SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Sağlık

Konu: Hipokondriyak

Sayfa: [ 1 ]

medusa 02.03.2007 06:00:31
Zakkum adlı grubun parçasını dinleyince dikkatimi çekti.hastalık hastası olmayı biliyordum ama hiç incelememiştim.bu şarkı dikkatimi çekti çünkü bende bir hipokondriyak'ım.zaten hipokondriyak olmasam hipokondriyak olduğumu idda etmem dimi Smiley

neyse bakalım neymiş;

Hipokondriazis nedir?

Hipokondriazis bir kişinin zamanının büyük bir bölümünü alacak şekilde hastalık ve sağlık konuları ile aşırı uğraşmasını belirtir. Bu kişilerde fiziksel bir bozukluk olmadığı halde, ciddi bir biçimde hasta olduğu kaygısı vardır. Sürekli doktora giderler. Hastalar duygu durumu ile ilgili bir soru sorulduğunda, hemen fiziksel yakınmaları dile getirir. Kişilerin büyük bir bölümü duygularını ifade yönünden Sifneos'un 'aleksitimi' tanımına uyar. Aleksitimili kişiler duygularını kelimelere dökemez, ancak belirtiler üzerinde en ince ayrıntısına dek durur. 1967'de Sifneos, psikosomatik hastalığı olanların büyük bir bölümünün duygularını sözcüklerle tanımlayamadıklarına dikkati çekmiş ve bu davranışsal özellik için Yunanca'dan gelen 'aleksitimi' (duygular için söz yokluğu) terimini kullanmıştır.

* Hipokondriazisin nedenleri nelerdir?

Bu açıklamalara göre, hipokondriyak belirtiler ego savunma düzenekleri ile olur. Bu kişiler hem hastalıktan hem de bunun sonuçlarından korkarlar. Ancak, aynı anda hasta rolünün sağlayacaklarından yararlanmak için hasta olmayı bilinç dışı olarak arzu ederler. Hastalık ayrıca kişinin yaşayabileceği cinsel, sosyal veya mesleki başarı gibi konulardaki sorunları, eksiklikleri temsil eder ve açıklar. Bu da genetik etkenleri akla getirmektedir. Diğer önemli bir gözlem de bu kişilerde sıklıkla altta affektif hastalıkların bulunmasıdır. Affektif hastalıklara karşı duyarlılık artışı genetik etkenleri düşündürmektedir. Çevresel etkenler hipokondriazise katkıda bulunabilir. İnsanların duygu ve davranışlarında, kültür önemli bir belirleyicidir. Stres karşısında psikolojik açıklamaları önemsemeyen kültürlerde somatizasyon eğilimi daha fazladır. Altta yatan psikiyatrik bozukluk, çoğunlukla depresyondur. Depresifler ağrı dahil birçok somatik belirti gösterir. Bu belirtiler, birincil hipokondriazis ve altta yatan bir fiziksel hastalığın belirtileri olabilir. Hipokondriasis, psikolojik kökenli ağrı bozuklukları ve kaygı bozuklukları ile birlikte görülebilir.

* Somatizasyon bozukluğu ile hipokondriasisin farkı nedir?

Somatizasyon bozukluğunda gerçek fizik belirtiler vardır. Hipokondriasiste ise, böyle bir durum olmaz. Kendi beden sağlığı ile aşırı uğraş vardır.

* Somatizasyon bozukluğu ve hipokondriazis nasıl tedavi edilir?
 
Psikosomatik hastalıkların inceleme ve sağaltımında birincil yetki ve sorumluluk, kuşkusuz hastalığın ortaya çıktığı sistemle ilgili uzmanlık dalınındır. Bunun yanında, hastalık nedenleri arasında, kalıtsal ve dirimsel özelliklerle birlikte ruhsaltoplumsal zorlukların etkileri de yadsınamaz bir gerçektir. İlgili uzmanlık dalınca incelemeleri yapılmış, tanısı konmuş olguların ruhsal toplumsal durumları araştırılmalı ve değerlendirilmelidir. Özellikle kişinin ruhsal-cinsel gelişme ve olgunlaşma düzeyi, kişilik yapısı, benlik gücü ve kullandığı savunma düzenekleri, karşılaştığı stres etkenlerinin niteliği ve niceliği, süresi ve sürekliliği birlikte ele alınarak psikodinamik tanımı yapılmalıdır. İlgili uzmanlık dalının saptadığı sağaltım ilkelerine ek olarak; ruhsal sağaltım (psikoterapi) yöntemleri de uygulanmalıdır. Rahatsızlıkta stres etkenlerinin çoğaldığı dönemlerde yeni şikâyetler oluşabileceğinden, düzenli aralıklarla seyreden bir tedavi gereklidir. Tedavide kişinin duygularının daha açık ve rahat ifadesi, şikâyetlerinin kökenlerinin kişinin kendince anlamının anlaşılması, kişinin kendisi, çevresi ve geleceğe bakısındaki olumsuz algılamalara yönelik terapi uygulanır. Psikoterapi süreci içinde; "Bu kişi bu hastalığa yaşamının bu döneminde neden ve nasıl yakalandı?", "Şimdi bu koşul ve olanaklarla ne yapabilir?", "Değiştirebileceği gerçekler nelerdir, nasıl değişebilir?", "Elinde bulunan değerler ve seçenekler nelerdir, nasıl kullanılabilir?", "Değiştiremeyeceği gerçeklere nasıl uyum sağlayabilir?" gibi soru ve sorunlara gerçekçi yanıtlar ve çözümler aranmalıdır. Bireysel terapi ile bu kişilerin iletişimlerde duygularını, isteklerini, beklentilerini sözel olarak ifade etmesi, ikincil kazançların azaltılması, yakınmalarının kökenlerinin gösterilmesi ve şikâyetlerinin oluşum mekanizmalarının belirtilip, sorunlarla uygun bir şekilde basa çıkma stratejileri geliştirmeleri üzerinde çalışılır. Ayrıca, uygun ilaç sağaltımı da (psikofarmakoterapi) eklenebilir.

www.thehealthnews.org/tr/news


Ünlü hipokondriyaklar

Nezle hipokondri hastaları için sadece nezle değildir, her aksırık ölümün bir habercisi olabilir. Geçmişten, günümüze hastalık hastası kişileri araştıran iki Alman yazarın vardığı ilginç sonuç: Hipokondri daha çok erkeklerde yaygınlaşmakta olan bir bozukluk.

Charlie Chaplin, açık bir cam gördüğünde paniğe kapılır ve her sabah bir Alka-Seltzer (soğuk algınlığı ilacı) alırdı.

Glenn Gould, New York’un yaz sıcağında eldiven ve manto giyiyordu.

Özellikle de şair, filozof, ressam, besteci, oyuncu, bilim adamı gibi zihinsel yeti gerektiren mesleklerde çalışan insanlar hipokondriye daha fazla yakalanıyorlar ve kişiler hastalıklarını ablutofobiden (yıkanma korkusu) ayak parmağı ağrılarına kadar farklı semptomlarla açıklıyorlar.

Alman yazarlar Ulf Geyersbach ve Rainer Wieland şimdi mektupları, günlükleri ve romanları araştırarak sürpriz bilgiler topladılar. Erkekler, hastalık hastası olmaya daha eğimliler.

Ya ünlü kadın hipokondri hastaları? "Araştırmalarımız sırasında çok azına rastladık" diyor yazarlar. Ve örnek olarak da ‘Bezelye Tanesi ve Prenses’ masalındaki prensesi örnek vermekle yetiniyorlar.

Oysa gerçek devlet adamları çok farklı hastalıklar üretiyordu. Örneğin Churchill’in doktoru şu notu düşmüştü: "Ne zaman nezle olsa ve ateşinin yükseldiğini hissetse, korkuya kapılırdı."

Hitler’in doktoru Morell ise Führer’e savaş süresince 90 farklı ilaç yazmıştı. Hitler günde 28 farklı hap yutuyordu. Hastalık belirtileri, "bira renginde idrar", "soluk görünüm", "üst solunum yollarında, özellikle de sol bademcikte iltihaplanma", "incik kemiğinde ödem", "heyecana bağlı bacak titremesi" ve her zaman "bağırsak gazı".

İster bekleme odası, ister masa başında ya da akşam yemeğinde olsun, "uydurma hastalıklar" insanları uzun süre meşgul ediyordu. Michael de Monteigne Lucca’daki bir ılıcada, idrarının neden köpüklü ve kısmen de baloncuklu olduğunu sormuş ve bu konudaki kuşkularını şu şekilde dile getirmişti:

"Duş başlığını bedenimin altı kısmına doğru tuttuğumda gazım azalıyor, ama aynı zamanda da sağ erbezim büzüşüyor. Erbezimdeki şişkinliğin, burada toplanan gazla ilgili olduğundan eminim."

Kafka’nın hastalığı

Fransa Kafka, ressam Alfred Kubin’le bir araya geldiğinde sohbet müshil ilacı Regulin üzerine yoğunlaşır. "Tüm gece boyu ciddi bir şekilde benim ve kendisinin kabızlığı hakkında konuştu" diye yazan Kafka, hipokondrinin sayısız aşamalarından geçerek sonunda "gerçekten hastalandı" ve insanüstü bir evlenme arzusu... sonunda akciğerlerinden kan gelmesine yol açtı. Kafka 40 yaşında veremden öldü.

Yazarlara göre hipokondri hastalarının birçoğu, sağlıklı insanı endişeli nevroza dönüştüren yaşam biçimine rağmen değil, onun sayesinde 90 yıl yaşamışlar.

Nitekim, hastalık hastaları kuruntuları yüzünden birçok keyiften vazgeçmişti. Örneğin Philip Roth’un bir roman kahramanı yüzme havuzunu "çocuk felci ve menenjit, cilt hastalıkları ve daha birçok hastalığın yuvası" olarak tanımlıyordu.

Peki bu hassas ruhlar ne tür bir tedavinin özlemi içindeler? Leo Tolstoy bunun yanıtını biliyordu:

"Gün boyu yaşanan yorgunluk, akşama doğru hüzne dönüşüyor, şefkat ve sevgi ihtiyacını doğuruyordu. Tıpkı çocuklar gibi, sevgi dolu birine başımı yaslamak ve şımartılmak istiyordum. Ama kim bana sevgi gösterecekti ki? Sevdiğim tüm insanlara bu isteğimi belli ettim, hiçbiri yanaşmadı... Anne beni sevmelisin."

www.mcaturk.com


cananca 02.03.2007 08:39:17
bir hekimimin yanındayım..
-canan bak..birazdan buraya bir teyzeyle amca gelecek ...her gün ama hergün geliyorlar..hiç bişileride yok..
-:)
-valla bak...


saatler ilerledi ve kapı çalındı...
-gel teyze..nasılsın bakalım?
-iyi sayılır oğlum..hastalıkla uğraşıyorum...
-aaa.hani amcam nerde?
-o bgn hasta yavrum..evde yatıyor..
-:D laugh laugh laugh laugh laugh

eczacı 07.05.2008 10:21:25
ben bundanım işte. kalbime taktım beynime taktım uykusuzluğa taktım
onun için antidepresan kullanmaya kar ar verdim

hasta profillerinde-daha doğrusu sağlıklı hasta profillerinde- en çok kalpde sorun sanrısı şeklinde ortaya çıkıyor. uyusuzlukda bu takıntı yüzünden ortaya çıkıyor. bi de uykusuzluğa takınca gecelerin kabusa dönmemesi neredeyse imkansız.


Sayfa: [ 1 ]