SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Din Felsefesi

Konu: kadın sünneti

Sayfa: [ 1 ] 2

deniz 13.02.2007 23:51:14

BM istatistiklerine göre bugün dünyada 130 milyon kadın ve kız çocuğu sünnetli. Her yıl yaklaşık 2 milyon kız çocuğu da sünnet nedeniyle hayatını kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya.

Kadın sünneti esas olarak, Afrika kıtasının orta şeridinde yer alan 30 Afrika ülkesinde uygulanıyor. Bu bölgedeki kadınların %72-99’u, diğer Afrika ülkelerindeki bazı etnik grupların veya kabilelerin kadınlarının %18-72’si sünnetli. Umman, Yemen, Birleşik Arap Emirliği’nde, Endonezya ve Malezya’nın bazı bölgelerinde, Kuzey Irak’ta bazı Kürt bölgelerinde yaşayan kadınlar arasında da daha az oranlarda olmakla beraber sünnet geleneği yaşatılmakta. Ayrıca, bu ülkelerden gelen göçmenlerin geleneklerini taşımaları ve sürdürmek istemeleri nedeniyle kadın sünneti, Avrupa, Kanada, Amerika, Yeni Zelanda ve Avustralya‘da da görülüyor ve kadınlara yönelik şiddetin en uç uygulamalarından biri olarak tüm dünyayı ilgilendiren bir kadın sorunu olmaya devam ediyor.

Geleneğin kökleri

Mısır’da yapılan arkeolojik kazılarda bulunan bazı kadın mumyalarının sünnetli olduğu belirlenmiş, kadın sünnetinin nasıl yapıldığı M.Ö 1600’lü yıllardan kalan duvar resimlerinde detaylı bir şekilde tasvir edilmiştir. Bu, kadın sünneti geleneğinin kökeninin çok eski çağlara dayandığının göstergesidir de. Kadın sünnetinin halen uygulandığı pek çok Afrika ülkesinde, Hristiyan, Müslüman, Musevi ve tek tanrılı olmayan dinlere inanan  gruplarda da sünnetin yoğun olarak uygulanması, sünnet geleneğinin tarihinin tek tanrılı dinlerden daha eski olduğunu ve tek tanrılı din seçiminin bu geleneğin sürdürülmesini etkilemediğini gösterir.

Kadın sünneti esas olarak 3 ayrı şekilde uygulanır.

1) Klitorisin tümüyle kesilmesi (clitoridectomy);

2) Klitoris ile birlikte yakın çevresindeki küçük ve bir kısım büyük dudakların kesilmesi (excision);

3) Klitoris ile birlikte küçük ve büyük dudakların neredeyse tümüyle kesilmesi, açık yaranın dış çeperlerinin biraraya getirilerek yaranın tümüyle dikilmesi, sadece idrar ve aybaşı kanamasının akabileceği ve ancak küçük parmak genişliğinde olan bir açıklık bırakılması (infibulation).

Bu uygulamalar dışında Dünya Sağlık Örgütü; delme, dağlama, kazıma, vajinanın içine kanama sebebi olan çeşitli bitkiler yerleştirme veya bazı müslüman topluluklarda  “sünnet/sunna” denilerek klitorisin bir şekilde işaretlenmesi gibi kadının cinsel organına yapılan müdahaleleri de dördüncü uygulama şekli olarak mücadele edilmesi gereken sünnet kapsamına almıştır.

Sünnetli kadınların % 80-85’inde 1. ve 2. tür sünnet uygulanmaktadır. Cibuti, Somali, Sudan’da kadınların % 98’i firavun tarzı da denilen ve sünnetin en ağır şekli olan “infibulation” yöntemi ile sünnet edilmektedir. Ayrıca Mısır’ın güneyinde, Eritre ve Etiyopya’da, Gambia, Çad, Kenya ve Mali’nin bazı bölgelerinde de bu tür sünnetler uygulanmaktadır. Ayrıca, bu yöntemle sünnet edilen kadınların her doğum sonrasında yeniden sünnet edilmesi gerekmektedir. Doğumu kolaylaştırmak için doğum esnasında sünnet bölgesi yarılan kadınlar doğumdan hemen sonra yeniden dikilmektedir. Böylece kadınlar, çocuk sayıları kadar sünnet olmakta, aynı acıları defalarca aynı yoğunlukta yaşamak zorunda kalmaktadırlar.

Sünnet yaşı bölgelere göre değişmekle beraber genelde Etiyopya ve Nijerya’da kız bebek 8 günlük iken, MısırRÿ7;da 3-8, Sudan’da 5-8, Somali’de 4-10 ve diğer pek çok ülkede 13-15 yaşları arasında kız çocukları sünnet edilmektedir. Sünnet, genelde genital bölge uyuşturulmadan ve bıçak, traş bıçağı, keskin cam parçaları, keskin teneke kenarı kullanılarak yapılır. Yaranın tutturulmasında akasya ağacı dikenleri, kemik çiviler, iğne, hayvan kıllarından elde edilen iplikler, deri iplikler kullanılır. Daha sonra kız çocuğu ayağa kaldırılarak bacakları dizden kalçaya kadar bitişik olarak sıkıca sarılır ve sünnetlinin birkaç hafta hareket etmeden yatması, idrarını ve dışkısını yattığı yerde yapması sağlanır. Sünnetçi dışında, kız çocuğunun etrafına toplanan kadınlardan bazıları kız çocuğunun kollarını, bacaklarını sıkıca tutar, bazıları kıpırdamaması için omuzlarından bastırır. Dilini yutmasını veya ısırmasını engellemek için kızın ağzına bir bez veya sopa yerleştirilir; diğer kadınlar tarafından da çığlıkları bastırmak için def çalınıp yüksek sesle şarkılar söylenir ve bipÿyandan da iyi dilekler iletilir.

Sünnet: Kadınlığın göstergesi

Kadınların her türlü geleneği kuşaklara aktarmada en iyi ‘taşıyıcı’ oldukları bilinen bir gerçek. Yaşadıkları acıları kendi çocuklarına da “gelenek” adına yaşatmak isteyen kadınlar, sünneti özellikle 7 yaş üzeri ve ergenlik çağındaki kız çocuklarına, bir şölen gibi sunarlar. Kadın sünneti, büyümenin ve kadınlığa atılan adımın gereği olarak tanıtılır. Hediyeler, elbiseler, eğlenceler vaad edilir. “Az” çığlık atan kızlar herkesin beğenisini ve takdirini alırken, çok çığlık atan kızlar hem acıları hem de utançlarıyla başbaşa bırakılır ama sonuçta sünnetli kızların genel olarak çevrelerinde statüleri yükselir, evlenmeleri garanti altına alınır ve maalesef hayatları boyunca sürecek sağlık sorunlarıda böylece başlar.

Kadın sünnetinin sağlık açısından, bilinen pek çok sakıncası vardır. Kız çocukları ve kadınlar uyuşturulmadan ve birçok işte kullanılan, steril olmayan araçlar ile yapılan müdahalenin hemen ardından kan kaybına bağlı şok, kansızlık, kan zehirlenmesi, enfeksiyonlar, idrar yaparken yaranın yanması sebebiyle idrar tutma ve bunun yarattığı sorunlar, tetanos, HIV/AIDS bulaşması gibi sorunlar yaşamaktadır. Ayrıca sünnet, kadınlarda idrar yapma zorluğu, idrar kaçırma, sık tekrarlayan idrar yolları iltihabı, kronik vaginal enfeksiyonlar, kistler, fistüller, cinsiyet organı çevresinde aşırı duyarlılık veya tümüyle his kaybı, mens sorunlarına yol açmaktadır. Hamilelik ve doğum sırasında kadının ve bebeğin hayatını tehlikeye atan zorluklar, bağırsaklarda ve idrar torbasında yaralanmalar; doğumlar nedeniyle defalarca sünnet olma durumda kalan kadınlarda kansızlık, depresyon, endişe, kabus gibi ömür boyu süren fiziksel ve ruhsal sorunlara sebep olmaktadır.

Kadın sünnetine karşı

Kadın sünneti konusunda bilgi ve bilinçlenmenin artışı, esas olarak Afrikalı kadınların 1950’li yıllardan itibaren her platformda verdikleri zorlu mücadelenin sonucunda olmuştur. Batılı kolonicilerin sadece Afrika’nın yeraltı ve yer üstü zenginliklerine ilgi duyması, oradaki insanların sadece fiziksel güçleriyle ilgilenmesi, onları köleleştirmesi ve diğer sorunlarına kulak tıkaması konunun nunun gün ışığına çıkışını geciktirmiştir. Bazı misyoner grupların bu sorunu antropolojik boyutlarıyla incelemesi, batının sünnete folklorik bir olgu olarak yaklaşmasına ve sorunu gözardı etmesine yol açmıştır.   

1950 yılında, Afrikalı delegelerin Birleşmiş Milletler’in (BM) hemen her toplantısında konuyu kararlılıkla gündeme taşıma çabaları sonucunda BM, Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) konuya eğilmesini istemiştir. Ancak, 1959 yılında WHO, konunun organizasyonunun yeteneği (!) dışında olduğunu söyleyerek bu konuda çalışma yapmayı reddetmiştir. 1960 yılında, BM Adis Ababa konferansında konu yeniden Afrikalı katılımcılar tarafından dile getirilmiş ve bu geleneğin yol açtığı acılar ve sakıncalar anlatılmıştır. Toplantıda, Dünya Sağlık Örgütü’nün konuya eğilmesi ve bu geleneğin yol açtığı sağlık sorunlarını araştırması istenmiş ama bu talep cevapsız kalmıştır. Kadın sünneti sorunu ne Birleşmiş Milletler’in ilan ettiği “1975 - Uluslararası Kadın Yılı”nda ne de Meksiko City’deki Kadın Konferansı’nda ele alınmamıştır. Sadece konferansın sonuç bildirgesinde, kadınların dışlanması maddesinde sünnetten söz edilmiştir. Dünya Sağlık Örgütü, 1975 yılından sonra kadın sünnetini incelemeye almış; 1980’den sonra göçler nedeniyle Avrupanın bu sorunla yüzyüze kalması nedeniyle çalışmalar hızlanmış ve gerek sünnet uygulamalarının olduğu ülkelerde gerekse sünnetin göç nedeniyle taşındığı ülkelerde sünnete karşı mücadelede bazı ilerlemeler kaydedilmiştir.

2000’li yılların başında Fransa’da, Malili bir genç kızın kendini zorla sünnet ettiren ailesini ve sünnetçi kadını polise ihbar etmesi ve kendini bu şiddete karşı korumayan Fransa devletini mahkemeye vermesi üzerine açılan dava tüm Avrupa ülkelerine örnek bir dava olmuştur. Genç kızın kendi toplumundan dışlanmasına rağmen davayı sonuna kadar sürdürmesiyle, en az 48 kızı daha sünnet ettiği saptanan sünnetçiye 8 yıl, anneye 2 yıl hapis cezası verilmiştir. Fransa devleti sosyal hizmetler yasalarını gözden geçirerek “sünnet” tehditi altında bulunan göçmen gruplarına yönelik çalışmalarını hızlandırmıştır. Bu arada eski Fransız kolonisi olan Mali’de de kadın sünnetini yok etmek için, Fransa hükümetinin doğrudan mali yardım, malzeme ve eleman yardımı yapmasıyla bir çalışma başlatılmıştır. 1997-2008 yılları kapsayan 2 aşamalı bu çalışmaların ilk bölümünde sünnete karşı köy köy gezilen bir kampanya sürdürülmüş, bu kampanya TV ve radyolar ile desteklenmiş, her türlü kültür faaliyetinde kadın sünneti konusuna yer verilmiştir. % 98’lerde olan kadın sünneti oranının bu kampanya sayesinde şimdiden çok daha aşağı seviyelere indirilebildiği tahmin edilmektedir. Afrika ülkelerinin bir çoğunda henüz çok etkili olmasa da yeni yasal düzenlemeler yapılmıştır.

Binlerce yıllık geleneklerin sadece yasal düzenlenmelerle ortadan kaldırılmasının mümkün olmadığı; aksine, yalnızca yasal zorlamalarla verilen mücadelenin bu geleneklerin yeraltına inmesini ve bazı güçlerce bir şekilde yaşatılacağını tahmin etmek hiç de güç değil. Yine de, gelişmiş ülkelerin yeni yasalar ile kendi ülkelerinde kadın sünnetini yasa dışı ilan etmesi, sünneti bizzat yapan kişinin ve yaptıran ailenin cezalandırılacağının duyurulması ve hemen her uluslararası toplantıda kadın sünneti konusunun gündeme getirilmesinin mücadele için olumlu olduğunu söylemek mümkün. Ancak, Afrika’da yaşanan savaşlar, zorunlu göçler, açlık, susuzluk ve iç çatışmalar bu sorunun gündemde önemli şekilde yer almasını engellemektedir. Öte yandanzengin batılı ülkelerin para musluklarını kısmaları, koca bir kıtanın hastalıkların ve açlığın pençesinde kıvranmasını seyretmeleri, sadece doğal zenginliklerini çalabilecekleri Afrika ülkelerine ilgi göstermeleri kadın sünnetine karşı verilen mücadelenin etkisini maalesef olumsuz yönde etkilemektedir.

Ataerkil düzene dayalı bir gelenek

Erkeğin kendi neslinin devamını sağlamak amacıyla, hayatının en önemli yatırımını yaparak “sahip olduğu” kadınların ve doğacak kız çocuklarının cinselliklerini kontrol altına alma hakkını kendinde görmesi temelinde yükselen binlerce yıllık kadın sünneti geleneği, özünde kadının erkeğin hakimiyeti altında ve ikincil görülmesinden doğan ve yaşatılan ataerkil düzene dayalı bir gelenek.

“Kadın sünneti” ni sürdürmek isteyen güçlerin kullandığı gerekçeler arasında; kadın cinsel organlarının sünnetten sonra temiz ve görünüşünün düzgün olması, daha kolay temiz tutulabilmesi, kadınlığa adımın sembolü sayılması ve kadının kadınlığını öne çıkarması, kadının kadınlar arasında kabul görmesini ve değer kazanmasını sağlaması, kadının evlilik şansının artırması, dine bağlılığının göstergesi olması, bekaretin korunması, erkeklere daha fazla zevk vermesi, kadınları çıldırmaktan koruduğuna inanılması gibi gerekçeler sayılabilir. Bazı toplumlarda sünnetsiz kadınların orgazmının erkek spermlerini öldürdüğüne ve erkeğin kısırlığına sebep olduğuna, sünnetli kadınların doğurganlığının arttığına, bazı toplumlarda ise klitorisin erkek organından kalma bir parça olduğuna, kesilmezse büyümeye devam ederek sarkacağına ve gerçek kadın olabilmek işin bu parçanın kesilmesi gerektiğine inanılır. Sünnetsiz kadınların yaşadıkları gruplardan dışlandıkları, evlenemedikleri, pis ve “fahişe” gibi görüldükleri de yaşanan gerçekler. Üstelik sünnet geleneği olmayan kabilelere mensup kadınların sünnet geleneği olan kabilelere gelin gitmeleri durumunda yetişkin yaşlarda dahi olsalar sünnet olmak zorunda kalmaları da, örneğin Kenya’da yaşanan bir gerçek. Somali’nin de aralarında olduğu bazı ülkelerde ise evlilik sözleşmesi yapılmadan önce damadın ailesi kadının sünnetli organını inceleme ve “başlık” bedelini sünnetten kalan açıklığa göre belirleme hakkına sahip olması da kadınların yaşamak zorunda kaldığı gerçeklerden biri.

Sosyal antropologların tesbitlerine göre açıklığın küçük olması kadınların bedelini arttırıyor. Kadına karşı bu acımasız saldırıyı sürdüren ve esas olarak kızların cinselliğini baskı altına almak, bekaretini korumak ve cinsel arzularını öldürmek amacıyla bu uygulamayı yapan bazı çağdışı güçlerin, şimdilerde Afrika ülkelerinde hüküm süren ve kültür emperyalizminin yol açtığı yozlaşmaya sözde karşı çıkmaları, kadınlar üzerindeki kontrollerini vahşice artırmaları, kızların yozlaşmasını engellemek için sünnet geleneğini kendilerine kalkan olarak kullanmaları, ve binlerce yıllık işkenceyi sahte bir anti-emperyalist kisve altında sürdürmek istemeleri de sorunun bir başka acı yanı.

deniz 14.02.2007 00:01:13
genelde kuzey afrika kökenli kadın sünneti islami topluluklarda da oldukça benimsenmiştir.

bakınız: http://www.geocities.com/tabibler/trivial.htm

kadın sünnetini amacı kadını cinsel zevk almaktan uzak tutmaktır. bu uygulama erkek egemenliğinin kadını ne denli bir baskı altına aldığının bariz işaretidir.


Kadında orgazm çok uzun zamandan beri klasik olarak vajinal orgazm ve klitoral orgazm olarak ikiye ayrılmaktadır. Bu tanımlamada klitoral orgazmdan kasıt klitoris uyarısıyla oluşan orgazm (örnek: mastürbasyon), vajinal orgazm ise direkt vajina uyarısıyla (örnek: cinsel ilişki) oluşan orgazmdır.

Gerçekte, cinsel ilişkide oluşan "vajinal orgazm" kadınların büyük çoğunluğunda yine klitorisin uyarılmasıyla oluşur.

Cinsel ilişkide kadında orgazm, penisin direkt klitorise ritmik olarak temas etmesi, erkeğin pubis kemiğinin klitorise ritmik olarak temas etmesi ve yine penisin hareketleriyle ritmik olarak hareket eden iç dudakların klitorisi uyarmasıyla oluşur. Hiç bir klitoris uyarısı olmadan "saf vajinal orgazm" oluşması mümkün olmakla beraber olağan değildir.

Klitorisin kadında penisin tam karşılığı olduğu ve erkekte orgazm olma mekanizmasının penis başının direkt veya dolaylı yoldan uyarısı olduğu gerçeğini göz önünde bulundurursak yukarıdaki bilgi daha anlaşılır hale gelir. Erkekte penis başı uyarısı olmadan orgazm ne kadar mümkünse, kadında da klitoris uyarısı olmadan yalnızca vajina uyarısıyla orgazm oluşması da ancak o kadar mümkündür.

alıntı: http://www.jinekoloji.net/klitoris.html

asya 14.02.2007 00:14:52
deniz eline sağlık, zaman zaman araştırmayı düşünüp de sonra unuttuğum ya da ihmal ettiğim bir konu bu.

yıllar önce Mısır'lı bir kadının yaşadıklarını okuduğumda  günlerce etkisinden kurtulamamıştım. sünnet sırasında ve sonrasında çekilen acılar yerine kırk kez doğum yapmayı yeğleyecek durumdalarmış. ama ne yazık ki sünnet kısırlığa yol açtığı için değil kırk,bir kez bile doğum yapmalarını engelleyebiliyormuş.

çok acı ve barbarca bir durum.

Amon 14.02.2007 00:48:03
ya deniz. sirf senin yazin oldugu icin okuyayim dedim. cok direndim ama en fazla ortasina kadar gelebildim. iyi yada kotu demiyorum ama bu kadar detaylariyla anlatilmaz bu yaw. ben daha bikac ay kadinlara bakmam herhalde.



Tamam buna bende inanmadim Smiley
Ama kusacam yaaa...
birakin beni... deli degilim bennnn
KUSACAMMMMMM.....

asaf 14.02.2007 09:52:32
ben sünnetsiz seviyorum valla(kadın, erkek farketmez Tongue)

şaka bi yana, bu ne vahşi bi durum yaav! kadının haz almadığı bi seksten zevk alabilen erkeklere de yazıklar olsun!

Amon 14.02.2007 16:37:33
zorla dusundurttugun icin saol.

deniz 14.02.2007 16:43:18
kadınların acı ve sıkıntılara karşı direncini düşündükçe çok şaşırıyorum..
doğum anında da kemikleri ikiye ayrılıyor. ama sonra yine doğum yapmaya koşuyorlar Smiley

bir de din, töre, aile vs. için çektikleri gündelik sıkıntıları düşünün. sünnet de dahil..

cananca 14.02.2007 16:54:19
sünnet olayı kötü tabi...
ama anlayamadığım nasıl kısırlığa neden oluyor..bence bir hata üzerine olmuştur o mısırlı bayan..
bence sünnet erkektede gereksiz...ne yani olmazsa ne olacak sanki..bide merasim yapıyorlar..
3 gün düğün yaptılar abime..zil zurna içti millet erkek olldu diye Smiley Smiley
sorry..
denizcim yazını tam okumamşıtım şimdi anladım...kusura bakma..

denge 18.02.2007 17:40:40
Birkaç gün önce okuduğum bir kitapta bununla ilgili bir anı vardı (Nevval Sevindi'nin Aşkın Ölümcül Etkileri adlı kitabı, çok sığ, derinliği olmayan bir kitap, okumasanız da olur, he he, aramızda kalsın ama yazar duyarsa darılır).

Yazar Neval Sevvadi'nin küçücük bir kız çocuğuyken daldığı uykudan derdest edilip banyoda sünnet edilmesini anlatıyordu... Aktarıyorum.

"Sadece ağlıyor ve annemi yardıma çağırıyordum. Ama şokların en kötüsünü çevreme bakıp da annemi yanımda görünce yaşadım. Evet, yanılıyor olamazdım, bu yabancıların arasında duran, az önce kızını kurban edenler onlar değilmiş gibi onlarla konuşup gülüşen etiyle kanıyla annemdi".

Ben bu pasajı okuduğumda aklıma direkt çocukken gördüğüm bir rüya gelmişti; evimize hırsız girmiş ve ben hırsızdan saklanmaya çalışıyorum, mutfakta ışık var, annemin orada olduğunu farkediyorum ve sessizce yanına yaklaşıyorum, annemin arkası bana dönük, anne diyorum, çok korkuyorum evimize hırsız girmiş, annem yavaşça arkasını dönüyor ve ben yere yığılıyorum, çünkü annemin kafası bir böcek kafası gibi olmuş, he he... rüya işte na'pcen. Efendim sadede gelirsek bir kız çocuğu için anne herşeyin ötesinde güvendir, onu yıkarsanız herşeyini yıkmış olursunuz... Bakınız yazar acısından değil yaşadığı hayalkırıklığından bahsediyor... Bu da olayın başka bir boyutu işte...

Sapiens 19.02.2007 08:45:00
Bu konunun din felsefesi bölümüne konulması bana yanlış gibi geldi

deniz 19.02.2007 08:46:52
çok alakalı  Smiley

Sapiens 19.02.2007 09:46:57
pornografi dahil tüm konularında dinle alakası en az bu konu kadar (dinin alakalı olmadığı konu varmıdır)

22.06.2007 21:34:32
İğrenç, tiksinç ve insanlık dışı bir şeydir.

asya 29.06.2007 13:58:23
Kadın sünnetine son

Mısır, sonunda kadın sünnetini tümüyle yasakladı. Ülkede yaygın olarak yapılan kadın sünnetinde, 12 yaşındaki kızların klitorisi tümüyle alınıyor. Ülkede hem Müslüman, hem Hıristiyan kızları etkileyen uygulama, 1997'de yasaklanmış, ama doktorların 'özel durumlarda' sünnet yapmasına izin verilmişti. Mısır Sağlık Bakanı Hatem el-Gabali, tüm doktor ve tıbbi görevlilerinin kadın sünneti yapmasını yasaklandığını açıkladı. 2000'de yapılan bir anket, ülkedeki kadınların yüzde 97'sinin bu acı verici uygulamaya maruz kaldığını göstermişti.

http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=225430

darısı diğer ülkelerin ve orada yaşayan kadınların başına diyelim.

YÜRÜYENADAM 29.06.2007 14:33:18
KÖTÜ BİR GELENEK.
DENİZİN DEDİĞİ GİBİ İLK KEZ M.Ö 1600 YILLARDA ORTA ÇIKMIŞ.
TEK ALLAHLI DİNLER YOKKEN.
BU YÜZYILDA HALA HEM DE DÜNYANIN DÖRT BİR YANINDA OLMASI ÜZÜCÜ.


Sayfa: [ 1 ] 2