|
||
| Sevdan Beni Terketmedi sevdan beni, Aç kaldım, susuz kaldım, Hayın, karanlıktı gece, Can garip, can suskun, Can paramparça... Ve ellerim, kelepçede, Tütünsüz uykusuz kaldım, Terketmedi sevdan beni... |
||
|
||
| Otuzüç Kurşun 1. Bu dağ Mengene dağıdır Tanyeri atanda Van'da Bu dağ Nemrut yavrusudur Tanyeri atanda Nemruda karşı Bir yanın çığ tutar, Kafkas ufkudur Bir yanın seccade Acem mülküdür Doruklarda buzulların salkımı Firari guvercinler su başlarında Ve karaca sürüsü, Keklik takımı... Yiğitlik inkar gelinmez Tek'e - tek doğüşte yenilmediler Bin yıllardan bu yan, bura uşağı Gel haberi nerden verek Turna sürüsü değil bu Gökte yıldız burcu değil Otuzüç kurşunlu yürek Otuzuç kan pınarı Akmaz, Göl olmuş bu dağda... 2. Yokuşun dibinden bir tavşan kalktı Sırtı alacakır Karnı sütbeyaz Garip, ikicanlı, bir dağ tavşanı Yüreği ağzında öyle zavallı Tövbeye getirir insanı Tenhaydı, tenhaydı vakitler Kusursuz, çırılçıplak bir şafaktı Baktı otuzüçten biri Karnında açlığın ağır boşluğu Saç, sakal bir karış Yakasında bit, Baktı kolları vurulu, Cehennem yurekli bir yiğit, Bir garip tavşana, Bir gerilere. Düştü nazlı filintası aklına, Yastığı altında küsmüş, Düştü, Harran ovasından getirdiği tay Perçemi mavi boncuklu, Alnında akıtma Üç topuğu ak, Eşkini hovarda, kıvrak, Doru, seglavi kısrağı. Nasıl uçmuşlardı Hozat önünde! Şimdi, böyle çaresiz ve bağlı, Böyle arkasında bir soğuk namlu Bulunmayaydı, Sığınabilirdi yuceltilere... Bu dağlar, kardeş dağlar, kadrini bilir, Evvel Allah bu eller utandırmaz adamı, Yanan cıgaranın külünü, Güneşlerde çatal kıvılcımlanan Engereğin dilini, İlk atımda uçuran Usta elleri... Bu gözler, bir kere bile faka basmadı Çığ bekleyen boğazların kıyametini Karlı, yumuşacık hıyanetini Uçurumların, Önceden bilen gözleri... Çaresiz Vurulacaktı, Buyruk kesindi, Gayrı gözlerini kör sürüngenler Yüreğini leş kuşları yesindi... 3. Vurulmuşum Dağların kuytuluk bir boğazında Vakitlerden bir sabah namazında Yatarım Kanlı, upuzun... Vurulmuşum Düşüm, gecelerden kara Bir hayra yoranım çıkmaz Canım alırlar ecelsiz Sığdıramam kitaplara Şifre buyurmuş bir paşa Vurulmuşum hiç sorgusuz, yargısız Kirvem, hallarımı aynı böyle yaz Rivayet sanılır belki Gül memeler değil Domdom kurşunu Paramparça ağzımdaki... 4. Ölüm buyruğunu uyguladılar, Mavi dağ dumanını ve uyur-uyanık seher yelini Kanlara buladılar. Sonra oracıkta tüfek çattılar Koynumuzu usul-usul yoklayıp Aradılar. Didik-didik ettiler Kirmanşah dokuması al kuşağımı Tespihimi, tabakamı alıp gittiler Hepsi de armağandı Acemelinden... Kirveyiz, kardeşiz, kanla bağlıyız Karşıyaka köyleri, obalarıyla Kız alıp vermişiz yüzyıllar boyu, Komşuyuz yaka yakaya Birbirine karışır tavuklarımız Bilmezlikten değil, Fıkaralıktan Pasaporta ısınmamış içimiz Budur katlimize sebep suçumuz, Gayrı eşkiyaya çıkar adımız Kaçakçıya Soyguncuya Hayına... Kirvem hallarımı aynı böyle yaz Rivayet sanılır belki Gül memeler değil Domdom kurşunu Paramparça ağzımdaki... 5. Vurun ulan, Vurun, Ben kolay ölmem. Ocakta küllenmiş közüm, Karnımda sözüm var Haldan bilene. Babam gözlerini verdi Urfa önünde Üç de kardaşını Üç nazlı selvi, Ömrüne doymamış üç dağ parçası. Burçlardan, tepelerden, minarelerden Kirve, hısım, dağların çocukları Fransız Kuşatmasına karşı koyanda Bıyıkları yeni terlemiş daha Benim küçük dayım Nazif Yakışıklı, Hafif, İyi süvari Vurun kardaş demiş Namus günüdür Ve şaha kaldırmış atını. Kirvem hallarımı aynı böyle yaz Rivayet sanılır belki Gül memeler değil Domdom kurşunu Paramparça ağzımdaki... |
||
|
||
| Ay Karanlık Maviye Maviye çalar gözlerin, Yangın mavisine Rüzgarda asi, Körsem, Senden gayrısına yoksam, Bozuksam, Can benim, düş benim, Ellere nesi? Hadi gel, Ay karanlık... İtten aç, Yılandan çıplak, Vurgun ve bela Gelip durmuşsam kapına Var mı ki doymazlığım? İlle de ille Sevmelerim, Sevmelerim gibisi? Oturmuş yazıcılar Fermanım yazar N'olur gel, Ay karanlık... Dört yanım puşt zulası, Dost yüzlü, Dost gülücüklü Cıgaramdan yanar. Alnım öperler, Suskun, hayın, çıyansı. Dört yanım puşt zulası, Dönerim dönerim çıkmaz. En leylim gecede ölesim tutmuş, Etme gel, Ay karanlık... |
||
|
||
| HABERİN VAR MI TAŞ DUVAR? Haberin var mı taş duvar? Demir kapı, kör pencere, Yastığım, ranzam, zincirim, Uğrunda ölümlere gidip geldiğim Zulamdaki mahzun resim. Görüşmecim yeşil soğan göndermiş Karanfil kokuyor cigaram Dağlarına bahar gelmiş memleketimin... |
||
|
||
| HASRETİNDEN PRANGALAR ESKİTTİM Seni anlatabilmek seni. İyi çocuklara, kahramanlara. Seni anlatabilmek seni, Namussuza, halden bilmeze, Kahpe yalana. Ard- arda kaç zemheri, Kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurdu Dışarda gürül- gürül akan bir dünya... Bir ben uyumadım, Kaç leylim bahar, Hasretinden prangalar eskittim. Saçlarına kan gülleri takayım, Bir o yana Bir bu yana... Seni bağırabilsem seni, Dipsiz kuyulara. Akan yıldıza. Bir kibrit çöpüne varana. Okyanusun en ıssız dalgasına Düşmüş bir kibrit çöpüne. Yitirmiş tılsımını ilk sevmelerin, Yitirmiş öpücükleri, Payı yok, apansız inen akşamdan, Bir kadeh, bir cigara, dalıp gidene, Seni anlatabilsem seni... Yokluğun, Cehennemin öbür adıdır Üşüyorum, kapama gözlerini... |
||
|
||
| Akşam Erken İner Mahpushaneye Aksam erken iner mahpushaneye. Ejderha olsan kar etmez. Ne kavgada ustaligin, Ne de catal yurek civan olusun. Kar etmez,inceden icine dolan, Alip goturen hasrete. Aksam erken iner mahpushaneye. Iner,yedi kol demiri, Yedi kapiya. Birden,aglamakli olur bahce. Karsida,duvar dibinde, Uc dal gece sefasi, Uc kok hercai menekse... Ayni korkunc sevdadadir Gokte bulut,dalga kaysi. Baslar koymaga hapislik. Karanlik can sikintisi... <>ni soyler maltada biri, Bense volta'dayim ranza dibinde Ve hep olmayacak seyler kurarim, Gulunc, acemi,cocuksu... Vurulsam kaybolsam derim, Cirilciplak, bir kavgada, Erkekce olsun isterim, Dostluk da ,dusmanlik da. Hicbiri olmaz halbuki, Gecer sunguler namluya. Baslar gece devriyesi jandarmalarin... |
||
|
||
| Suskun sus, kimseler duymasın. duymasın ölürüm ha... aydım yarı gecede yeşil bir yağmur sonra... yağıyor yeşil... en uzak, o adsız ve kimselersiz, o yitik yıldızda duyuyor musun? bir stradivarius inler kendi kendine, yayı, reçinesi, köprüsü yeşil... önce bendim diyor ve sonra benim... ölümsüz, güzel ve çetin... ezgisidir dolaşan bütün evreni, bilinen, bilinmeyen ıssızlıkları... canımı, tüylerimi sarmada şimdi kendi rüzgarıyla vurgun... sarıyor yeşil... rüya, bütün çektigimiz... rüya kahrım, rüya zindan... nasıl da yılları buldu, bir misra boyu maceram... bilmezler nasıl aradık birbirimizi, bilmezler nasıl sevdik, iki yitik hasret, iki parça can... çatladı yüreği çakmaktaşının, ağlıyor gök kuşaklarının serinliğinde çağlardır boğulmuş bir su... ağlıyor yeşil... yivlerinde yeşil güller fışkırmış, susmuş bütün namlular... susmuş dağ, susmuş deniz... dünya mışıl-mışıl, uykular derin, yılan su getirir yavru serçeye, kısır kadın, maviş bir kız doğurmuş, memeleri bereketli ve serin... sağıyor yeşil... aydım yarı gecede, neron, çocuk kitaplarında çirkin bir surat, ve sezarsa, bir ad, yıkıntılarda... ama hançer taşı sanki koca kartaca! hani, kibrit suyu vermişlerdi üstüne bak nasıl alıyor, yigit, binlerce yıl da sonra alıyor yesil... vurur dağın doruğundan atmacamın çalkara, yalın gölgesi... kuş vurmaz, tavşan almaz, ama aç, azgın köpekbalıklarıydı parçaladığı bak, tiber saygılı, suskun... bak nilüfer dizisi zinciri... bunlar bukağısı, kolbağlarıdır, cihanın ilk umudu, ilk sevgilisi, ve ilk gerillası spartakus'un... susuyor yeşil... sus, kimseler duymasın, duymasın, ölürüm ha... aymışam yarı gece, seni bulmuşam sonra... seni, kaburgamın altın parçası... seni, dişlerinde elma kokusu... bir daha hangi ana doğurur bizi? ruhum... mısra çekiyorum, haberin olsun... çarşıların en küçük meyhanesi bu, saçları yüzümde kardeş, çocuksu... derimizin altında o ölüm namussuzu... ve ahmed'in işi ilk rast gidiyor... ilktir dost elinin hançersizliği... ağlıyor yeşil... ..." |
||
|
||
| üstad'tan.. Kalbim Dinamit Kuyusu ...Beni, gözlerin götürür Gözlerin Aşkla, acıyla... Kuşatmışlar Sesimi, soluğumu Kesilmiş Tuz-ekmek payım Vurgunum Ve darda, Gözaltındayım. Dal, kor keser Penceremde açarsa Kuş, vurulur Üzerimden uçarsa. Ve hal böyle böyle, Yol bu yöndeyken Gelir, Ki her gelişinde Daha da içten Gelir, Soluk soluğa Benim olursun. Amansız sarmasında Kollarımın Esrik, Çığlık çığlığa Erir, kar gibi vücudun... Nicedir, Kahpe ağzında Bir salgın, Bir deprem gibi künyemiz. Nicedir, Başımıza zindan dünyamız. Biz ki Yarınıyız halkın, Umudu, yüzakıyız, Hıncı, namusu... Şafakları, Taa şafakları Hey canım, Kalbim Dinamit kuyusu... Ahmed Arif | |
||
|
||
| O bir insan olamaz.Onun herahangi bir şiirini bir öküze okudugunuz zaman, o bile onun ne kadar kıymetli bir yaratık oldugunu anlamazsa ne olayım.Şahsen okuyupta; her seferinde aglamaklı oldugum, yeniden aşık oldugum anlar cok olmuştur.O sıradan kelimelere degişik anlamlar katabilen nadide şahsiyetlerden biridir.Saygıyla anıyorum. Onur da Aglar Gozlerinin pinarinda Bir bulut, Bosandi bosanacak Neredeyse. Aklimdan gecenleri okuyorsun su gibi. Dunya gordu Bizi bogazladilar... Tutma gozyaslarini Onur da aglar... Birak yikansin gokyuzu, Lacivert, yesil, altin isiklari gunbatinin. Iste safaktayiz gene Cirilciplak Ve mavi. Iste sanki dag yeli Ve iste sanki meltem... Kimse toz konduramaz Kesip attigimiz tirnaga bile. Sen en guzel kizisin butun galaksilerin Bense to"zu"yu"m artik Akkor to"zu"yu"m Prometheus'u yakan Kara sevdanin... Ne anlimizda bir ayip Ne koltuk altimizda sakli hacimiz Biz bu halki sevdik Ve bu ulkeyi. Iste bagislanmaz Korkunc sucumuz... Ahmet Arif |
||
|
||
| 1927 yilinda Diyarbakir'da dogdu, 2 Haziran 1991 tarihinde Ankara'da öldü. Ortaögrenimini Diyarbakir Lisesi'nde tamamladi. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Cografya Fakültesi Felsefe Bölümü ögrencisi iken 1950'de Türk Ceza Yasasi'nin 141. maddesine aykiri davranmak saviyla, 1952'de gizli örgüt kurma saviyla iki kez tutuklandi, yargilandi ve 2 yil hüküm giydi. Cezaevi günleri sona erince Ankara'daki gazeteler ve dergilerde teknik islerle ugrasarak yasamini kazandi. Toplumcu gerçekçi siirimizin ustalarindandir. Yasadigi cografyanin duyarliligi ve halk kaynagindaki sesini hiç yitirmeden, lirik, epik ve koçaklama tarzini kusursuz bir kurguyla kullanarak, özgün, tutkulu, müthis ezgili çagdas siirler yazdi. http://www.dosthane.de/ahmedarif.php Hasretinden Prangalar Eskittim adlı tek bir şiir kitabı bulunan ama bu kitabının kimbilir kaç yüz bin sattığı pek bilinmeyen, yaşarken bu kadar ünlü olduğunu göremeyen, görmüş olsaydı da zaten buna kızacak olan Ahmet Arif, Türk şiirinde başkalarına pek benzemeyen yerine oturmak için özel bir çaba göstermedi, hatta bundan özenle kaçındı. Çok eski bir kültürün, kendilerini sözle anlatmanın ustası Anadolu insanlarının yarattığı kültürün çocuğuydu. Kalabalıklarda bile yalnız yaşamasından kaynaklanan rengarenk bir hayal gücü vardı. Yazdıklarına onu kattı. Büyük kentteki üniversite hayatına alışmaya çalışırken ansızın kendisini içinde buluverdiği "Ceza ve Tevfik Evi"nin yarattığı bir "lirizm" de vardı yanında. Zaten öfke ve isyanla kan kardeşiydi. Tuttu bütün bunları da kattı yazdıklarına ve ortaya bir "Ahmet Arif Şiiri" çıktı. Bu hayata karşı alabildiğine öfkeli, bu yüzden konuşmayan ve konuşmadığı için her ne varsa şiirlerine koyan sert ama görüşmecisinin getirdiği yeşil soğanla bile mutlu olabilen "çocuk adam" ın şiirleri benimsendi, sevildi. Şairdi, toplumcuydu, Nazım Hikmet gibi bir devi okumuştu. Aynı koşullardaki bir çok şair gibi Nazım'ın etkisinda kalması beklenirdi ama o kendi yolunu çizmeyi başardı. Diyarbakır'ın ıssız kırlarından büyük kente gelen, yeni hayatına alışamadan hapishane ile tanışan, kendi deyimiyle bu "kavruk namus işçisi" tümüyle kendine ait bir şiir yaratmayı başardı. 33 KURŞUN 1. Bu dağ Mengene dağıdır Tanyeri atanda Van'da Bu dağ Nemrut yavrusudur Tanyeri atanda Nemruda karşı Bir yanın çığ tutar, Kafkas ufkudur Bir yanın seccade Acem mülküdür Doruklarda buzulların salkımı Firari guvercinler su başlarında Ve karaca sürüsü Keklik takımı... Yiğitlik inkar gelinmez Teke tek doğüşte yenilmediler Bin yıllardan bu yan, bura uşağı Gel haberi nerden verek Turna sürüsü değil bu Gökte yıldız burcu değil Otuzüç kurşunlu yürek Otuzuç kan pınarı Akmaz Göl olmuş bu dağda... 2. Yokuşun dibinden bir tavşan kalktı Sırtı alaçakır Karnı sütbeyaz Garip, ikicanlı, bir dağ tavşanı Yüreği ağzında öyle zavallı Tövbeye getirir insanı Tenhaydı, tenhaydı vakitler Kusursuz, çırılçıplak bir şafaktı Baktı otuzüçten biri Karnında açlığın ağır boşluğu Saç, sakal bir karış Yakasında bit Baktı kolları vurulu Cehennem yurekli bir yiğit Bir garip tavşana Bir gerilere. Düştü nazlı filintası aklına Yastığı altında küsmüş Düştü, Harran ovasından getirdiği tay Perçemi mavi boncuklu Alnında akıtma Üç topuğu ak Eşkini hovarda, kıvrak Doru, seglavi kısrağı. Nasıl uçmuşlardı Hozat önünde! Şimdi, böyle çaresiz ve bağlı Böyle arkasında bir soğuk namlu Bulunmayaydı Sığınabilirdi yuceltilere... Bu dağlar, kardeş dağlar, kadrini bilir Evvel Allah bu eller utandırmaz adamı Yanan cigaranın külünü Güneşlerde çatal kıvılcımlanan Engereğin dilini İlk atımda uçuran Usta elleri... Bu gözler, bir kere bile faka basmadı Çığ bekleyen boğazların kıyametini Karlı, yumuşacık hıyanetini Uçurumların Önceden bilen gözleri... Çaresiz Vurulacaktı Buyruk kesindi Gayrı gözlerini kör sürüngenler Yüreğini leş kuşları yesindi... 3. Vurulmuşum Dağların kuytuluk bir boğazında Vakitlerden bir sabah namazında Yatarım Kanlı, upuzun... Vurulmuşum Düşüm, gecelerden kara Bir hayra yoranım çıkmaz Canım alırlar ecelsiz Sığdıramam kitaplara Şifre buyurmuş bir paşa Vurulmuşum hiç sorgusuz, yargısız Kirvem, hallarımı aynı böyle yaz Rivayet sanılır belki Gül memeler değil Domdom kurşunu Paramparça ağzımdaki... 4. Ölüm buyruğunu uyguladılar Mavi dağ dumanını ve uyur-uyanık seher yelini Kanlara buladılar. Sonra oracıkta tüfek çattılar Koynumuzu usul-usul yoklayıp Aradılar. Didik-didik ettiler Kirmanşah dokuması al kuşağımı Tespihimi, tabakamı alıp gittiler Hepsi de armağandı Acemelinden... Kirveyiz, kardeşiz, kanla bağlıyız Karşıyaka köyleri, obalarıyla Kız alıp vermişiz yüzyıllar boyu Komşuyuz yaka yakaya Birbirine karışır tavuklarımız Bilmezlikten değil Fıkaralıktan Pasaporta ısınmamış içimiz Budur katlimize sebep suçumuz Gayrı eşkıyaya çıkar adımız Kaçakçıya Soyguncuya Hayına... Kirvem hallarımı aynı böyle yaz Rivayet sanılır belki Gül memeler değil Domdom kurşunu Paramparça ağzımdaki... 5. Vurun ulan Vurun. Ben kolay ölmem. Ocakta küllenmiş közüm Karnımda sözüm var Haldan bilene. Babam gözlerini verdi Urfa önünde Üç de kardaşını Üç nazlı selvi Ömrüne doymamış üç dağ parçası. Burçlardan, tepelerden, minarelerden Kirve, hısım, dağların çocukları Fransız kuşatmasına karşı koyanda Bıyıkları yeni terlemiş daha Benim küçük dayım Nazif Yakışıklı Hafif İyi süvari Vurun kardaş demiş Namus günüdür Ve şaha kaldırmış atını. Kirvem hallarımı aynı böyle yaz Rivayet sanılır belki Gül memeler değil Domdom kurşunu Paramparça ağzımdaki... HASRETİNDEN PRANGALAR ESKİTTİM Seni, anlatabilmek seni İyi çocuklara, kahramanlara. Seni anlatabilmek seni Namussuza, halden bilmeze Kahpe yalana. Art arda kaç zemheri Kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurdu. Dışarda gürül gürül akan bir dünya... Bir ben uyumadım Kaç leylim bahar Hasretinden prangalar eskittim. Saçlarına kan gülleri takayım Bir o yana Bir bu yana... Seni bağırabilsem seni Dipsiz kuyulara Akan yıldıza Bir kibrit çöpüne varana Okyanusun en ıssız dalgasına Düşmüş bir kibrit çöpüne. Yitirmiş tılsımını ilk sevmelerin Yitirmiş öpücükleri Payı yok, apansız inen akşamlardan Bir kadeh, bir cigara, dalıp gidene Seni anlatabilsem seni... Yokluğun, cehennemin öbür adıdır Üşüyorum, kapama gözlerini... AY KARANLIK Maviye Maviye çalar gözlerin Yangın mavisine Rüzgarda asi. Körsem Senden gayrısına yoksam Bozuksam Can benim, düş benim Ellere nesi? Hadi gel Ay karanlık... İtten aç Yılandan çıplak Vurgun ve bela Gelip durmuşsam kapına Var mı ki doymazlığım? İlle de ille Sevmelerim Sevmelerim gibisi? Oturmuş yazıcılar Fermanım yazar N'olur gel Ay karanlık... Dört yanım puşt zulası Dost yüzlü Dost gülücüklü Cigaramdan yanar. Alnım öperler Suskun, hayın, çıyansı. Dört yanım puşt zulası Dönerim dönerim çıkmaz. En leylim gecede ölesim tutmuş Etme gel Ay karanlık... |
||
|
||
| Ahmed Arif'in şiirlerinin yanında yaşamını da bilelim istedim. 1927'de Diyarbakır’da doğdu, 2 Haziran 1991'de Ankara’da yaşamını yitirdi. Ortaöğrenimini Diyarbakır Lisesi’nde tamamladı. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Felsefe Bölümü öğrencisiyken 1950’de Türk Ceza Yasası’nın 141. maddesine aykırı davranmak suçlamasıyla tutuklandı. 1952’de gizli örgüt kurma iddiasıyla yine tutuklandı. 2 yıl hepsi hüküm giydi. Cezaevi günleri sona erince Ankara'ya yerleşti. Bir süre plan kopya teknisyeni olarak çalıştı. Ankara’daki gazeteler ve dergilerde teknik işlerle uğraşarak yaşamını kazandı. Gazetecilikten emekliye ayrıldı. İlk şiiri "Millet" dergisinde yayınlandı. Asıl sanatını ve kişiliğini 1948-1954 arasında Yeryüzü, Beraber, Seçilmiş Hikayeler, Yeni Ufuklar, Kaynak dergilerinde yayınlanan şiirleriyle ortaya koydu. Ardından uzun bir suskunluk dönemine girdi. 1968'de tek kitabı olan "Hasretinden Prangalar Eskittim" yayınlanınca, çok büyük bir yankı uyandırdı. Kitap yayınlanmasından sonraki 12 yılda 18 baskı yaptı. Orhan Veli'nin etkisinin sürdüğü bir dönemde şiire başlayan Ahmet Arif, Nâzım Hikmet'in açtığı yolda yürüdü. Ondan aldığı şiirselliği bir Anadolu duyarlılığı ve özlemiyle genişletti. Şiiri çoğunlukla türkülere dayalı görünse de halk kaynaklarının olanaklarını, türkülerin ötesinde aradı. Günümüz şiirini de büyük ölçüde etkiledi. Şiirinde ritmin büyük yeri vardır. Ama onda ritim sese değil söze dayandığından daha derinlere inerek büyük bir lirizmin kaynağı olur. Doğu Anadolu insan malzemesini bu lirizmin içinde yoğurarak gerçekçi şiirdeki didaktizm tehlikesini aşmayı bildi. Özellikle imge konusunda yaptığı sıçramayla genç şairlere örnek oldu. Gazete ve dergilerde yayınlanan düzyazılarıyla da 1950 kuşağı olarak anılan şair ve yazarların büyük bölümünde izler bıraktı. Şiirlerinin çocuğu bestelendi. |
||
|
||
| Hasretinden Prangalar Eskittim adlı tek bir şiir kitabı bulunan ama bu kitabının kimbilir kaç yüz bin sattığı pek bilinmeyen, yaşarken bu kadar ünlü olduğunu göremeyen, görmüş olsaydı da zaten buna kızacak olan Ahmet Arif, Türk şiirinde başkalarına pek benzemeyen yerine oturmak için özel bir çaba göstermedi, hatta bundan özenle kaçındı. Çok eski bir kültürün, kendilerini sözle anlatmanın ustası Anadolu insanlarının yarattığı kültürün çocuğuydu. Kalabalıklarda bile yalnız yaşamasından kaynaklanan rengarenk bir hayal gücü vardı. Yazdıklarına onu kattı. Büyük kentteki üniversite hayatına alışmaya çalışırken ansızın kendisini içinde buluverdiği "Ceza ve Tevfik Evi"nin yarattığı bir "lirizm" de vardı yanında. Zaten öfke ve isyanla kan kardeşiydi. Tuttu bütün bunları da kattı yazdıklarına ve ortaya bir "Ahmet Arif Şiiri" çıktı. Bu hayata karşı alabildiğine öfkeli, bu yüzden konuşmayan ve konuşmadığı için her ne varsa şiirlerine koyan sert ama görüşmecisinin getirdiği yeşil soğanla bile mutlu olabilen "çocuk adam" ın şiirleri benimsendi, sevildi. Şairdi, toplumcuydu, Nazım Hikmet gibi bir devi okumuştu. Aynı koşullardaki bir çok şair gibi Nazım'ın etkisinda kalması beklenirdi ama o kendi yolunu çizmeyi başardı. Diyarbakır'ın ıssız kırlarından büyük kente gelen, yeni hayatına alışamadan hapishane ile tanışan, kendi deyimiyle bu "kavruk namus işçisi" tümüyle kendine ait bir şiir yaratmayı başardı. "K" Dergi |
||
|
||
| 33 KURŞUN ADİLOŞ BEBE |
||
|
||
AY KARANLIK Maviye/Maviye çalar gözlerin, Yangın mavisine/Rüzgarda asi, Körsem/Senden gayrısına yoksam Bozuksam/Can benim, düş benim, Ellere nesi? Hadi gel, Ay karanlık... İtten aç/Yılandan çıplak, Vurgun ve bela Gelip durmuşsam kapına Var mı ki doymazlığım? İlle de ille/Sevmelerim, Sevmelerim gibisi? Oturmuş yazıcılar Fermanım yazar N'olur gel, Ay karanlık... Dört yanım puşt zulası, Dost yüzlü, Dost gülücüklü Cıgaramdan yanar. Alnım öperler, Suskun, hayın, çıyansı. Dört yanım puşt zulası, Dönerim dönerim çıkmaz. En leylim gecede ölesim tutmuş Etme gel, Ay karanlık... AHMED ARİF |
||
|
||
| Hasretinden Prangalar Eskittim Üç şairin benim nazarımda yeri ayrıdır: Nâzım Hikmet, Attilâ İlhan ve Ahmed Arif. Üçünü de sadece şiirlerinden tanırım. Nâzım, ben doğmadan önce öldüğü için onu görme şansım olmadı ama Attilâ İlhan ve Ahmed Arif’le aynı yıllarda ve şehirlerde yaşamış olmayı kendim için büyük şans sayıyorum. Ahmed Arif’i Ankara’ya ilk geldiğim yıllarda zaman zaman Karanfil Sokak’ta ya da Mülkiyeliler’in önünde görürdüm. Bir kere imza gününe denk geldim, yıllardan sonra düzenlediği ilk imza günüydü. Adetim olmamasına rağmen gittim ama kalabalıktan değil kitap imzalatmak, kendisini bile göremedim. Kimi zaman önümde yürürken sessiz sessiz takip ettim. Hep konuşmak istedim, hep çekindim. Bir final döneminde, yurda kapanmış bilmem kaç gün ders çalışmış ve bunun üzerine hiçbir şeyden habersiz okula gelmişken Cumhuriyet’in ilk sayfasında gördüm cenaze haberini: “Ahmed Arif mi öldü” diyebildim sadece… Sesiz sedasız ölümüne, en çok bundan haberdar olamayışıma üzüldüm. Bu yazı, Ahmed Arif’in bestelenmiş şiirlerini okura aktarmayı amaçlıyor. Aynı zamanda (diğerleri yine mevsimsiz.com’da yayınlanmış) bir üçlemenin son ayağı. Nâzım’la ilgili olan bölüm Nikbinlik dergisi için yazılmıştı. Attilâ İlhan bölümü ölümünün ardından Milliyet Sanat’ta yayınlandı. Ahmed Arif bölümünü ise yıllar önce Ulaş Özdemir’in isteği üzerine çıkarttığım notlardan yararlanarak hazırladım; burada ilk kez yayınlanıyor. Yazının başlığı için en uygun dize elbette Ahmed Arif’in tek kitabına adını veren dize olmalı. Ölümünden yıllar sonra “yeni” bir kitap yayınlandı (Yurdum Benim Şahdamarım), bu heyecan verici bir durumdu ancak Ahmed Arif hâlâ o tek kitabıyla akıllarda… Bunun için bu yazıda farklı bir yol izleyelim: Kitabı önümüze alalım, şiirleri sırayla okurken onlardan yapılmış bestelere (hatırlayabildiğimiz kadarıyla) kulak kabartalım. Ahmed Arif’i merak edenlere de Refik Durbaş’ın hazırladığı Kalbim Dinamit Kuyusu ile Ahmet Oktay’ın onun şiirini irdelediği Karanfil ve Pranga’yı salık verelim. Haberin var mı taş duvar Kitabın ilk şiiri Sevdan Beni. Genellikle Rahmi Saltuk’un bozuk prozodili bestesiyle bilinir. Ancak Cem Karaca – Dervişan’ın 1977 tarihli şahane albümü Yoksulluk Kader Olamaz’a damgasını vurmuş o uzun şarkının (elbette adı Sevdan Beni) tadı başkadır. Rahmi Saltuk yorumu önce bir 45’lik plakta karşımıza çıkar; arka yüzünde Sevda Türküsü olan bir 45’lik plaktır bu. Şarkı, sonradan sanatçının değişik albümlerine değişik düzenlemelerle girer. İkinci şiir olan İçerde de Rahmi Saltuk tarafından bestelenmiş, Dağlarına Bahar Gelmiş Memleketimin adıyla farklı albümlerde kullanılmıştır. Fikret Kızılok bu iki şiiri 1975’te kurduğu grubu Tehlikeli Madde’yle yaptığı bir 45’lik plakta birleştirir. Zafer Dilek Orkestrası elemanlarından Ataman Hakman ve Sahir Kayahan, bir ara Moğollar’ın klavyeciliğini üstlenmiş olan Turhan Yükseler ve daha önce amatör çalışmalar yapmış olan Siret Yurtsever ile Eser Sayıner, Tehlikeli Madde’nin elemanlarıdır. Haberin Var mı / Kör Pencere - Ay Battı, topluluğun yegâne plağı olarak dikkat çeker. Sevdan Beni ve İçerde adını taşıyan iki şiirin Kızılokça yorumudur bu şarkılar. Kör Pencere’ye bağlı olarak plağa alınan Ay Battı ise popüler müziğimizin enstrümantal şarkıları arasında özel bir yere sahiptir. Haberin Var mı, yakın zamanlarda Funda Arar tarafından çok şık bir düzenlemeyle yorumlanır. İçerde, Arkadaş filminde Âzem’in (Yılmaz Güney), Melike’ye (Melike Demirağ) okuduğu şiirdir aynı zamanda. Filmde kitap (o dönemde dördüncü baskıya ulaşmıştır) uzun süre gösterilir. Karanfil Sokağı, Çukurova’yı ve Cibali tütün işçilerini anlatan Yalnız Değiliz, Merhaba ve Hani Kurşun Sıksan Geçmez Geceden, görebildiğimiz kadarıyla bestelenmemiş Ahmed Arif şiirleri. Akşam Erken İner Mahpusâneye ise Cem karaca tarafından bestelenmiştir ve Töre abümünde karşımıza çıkar. Karaca’nın, Ahmed Arif’in ölümünden sonra bu şarkıyı konserlerinde bütün ışıkları karartarak onun anısına okuduğuna bizzat şahit olmuşuzdur. Aynı şiirin farklı bir yorumunu Fuat Saka seslendirmiştir. Rüya bütün çektiğimiz Sıradaki şiir, Suskun. Bu şiirin “Rüya, bütün çektiğimiz. / Rüya kahrım, rüya zindan. / Nasıl da yılları buldu, / Bir mısra boyu maceram… / Bilmezler nasıl aradık birbirimizi, / Bilmezler nasıl sevdik, / İki yitik hasret, / İki parça can.” dizeleri ilk Fikret Kızılok tarafından bestelenir. Kızılok’un İki Parça Can adını verdiği bestesi Zaman Zaman albümünde karşımıza çıkar. Şiirin bu bölümüne, daha sonra, Ahmet Kaya’nın Ağlama Bebeğim adlı albümünde de rastlarız. Kaya’nın bestelediği Suskun, sonradan Yıldızlar ve Yakamoz albümüne de yeni bir düzenlemeyle alınır ancak Ahmed Arif’in ailesi “bizden izin alınmadı” diyerek bu şarkının albümden çıkartılmasını ister. Yıldızlar ve Yakamoz’un sonraki baskılarında Suskun’un yerini bir Aşık Mahzuni Şerif türküsü olan Ben Beni alacaktır. Ay Karanlık, Cem Karaca tarafından bestelenir ve Moğollar eşliğiyle seslendirilir. En güzel Ahmed Arif şarkılarından biridir. Vay Kurban ise, en çok bestelenen Ahmed Arif şiirlerindendir. Bir bölümü Cem Karaca – Dervişan’ın yukarıda andığımız Yoksulluk Kader Olamaz albümüne girmiş, Hüveyda Evis bu şiiri Mustafa Budan bestesiyle seslendirmiş, aynı şiirin son bölümü Grup Yorum’un Cemo albümünde Gün Ola adıyla karşımıza çıkmıştır. Onur Akın’lı Grup Baran da Topraksız Dağlar / Kuytuda Başak albümünde bu şiirin bir bölümünü Seni Sevmek Felsefedir adıyla seslendirir. Unutamadığım, Grup Baran’ın aynı albümünde seslendirdiği bir başka şiirdir. Sadık Gürbüz ve Cem Karaca bu şiiri ayrı ayrı besteler. Cem Karaca bestesi, Dervişan eşliğiyle Nem Kaldı albümünde yayınlanır. Kara, Cem Karaca albümlerinde karşımıza çıkan bir başka Ahmed Arif bestesidir. Fehiman Uğurdemir bestelemiştir ve bu beste Karaca’nın Edirdahan’la yaptığı 1978 tarihli Safinaz’da yayınlanır. Aynı şiiri Rahmi Saltuk ve Grup Ekin de farklı zamanlarda besteler. Vurulmuşum dağların kuytuluk bir boğazında Bu Zindan, Bu Kırgın, Bu Can Pazarı adlı şiirin “Duyar mısın, anlayıp sızlar mısın ki?” dizesiyle başlayan son bölümü Fikret Kızılok tarafından bestelenir ve ilginçtir, bu besteyi bir 45’lik plağında Timur Selçuk seslendirir. Popüler müziğimizin tuhaf güç birliklerinden biridir bu. Plağın üzerinde “Söz: Derleme” yazar. Fikret Kızılok, sonraki yıllarda hiç seslendirmez bu şarkıyı. Ahmet Kaya, Ahmed Arif’in ölümünden sonra yaptığı Başım Belada albümünde sıradaki şiiri (Uy Havar!) müzik eşliğinde okur. Etkileyici bir yorumdur bu ve “Oy sevmışem ben seni…” dizesi can yakar. Anadolu, birden fazla besteye sahip şiirlerdendir. Fikret Kızılok ve Dalga neredeyse yirmi yıl aralıkla bu şiiri bestelemiş, Dalga’nın yorumu Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek albümünde yayınlanırken Fikret Kızılok’un bir 45’lik plağında seslendirdiği beste, yıllar sonra Anadoluyum ’75 adıyla da dinleyicilere ulaşmıştır. Leylim – Leylim, Taci Uslu’nun tek albümünde karşımıza çıkar. Kitaba adını veren Hasretinden Prangalar Eskittim ise Ahmet Kaya tarafından (önce Ağlama Bebeğim’de, sonra yeni düzenlemesiyle Başım Belada albümünde) seslendirilmiştir. Bu bestenin yarısından sonrası aynı kitapta yer alan ve bu şiirden sonra gelen Diyarbekir Kalesinden Notlar’dan alınmıştır. Hoşça kal Yarın filminde Deniz Gezmiş’i canlandıran Berhan Şimşek bu şiiri hücrede okur. Vurun ulan vurun, ben kolay ölmem Kitabın son iki şiiri, Diyarbekir Kalesinden Notlar ve Adiloş Bebe’nin Türküsü ile Otuzüç Kurşun, Ahmed Arif’in en çok bestelenen şiirleridir. Farklı kesimlerden farklı isimler farklı tarzlarda bestelemişlerdir bu iki şiirin farklı dizelerini. Örneğin Fuat Saka, ilk şiirin bir kısmını Ayrılık Türküsü albümünde yorumlar: Açar Kan Kırmızı Yediverenler… Şiirin Adiloş Bebe’yi anlatan kısmı ise pek çok kez bestelenir. Bunlar arasında en dikkat çekeni ATTF (Avrupa Türkiyeli Toplumcular Federasyonu) İşçi Korosu’nun yorumudur. Müziği, M. Erdemir’e aittir. M. Erdemir, koroyu çalıştırdığını bildiğimiz Tahsin İncirci’nin müstear adıdır. Adiloş Bebe’nin, ‘70’li yılların sonunda fırtınalar kopartan iki bestesinden biri Sadık Gürbüz’e aittir. Gürbüz, bu besteyi 1975’te Kara Çarşaflı Gelin filmi için yapar ve orada seslendirir. Şarkının plağı filmin müziği olarak yayınlanır. Ayrıca bu şarkı Sadık Gürbüz’ün Sevdadır albümüne de alınır. Aynı besteyi, Cem Karaca – Dervişan, Yoksulluk Kader Olamaz albümünde yorumlar. Şiirin diğer bestesi 1978 tarihlidir ve Edip Akbayram’ın bir 45’lik plağında karşımıza çıkar. Bu, Akbayram’ın az sayıda bestesinden biridir. Şarkı, yeni bir düzenlemeyle sanatçının Şahdamar albümüne de girmiştir. Adiloş Bebe, yıllar sonra Moğollar tarafından bestelenir ve bu yorum, topluluğun 2004 tarihli Yürüdük Durmadan albümünde yer alır. Ancak farklı bir Adiloş’tur bu: Büyümüştür ve bugünkü durumu Can Dündar’ın yazdığı sözlerle anlatılır şarkıda. Otuzüç Kurşun ise hem albümün en uzun şiiri, hem de çok bereketli: Değişik bölümleri bestelenmiştir. Baran, Rahmi Saltuk, Zülfü Livaneli, Cem karaca, Fikret Kızılok, Esin Afşar ve Ciwan Haco, tespit edebildiğimiz kadarıyla bu şiirin değişik bölümlerini besteleyenler ya da seslendirenler. Esin Afşar’ın seslendirdiği Vurulmuşum, esasen bir Fikret Kızılok bestesi. Zülfü Livaneli’nin bestelediği Kirvem, Atlının Türküsü albümünde yer alan etkileyici bir çalışma. Ciwan Haco’nun Sî û Sê Gûle albümüne adını veren şarkıyı, Otuzüç Kurşun’un Nedim Hekarı tarafından yapılmış Kürtçe çevirisi üzerine Haco bestelemiş. Ancak bütün bu Otuzüç Kurşun’lar arasında en etkileyici olanı Cem karaca’nın Töre albümünde seslendirdiği kendi bestesi. Şiirin, “vurulmuşum dağların kuytuluk bir boğazında” dizesiyle başlayan bölümünden hemen önce şarkıya giren ezan başlı başına muazzam bir etki yaratır. Albümün kaset olarak yayınlanan ilk baskılarında rastlayacağımız bu ezan sesi CD baskılarından çıkartılır ama bilenlerin kulağında hep özel bir yerde kalır. Son olarak Ahmed Arif’in ilk kitabına girmeyen ancak bir dönem elden ele dolaşan bir şiirinden söz edelim: Kalbim Dinamit Kuyusu… İlk kez Cumhuriyet gazetesinde yayınlanan bu şiir, sonradan Refik Durbaş’ın söyleşi kitabının sonunda halkın karşısına çıkar. Ahmed Arif’in ölümün ardından yayınlanan kimi kitaplara alınır ve nihayet Yurdum Benim, Şahdamarım adlı kitapta yayınlanır. Rahmi Saltuk, bu şiiri de bestelemiş ve Umut Türküleri adını verdiği albümde aralara serpiştirmiştir. İki bölümün müziği Rahmi Saltuk’undur, bir bölümünki de “Geleneksel Zazaca halk melodisi” notuyla albüme alınmıştır. Bilinen, bizim tespit edebildiğimiz Ahmed Arif besteleri bu kadar. Elbette eksiklerimiz, unuttuklarımız, görmediklerimiz vardır. Bıraktığı bunca az şiire rağmen bu kadar bestelenmiş olması Ahmed Arif’in halk nezdinde büyüklüğünün bir ispatı. Nice ozan geldi geçti bu topraklardan ama pek azı onun kadar benimsendi. Onu görebilmiş, dinleyebilmiş, ardı sıra yürümüş olmanın kıvancını hep içimde taşıyacağım. Murat Meriç |
||