SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Şiir

Konu: Ahmed Arif

Sayfa: [ 1 ] 2

nurcan 28.09.2004 08:45:43
Sevdan Beni

Terketmedi sevdan beni,
Aç kaldım, susuz kaldım,
Hayın, karanlıktı gece,
Can garip, can suskun,
Can paramparça...
Ve ellerim, kelepçede,
Tütünsüz uykusuz kaldım,
Terketmedi sevdan beni...
 

nurcan 28.09.2004 08:47:32
Otuzüç Kurşun

1.

Bu dağ Mengene dağıdır
Tanyeri atanda Van'da
Bu dağ Nemrut yavrusudur
Tanyeri atanda Nemruda karşı
Bir yanın çığ tutar, Kafkas ufkudur
Bir yanın seccade Acem mülküdür
Doruklarda buzulların salkımı
Firari guvercinler su başlarında
Ve karaca sürüsü,
Keklik takımı...

Yiğitlik inkar gelinmez
Tek'e - tek doğüşte yenilmediler
Bin yıllardan bu yan, bura uşağı
Gel haberi nerden verek
Turna sürüsü değil bu
Gökte yıldız burcu değil
Otuzüç kurşunlu yürek
Otuzuç kan pınarı
Akmaz,
Göl olmuş bu dağda...

2.

Yokuşun dibinden bir tavşan kalktı
Sırtı alacakır
Karnı sütbeyaz
Garip, ikicanlı, bir dağ tavşanı
Yüreği ağzında öyle zavallı
Tövbeye getirir insanı
Tenhaydı, tenhaydı vakitler
Kusursuz, çırılçıplak bir şafaktı

Baktı otuzüçten biri
Karnında açlığın ağır boşluğu
Saç, sakal bir karış
Yakasında bit,
Baktı kolları vurulu,
Cehennem yurekli bir yiğit,
Bir garip tavşana,
Bir gerilere.

Düştü nazlı filintası aklına,
Yastığı altında küsmüş,
Düştü, Harran ovasından getirdiği tay
Perçemi mavi boncuklu,
Alnında akıtma
Üç topuğu ak,
Eşkini hovarda, kıvrak,
Doru, seglavi kısrağı.
Nasıl uçmuşlardı Hozat önünde!

Şimdi, böyle çaresiz ve bağlı,
Böyle arkasında bir soğuk namlu
Bulunmayaydı,
Sığınabilirdi yuceltilere...
Bu dağlar, kardeş dağlar, kadrini bilir,
Evvel Allah bu eller utandırmaz adamı,
Yanan cıgaranın külünü,
Güneşlerde çatal kıvılcımlanan
Engereğin dilini,
İlk atımda uçuran
Usta elleri...

Bu gözler, bir kere bile faka basmadı
Çığ bekleyen boğazların kıyametini
Karlı, yumuşacık hıyanetini
Uçurumların,
Önceden bilen gözleri...
Çaresiz
Vurulacaktı,
Buyruk kesindi,
Gayrı gözlerini kör sürüngenler
Yüreğini leş kuşları yesindi...

3.

Vurulmuşum
Dağların kuytuluk bir boğazında
Vakitlerden bir sabah namazında
Yatarım
Kanlı, upuzun...

Vurulmuşum
Düşüm, gecelerden kara
Bir hayra yoranım çıkmaz
Canım alırlar ecelsiz
Sığdıramam kitaplara
Şifre buyurmuş bir paşa
Vurulmuşum hiç sorgusuz, yargısız

Kirvem, hallarımı aynı böyle yaz
Rivayet sanılır belki
Gül memeler değil
Domdom kurşunu
Paramparça ağzımdaki...


4.

Ölüm buyruğunu uyguladılar,
Mavi dağ dumanını
ve uyur-uyanık seher yelini
Kanlara buladılar.
Sonra oracıkta tüfek çattılar
Koynumuzu usul-usul yoklayıp
Aradılar.
Didik-didik ettiler
Kirmanşah dokuması al kuşağımı
Tespihimi, tabakamı alıp gittiler
Hepsi de armağandı Acemelinden...

Kirveyiz, kardeşiz, kanla bağlıyız
Karşıyaka köyleri, obalarıyla
Kız alıp vermişiz yüzyıllar boyu,
Komşuyuz yaka yakaya
Birbirine karışır tavuklarımız
Bilmezlikten değil,
Fıkaralıktan
Pasaporta ısınmamış içimiz
Budur katlimize sebep suçumuz,
Gayrı eşkiyaya çıkar adımız
Kaçakçıya
Soyguncuya
Hayına...

Kirvem hallarımı aynı böyle yaz
Rivayet sanılır belki
Gül memeler değil
Domdom kurşunu
Paramparça ağzımdaki...


5.

Vurun ulan,
Vurun,
Ben kolay ölmem.
Ocakta küllenmiş közüm,
Karnımda sözüm var
Haldan bilene.
Babam gözlerini verdi Urfa önünde
Üç de kardaşını
Üç nazlı selvi,
Ömrüne doymamış üç dağ parçası.
Burçlardan, tepelerden, minarelerden
Kirve, hısım, dağların çocukları
Fransız Kuşatmasına karşı koyanda

Bıyıkları yeni terlemiş daha
Benim küçük dayım Nazif
Yakışıklı,
Hafif,
İyi süvari
Vurun kardaş demiş
Namus günüdür
Ve şaha kaldırmış atını.

Kirvem hallarımı aynı böyle yaz
Rivayet sanılır belki
Gül memeler değil
Domdom kurşunu
Paramparça ağzımdaki...
 

nurcan 28.09.2004 08:49:15
Ay Karanlık

Maviye
Maviye çalar gözlerin,
Yangın mavisine
Rüzgarda asi,
Körsem,
Senden gayrısına yoksam,
Bozuksam,
Can benim, düş benim,
Ellere nesi?
Hadi gel,
Ay karanlık...

İtten aç,
Yılandan çıplak,
Vurgun ve bela
Gelip durmuşsam kapına
Var mı ki doymazlığım?
İlle de ille
Sevmelerim,
Sevmelerim gibisi?
Oturmuş yazıcılar
Fermanım yazar
N'olur gel,
Ay karanlık...

Dört yanım puşt zulası,
Dost yüzlü,
Dost gülücüklü
Cıgaramdan yanar.
Alnım öperler,
Suskun, hayın, çıyansı.
Dört yanım puşt zulası,
Dönerim dönerim çıkmaz.
En leylim gecede ölesim tutmuş,
Etme gel,
Ay karanlık...
 

10.10.2004 16:01:08
HABERİN VAR MI TAŞ DUVAR?

Haberin var mı taş duvar?
Demir kapı, kör pencere,
Yastığım, ranzam, zincirim,
Uğrunda ölümlere gidip geldiğim
Zulamdaki mahzun resim.
Görüşmecim yeşil soğan göndermiş
Karanfil kokuyor cigaram
Dağlarına bahar gelmiş memleketimin...

10.10.2004 16:02:27
HASRETİNDEN PRANGALAR ESKİTTİM

Seni anlatabilmek seni.
İyi çocuklara, kahramanlara.
Seni anlatabilmek seni,
Namussuza, halden bilmeze,
Kahpe yalana.
Ard- arda kaç zemheri,
Kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurdu
Dışarda gürül- gürül akan bir dünya...
Bir ben uyumadım,
Kaç leylim bahar,
Hasretinden prangalar eskittim.
Saçlarına kan gülleri takayım,
Bir o yana
Bir bu yana...
Seni bağırabilsem seni,
Dipsiz kuyulara.
Akan yıldıza.
Bir kibrit çöpüne varana.
Okyanusun en ıssız dalgasına
Düşmüş bir kibrit çöpüne.
Yitirmiş tılsımını ilk sevmelerin,
Yitirmiş öpücükleri,
Payı yok, apansız inen akşamdan,
Bir kadeh, bir cigara, dalıp gidene,
Seni anlatabilsem seni...
Yokluğun, Cehennemin öbür adıdır
Üşüyorum, kapama gözlerini...

21.10.2004 02:38:47
Akşam Erken İner Mahpushaneye
Aksam erken iner mahpushaneye.
Ejderha olsan kar etmez.
Ne kavgada ustaligin,
Ne de catal yurek civan olusun.
Kar etmez,inceden icine dolan,
Alip goturen hasrete.

Aksam erken iner mahpushaneye.
Iner,yedi kol demiri,
Yedi kapiya.
Birden,aglamakli olur bahce.
Karsida,duvar dibinde,
Uc dal gece sefasi,
Uc kok hercai menekse...

Ayni korkunc sevdadadir
Gokte bulut,dalga kaysi.
Baslar koymaga hapislik.
Karanlik can sikintisi...
<>ni soyler maltada biri,
Bense volta'dayim ranza dibinde
Ve hep olmayacak seyler kurarim,
Gulunc, acemi,cocuksu...

Vurulsam kaybolsam derim,
Cirilciplak, bir kavgada,
Erkekce olsun isterim,
Dostluk da ,dusmanlik da.
Hicbiri olmaz halbuki,
Gecer sunguler namluya.
Baslar gece devriyesi jandarmalarin...
 

09.06.2005 03:33:02
Suskun

sus, kimseler duymasın.
duymasın ölürüm ha...
aydım yarı gecede
yeşil bir yağmur sonra...
yağıyor yeşil...

en uzak, o adsız ve kimselersiz,
o yitik yıldızda duyuyor musun?
bir stradivarius inler kendi kendine,
yayı, reçinesi, köprüsü yeşil...
önce bendim diyor ve sonra benim...
ölümsüz, güzel ve çetin...
ezgisidir dolaşan bütün evreni,
bilinen, bilinmeyen ıssızlıkları...
canımı, tüylerimi sarmada şimdi
kendi rüzgarıyla vurgun...
sarıyor yeşil...

rüya, bütün çektigimiz...
rüya kahrım, rüya zindan...
nasıl da yılları buldu,
bir misra boyu maceram...
bilmezler nasıl aradık birbirimizi,
bilmezler nasıl sevdik,
iki yitik hasret,
iki parça can...
çatladı yüreği çakmaktaşının,
ağlıyor gök kuşaklarının serinliğinde
çağlardır boğulmuş bir su...
ağlıyor yeşil...

yivlerinde yeşil güller fışkırmış,
susmuş bütün namlular...
susmuş dağ,
susmuş deniz...
dünya mışıl-mışıl,
uykular derin,
yılan su getirir yavru serçeye,
kısır kadın, maviş bir kız doğurmuş,
memeleri bereketli ve serin...
sağıyor yeşil...

aydım yarı gecede,
neron, çocuk kitaplarında çirkin bir surat,
ve sezarsa, bir ad, yıkıntılarda...
ama hançer taşı sanki
koca kartaca!
hani, kibrit suyu vermişlerdi üstüne
bak nasıl alıyor, yigit,
binlerce yıl da sonra
alıyor yesil...

vurur dağın doruğundan
atmacamın çalkara,
yalın gölgesi...
kuş vurmaz, tavşan almaz,
ama aç, azgın
köpekbalıklarıydı parçaladığı
bak, tiber saygılı, suskun...
bak nilüfer dizisi zinciri...
bunlar bukağısı, kolbağlarıdır,
cihanın ilk umudu, ilk sevgilisi,
ve ilk gerillası spartakus'un...
susuyor yeşil...

sus, kimseler duymasın,
duymasın, ölürüm ha...
aymışam yarı gece,
seni bulmuşam sonra...
seni, kaburgamın altın parçası...
seni, dişlerinde elma kokusu...
bir daha hangi ana doğurur bizi?

ruhum...
mısra çekiyorum, haberin olsun...
çarşıların en küçük meyhanesi bu,
saçları yüzümde kardeş, çocuksu...
derimizin altında o ölüm namussuzu...
ve ahmed'in işi ilk rast gidiyor...
ilktir dost elinin hançersizliği...
ağlıyor yeşil...
..."

mavİ 09.06.2005 17:23:55
üstad'tan..


Kalbim Dinamit Kuyusu

...Beni, gözlerin götürür
Gözlerin
Aşkla, acıyla...
Kuşatmışlar
Sesimi, soluğumu
Kesilmiş
Tuz-ekmek payım
Vurgunum
Ve darda,
Gözaltındayım.
Dal, kor keser
Penceremde açarsa
Kuş, vurulur
Üzerimden uçarsa.
Ve hal böyle böyle,
Yol bu yöndeyken
Gelir,
Ki her gelişinde
Daha da içten
Gelir,
Soluk soluğa
Benim olursun.
Amansız sarmasında
Kollarımın
Esrik,
Çığlık çığlığa
Erir, kar gibi vücudun...
Nicedir,
Kahpe ağzında
Bir salgın,
Bir deprem gibi künyemiz.
Nicedir,
Başımıza zindan dünyamız.
Biz ki
Yarınıyız halkın,
Umudu, yüzakıyız,
Hıncı, namusu...
Şafakları,
Taa şafakları
Hey canım,
Kalbim
Dinamit kuyusu...


Ahmed Arif  |   

P_İn_iLtİ 06.07.2005 20:36:53
O bir insan olamaz.Onun herahangi bir şiirini bir öküze okudugunuz zaman, o bile onun ne kadar kıymetli bir yaratık oldugunu anlamazsa ne olayım.Şahsen okuyupta; her seferinde aglamaklı oldugum, yeniden aşık oldugum anlar cok olmuştur.O sıradan kelimelere degişik anlamlar katabilen nadide şahsiyetlerden biridir.Saygıyla anıyorum.


          Onur da Aglar

Gozlerinin pinarinda
     Bir bulut,
     Bosandi bosanacak
     Neredeyse.
     Aklimdan gecenleri okuyorsun su gibi.
     Dunya gordu
     Bizi bogazladilar...

     Tutma gozyaslarini
     Onur da aglar...
     Birak yikansin gokyuzu,
     Lacivert, yesil, altin
     isiklari gunbatinin.
     Iste safaktayiz gene
     Cirilciplak
     Ve mavi.
     Iste sanki dag yeli
     Ve iste sanki meltem...

     Kimse toz konduramaz
     Kesip attigimiz tirnaga bile.
     Sen en guzel kizisin butun galaksilerin
     Bense to"zu"yu"m artik
     Akkor to"zu"yu"m     
     Prometheus'u yakan
     Kara sevdanin...

     Ne anlimizda bir ayip
     Ne koltuk altimizda sakli hacimiz
     Biz bu halki sevdik
     Ve bu ulkeyi.
     Iste bagislanmaz
     Korkunc sucumuz...


                                      Ahmet Arif

denge 07.01.2007 15:07:52
1927 yilinda Diyarbakir'da dogdu, 2 Haziran 1991 tarihinde Ankara'da öldü. Ortaögrenimini Diyarbakir Lisesi'nde tamamladi. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Cografya Fakültesi Felsefe Bölümü ögrencisi iken 1950'de Türk Ceza Yasasi'nin 141. maddesine aykiri davranmak saviyla, 1952'de gizli örgüt kurma saviyla iki kez tutuklandi, yargilandi ve 2 yil hüküm giydi. Cezaevi günleri sona erince Ankara'daki gazeteler ve dergilerde teknik islerle ugrasarak yasamini kazandi. Toplumcu gerçekçi siirimizin ustalarindandir. Yasadigi cografyanin duyarliligi ve halk kaynagindaki sesini hiç yitirmeden, lirik, epik ve koçaklama tarzini kusursuz bir kurguyla kullanarak, özgün, tutkulu, müthis ezgili çagdas siirler yazdi.

http://www.dosthane.de/ahmedarif.php


Hasretinden Prangalar Eskittim adlı tek bir şiir kitabı bulunan ama bu kitabının kimbilir kaç yüz bin sattığı pek bilinmeyen, yaşarken bu kadar ünlü olduğunu göremeyen, görmüş olsaydı da zaten buna kızacak olan Ahmet Arif, Türk şiirinde başkalarına pek benzemeyen yerine oturmak için özel bir çaba göstermedi, hatta bundan özenle kaçındı. Çok eski bir kültürün, kendilerini sözle anlatmanın ustası Anadolu insanlarının yarattığı kültürün çocuğuydu.  Kalabalıklarda bile yalnız yaşamasından kaynaklanan rengarenk bir hayal gücü vardı. Yazdıklarına onu kattı. Büyük kentteki üniversite hayatına alışmaya çalışırken ansızın kendisini içinde buluverdiği "Ceza ve Tevfik Evi"nin yarattığı bir "lirizm" de vardı yanında. Zaten öfke ve isyanla kan kardeşiydi. Tuttu bütün bunları da kattı yazdıklarına ve ortaya bir "Ahmet Arif Şiiri" çıktı. Bu hayata karşı alabildiğine öfkeli, bu yüzden konuşmayan ve konuşmadığı için her ne varsa şiirlerine koyan sert ama görüşmecisinin getirdiği yeşil soğanla bile mutlu olabilen "çocuk adam" ın şiirleri benimsendi, sevildi. Şairdi, toplumcuydu, Nazım Hikmet gibi bir devi okumuştu. Aynı koşullardaki bir çok şair gibi Nazım'ın etkisinda kalması beklenirdi ama o kendi yolunu çizmeyi başardı. Diyarbakır'ın ıssız kırlarından büyük kente gelen, yeni hayatına alışamadan hapishane ile tanışan, kendi deyimiyle bu "kavruk namus işçisi" tümüyle kendine ait bir şiir yaratmayı başardı.

33 KURŞUN

1.

Bu dağ Mengene dağıdır
Tanyeri atanda Van'da
Bu dağ Nemrut yavrusudur
Tanyeri atanda Nemruda karşı
Bir yanın çığ tutar, Kafkas ufkudur
Bir yanın seccade Acem mülküdür
Doruklarda buzulların salkımı
Firari guvercinler su başlarında
Ve karaca sürüsü
Keklik takımı...

Yiğitlik inkar gelinmez
Teke tek doğüşte yenilmediler
Bin yıllardan bu yan, bura uşağı
Gel haberi nerden verek
Turna sürüsü değil bu
Gökte yıldız burcu değil
Otuzüç kurşunlu yürek
Otuzuç kan pınarı
Akmaz
Göl olmuş bu dağda...

2.

Yokuşun dibinden bir tavşan kalktı
Sırtı alaçakır
Karnı sütbeyaz
Garip, ikicanlı, bir dağ tavşanı
Yüreği ağzında öyle zavallı
Tövbeye getirir insanı
Tenhaydı, tenhaydı vakitler
Kusursuz, çırılçıplak bir şafaktı

Baktı otuzüçten biri
Karnında açlığın ağır boşluğu
Saç, sakal bir karış
Yakasında bit
Baktı kolları vurulu
Cehennem yurekli bir yiğit
Bir garip tavşana
Bir gerilere.

Düştü nazlı filintası aklına
Yastığı altında küsmüş
Düştü, Harran ovasından getirdiği tay
Perçemi mavi boncuklu
Alnında akıtma
Üç topuğu ak
Eşkini hovarda, kıvrak
Doru, seglavi kısrağı.
Nasıl uçmuşlardı Hozat önünde!

Şimdi, böyle çaresiz ve bağlı
Böyle arkasında bir soğuk namlu
Bulunmayaydı
Sığınabilirdi yuceltilere...
Bu dağlar, kardeş dağlar, kadrini bilir
Evvel Allah bu eller utandırmaz adamı
Yanan cigaranın külünü
Güneşlerde çatal kıvılcımlanan
Engereğin dilini
İlk atımda uçuran
Usta elleri...

Bu gözler, bir kere bile faka basmadı
Çığ bekleyen boğazların kıyametini
Karlı, yumuşacık hıyanetini
Uçurumların
Önceden bilen gözleri...
Çaresiz
Vurulacaktı
Buyruk kesindi
Gayrı gözlerini kör sürüngenler
Yüreğini leş kuşları yesindi...

3.

Vurulmuşum
Dağların kuytuluk bir boğazında
Vakitlerden bir sabah namazında
Yatarım
Kanlı, upuzun...

Vurulmuşum
Düşüm, gecelerden kara
Bir hayra yoranım çıkmaz
Canım alırlar ecelsiz
Sığdıramam kitaplara
Şifre buyurmuş bir paşa
Vurulmuşum hiç sorgusuz, yargısız

Kirvem, hallarımı aynı böyle yaz
Rivayet sanılır belki
Gül memeler değil
Domdom kurşunu
Paramparça ağzımdaki...

4.

Ölüm buyruğunu uyguladılar
Mavi dağ dumanını
ve uyur-uyanık seher yelini
Kanlara buladılar.
Sonra oracıkta tüfek çattılar
Koynumuzu usul-usul yoklayıp
Aradılar.
Didik-didik ettiler
Kirmanşah dokuması al kuşağımı
Tespihimi, tabakamı alıp gittiler
Hepsi de armağandı Acemelinden...

Kirveyiz, kardeşiz, kanla bağlıyız
Karşıyaka köyleri, obalarıyla
Kız alıp vermişiz yüzyıllar boyu
Komşuyuz yaka yakaya
Birbirine karışır tavuklarımız
Bilmezlikten değil
Fıkaralıktan
Pasaporta ısınmamış içimiz
Budur katlimize sebep suçumuz
Gayrı eşkıyaya çıkar adımız
Kaçakçıya
Soyguncuya
Hayına...

Kirvem hallarımı aynı böyle yaz
Rivayet sanılır belki
Gül memeler değil
Domdom kurşunu
Paramparça ağzımdaki...

5.

Vurun ulan
Vurun.
Ben kolay ölmem.
Ocakta küllenmiş közüm
Karnımda sözüm var
Haldan bilene.
Babam gözlerini verdi Urfa önünde
Üç de kardaşını
Üç nazlı selvi
Ömrüne doymamış üç dağ parçası.
Burçlardan, tepelerden, minarelerden
Kirve, hısım, dağların çocukları
Fransız kuşatmasına karşı koyanda

Bıyıkları yeni terlemiş daha
Benim küçük dayım Nazif
Yakışıklı
Hafif
İyi süvari
Vurun kardaş demiş
Namus günüdür
Ve şaha kaldırmış atını.

Kirvem hallarımı aynı böyle yaz
Rivayet sanılır belki
Gül memeler değil
Domdom kurşunu
Paramparça ağzımdaki...


HASRETİNDEN
PRANGALAR ESKİTTİM

Seni, anlatabilmek seni
İyi çocuklara, kahramanlara.
Seni anlatabilmek seni
Namussuza, halden bilmeze
Kahpe yalana.

Art arda kaç zemheri
Kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurdu.
Dışarda gürül gürül akan bir dünya...
Bir ben uyumadım
Kaç leylim bahar
Hasretinden prangalar eskittim.
Saçlarına kan gülleri takayım
Bir o yana
Bir bu yana...

Seni bağırabilsem seni
Dipsiz kuyulara
Akan yıldıza
Bir kibrit çöpüne varana
Okyanusun en ıssız dalgasına
Düşmüş bir kibrit çöpüne.

Yitirmiş tılsımını ilk sevmelerin
Yitirmiş öpücükleri
Payı yok, apansız inen akşamlardan
Bir kadeh, bir cigara, dalıp gidene
Seni anlatabilsem seni...
Yokluğun, cehennemin öbür adıdır
Üşüyorum, kapama gözlerini...


AY KARANLIK

Maviye
Maviye çalar  gözlerin
Yangın mavisine
Rüzgarda asi.
Körsem
Senden gayrısına yoksam
Bozuksam
Can benim, düş benim
Ellere nesi?
Hadi gel
Ay karanlık...

İtten aç
Yılandan çıplak
Vurgun ve bela
Gelip durmuşsam kapına
Var mı ki doymazlığım?
İlle de ille
Sevmelerim
Sevmelerim gibisi?
Oturmuş yazıcılar
Fermanım yazar
N'olur gel
Ay karanlık...

Dört yanım puşt zulası
Dost yüzlü
Dost gülücüklü
Cigaramdan yanar.
Alnım öperler
Suskun, hayın, çıyansı.
Dört yanım puşt zulası
Dönerim dönerim çıkmaz.
En leylim gecede ölesim tutmuş
Etme gel
Ay karanlık...

asya 16.01.2007 23:13:15
Ahmed Arif'in şiirlerinin yanında yaşamını da bilelim istedim.

1927'de Diyarbakır’da doğdu, 2 Haziran 1991'de Ankara’da yaşamını yitirdi. Ortaöğrenimini Diyarbakır Lisesi’nde tamamladı. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Felsefe Bölümü öğrencisiyken 1950’de Türk Ceza Yasası’nın 141. maddesine aykırı davranmak suçlamasıyla tutuklandı. 1952’de gizli örgüt kurma iddiasıyla yine tutuklandı. 2 yıl hepsi hüküm giydi. Cezaevi günleri sona erince Ankara'ya yerleşti. Bir süre plan kopya teknisyeni olarak çalıştı. Ankara’daki gazeteler ve dergilerde teknik işlerle uğraşarak yaşamını kazandı. Gazetecilikten emekliye ayrıldı. İlk şiiri "Millet" dergisinde yayınlandı. Asıl sanatını ve kişiliğini 1948-1954 arasında Yeryüzü, Beraber, Seçilmiş Hikayeler, Yeni Ufuklar, Kaynak dergilerinde yayınlanan şiirleriyle ortaya koydu. Ardından uzun bir suskunluk dönemine girdi. 1968'de tek kitabı olan "Hasretinden Prangalar Eskittim" yayınlanınca, çok büyük bir yankı uyandırdı. Kitap yayınlanmasından sonraki 12 yılda 18 baskı yaptı. Orhan Veli'nin etkisinin sürdüğü bir dönemde şiire başlayan Ahmet Arif, Nâzım Hikmet'in açtığı yolda yürüdü. Ondan aldığı şiirselliği bir Anadolu duyarlılığı ve özlemiyle genişletti. Şiiri çoğunlukla türkülere dayalı görünse de halk kaynaklarının olanaklarını, türkülerin ötesinde aradı. Günümüz şiirini de büyük ölçüde etkiledi. Şiirinde ritmin büyük yeri vardır. Ama onda ritim sese değil söze dayandığından daha derinlere inerek büyük bir lirizmin kaynağı olur. Doğu Anadolu insan malzemesini bu lirizmin içinde yoğurarak gerçekçi şiirdeki didaktizm tehlikesini aşmayı bildi. Özellikle imge konusunda yaptığı sıçramayla genç şairlere örnek oldu. Gazete ve dergilerde yayınlanan düzyazılarıyla da 1950 kuşağı olarak anılan şair ve yazarların büyük bölümünde izler bıraktı. Şiirlerinin çocuğu bestelendi.

denge 17.01.2007 10:28:51
Hasretinden Prangalar Eskittim adlı tek bir şiir kitabı bulunan ama bu kitabının kimbilir kaç yüz bin sattığı pek bilinmeyen, yaşarken bu kadar ünlü olduğunu göremeyen, görmüş olsaydı da zaten buna kızacak olan Ahmet Arif, Türk şiirinde başkalarına pek benzemeyen yerine oturmak için özel bir çaba göstermedi, hatta bundan özenle kaçındı. Çok eski bir kültürün, kendilerini sözle anlatmanın ustası Anadolu insanlarının yarattığı kültürün çocuğuydu.  Kalabalıklarda bile yalnız yaşamasından kaynaklanan rengarenk bir hayal gücü vardı. Yazdıklarına onu kattı. Büyük kentteki üniversite hayatına alışmaya çalışırken ansızın kendisini içinde buluverdiği "Ceza ve Tevfik Evi"nin yarattığı bir "lirizm" de vardı yanında. Zaten öfke ve isyanla kan kardeşiydi. Tuttu bütün bunları da kattı yazdıklarına ve ortaya bir "Ahmet Arif Şiiri" çıktı. Bu hayata karşı alabildiğine öfkeli, bu yüzden konuşmayan ve konuşmadığı için her ne varsa şiirlerine koyan sert ama görüşmecisinin getirdiği yeşil soğanla bile mutlu olabilen "çocuk adam" ın şiirleri benimsendi, sevildi. Şairdi, toplumcuydu, Nazım Hikmet gibi bir devi okumuştu. Aynı koşullardaki bir çok şair gibi Nazım'ın etkisinda kalması beklenirdi ama o kendi yolunu çizmeyi başardı. Diyarbakır'ın ıssız kırlarından büyük kente gelen, yeni hayatına alışamadan hapishane ile tanışan, kendi deyimiyle bu "kavruk namus işçisi" tümüyle kendine ait bir şiir yaratmayı başardı.

                                                                                                               "K" Dergi

torq 26.05.2007 00:52:38
33 KURŞUN


ADİLOŞ BEBE

sina 26.05.2007 01:07:35

 
 AY KARANLIK

Maviye/Maviye çalar gözlerin,
Yangın mavisine/Rüzgarda asi,
Körsem/Senden gayrısına yoksam
Bozuksam/Can benim, düş benim,
Ellere nesi?
Hadi gel,
Ay karanlık...
İtten aç/Yılandan çıplak,
Vurgun ve bela
Gelip durmuşsam kapına
Var mı ki doymazlığım?
İlle de ille/Sevmelerim,
Sevmelerim gibisi?
Oturmuş yazıcılar
Fermanım yazar
N'olur gel,
Ay karanlık...
Dört yanım puşt zulası,
Dost yüzlü,
Dost gülücüklü
Cıgaramdan yanar.
Alnım öperler,
Suskun, hayın, çıyansı.
Dört yanım puşt zulası,
Dönerim dönerim çıkmaz.
En leylim gecede ölesim tutmuş
Etme gel,
Ay karanlık...

 AHMED ARİF
 

03.02.2008 01:20:34
Hasretinden Prangalar Eskittim


Üç şairin benim nazarımda yeri ayrıdır: Nâzım Hikmet, Attilâ İlhan ve Ahmed Arif. Üçünü de sadece şiirlerinden tanırım. Nâzım, ben doğmadan önce öldüğü için onu görme şansım olmadı ama Attilâ İlhan ve Ahmed Arif’le aynı yıllarda ve şehirlerde yaşamış olmayı kendim için büyük şans sayıyorum. Ahmed Arif’i Ankara’ya ilk geldiğim yıllarda zaman zaman Karanfil Sokak’ta ya da Mülkiyeliler’in önünde görürdüm. Bir kere imza gününe denk geldim, yıllardan sonra düzenlediği ilk imza günüydü. Adetim olmamasına rağmen gittim ama kalabalıktan değil kitap imzalatmak, kendisini bile göremedim. Kimi zaman önümde yürürken sessiz sessiz takip ettim. Hep konuşmak istedim, hep çekindim. Bir final döneminde, yurda kapanmış bilmem kaç gün ders çalışmış ve bunun üzerine hiçbir şeyden habersiz okula gelmişken Cumhuriyet’in ilk sayfasında gördüm cenaze haberini: “Ahmed Arif mi öldü” diyebildim sadece… Sesiz sedasız ölümüne, en çok bundan haberdar olamayışıma üzüldüm.

Bu yazı, Ahmed Arif’in bestelenmiş şiirlerini okura aktarmayı amaçlıyor. Aynı zamanda (diğerleri yine mevsimsiz.com’da yayınlanmış) bir üçlemenin son ayağı. Nâzım’la ilgili olan bölüm Nikbinlik dergisi için yazılmıştı. Attilâ İlhan bölümü ölümünün ardından Milliyet Sanat’ta yayınlandı. Ahmed Arif bölümünü ise yıllar önce Ulaş Özdemir’in isteği üzerine çıkarttığım notlardan yararlanarak hazırladım; burada ilk kez yayınlanıyor.

Yazının başlığı için en uygun dize elbette Ahmed Arif’in tek kitabına adını veren dize olmalı. Ölümünden yıllar sonra “yeni” bir kitap yayınlandı (Yurdum Benim Şahdamarım), bu heyecan verici bir durumdu ancak Ahmed Arif hâlâ o tek kitabıyla akıllarda… Bunun için bu yazıda farklı bir yol izleyelim: Kitabı önümüze alalım, şiirleri sırayla okurken onlardan yapılmış bestelere (hatırlayabildiğimiz kadarıyla) kulak kabartalım. Ahmed Arif’i merak edenlere de Refik Durbaş’ın hazırladığı Kalbim Dinamit Kuyusu ile Ahmet Oktay’ın onun şiirini irdelediği Karanfil ve Pranga’yı salık verelim.

 

Haberin var mı taş duvar
 

Kitabın ilk şiiri Sevdan Beni. Genellikle Rahmi Saltuk’un bozuk prozodili bestesiyle bilinir. Ancak Cem Karaca – Dervişan’ın 1977 tarihli şahane albümü Yoksulluk Kader Olamaz’a damgasını vurmuş o uzun şarkının (elbette adı Sevdan Beni) tadı başkadır. Rahmi Saltuk yorumu önce bir 45’lik plakta karşımıza çıkar; arka yüzünde Sevda Türküsü olan bir 45’lik plaktır bu. Şarkı, sonradan sanatçının değişik albümlerine değişik düzenlemelerle girer. İkinci şiir olan İçerde de Rahmi Saltuk tarafından bestelenmiş, Dağlarına Bahar Gelmiş Memleketimin adıyla farklı albümlerde kullanılmıştır.

Fikret Kızılok bu iki şiiri 1975’te kurduğu grubu Tehlikeli Madde’yle yaptığı bir 45’lik plakta birleştirir. Zafer Dilek Orkestrası elemanlarından Ataman Hakman ve Sahir Kayahan, bir ara Moğollar’ın klavyeciliğini üstlenmiş olan Turhan Yükseler ve daha önce amatör çalışmalar yapmış olan Siret Yurtsever ile Eser Sayıner, Tehlikeli Madde’nin elemanlarıdır. Haberin Var mı / Kör Pencere - Ay Battı, topluluğun yegâne plağı olarak dikkat çeker. Sevdan Beni ve İçerde adını taşıyan iki şiirin Kızılokça yorumudur bu şarkılar. Kör Pencere’ye bağlı olarak plağa alınan Ay Battı ise popüler müziğimizin enstrümantal şarkıları arasında özel bir yere sahiptir. Haberin Var mı, yakın zamanlarda Funda Arar tarafından çok şık bir düzenlemeyle yorumlanır. İçerde, Arkadaş filminde Âzem’in (Yılmaz Güney), Melike’ye (Melike Demirağ) okuduğu şiirdir aynı zamanda. Filmde kitap (o dönemde dördüncü baskıya ulaşmıştır) uzun süre gösterilir.

Karanfil Sokağı, Çukurova’yı ve Cibali tütün işçilerini anlatan Yalnız Değiliz, Merhaba ve Hani Kurşun Sıksan Geçmez Geceden, görebildiğimiz kadarıyla bestelenmemiş Ahmed Arif şiirleri. Akşam Erken İner Mahpusâneye ise Cem karaca tarafından bestelenmiştir ve Töre abümünde karşımıza çıkar. Karaca’nın, Ahmed Arif’in ölümünden sonra bu şarkıyı konserlerinde bütün ışıkları karartarak onun anısına okuduğuna bizzat şahit olmuşuzdur. Aynı şiirin farklı bir yorumunu Fuat Saka seslendirmiştir.

 

Rüya bütün çektiğimiz

 

Sıradaki şiir, Suskun. Bu şiirin “Rüya, bütün çektiğimiz. / Rüya kahrım, rüya zindan. / Nasıl da yılları buldu, / Bir mısra boyu maceram… / Bilmezler nasıl aradık birbirimizi, / Bilmezler nasıl sevdik, / İki yitik hasret, / İki parça can.” dizeleri ilk Fikret Kızılok tarafından bestelenir. Kızılok’un İki Parça Can adını verdiği bestesi Zaman Zaman albümünde karşımıza çıkar. Şiirin bu bölümüne, daha sonra, Ahmet Kaya’nın Ağlama Bebeğim adlı albümünde de rastlarız. Kaya’nın bestelediği Suskun, sonradan Yıldızlar ve Yakamoz albümüne de yeni bir düzenlemeyle alınır ancak Ahmed Arif’in ailesi “bizden izin alınmadı” diyerek bu şarkının albümden çıkartılmasını ister. Yıldızlar ve Yakamoz’un sonraki baskılarında Suskun’un yerini bir Aşık Mahzuni Şerif türküsü olan Ben Beni alacaktır.

Ay Karanlık, Cem Karaca tarafından bestelenir ve Moğollar eşliğiyle seslendirilir. En güzel Ahmed Arif şarkılarından biridir. Vay Kurban ise, en çok bestelenen Ahmed Arif şiirlerindendir. Bir bölümü Cem Karaca – Dervişan’ın yukarıda andığımız Yoksulluk Kader Olamaz albümüne girmiş, Hüveyda Evis bu şiiri Mustafa Budan bestesiyle seslendirmiş, aynı şiirin son bölümü Grup Yorum’un Cemo albümünde Gün Ola adıyla karşımıza çıkmıştır. Onur Akın’lı Grup Baran da Topraksız Dağlar / Kuytuda Başak albümünde bu şiirin bir bölümünü Seni Sevmek Felsefedir adıyla seslendirir.

Unutamadığım, Grup Baran’ın aynı albümünde seslendirdiği bir başka şiirdir. Sadık Gürbüz ve Cem Karaca bu şiiri ayrı ayrı besteler. Cem Karaca bestesi, Dervişan eşliğiyle Nem Kaldı albümünde yayınlanır. Kara, Cem Karaca albümlerinde karşımıza çıkan bir başka Ahmed Arif bestesidir. Fehiman Uğurdemir bestelemiştir ve bu beste Karaca’nın Edirdahan’la yaptığı 1978 tarihli Safinaz’da yayınlanır. Aynı şiiri Rahmi Saltuk ve Grup Ekin de farklı zamanlarda besteler.

 

Vurulmuşum dağların kuytuluk bir boğazında

 

Bu Zindan, Bu Kırgın, Bu Can Pazarı adlı şiirin “Duyar mısın, anlayıp sızlar mısın ki?” dizesiyle başlayan son bölümü Fikret Kızılok tarafından bestelenir ve ilginçtir, bu besteyi bir 45’lik plağında Timur Selçuk seslendirir. Popüler müziğimizin tuhaf güç birliklerinden biridir bu. Plağın üzerinde “Söz: Derleme” yazar. Fikret Kızılok, sonraki yıllarda hiç seslendirmez bu şarkıyı. Ahmet Kaya, Ahmed Arif’in  ölümünden sonra yaptığı Başım Belada albümünde sıradaki şiiri (Uy Havar!) müzik eşliğinde okur. Etkileyici bir yorumdur bu ve “Oy sevmışem ben seni…” dizesi can yakar.

Anadolu, birden fazla besteye sahip şiirlerdendir. Fikret Kızılok ve Dalga neredeyse yirmi yıl aralıkla bu şiiri bestelemiş, Dalga’nın yorumu Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek albümünde yayınlanırken Fikret Kızılok’un bir 45’lik plağında seslendirdiği beste, yıllar sonra Anadoluyum ’75 adıyla da dinleyicilere ulaşmıştır.

Leylim – Leylim, Taci Uslu’nun tek albümünde karşımıza çıkar. Kitaba adını veren Hasretinden Prangalar Eskittim ise Ahmet Kaya tarafından (önce Ağlama Bebeğim’de, sonra yeni düzenlemesiyle Başım Belada albümünde) seslendirilmiştir. Bu bestenin yarısından sonrası aynı kitapta yer alan ve bu şiirden sonra gelen Diyarbekir Kalesinden Notlar’dan alınmıştır. Hoşça kal Yarın filminde Deniz Gezmiş’i canlandıran Berhan Şimşek bu şiiri hücrede okur.

 

Vurun ulan vurun, ben kolay ölmem

 

Kitabın son iki şiiri, Diyarbekir Kalesinden Notlar ve Adiloş Bebe’nin Türküsü ile Otuzüç Kurşun, Ahmed Arif’in en çok bestelenen şiirleridir. Farklı kesimlerden farklı isimler farklı tarzlarda bestelemişlerdir bu iki şiirin farklı dizelerini. Örneğin Fuat Saka, ilk şiirin bir kısmını Ayrılık Türküsü albümünde yorumlar: Açar Kan Kırmızı Yediverenler… Şiirin Adiloş Bebe’yi anlatan kısmı ise pek çok kez bestelenir. Bunlar arasında en dikkat çekeni ATTF (Avrupa Türkiyeli Toplumcular Federasyonu) İşçi Korosu’nun yorumudur. Müziği, M. Erdemir’e aittir. M. Erdemir, koroyu çalıştırdığını bildiğimiz Tahsin İncirci’nin müstear adıdır.

Adiloş Bebe’nin, ‘70’li yılların sonunda fırtınalar kopartan iki bestesinden biri Sadık Gürbüz’e aittir. Gürbüz, bu besteyi 1975’te Kara Çarşaflı Gelin filmi için yapar ve orada seslendirir. Şarkının plağı filmin müziği olarak yayınlanır. Ayrıca bu şarkı Sadık Gürbüz’ün Sevdadır albümüne de alınır. Aynı besteyi, Cem Karaca – Dervişan, Yoksulluk Kader Olamaz albümünde yorumlar. Şiirin diğer bestesi 1978 tarihlidir ve Edip Akbayram’ın bir 45’lik plağında karşımıza çıkar. Bu, Akbayram’ın az sayıda bestesinden biridir. Şarkı, yeni bir düzenlemeyle sanatçının Şahdamar albümüne de girmiştir.

Adiloş Bebe, yıllar sonra Moğollar tarafından bestelenir ve bu yorum, topluluğun 2004 tarihli Yürüdük Durmadan albümünde yer alır. Ancak farklı bir Adiloş’tur bu: Büyümüştür ve bugünkü durumu Can Dündar’ın yazdığı sözlerle anlatılır şarkıda.

Otuzüç Kurşun ise hem albümün en uzun şiiri, hem de çok bereketli: Değişik bölümleri bestelenmiştir. Baran, Rahmi Saltuk, Zülfü Livaneli, Cem karaca, Fikret Kızılok, Esin Afşar ve Ciwan Haco, tespit edebildiğimiz kadarıyla bu şiirin değişik bölümlerini besteleyenler ya da seslendirenler. Esin Afşar’ın seslendirdiği Vurulmuşum, esasen bir Fikret Kızılok bestesi. Zülfü Livaneli’nin bestelediği Kirvem, Atlının Türküsü albümünde yer alan etkileyici bir çalışma. Ciwan Haco’nun Sî û Sê Gûle albümüne adını veren şarkıyı, Otuzüç Kurşun’un Nedim Hekarı tarafından yapılmış Kürtçe çevirisi üzerine Haco bestelemiş. Ancak bütün bu Otuzüç Kurşun’lar arasında en etkileyici olanı Cem karaca’nın Töre albümünde seslendirdiği kendi bestesi. Şiirin, “vurulmuşum dağların kuytuluk bir boğazında” dizesiyle başlayan bölümünden hemen önce şarkıya giren ezan başlı başına muazzam bir etki yaratır. Albümün kaset olarak yayınlanan ilk baskılarında rastlayacağımız bu ezan sesi CD baskılarından çıkartılır ama bilenlerin kulağında hep özel bir yerde kalır. 

Son olarak Ahmed Arif’in ilk kitabına girmeyen ancak bir dönem elden ele dolaşan bir şiirinden söz edelim: Kalbim Dinamit Kuyusu… İlk kez Cumhuriyet gazetesinde yayınlanan bu şiir, sonradan Refik Durbaş’ın söyleşi kitabının sonunda halkın karşısına çıkar. Ahmed Arif’in ölümün ardından yayınlanan kimi kitaplara alınır ve nihayet Yurdum Benim, Şahdamarım adlı kitapta yayınlanır. Rahmi Saltuk, bu şiiri de bestelemiş ve Umut Türküleri adını verdiği albümde aralara serpiştirmiştir. İki bölümün müziği Rahmi Saltuk’undur, bir bölümünki de “Geleneksel Zazaca halk melodisi” notuyla albüme alınmıştır.

 

Bilinen, bizim tespit edebildiğimiz Ahmed Arif besteleri bu kadar. Elbette eksiklerimiz, unuttuklarımız, görmediklerimiz vardır. Bıraktığı bunca az şiire rağmen bu kadar bestelenmiş olması Ahmed Arif’in halk nezdinde büyüklüğünün bir ispatı. Nice ozan geldi geçti bu topraklardan ama pek azı onun kadar benimsendi. Onu görebilmiş, dinleyebilmiş, ardı sıra yürümüş olmanın kıvancını hep içimde taşıyacağım.

Murat Meriç


Sayfa: [ 1 ] 2