|
||
| Demedim mi? Oraya gitme demedim mi sana? Seni yalnız ben tanırım demedim mi? Demedim mi bu yokluk yurdunda hayat çeşmesi benim Kaynağın benim demedim mi? Bir gün kızsan bana Alsan başını yüzbin yıllık yere gitsen Dönüp kavuşacağın yer benim demedim mi? Demedim mi su görünene razı olma? Demedim mi sana yaraşır otağı kuran benim ancak ? Onu süsleyen, bezeyen benim demedim mi? Ben bir denizim demedim mi? Sen bir balıksın demedim mi? Demedim mi o kuru yerlere gitme sakın? Senin duru denizin benim demedim mi? Demedim mi yolunu vururlar senin? Demedim mi soğuturlar seni? Oysa senin ateşin benim Sıcaklığın benim demedim mi? Türlü şeyler derler sana demedim mi? Ölmezlik kaynağını kaybedersin , Yani beni kaybedersin demedim mi? Söyle bunları sana hep demedim mi? Mevlana Celaleddin Rumi |
||
|
||
| *"Güneş gibi ol, Şefkatte Merhamet'te Gece gibi ol, Ayıpları örtmek'te Akarsu gibi ol, Keremde, cömertlik'te Ölü gibi ol, Öfkede, asabiyet'te Toprak gibi ol, Tevazuda, mahviyet'te Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol." *" Nice insanlar gördüm, üzerlerinde elbiseler yoktu. Nice elbiseler gördüm, içlerinde insanlar yoktu." *"Bu hırka içinde olduğunuz müddetçe ne kimseden incinir, ne de kimseyi incitirsiniz." *"Cübbe ve sarıkla insan bilgin olmaz. Bilginlik insanın özünde bulunan bir hünerdir." *"Adam, sakalla adam olsaydı keçiler de adam olurdu. Çünkü her keçinin sakalı, bıyığı var; ancak keçi kötü bir kılavuzdur. Kendisine uyanları peşine takar kasaba götürür." *"Gam gönülden neyi döker, neyi sökerse, karşılık olarak daha iyisini getirir." *" Dünya kuru bir istek, faydasız bir oyuncaktan ibarettir.Bizler de onların çocuklarıyız. *" Ne kadar zengin olursan ol, yiyebileceğin kadar yersin." *"İnsanların faydalısı, insana faydalı olanıdır." *"Pekmez içinde ne kaynatılırsa kaynatılsın, pekmez adını alır. Bilgi de nurla karışır, kaynatılırsa inatçı bile bilgiyle aydınlanır. *" İki yüzlünün özür dilemesi kabul edilmez, güzel de değıldir. Çünkü özür onun dilindedir. Gönlünde değil." *" Seviyoruz ve hayatımızın güzelliği o yüzdendir." *" Kargalar ötmeye başlayınca bülbüller susar." *"Sabır, ulaşmanın anahtarıdır." *" Kin sapıklığın da aslıdır, kafirliğinde." *" Sabrın sonunda açlık, iki misli oldu mu, arpa ekmeği helva kesilir." *"Biz güzeliz sende güzelleş, bizim huyumuzla huylan, başkalarının huyunu bırak. Cevher madeni olmak istiyorsan, gönlünü aç, göğsünü deniz haline getir." *"Gene gel! gene gel! her ne isen gene gel! Kafirsen, ateşe tapıyorsan, puta tapıyorsan da, gene gel, Bu bizim dergahımız umutsuzluk dergahı değil, Yüz kere tövbeni bozmuşsan da gene gel!" |
||
|
||
demedim mi nin sölerini şems' e mi yazmış acaba ? ![]() ne büyük muhabbet yaa
|
||
|
||
| Mevlana'nin 7 ögütü * Cömertlik ve yardim etmede akarsu gibi ol. * Sefkat ve merhamette günes gibi ol. * Baskalarin'nin kusurunu örtmede gece gibi ol. * Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol. * Tevazu ve alcak gönüllükte toprak gibi ol. * Ya oldugun gibi görün, Ya göründügün gibi ol. |
||
|
||
| "Ey ,minik yaprak ,söyle,nerden buldun dalı delecek gücü? Nasıl çıktın zindanından dışarı? Anlat bize,anlat ki,biz de kavuşalım ışığa ,biz de çıkalım zindanımızdan dışarı! Ey servi,yerde bitiyorsun ama nasıl da atılmışsın gururla göklere! Kimden öğrendin,nasıl yapıyorsun bunu? Öğret bize de yükselmeyi göklere.. ... Ey,baştan aşağı kanlara kesen gonca,sen ki kendinden çıktın! Bize de anlat :Nedir bu aşk?Öğret nedir kendinden çıkma? .. Ah bir görebilseydim kendimi Beyazı verir renklerin bileşimi Ama benim ruhum sükun nedir bilmiyor Yine de içim çok rahat Sınırsız denizinde ruhumun Denizler boğuldu çünki. ....." Zamanını delen ve geleceğe taşan sözler bunlar. Bütün bunların yanında aşağıdakilerini de söylemiş anladığım kadarıyla ve elbette tüm gerçeğiyle tanımalı... "Bir zamanlar düşmezdi elimden Kur'an Şimdi onun yerini rebab aldı Hiç durmadan Tanrı'yı anan Dudaklarım şiirin eline kaldı" |
||
|
||
| Bir Ruh Aradım Denizde Bir ruh aradım denizde Bir mercan buldum orda; Okyanus yayıldı çıplak Köpüğün altında bana. Kalbimin gecesine Dar bir yöl uzerinde El yordamıyla girdim; ve bak! ışık, Sonsuz bir gün ülkesi. Çeviren: Vehbi Taşar |
||
|
||
| Deliliğin Gülü ‘Denge’, ‘ölçülü hareket etme’, ‘uygun davranış’ konularında saçma sapan konuşurlar. Kapılarından birine gizlice şunu yazdım: “Bildiğini sanırsın. Sen öldün çok önceleri: Gördüğünü mü sanarsın? Sebep senin gözlerini yedi.” En küçük atomun sınırlarının ötesinde küçüldüm, En uzak yıldızdan daha uzağa genişledim. Rumi’den bütün geri kalan Yalnız bu bahçe, gülümseyen yemişle. Bu mucize, hergün şafak ve gün batımı gibi Ekmek kadar normal, sevişmekten sonra uyku gibi, Ona bakarsam, kendi imajımı görürüm, Kendiminkine bakarsam, Onunkini, aşk ateşi. Öğüt kendini değirmende, çıkar elbiselerini Kör eden sevgi dolu sessizliğe Kal orada görünceye kadar Işığa bakıyorsun, Onun kendine ait asla yaşlanmayan gözleriyle. Birzamanlar ben de senin gibiydim, okumuş ve “aklı başında”, Ben de aşıklarla alay ettim, Şimdi sarhoşum, çılgına döndüm, zayıfladım ısdırapla. Kimse emniyette değil! Dikkat et kendine. Yalnız şarabı koklamayı gereksinirsin Her boşlukta alev alev yanan görme gücü için. Ne alevlerdir onlar şarabın güzel kokusundan gelen! Hayalinde canlandır şarap olduğunu sen. Sevdiklerini söylerler, ve böylesine itinalı ayırımlar yaparlar, Ateşi görmüş olsalardı onlar eğer, isimlendirebilirlermiydi onu alev alev? Bir anlık delilik, ruhları bir harabeye döner. Dua ederim hepsi için: Harap et onları ölmeden evvel. İkiliği eskimiş bir bulaşık bezi gibi çöpe attım Bütün zamanları ve alemleri görürüm ve bilirim Bir olarak, Bir, herzaman Bir. Öyleyse ne yapmam gerek sana kimin konuştuğunu kabul ettirmek için? Kabul et ve herşeyi değiştir! Bu Tanrı’nın duvarlarından yankı yapan kendi sesindir. Ben günlerce bu dünyada değilim Ne de dışındayım onun Ne “burada” ne “orada” Yalnızca sessizlik, ışık, boşluk. Ne söylenirse söylenilsin, ne düşünülürse düşünülsün Ben Senin içindeyim ve ben Senim. Anlayamaz bunu hiç kimse Aklını kaybedinceye dek. En kuru, en beyaz, uzamında, Acı’nın sonsuz çölünün, Akıl sağlığımı kaybettim Ve bu gülü buldum. Mevlâna Celâlettin-i-Rumî Rumi, 'Biz Üçüz', Mesnevî VI, satır 831-845 |
||
|
||
| Değilim Ben, Ben İken Söyleyeceğim dedim söyleyebildiğim kadar iyi, kalbimin hikayesini; Gözyaşlarımın fırtınasında yakalanan, kanayan bir kalple, Başaramadım yapmayı bunu! Bağlantı kurmaya çalıştım olayla kırık, sessiz sözcüklerde; Düşüncelerimin bardağı o kadar narindi ki düştüm kırılmış cam gibi parça parça Bir çok gemiler yok oldu bu fırtınada; Benim yardıma muhtaç gemim nedir onlarla karşılaştırılınca? Dalgalar yok etti benim gemimi, ne iyi kaldı ne de kötü; Kendimden özgür, bedenimi bağladım bir sala Şimdi, ne yukarıdayım ne de aşağıda- hayır bu değildir doğru bir tanımlama; Bir an bir dalganın üstündeyim, ve sonraki an. bir başkasının altında Varlığın farkında değilim, yalnız budur bildiğim: Değilim ben, ben iken, ve ben değilken, benim! (Divan 1419:1-6) |
||
|
||
| BiR olmak.....aleni ve gizli.....Tek değil! Zıtlıkları buluşturup, ayrıları eritmek bir potada.....ben demeden, senleri görebilmek dışarıdan, gözleri çoğaltıp bakışları TEK kılabilmek, kendi içinde sen olabilmek, dışındaki seni unutarak! |
||
|
||
| Öldüğüm Gün Tabutum taşınıyor öldüğüm gün – Fakat sanma benim kalbim hâla yüzündedir bu yeryüzünün! Ağlama ve acı çekme benim için – ah ne kadar kötü oldu diye! Ağlama, “Eyvah, ayrıldık!” diye cenazemde benim – Sevinç dolu toplantı zamanıdır bu benim için! “Hoşça Kal” deme bana mezara indirildiğimde – Bir perdedir o ilelebet mutluluk için. “Alçaltılmayı” gördün – şimdi yükselmeye bak! Tehlikelimidir ay ve güneş için batmak? Sana batmak gibi gözüken, kalkmaktan başka şey değildir; Tabut tutukevi gibi gözükür, fakat özgürlük demektir. Hangi tohum düştü içine yeryüzünün oradan büyümemiş olan? Ne diye kuşku edersin insan tohumumun sonundan? Hangi kova dolmadan geldi su sarnıcından? “Yusuf” ruhlu olan ne diye korksun bu kuyudan? Ağzını burda kapat ve onu öteki tarafta aç Duyulsun diye ilâhilerin içinde O yerin - hiç-bir-yer olmayan! |
||
|
||
| Yok Başka Söylenecek Şey Ah, başımızın üstünde dönen gök! Aynı hırkayı paylaşırsın sen benimle güneşin aşkı için. Tanrıya aşık oldun – ve sana söyleyeyim sırrını açığa vurduğunu neyin: İçerde ve dışarda ışık saçarsın ve bereketlisin. Denizde sırılsıklam olmazsın, yeryüzünde sınırlanıp kalmazsın; Ateşte yanmazsın, ve rüzgârdan tedirgin olmazsın. Ey değirmen taşı! hangi sudur döndüren seni? Anlat hikayesini! belki de demirden yapılmış bir tekerleksin. Döner bir yana ve yeryüzünü yağmur damlalarıyla yeşillendirirsin cennetteki gibi, Sonra öteki yana döner ve ağaçları köklerinden sökersin, fırtınadaki gibi, Güneş öbür yana döner ve ağaçları söker köklerinden fırtınada, Güneş bir kandil ve sen bir pervanesin davranışta; Ağını örerek bu bu kandilin etrafında. Sen İhram giyinmiş bir hacısın turkuvaz renkli Kâbenin etrafında dönersin hacılar gibi; Tanrı dedi kurtulur kim hacca giderse kötülükten Ey görevini bilen penceresi gökyüzünün sen eminsin kötülükten. Herşey bahane, olan sadece aşktır ve yok onun yanında başka hiçbirşey; Aşktır Tanrının evi ve sen o evde yaşıyorsun. Yok başka diyeceğim şey, çünkü söylemek mümkün değil; Tanrı bilir ne kadar daha çoktur içimde bağıran söylenecek şey. (Divan 2997:1-10) Çeviren: Fatemeh Keshavarz, |
||
|
||
| Ey Balçık Dünya Seni bildim bileli, ey balçık dünya, başıma nice belâlar geldi, nice mihnet, nice dert. Seni sırf belâdan ibaret gördüm, seni sırf mihnetten, dertten ibaret. İsa'nın yurdu değilsin sen, yayıldığı yersin eşeklerin. Nerden tanıdım seni bilmem ki, nerden parçası oldum bu yerin, Bana vermedin bir yudum tatlı su, sofranı yaydın yayalı. Elimi ayağımı bağladın gitti, elimin ayağımın farkına varalı. Bırak da bir ağaç gibi yerin altından çıkarıp ellerimi sevgilinin havasıyla sarmaşdolaş olayım, uzayıp gideyim bâri. Ey çiçek, dedim çiçeğe, dedim, bu küçük yaşta sen, neden ihtiyar oldun bu kadar, dedim, nasıl oldu bu böyle? Çocukluktan kurtuldum, dedi çiçek, sabah rüzgârını tanıyalı, hep yukarlara doğru çıkar yukarlardan gelmiş bir ağaç dalı. Şunu da söyledi çiçek: Madem aslımı tanıdım, madem yersizlik âlemi aslım, artık bana tek bir şey düşecek: Yücelip aslıma gitmek. Sus yerter artık, var git yokluğa haydi, yoklukla yok ol. Git, yokluklardan tanı yokluktan var olanı. |
||
|
||
| Başka Yarınlar Bugün yüzünde bir başka güzellik var senin, bugün dudağında başka bir tad var, boyunda başka bir yücelik. Bugün kırmızı gülün bir başka daldan. Ayın gökyüzüne bugün sığmamış. Göklere benzeyen göğsün bugün daha geniş. Hangi yanından kalktın bu sabah, söyle, bir başka kavga var dünyada senin yüzünden, dünyada bir başka gidiş Biz senin gözlerinden gördük arslanlara meydan okuyan o ceylanı, Başka bir ovası var o ceylanın bugün iki cihandan da dışarı Seven insanın ayağı mı yok, işte ona ölümsüzlük kapandı. Yukarlarda onunla uçar gider. Gözlerinin denizinde onu arama. Oinci bir başka denizde. Bakarsın bugün sever bu yürek, yarın sevilir bakarsın. Yüreğimin özünde başka yarınlar var... |
||
|
||
| Güneş gibi ol şefkatte,merhamette. Gece gibi ol ayıpları örtmekte. Akarsu gibi ol keremde,cömertlikte. Ölü gibi ol öfkede ,asabiyette. Toprak gibi ol tevazuda,mahviyette. Ya olduğun gibi görün,ya göründüğün gibi ol... |
||
|
||
| Paranı ver, gönlünü ver, canını ver Ama SIRRINI VERME! ... Günlerini say, kazancını say, büyüklerini say Ama YERİNDE SAYMA! ... İşini beğen, aşını beğen, eşini beğen Ama KENDİNİ BEĞENME! ... Emek ver, kulak ver, bilgi ver Ama SAKIN BOŞ VERME! ... Fidan büyüt, çocuk eğit, yoksul besle Ama KİN BESLEME! ... Davet et, hayret et, ülfet et, affet Ama İHANET ETME! ... Kitap oku, meslek oku, dünyayı oku Ama LANET OKUMA! ... Sınıfını geç, hayatını seç, rakibini geç Ama GÜLÜP GEÇME! ... Gönül al, dost al, yoldaş al Ama BEDDUA ALMA! ... Yaklaş, tanış, konuş, uzaklaş Ama UŞAKLAŞMA! ... Doğrul, sayrıl, evril, devril Ama EĞRİLME! ... Hislen, tasalan, seslen, uslan Ama PASLANMA! ... İtil, ütül, atıl, katıl Ama SATILMA! ... |
||