SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Antropoloji

Konu: Ev içi şiddetin tarihi

Sayfa: [ 1 ]

deniz 28.02.2007 13:37:52
Ev içi şiddet'in tarihi

DOÇ. DR. GÜLÜMSER HEPER


Kadına karşı şiddet kavramını, kadın hakları ihlalinin nesnel hali olarak kabul edildiği toplumsal algılama kavramımız içinde; kavramı irdelemeye çalıştım ve insanlığın kökeni kadar eski olmayan tarihini araştırdım. Kavramın sosyolojik, psikolojik, dinsel kökenleri olmakla birlikte temel son-lanma noktası kadının ikinci sınıf ve erkeğe tabi kılınmış olmasıdır. Bunu, kadını itaat eden veya boyun eğen kadın tipi olarak yetiştirildiği veya zorlandığı bir süreç olarak da anlatabiliriz. Tarihçiler, dört asli kavramın bu sürecin oluşması ve devamında önemli olduğunu vurgularlar. Kadınların itaatini sağlayan ilk iki kavram, otoritenin sistemidir.

1. Hiyerarşi: Bu sistemde, otoriteyi hiyerarşinin tepesindeki birkaç kişi veya grup temsil eder. Bu kişiler diğer insanların temel ihtiyaçlarının kontrollerini elinde tutarak bu gücü sürdürürler. Bu temel ihtiyaçları, gıda, mal, korunma, tedavi, göç, eğitim, para ve iş olarak belirleyebiliriz. Bu kaynakları elinde bulunduran kişi veya gruplar, bunlara ulaşmak isteyen kişi veya grupları bu vasıtayla kontrol ederler. Hiyerarşik toplumlarda bu güce ve kontrolör pozisyona ulaşma zordur. Bu toplumlar sosyal sınıflara ayrıldığı için, bu güce çoğunlukla o sosyal sınıfın içinde doğmakla ulaşılır. Düşük ve orta sınıf insanların, bu sınıfa kendi kapasiteleri ile atlamaları hayal gibi, film gibidir.

2. Patriarşi (Ataerkil sistem
): Otoritenin bu sisteminde yalnızca daha yüksek sınıftan olduğu düşünülen erkeklerin temel ihtiyaçları kontrol edebileceği dikte ettirilir. Bu sistem kadına, herhangi bir temel ihtiyacı karşılamak, herhangi bir hak veya imtiyaza sahip olmak, kendi çocuğunun sorumluluğunu almak gibi haklar vermez.

Kadının itaatini şekillendiren diğer iki sistem cinsiyetin ideolojileridir. Bunlar;

1. Kadın Düşmanlığı
: Bu inanç, cinsiyet farkının zorunlu olarak kadının itaatini zorunlu kıldığına inanır. Bunun nedeni olarak da kadının doğuştan getirdiği dürüst olmama, mantıksızlık, sorumsuzluk, saflık, ve çocuk-suluk gibi negatif karakter özellikleri olduğu fikirleri söylenir.

2. Polarite (zıtlık):
Bu inançta kadın ve erkek birbirinin zıddıdır. Bu görüşe göre, erkek güçlü ve haklı ise kadın, zayıf ve kötüdür.

» Kadın ve erkekler nerede eşit olarak görüldü?
Tarihçiler, erkeğe göre ikinci sınıf kabul edilmediği dönemler olduğunu söylerler. Ne zaman? Kadın partneri eşit kabul eden bu toplumların özellikleri ne idi?

İlk insanlarda, avcılık-toplayıcılık kültürlerinde kadının erkeğe eşit düşünülmektedir. İnsanlar bağımsız kişiler olarak küçük topluluklar halinde yaşamaktadır ve otorite cinsiyete özgü değildir. Bunun yerine otorite, kabiledeki kişilerin yaşı ve becerisine göre paylaştı-rıldı.Cinsiyete göre iş bölümleri yapıldı ve kadınlar, çocuk bakım ve beslenmesi, elbise yapımı, ev işleri ve toplayıcılık ile uğraşırken erkekler savaş, koruma ve avcılık görevini aldı. İlkel kültürlerde, dünya yaşamın kaynağı olarak görüldü ve insanlar doğa ve üreme tanrıçalarına tapındılar.

» Hiyerarşik ve patriarşik sistem niçin oluştu?
Bunu izah eden iki teori vardır.

1. Hayvancılığın başlaması ve özel mülk kavramı: Bu ilk teori, ziraatin başlama peryodunu hiyerarşik sistemin başlama peryodu olarak gösterir. Bazı tarihçiler hayvancılığın başlamasıyla özel mülk kavramının geliştiğini ve kabilenin yaşamını devam ettirmek için kaynakları paylaşmaktan yerine, ailenin yaşamını devam ettirmek için istifçilik kavramının oluştuğunu söylerler.

2. Erkeklerin savaşçı rolünün koruyuculağa dönüşmesi: Bu teori, erkeğin sürekli seyahat eden savaşçı rolünden, mülk ve araziyi koruyan ve aynı yerde kalan koruyucu rolüne dönüşmesinin, patriarşik sistemin gelişimini izah ettiğini söyler.

» Hiyerarşik sistemli ilk medeniyetler:
Otoritenin hiyerarşik sistemleri, Mısır ve Mezopotamya gibi bölgelerde ilk uygulandı. Bu sistem altında, hayvancılık ve özel mülk kavramları,yoksulluk kavramlarıyla birlikte yerleşti. Daha sonra kaynaklar, avcılık-toplayıcılık kültüründe olduğu gibi kabile içinde değil; yalnızca bir aile içinde paylaşıldı. Özel mülk kavramı olan bu toplumlarda miras kavramı yerleştiği için, kadın üremesinin kontrolü önemli olmaya başladı ve böylece erkekler mülkün yalnızca kendi yasal mirasçıların aktarılması kavramını başlattılar.

Mısır'daki hiyerarşik sistem altında, sosyal ilişki ve oluşumlar yüksek sınıftaki aileler tarafından kontrol edildi. Bu sosyal sınıf ve konum, doğuştan, evlilik yoluyla veya eğitim yoluyla kazanılabiliyordu. Mısır'daki sistem patriarşik olmadığı için, kadınlar miras alabilir ve mülk sahibi olabilirdi. Bir kadın, evlilik kararını vermekte özgürdü. Kadın ve erkekden birisi isterse boşanma gerçekleşebilirdi.

Tarihçiler, Mısır'da otoritenin patriarşik sisteminin uygulanmadığına, çünkü Mısır'ın izole olduğuna ve işgallerden korunduğuna inanırlar. Netice olarak, Mısırlılar hayata ve onun kaynağı olan dünyaya pozitif baktılar. Onlar da kadın üreme tanrıçalarına ve doğaya ibadet etmeyi sürdürdüler. Eğitim, mimarlık ve sanata büyük enerji harcadılar.

» Otoritenin hiyerarşik ve patriarşik sistemini uygulayan ilk medeniyetler: Mısır'ın tersine, otoritenin patriarşik sistemi hiyerarşik sistemle birlikte, saldırılara açık ve zor bir fiziksel çevrenin olduğu Mezopotamya gibi bölgelerde uygulandı. Neticede, buralarda yaşayan insanlar korunmak için erkek savaşçılara itaat etti. Patriarşi kök salarken, insanlar, kadın tanrıçalar yerine erkek tanrılara ibadet etmeye başladı. Erkek papazlar, krallar ve savaşçılar el üstünde tutuldu. Erkekler, artık malı olarak gördüğü kadın ve ço-cuklarıda dahil mal üzerinde kontrol hakkı kazandı. Otoritenin hiyerarşik ve patriarşik sisteminin kombinasyonu, kadının erkeğe itaati ile birlikte bu tip medeniyederde ev içi şiddet kavramının kökenini oluşturdu. Ne ya-zıkki patriarşik ideoloji ve kadına şiddet dünyanın birçok bölgesinde varlığını devam ettirmektedir.

» Uygulanan şiddetin toplumsal olarak anlatılması ve tartışılması:
Kadınlar erkeklerle eşit haklar için uğraşırken, aslında kadın ve çocukların yasal haklarının bilinmesi ve uygulanmasının soruna daha objektif yaklaşım getireceği barizdir. Fakat bu sosyal problemin üstü örtüldü ve bir sır olarak görüldü ve kadınlar alenen aldatıldıklarını, şiddet gördüklerini açıklamaktan ve tartışmaktan korktu, korkutuldu veya utandılar. Toplumun bir grubu uygulanan şiddeti bilmelerine rağmen, saldırgan yalanıyla birlikte yaşamaya zorlandı. Çünkü bu kadınlara yardım eden kişi veya kurum olmadığı gibi, onları destekleten aileleri, hayatlarını devam ettirecek iş yetenekleri veya paraları yoktu.

» Türkiye: Aile içi şiddetle yaşayan veya ölen veya öldürülen kadınlar:
Toplumsal hayatı birlikte yaşadığımız bu toplumun kadınları ne yazık ki sosyal statüsü ne olursa olsun bu kavramı en derin ve patolojik boyutlarıyla yaşamaktadır. Medyanın önünde yaşanan, basına adli olarak yansıyan ve yardım isteyen kadınlar sadece buzulun te-pesindedirler. Kadınların çoğu şiddet kavramını sadece onları hastaneye götürtecek olaylar olarak değerlendirmektedir. Türkiye'de kadına karşı şiddet çok ciddi boyutta tolere edilmekte ve hatta en üst toplum liderleri, devlet ve adalet yetkilileri tarafından onaylanmaktadır.Otoriteler kadının şikayeti üzerine uygulanan şiddet ve hatta öldürme girişimi için nadiren işlem başlatmakta-dır.Pratikte yok olduğu söylenmekle birlikte mahkemeler hala saldırganlar kurbanla evlenmeye söz verdikleri zaman ceza indirimi yapmaktadır.Ülkedeki kadınların en az yarısı aileleri tarafından fiziksel şiddet görmüş, dövülmüş, tecavüz edilmiş, hatta öldürülmüş, intihara zorlanmış, erken evliliğe ve takas edilmeye zorlanmıştır. Yıllarca devletin hekimleri bekaret muayenesi yapmaya zorlanmıştır. Kocalar, ağabeyler, babalar ve oğullar sıklıkla bu şiddetten sorumlu kişidirler. Sıklıkla onlar, geleneksel olarak 'onur kırıcı suçlar' olarak isimlendirdikleri kavramlarla aile meclisinin verdiği kadını cezalandırma kararını uygulamaktadır.

» İki yüzlü annelerimiz, karılarımız:

Zekâ sorunu olmadığı takdirde kendi gerçeğinden haberdar olmayan kadın veya insan olabilir mi? Çocukluk, gençlik veya ilk evlilik peryodunda görmediğimiz, görmek istemediğimiz, sıradan kabul ettiğimiz şiddet kavramını bırakın zihinsel gelişmeyi, biyolojik gelişim içinde algılayamaz mı kadınlarımız? Hangi kadın vardır ki kızına uygulanan şiddeti paylaşsın? Şiddet uygulama ile şiddetin içinde olma aynı kapıya çıkmaz mı? Ve neyi kaybetme korloısudur ki, insanlık onur ve haysiyetini çiğneterek hasta ortamına sarılsın. Tabiatta insan dışında bu yaşam tarzının başka örneği var mıdır? Şiddetin kaynağı olarak izah edilen aşk, kıskançlık, tutku, onur ve gelenekler kadınlarımızın da kabul ettiği kavramlar değil midir?

Kadına karşı uygulanan şiddet, kadının insan olarak haklarına olduğu gibi, onun zihinsel ve bedensel bütünlük hakkına, özgürlük hakkına, kişilik haklarına, ifade etme haklarına ve evleneceği kişiyi seçme hakkına karşıda yapılmaktadır. Kadın haklarını koruyamayan devletler, aynı zamanda şiddetin oluşma ve devamından da sorumludur. Yeterli ceza sistemi ve tazminat sistemi olmayan toplumlarda şiddetin devamı kaçınılmazdır.

asya 01.03.2007 23:35:59
Ben Mısır Uygarlığını sevdim arkadaş...

Yukarıdaki yazıya göre kadına uygulanan şiddetin sorumlusu bulunmuş oluyor.

Her şey gelip özel mülkiyete dayanmış.

Mısır'da her şey gayet eşitken, işgallere açık olan Mezopotamya'da savaşçılarla başlayan erkek üstünlüğü, kadına da erkeğin özel mülkü olarak bakılmasını getirmiş. Özel mülk kapsamına alınan kadının korunması sağlanmış böylece...

Tarihsel gelişimi içinde bunu anlayabilirim ama ya şiddet?

Özel mülkiyet bu kadar önemliyse değerinin de bilinmesi, hor kullanılmaması gerekmez mi?


deniz 01.03.2007 23:43:32
erkek egemenliği diğer mülkleri gibi kadını da özel mülkü gibi düşünür.
dolayısıyla mülkünden maksümum verimi almak için şiddet uygular..
..
çocukluğumda köyde mandaların çektiği arabalar vardı..
arabanın sürücüsü hayvan çekmekte zorlandığında önce sopayla vururdu. yetmez ise şiddetini arttırırdı.. o da olmazsa diğren denen ucu çivili sopları hayvana batırırdı.. bu aşamada eğer hayvan ya gider ya da orada yığılırdı..

hayvanların sırtlarının kan izleriyle dolu olduğuunu hatırlarım..




asya 01.03.2007 23:49:11
ama neden tatlı dille maksimum verimi elde edemiyorlar da kolaya kaçıyorlar sevgili ve sayın başkanım. Smiley

deniz 01.03.2007 23:53:39
- çocularınızı neden aşı yaptırmıyorsunuz ?
- çocuklar aşı olmazzz.. zeytune.. zeytunee 

son tango 02.03.2007 01:14:59
anlamadım,kadınları mandalarla eş olarak mı görüyorsun deniz?

deniz 02.03.2007 13:40:35
o bir ironi tangocum  Smiley

son tango 03.03.2007 00:30:27
haa,ok..bende ciddi sanmıştım Smiley


Sayfa: [ 1 ]