|
||
| Kur'an'da anlaşılamayan konuları bitirdiğimiz! anlaşıldığından İncil'e geçebileceğimizi düşündüm ve ilk soruyu soruyorum; İsa hem Tanrı hem de Tanrının oğlu mudur? Bu durumda şirk'ten söz edebilir miyiz? Sorulara uzman hıristiyanların yorumunu aktararak yanıt bekliyorum. .................. [Rab’biniz Allah işte budur! Ondan başka ilah yok. Her şeyin yaratıcısıdır...Kur'an 6:1O2] [Yahudiler, Uzeyr Allah'ın oğludur dediler. Hıristiyanlar da Mesih Allah'ın Oğludur dediler...Nasıl da yüzgeri çeviriliyorlar! Kur'an 9:30] [Bir oğul edinmek Allah'a asla yaraşmaz. O'nun şanı yücedir! Kur'an 19:35] Allah'a şirk koşma Allah isa mesihin babası mıdır isa allahın oğlu mudur ? [De ki: “O Allah'tır, Ahad'dır, tektir. Allah’tır, tüm ihtiyaçların, niyetlerin, övgülerin, yakarışların yöneldiği tek kuvvettir / Samed'dir. Ne doğurmuştur O, ne de doğurulmuştur. Hiç kimse Onun dengi ve benzeri olmamıştır ve olamaz.” Kur'an 112: 1-4] Çoğu Müslüman, yukarıda ve Kuran’da yer alan diğer metinlerden Hıristiyan inanışındaki Tanrı'nın Baba ve İsa'nın ise oğulluğundan, bunun Tanrı'ya eş koşmak olduğu anlamını çıkarıyorlar. Yoksa, bir kadından başkası nasıl olur da bir çocuk sahibi ve bir baba olabilir? Sevgili Oğlum budur; O'ndan hoşnudum! (Matta 3:17). İsa da kendisi için “Tanrı'nın Oğlu” der: Başkahin O'na yeniden, “Yüce olanın Oğlu Mesih sen misin?” diye sordu. İsa, “Ben'im” dedi (Markos 14:61, 62). Tanrı'nın Oğlu, Meryem'le birlikte başlamıyor. O, ezelden beri öyle idi. Meryem aracılığı ile başlangıçtan beri Tanrı Oğlu olan, “insan bedeni aldı ve İsa” oldu İncil'de tekrar tekrar Tanrı için “Göksel Baba” sözleri yer alır. Tanrı, ruhsal anlamda bir Babadır. O'nun Babalığı Meryem yada İsa ile başlamış da değildir. O, sonsuzluk boyunca Göksel Baba'dır. Bu “Göksel Baba” adı, O'nun yarattıklarıyla arasındaki mevcut ilişkiyi belirlemek ya da O'nun bu ilişkinin varlığını istediğini ifade edebilmek için kullanılır. Hal böyle olunca da bu, O'nun tüm diğer harika isimlerinin bir özeti ve temeli olarak ortaya çıkmaktadır Başlangıçta Söz vardı. Söz Tanrıyla birlikteydi ve söz Tanrı'ydı. Başlangıçta O, Tanrı'yla birlikteydi. Her şey O'nun aracılığı ile var oldu...Söz, insan olup aramızda yaşadı. Biz de O'nun yüceliğini, Baba'dan gelen Lütuf ve gerçekle dolu olan biricik Oğul'un yüceliğini gördük (Yuhanna 1:1-3;14). Bu nedenle İsa da Yuhanna 14:9'da şöyle der: Beni görmüş olan Baba'yı görmüştür. İncil'e göre Kutsal Ruh ne bir melektir, ne de yaratılmış bir varlık. Kutsal Ruh, Tanrı'nındır. Tıpkı Tanrı Sözü'nün de Tanrı'nın olması gibi... Kutsal Ruh, peygamberler aracılığı ile Tanrı'nın vaatlerini ve hükümlerini aktarır. Ebedi olan Tanrı Sözü, Kutsal Ruh'un gücü sayesinde bakire Meryem'den doğmak suretiyle insan oldu. http://incilturk.com/kutuphane/yanlisanlamalar2_Kuran-I_KERiM.htm |
||
|
||
| İsa'nın "Tanrı Oğlu" olarak Kutsal Kitap'ta yer alan anlamını öğrenmek için önce "oğul" sözcüğünün Kutsal Kitap'taki kullanımını araştıralım. "Oğul" sözcüğü biri ya da bir şeyle olan yakın ilişkiyi ifade eder; temelde başlangıç belirtir. Ama aynı zamanda insanlar ya da özdeşliği anlatmak için kullanılır. Başlangıç belirttiğinde bile bu ifade kişiyi babası ya da annesiyle sınırlamaz. Kişi annesi, babası, ailesi, soyu, halkı, doğum yeri (şehir ya da ülke) açısından "oğul" olarak adlandırılabilir. "Baba-Oğul" ifadesi, krallar ve tebaaları, efendiler ve köleleri, öğretmenler ve öğrencileri ve neredeyse bir kişinin başka birine bağımlı olduğu her durumda kullanılır. "Oğul"dan beklenen temel davranış "babasını" onurlandırıp, onun sözünü dinlemesidir. Ama babasını sevmesi ve ona benzemeye çalışması da gerekir. "Oğul" ifadesi Kutsal Kitap'ta başlangıçla ilişkili olarak, kişiler ya da şeylerle beraberlik ya da benzeyişi vurgulayan pek çok farklı biçimde kullanılır. Özellikle mesleki ve ırksal gurupları içeren geniş bir türdeş gurup da "oğullar" olarak adlandırılır. Bazen karakter ya da özelliği taşıyan "oğullara" sahip oldukları kabul edilir. Kutsal Kitap'ta "oğul" özcüğünün diğer kullanılışları da bu sözcüğün özellikle İbrani dilindeki çok yönlü ve yaratıcı kullanılışını yansıtırlar. Yukarıdaki mantıktan hareket edersek, sorunun cevaı verilmiş sayılır sanırım. Tabi her türlü bakış açısıyla bakmak gerektiğinden , çok farklı yanıgılara düşünülmesi olağandır. Fazlasıyla tartışmaya açık bir konu. |
||
|
||
| gene cok guzel ve ilgimi ceken bir konu acmissin. acaip islerim var ama tamamen okuyup cevap yazacam. once islerimi yapmam lazim. daha uyumadim bile. geberiyorummmmmmm
|
||
|
||
inanmiyorum bu mesaji 1 ay once yazmisim ve unutmusum ![]() neyse yazayim bari ayip olmus. incilde anlasilmayan (yada benim anlamadigim) konulardan biride... eger biri yanagina tokat atarsa; ona diger yanagini don. der... bu anlayis islama tamamen terstir. iki kitapta allah tarafindan gonderildigine gore, bu derece farkliligin anlami nedir? ayrica hiristiyanlikta, ne yaparlarsa yapsinlar . sen affet. her zaman affet. bagisla onlari. intikam asla alma mantigi vardir. buda cok ilginc. |
||
|
||
| İsa"nın bu söylemi, müslümanlar ve hatta hıristiyanlar tarafından yanlış anlaşılmış ve üzerinde düşünülmemiş bir felsefi görüşü simgesel olarak nitelendirir. İsa tarafından söylenip söylenmediği de kanımca tartışmalı olan bu söylem, uzak doğudaki nefsin terbiyesi düşüncesine ve ikici (düalist) bakış açısıyla değerlendirilmiş bir durumu ifade ediyor. İyilik ve kötülük binlerce yıldır insanın kafasını kurcalayan ve sonuca varılamamış kavramlar. Yaşamın her alanında var olan kötülüğün neden olduğu ve sona ermesi için ne yapılması gerektiği bilinemezken, İsa ortaya çıkıp "kötülüğü yok etmenin tek formülü ona iyilikle karşılık vermektir' demiş. Ancak söylemek istediğini simgesel olarak tokat atmakla özdeşleştirerek felsefi bir anlatım biçimini tercih etmiş. İnsanlar da bu farkı göremeyip "hıristiyanlar kendilerini ne kadar kötülük yapılırsa yapsınlar karşı koymamayı düşünen aptallar" şeklinde yorumlamışlar. İşin özünde şu düşünce yatıyor; kötülük yapan bir kişiyi düzeltmek, topluma kazandırmak, ıslah etme istiyorsanız, onunla iyi bir ilişki ve iletişim kurmanız, empati ile yaklaşmanız gerekiyor. Ondan sonra o kişiyi anlamanız ve çözüm üretmeniz mümün olacaktır. Eğer kötülüğü karşı kötülükle yanıt verirseniz tepkiler daha fazla olacak ve kötülüğün şiddeti ve dozu artacaktır. Benim yorumum bu, yanlış olabilir tabi |
||
|
||
| ama bence verilen ornege bakilirsa, anlasilirki; yapilan iyilik ne derecede kotu olursa olsun sen her zaman iyilikle karsilik ver. aptal derecesinde sabirli ol. ama muslumanlikta oncelikle Cihat mantigiyla baslayabiliriz buna karsilik olarak. ayrica baska bircok ayetteda kendimizi ezdirmememiz gerektigi soylenir. dogrularin ve allahin adina savasmamiz gerektigi soylenir vs... benim sorum su; iki dinde allah tarafindan gonderildigine gore, neden birbirlerinden bi derecede farklilar? |
||
|
||
| 1) Hiç bir din allah tarafından gönderilmemiş, elçisi olduğunu ve konuştuğunu iddia ettiği bir varlığın söylediklerini aktardığından yola çıkılarak bir kitap oluşturulmuştur. Bu kitapların ortak noktası kendilerinden önce gelen kitapların kopyası ve devamı niteliğini korumalarıdır. 2) Her elçi, buluduğu toplumun yanlış ve eksik yanlarını düzeltmek amacıyla söylemlerde bulunmuş, bu söylemler o toplumda yaşayan insanlar tarafından-genellikle elçinin ölümünden çok sonra-kitap haline getirerek söylemi kendi istekleri doğrultusunda değiştirmişlerdir. Bu konuda hıristiyanların gerçek incil yazıcısı ve uygulayıcısının Paulus olduğu bilinmektedir. 3) Bir toplumun insanlarına geldiği iddia edilen bir kitabın, başka bir topulumun insanlarını düzeltmesi söz konusu olamayacağına göre yazılanlar ve söylenenlerin farklı olması kaçınılmazdır. 4) Her kitap kendisinden sonraki yaklaşık 500-1000 yıllık bir süreyi geçirdiğine göre, yaşam koşulları ve insanların evrimsel durumu bir öncekine göre daha gelişmiş olduğundan, her kitabın geldiği zaman öncekinden daha iyi olmak zorundadır. Değişimin kaçınılmaz ilkesi gereğince kitapları yazanlar da kendilerinden öncekilerin yanlışlarını düzelterek kendi tanrılarının söylemlerini yazıya döktüler. Kişisel görüşüm islamdan sonra peygamberlik iddiasını fazla kimsenin kabul etmeyeceğini anladıkları için dini orada bitirdiler. Ne de olsa mucize göstermek kolay değildi! |
||
|
||
Alıntı 1) Hiç bir din allah tarafından gönderilmemiş, bu soyledigini ispatlayabilirmisin? Hayir.ben bunlarin allah tarafindan gonderildigini ispatlayabilirmyim? Hayir. o zaman bu bir inanc meselesidir. bu kadar kesin konusamazsin. benim tezlerim kendi inancim baziyla yaratilmistir. Alıntı kendi istekleri doğrultusunda değiştirmişlerdir. hiristiyanlik icin bu belki daha mumkundur ama muslumanlik ve yahudilikte bu tezi kabul ettirmen cok zor. bu mantikta insanlar cok az. Alıntı 3) Bir toplumun insanlarına geldiği iddia edilen bir kitabın, başka bir topulumun insanlarını düzeltmesi söz konusu olamayacağına göre yazılanlar ve söylenenlerin farklı olması kaçınılmazdır. butun kitaplar ayni bolgeden cikmistir. orta dogu. eger senin mantiginla dusunursek, neden her ulkede yada avrupada, amerikada kutsal kitaplar cikmamis? sonucta gene soyluyorum bunlar inanc meselesidir. sen inanmazsin ben inanirim. senin mantigina gore, kutsal kitaplardan bu yana bunalra inanan butun insanlar, koyun gibi hic arastirmadan dusunmeden sadece gudulmus. birbirini takip etmisler. bana gore bu insanlar dusunup kendi mantikalrina bunu yatirip inanip, neye inanacagina kara vermisler. sende oylesin. sende hicibrseye inanamamaya kara vermissin. buda senin terchin. |
||
|
||
| Hamlet bence biraz daha düşünerek yazman gerek. Dinler tarihini incelemiş biriyle incelememiş biri arasındaki fark, birisinin her şeyi inanmaya bağlaması, ötekinin tarihsel süreçteki dizgeyi bilerek konuşmasıdır. Buda inancından başlayarak Müslümanlığa kadar geçen süreçteki her dinsel inancı ve mezhebi inceledikten sonra düşüncelerinin hepsi değişir. Aynı konunun bir önceki inaçta var olduğunu, aynı bölgede yaşayan insanların geleneklerinin bir sonraki dine ritüel olarak girdiğini görürsün. Benim bir günde inancımı kaybettiğimi ya da bir akşam inançlı yatıp ertesi sabah inançsız kalktığımı düşünüyorsan çok yanılıyorsun. |
||
|
||
Alıntı Dinler tarihini incelemiş biriyle incelememiş biri arasındaki fark, birisinin her şeyi inanmaya bağlaması, ötekinin tarihsel süreçteki dizgeyi bilerek konuşmasıdır. hayir.(cahilleri kastetmiyorum) iki tarafinda arastirma yapmis ve kendi inanacagi seyi bilmus olmasidir. hicbir seye inanmamakta bir inanctir. Alıntı Müslümanlığa kadar geçen süreçteki her dinsel inancı ve mezhebi inceledikten sonra düşüncelerinin hepsi değişir. dinler tarihi konusunda iyiyiimdir. bircok calismalarim ve arastirmalarim oldu, ben bunlardan kendime neye inanmam gerektigini cikardim. sende oyle yapmissin.senin dedgin dogru benimki yanlis yada benimki dogru senin ki yanlis degil. bu tamamen inanctir. isi bilme dayandirirsan, dogruyu bulmak icin gene sonucsuz kalirsin cunku bilim simdilik yeterli degil dinlerle ilgili sonuclari bulmaya. Alıntı Aynı konunun bir önceki inaçta var olduğunu, aynı bölgede yaşayan insanların geleneklerinin bir sonraki dine ritüel olarak girdiğini görürsün. dogru ama sen bunun kaynaginin kopyacilik oldugunu dusunuyorsun. ben bunun kaynaginin tek bir yer oldugunu dusunuyorum. sonradan insanlar degistirmis yada kendine cevirmis olabilir.hangi kutsal kitap yada din en dogrusudur? bilinmez ama bana gore butun kutsal kitaplar butun dinler tek bir Yuca Yaradana hitap eder. onemli olanda budur. Ulasilacak yer ayni ise, gidilecek yolun cok bir farki yoktur. senin inancini kaybetmen icin yeteri kadar arastirma yapmis ve bilgiler almis oldugundan eminim. o yuzden diyorum zaten cahil insanlarin haricindeki kesim, arastirmalari sonucunda kendi inancini buluyor ve tercihini yapiyor. |
||
|
||
| bilinir mi? bilinmez! silinir mi? silinmez! bilmek istediklerimiz yalnızca bildiklerimiz asla bize sorulmayan! |
||
|
||
Alıntı ıslam dını cıhattan ıbaret degıldır kı, ya da soyle demek daha dogru olur; cıhat maksatlı, savas guden bır ınanc degıldır.. ıslamın nelere oncelık verdıgıne dıkkat etmen lazm.. sevgı, hosgoru, barıs dını oldgnu unutmamalısın.. islam cihat bazli yada ona odakli degildir. bende biliyorum. ama 2 kutsal kitabin birbiri arasindaki buyuk farklari gosterdim. hiristiyanliktaki "ne olursa olsun affet" mantigi ile islamdaki "yapilanin karsiligini ayni derecede ver" mantigi birbirine cok ters. bunu soylemek istedim. yoksa zaten savas olmadigi zaman, iki tarafta, sevgi, hosgoru vs... amacliyorlar. |
||
|
||
| islam cihat temelli değil deniyor.. peygamberin savaş yapabilecek güce eriştikten sonra ölümüne kadar ne kadar savaştığını ve barış için gayretlerini öğrenebilir miyim ? |
||
|
||
| konu cok farkli yerlere kayiyor ama cevap vereyim. islam jihad kaynakli degildir. jihad, kuranda yazanlardan sadece biridir. tamamen jihad uzerine kurulmus degildir. yada en onemli yapmasi gereken sey olarak jihad i gostermez. anlatmak istedigim buydu. |
||
|
||
| hamlet senin güzel bir yöntemin vardı: forumda ilgiyi tespit etmek için arama yaptırıyordun ve eğilimleri belirliyordun.. kuran da savaşmak (kıtal) ve şiddet üzerine kelimlerin sayısını biliyor musun.. ben de bilimiyorum ama sanırım barış üzerine olan kelimelerden fazladır. |
||