. De ki: "Onlara ad verin (onlar necidir?). Yoksa siz Allah'a yeryüzünde bilemeyeceği bir şeyi mi haber veriyorsunuz? Yahut boş laf mı ediyorsunuz?" Doğrusu inkâr edenlere hileleri süslü gösterildi ve onlar doğru yoldan alıkonuldular. Allah kimi saptırırsa artık onu doğru yola iletecek yoktur.

Bir an için insanın aklına bir soru geliyor.  Saptırılma konusunda insanın bir tercihi olsa, insan kim tarafından saptırılmayı tercih etmeli ? Allah’ın saptırdığı insanın çaresi olmadığına gore, yoksa Şeytan tarafından saptırılmak daha mı iyidir ?

Kehf/17. (Resûlüm! Orada bulunsaydın) güneşi görürdün: Doğduğu zaman mağaralarının sağına meyleder; batarken de sol taraftan onlara isabet etmeden geçerdi. (Böylece) onlar (güneş ışığından rahatsız olmaksızın) mağaranın bir köşesinde (uyurlardı). İşte bu, Allah'ın âyetlerindendir. Allah kime hidayet ederse, işte o, hakka ulaşmıştır, kimi de hidayetten mahrum ederse artık onu doğruya yöneltecek bir dost bulamazsın.

Allah’ın insanı doğru yola iletmesi onun kalbini İslam’a açması ile mümkün olduğuna göre, öyle görünüyor ki, dünyada İslam’ın dışındaki bütün din mensupları Allah tarafından saptırılmış durumdalar.
Enam /125. Allah kimi doğru yola iletmek isterse onun kalbini İslâm'a açar; kimi de saptırmak isterse göğe çıkıyormuş gibi kalbini iyice daraltır. Allah inanmayanların üstüne işte böyle murdarlık verir.

Nisa 88. Size ne oldu da münafıklar hakkında iki gruba ayrıldınız? Halbuki Allah onları kendi ettikleri yüzünden baş aşağı etmiştir (küfürlerine döndürmüştür). Allah'ın saptırdığını doğru yola getirmek mi istiyorsunuz? Allah'ın saptırdığı kimse için asla (doğruya) yol bulamazsın!

Allah, bir yandan dilediğini saptırmakta, dilediğini doğru yola iletmektedir. Öbür yanda da insana akıl vermiştir ama her nedense kendi külli iradesi ile onu saptırarak bu aklı kullanmasına izin vermemektedir. Allah tarafından doğru yoldan saptırılan insan, böylesine bir yüce güç karşısında hangi insiyatifle aklını kullanacak ve doğru yolu bulacaktır. ?

Nahl 93. Allah dileseydi hepinizi bir tek ümmet kılardı; fakat O, dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola iletir. Yaptıklarınızdan mutlaka sorumlu tutulacaksınız.

8. yüzyılda İslam’ın içinden çıkan Mutezile Mezhebi’nin çıkış noktalarından biri de budur. Konuyla ilgili olarak bakınız Mutezile. Mutezile de aynı şekilde bu ayetleri sorgulamıştır. Allah tarafından saptırılan bir insan nasıl sorumlu tutulacaktır ? İslam bu soruya hiç bir zaman cevap verememiştir. Soruya cevap vermeye çalışan İslamiler ise, çözüm bulmaya çalıştıkça daha da işin içinden çıkamayacakaları bir duruma gelmişlerdir.

Allah’ın insanı saptırması ile ilgili diğer ayetler,

Müddessir 31. Biz cehennemin işlerine bakmakla ancak melekleri görevlendirmişizdir. Onların sayısını da inkârcılar için sadece bir imtihan (vesilesi) yaptık ki, böylelikle, kendilerine kitap verilenler iyiden iyiye öğrensin, iman edenlerin imanını atrttırsın; hem kendilerine kitap verilenler hem müminler şüpheye düşmesinler, kalplerinde hastalık bulunanlar ve kâfirler de: "Allah bu misalle ne demek istemiştir ki?" desinler. İşte Allah böylece, dilediğini sapıklıkta bırakır, dilediğini doğru yola eriştirir. Rabbinin ordularını, kendisinden başkası bilmez. Bu ise, insanlık için ancak bir öğüttür.

Bakara 2:26. Şüphesiz Allah (hakkı açıklamak için) sivrisinek ve onun da ötesinde bir varlığı misal getirmekten çekinmez. İman etmişlere gelince, onlar böyle misallerin Rablerinden gelen hak ve gerçek olduğunu bilirler. Kâfir olanlara gelince: Allah böyle misal vermekle ne murat eder? derler. Allah onunla birçok kimseyi saptırır, birçoklarını da doğru yola yöneltir. Verdiği misallerle Allah ancak fâsıkları saptırır (çünkü bunlar birer imtihandır).

http://www.geocities.com/islampencereleri/saptirmak.htm 


Sayfa: [ 1 ]