SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => komunizm TEORİLERİ

Konu: Marksizm Ve Anarsizm

Sayfa: 1 2 [ 3 ]

23.03.2007 16:56:06
Sevgili kiya,

Eğer benim uslübuma biraz dikkat etmişsen genelde söze başlarken bana göre yada bence dediğimi farketmiş olmalısın. YAni ben anarşizmi (yeniden tanımlamak belki tam doğru olmayacak)  ama  zaten kendimce tanımlıyorum. Her tartışmaya başlarken önce neyi tartıştığımızı tanımlamak tartışmanın daha derli toplu olmasını sağlayacak bir metodolojidir. Ben de bunu sıkça yapmaya çalışırım. Benim bu tanımlamalarım bazı konularda başka tanımlara yaklaşabilir bazı konularda uzaklaşabilir. Anarşizmi  yeniden yazma iddaasında hiç değilim ama 19. yüzyıl anarşizmi ile bugünkü anarşizmin aynı yerde olduğunu söylemek yada savunmak da bence safdillik olur, ki bu anarşinin doğasına aykırıdır. Yani ben en doğrusunu biliyorum demiyorum ben kendi bildiğimi inandığımı söylüyorum diyorum hepsi bu.

umarım biraz açıklayabilmişimdir
 
sağlıcakla,


deniz 23.03.2007 22:24:49
sayın kiya kapitalist bir anarşi ne kadar olursa sosyalist bir anarşi de o kadar olur.

ben ateş hırsızı kadar alçakgönüllülük te yapmıyacağım  Smiley

kızıl_gül 30.03.2007 14:28:02
anarşizm çok farklı
ortak olan tek nokta özel mülkiyete karşı olmaları...anarşizm devrimde işçi sınıfının rolünden başlayıp bi çok şeyi de reddeder...kaostan medet umanlar anarşistlerdir  =)))))))
devrimci yöntem olarakta bireysel suikastleri kulanırlar....

marksislerin kuracağı düzende diğer düşünceler ve anarşistler özgür olabilecekler mi ? sormuşsun deniz=)

eveeeet:)sovyetler birliği tarihi bunun canlı örneğidir...sosyallizmde yalnızca burjuvazinin ve özel mülkiyet savunucularının örgütlenmelerine izin verilmez...
sovyetlerde anarşistler ve menşevikler 1924 yılında çıkardıkları ayaklanmaya kadar özgürce her istediklerini söylediler ki yaptıkları sosyalizmi baltalamak olsa bile seçimlerede girdiler temsilde edildiler...

sosyalizm işçi sınıfının burjuvazi üzerindeki diktatörlüğüdür
diğer görüşlerin diil
tek örgütlenemeyecek olan burjuvazi yani:)

data_grrr 31.03.2007 21:04:40
kızıl gül benim kulağıma birazcık 'üzücü' gelen şeyler sölemişin. En çok anarşizmin devrimde işçi sınıfının rolünü reddetmesinden, kaostan medet ummasına, devrimci yöntem olarak bireysel suikaste vurgudan (ki sosyalist devrimci parti ile nihilist halkın iradesi bu konuda kat kat başarılıydı) anarşistlerin sovyetler birliğinde istedikleri herşeyi  söyleyebildiklerine (1924'ten önce) kadar. Hem deniz'in sorusuna hem de senin anlattıklarını  biraz açıklamak için uğraştım belgerden derlenmiş bir kitaptan (maurice brinton-devlet ve karşı devrim) biraz özetleyerek durumun öyle olmadığını anlatmaya çalıştım. Bu 'yaramaz çocuklar' durup dururken ayaklanmadı hiç. Zaten ayaklanmadılar bile. Onlarınkine isyan bile diyemiyorum. Bir devrimin son çırpınışları belki. Umarım okuyacak vakit bulursun. Tarihin pratiklerini gördükçe teorilerin çatırdağını göreceğini umut ediyorum. Bir tarafın haklı olup olmaması değil derdim aslında, sadece anarşistlerin hangi ortamda, ne yaptıklarının, ne istediklerinin daha nesnel bilinmesi iyi olur diye düşünüyorum.

neler oldu

1917'de rus işçileri işçilerin kendilerince yönetimini sağlama alabilecek organlar yarattılar (fabrika komiteleri ve sovyetler) ama sovyetler bolşevik görevlilerin eline geçti. kitlelerden ayrı bir devlet aygıtı hızla yeniden oluşturuldu.

işçi iktidarı partinin iktidarı ile özdeşleştirilemez. rosa luxemburg işçi iktidarı, her şeyi sınıf adına yöneten bir azınlık tarafından değil, sınıf tarafından yürütlmelidir der.

1917'de anarşistlerin desteklediği Özerk Fabrika Komitesi hareketi en yüksek gelişimini ve en militan ifadesini makine sanayiinde buldu. Bu, 1922'de Bolşeviklerin makine işçilerinin bağımsız örgütlenmelerini dağıtmak için başvurmak zorunda kaldıkları şiddetli önlemleri açıklar.

Bolşevikler 1917'de fabrika komitlerini destekliyordu. Komiteleri kapitalizmin temelini yıkacak işçi sınıfının kendi zemininde yaratacağı sınıf mücadelesi organları olarak görüyorlardı. Bu yüzden menşevikler onları anarşizm lehine marksizmi terk etmekle bile suçlayacaklardı. Gerçekte bolşeviklerin hedefi ilk anda merkezileşmiş proletarya diktatörlüğü kurmak değildi, henüz. Sadece ayaklanmanın itici bir gücü olduğu için buna destek veriyorlardı. Ki bu da geçici olacaktı. Bolşeviklerin temel ilkesinin üretim aşamasında proleter iktidarı olduğuna inanmak saflık olacaktır.

1917 ekim'de bolşeviklerin fabrika komitelerine karşı gerçek niyetleri daha da belirgin oluyor. Çoğunluk bolşeviklerindir konferansta (86), 11 de anarkosendikalist bulunur. Bolşevikler konferansta fabrika komitelerinin, sendikaların boşluğundan doğan bir şeymiş gibi bahsediyorlar ve bunun pratikte son derece istenmeyen sonuçlara (merkezi ekononomik denetimin dışında) yol açan bir gelişme olduğunu söylüyorlar.

Bir anarşist sendikaların fabrika komitelerini yutmak istediğini söyler. "Halk fabrika komitelerinden değil, sendikalardan hoşnutsuzluk duyuyor. İşçiler için sendikalar dışarıdan dayatılan bir örgütlenme biçimidir. Fabrika komitesi onlara daha yakın. Fabrika komiteleri geleceğin nüveleridir.. Artık devletin değil, onların idare etmesi gerekli."

Lenin se yine bu aşamada fabrika komitelerini Bolşevik Partinin iktidarı ele geçirmesi için kullanacağı bir araç olarak görüyordu. Ordzhonikidze'ye göre, Lenin şunu söylüyordu: "Fabrika komiteleri ayaklanmanın organı olmalıdırlar. Sloganımızı değiştirmeli ve "Bütün iktidar sovyetlere" yerine "Bütün iktidar fabrika komitelerine demeliyiz."

Sonuçta konferans sonucunda buna uygun olarak konferansın atfettiği sınırlar içerisinde işçi denetiminin yalnızca işçi sınıfının siyasal ve ekonomik hükmü altında olası olduğunu iddia eden bir karar geçirildi. Kararın vurguladığı "Fabrikaların işçilerce ele geçirilmesi ve işletilmesi proletaryanın amaçlarıyla uyuşmuyordu."

26 ekim'de Sovyetler Kongresinde Bolşevik sözcüler: "Devrim zafere ulaşmıştır... Bütün iktidar sovyetlere geçmiştir... Bir kaç gün içinde işçilerin sorunlarıyla ilgili yeni yasalar açıklanacaktır. En önemlilerinden biri, işçilerin üretimi denetlemesiyle ilgili olacaktır. Petrograd'daki grev ve gösteriler zararlıdır..." der.

3 Kasım'da buna yönelik İşçi Denetimi Kararnamesi çıkar. İşçi denetimi, "verili bir işletmedeki bütün işçi ve görevlilerce, işletme olanak verecek kadar küçükse doğrudan, yoksa kitle toplantılarında doğrudan seçilen delegeler aracılığıyla yerine getirecelecekti."

Bu kararnamede belirtilen koşullar zaten işçi sınıfının önceki aylarda mücadeleleri sonucunda zaten kazanmış olduğu ve uygulayamaya koyduğu şeyleri sıralıyordu sadece. Tek fark yasallaşmış olmasıydı. Bunları sinsi anlamları olan üç ek koşul izler. Bunlar pratikte çok geçmeden önceki koşulların olumlu özelliklerini geçersiz kılacaktı.

Seçilen işçi ve görevli delegelerinin kararları işletme sahiplerini yasal olarak bağlıyordu", ama "sendikalar ve kongreler tarafından iptal edilebilirdi. Seçilmiş işçi ve görevli delegelerin uğrayacağı akıbet tam da buydu: Sendikalar, Bolşeviklerin fabrika komitelerinin özerk gücünü kırmaya çabaladıkları ana araç oldular.

Karanameye göre "devlet için önemli bütün işletmelerde", işçi denetimini uygulamak için seçilen bütün delegeler "en sıkı düzen ve disiplinin sağlanması ve mülkiyetin korunması için devlete karşı sorumlu olacaktı (6.madde).

Böylece pratik olarak her işletme yeni Rus Devleti tarafından "devlet için önemli" ilan edilebilirdi. Böyle bir işletmenin delegeleri daha üst bir otoriteye sorumlu kılınıyordu şimdi. Üstelik, eğer (zaten oldukça bürokratlaşmış olan) sendikalar halktan delegelerin kararlarını iptal edebilecekse, halkın üretimde ne gibi bir gerçek iktidarı kalıyordu?

9 Kasım'da daha bir hafta geçmeden Posta ve Telgraf Halk Komiserliği'ndeki sovyet dağıtıldı, komitelerin yetkileri ellerinden alındı.

14 Kasım'da kararnamedeki hükümler, Lenin'in başlangıçtaki 8 maddesi 14'e yükselir. Lenin bunların sadece küçük değişikliklerle herkesçe onaylanacağını düşünüyordu ama aksine güçlü eleştiriler aldı. Yine de bunlar 10 a karşı 24 oyla kabul edildi.Kararnameyi sunan Miluytin "hayat birden karşımıza çıktı" ve " tehlikeli bir konum olan işçi denetimini, katı tek bir devlet aygıtında birleştirmek acilen gerekmişti." diye açıklıyordu. Kararname işçi denetiminde denetim organları arasında sıkı bir hiyerarşinin getirilmesini kabul ediyordu. Yüksek organların neler olduğuna parti karar vermişti. Bunun sonucunda çoğunlukla anarşistlerin etkisi altındaki fabrika komiteleri bir güzel yasal olarak kesilip biçildi (tek bir temsilcileri bile yoktu yüksek organlarda).

Neden böyle davranıldığını Bolşeviklerden dinlemek yine daha aydınlatıcı olacaktır:

Bir bolşevik sözcü (pankratova): "Üretim ve dağıtımın hızla normalleştirilmesi ve toplumun sosyalist örgütlenmesine doğru götürecek önlemlerin alınması yerine anarşist özerk üretici komünler düşünü anımsatan bir pratik bulduk karşımızda." "Geçiş döneminde, sadece emek ve sermaye arasında bir mücadele yöntemi olan işçi denetiminin olumsuz yönleri kabul edilmek durumundaydı. Ama, iktidar bir kez proleteryanın (yani partinin eline) geçince, fabrika komitelerinin fabrikaların sahibiymiş gibi davranma pratiği anti-proleter oldu."

Tüm bu kurnazlıkları bir çok işçinin anlaması zordu. İşçiler işçi denetiminden daha başka bir şey anlıyorlardı. İçgüdüsel olarak, üretimi yönetenin toplumsal hayatın bütün alanlarını da yöneteceğini seziyorlardı. Birçok Bolşeviğin tamamıyla farkında olduğu denetim ile yönetim arasındaki ince ayrım kitlelerin gözünden kaçtı. Yanlış anlama kanlı geri tepmeler getirecekti. (O zamanki anarşistlerin büyük kısmı da bu farklılığın iyice farkındaydı, bu nedenle özel sanayiinin kolektif üretim örgütlenmeleri tarafından -tedrici, ama doğrudan kamulaştırılmasını savunuyorlardı.)

Bu şekilde 1918'e gelindiğinde Birinci Bütün Rusya Sendikalar Kongresi yapıldı. Fabrika komiteleri ile sendikalar arasındaki ilişkinin ne olacağı yine sorundu.

Bir bolşevik sendikacı Lozovsky "Fabrika komiteleri öylesine söz sahibiydiler ki, devrimden üç ay sonra, genel denetleme organlarından önemli ölçüde bağımsız bir haldeydiler!" O zaman daha menşevik olan Maisky, "Sadece proleteryanın bir kısmı değil, özellikle Petrograd'da, proleteryanın büyük çoğunluğu işçi denetimini sosyalizmin saltanatının  gerçekten doğuşuymuş gibi görüyordu" diyordu. İşçilere göre "sosyalizm düşüncesinin ta kendisi işçi denetimi kavramında somutlaşıyor" diye yazıklanıyordu. Bir başka menşevik "Fabrika komiteleri ve işçi denetimi biçimindeki anarşist dalga bütün Rus işçi hareketine yayılıyordu." diye şikayet ediyordu. Bolşevik Ryazanov meşeviklerle bu noktada anlaşıyor ve fabrika komitelerini "sendikal yapının bütünsel bir öğesi olarak intihar etmeye" çağırıyordu.
Kongredeki birkaç anarko-sendikalist delege "Komitelerin özerkliğini korumak için umutsuz bir kavga verdiler... Maksimov kendisinin ve anarko-sendikalist arkadaşlarının Menşeviklerden de, Bolşeviklerden de daha iyi Marksistler olduklarını iddia etti; bu açıklama salonda büyük gürültü kopardı. Kuşkusuz, Marx'ın işçi sınıfının kurtuluşunun işçilerin kendi eseri olması gerektiği yolundaki ifadelerini kastediyordu.

Fabrika komiteleri adına konuşan sıradan bir işçiye kulak vermekte iyi olur. Belusov, parti önderlerine sert bir saldırıda bulundu. Komiteleri devamlı olarak yasa ve yönetmeliklere göre hareket etmemekle eleştiriyorlardı ama kendilerine ait tutarlı bir plan da üretememişlerdi. Sadece laf ettiler. "Bütün bunlar yerel çalışmayı donduracak. Hala yerel düzeyde bekleyecek ve hiçbir şey yapamayacak mıyız? Ancak o zaman hata yapmayız." Rusya'nın ekonomik bakımdan dağılmasının çözümü gerçek işçi denetimiydi. "İşçilere kalan tek çıkış yolu fabrikaları kendi ellerine almaları ve yönetmeleridir."

Kongre karşı konulmaz Bolşevik çoğunluğuyla, fabrika komitelerini sendika organlarına dönüştürmeyi seçti. Yalnız bolşevikler bu sendikaları kendi parti adaylarının ellerine vermek için dişiyle tırnağıyla savaşacaklardı. Bir defa komiteler "yutulunca", sendikalar, işçi denetiminin aşama aşama devlet denetimine çevrileceği ara araç olacaklardı. Partinin işçi denetiminden ne anladığı ile ilgili yaptığı açıklamalardan bunlar anlaşılıyordu. "Alt işçi denetimi organları mali denetim işlevlerini üstlenmeye yetkili değildir... "Tekil işletmelerin işçilerine, işletmenin varlığıyla ilişkili sorunlarda nihai kararları alma hakkı bırakılmamalıdır" "Proleteryanın işçi denetimini azami olarak kullanması için onu atomize etmekten kaçınmak mutlaka zorunludur."

Lenin ve Troçki'nin desteklediği ve Zinovyev'in ifade ettiği Bolşevik bakış açısı, sendikaların asimile edilmemekle birlikte hükümete tabi kılınmaları gerektiği idi. Sendika tarafsızlığına resmi olarak "burjuva düşüncesi", bir işçi devletindeki kuraldışılık etiketi yapıştırıldı.

Umulacağı üzere egemen partinin egemen tavrı (hem Fabrika komiteleri ile hem de sendikalarla ilişkili olarak) olayların sonraki gelişiminde önemli bir rol oynayacaktı. Bolşeviklerin fabrika komitelerine karşı tavırları (ve bu komitelerin yüzbinlerce işçi adına temsil ettiği büyük umutların suya düşmesi), işçi sınıfının kayıtsızlığını ve sinizmini doğuracak ve görev başında bulunmamaya ve toplumsal sorunlara kişisel çözümler arayışına katkıda bulunacaktı; ki bunların hepsini de yüksek sesle kınayacaktı Bolşevikler.

Kimi ayrıntılarıyla belgelenmiş olan komitlere ve sendikalara ilişkin Bolşevik siyasa, Karl Liebknecht ve Rosa Luxemburg'un katledilmelerinden on iki ay önce (yani genellikle Rus yöneticilerin aldığı önlemlerin çoğunu "haklılaştırdığı" varsayılan bir olaydan, Alman devriminin geri dönülmez başarısızlığından önce) öne sürülüyordu.

Ocak ayında Birinci Bütün Rusya Tekstil İşçileri Kongresi'de önceki kongrede alınan kararların somutlaşmış halleri görülebildi. Kongre "İşçi denetimi yalnızca üretim ve dağıtımın planlı örgütlenmesine doğru bir geçiş adımıdır" diye bildirdi. "Sendikanın en küçük hücresi sendikanın tüm emirlerini uygulamaya koymaktan ibaret olan fabrika komitesidir" diyen yeni kurallar benimsendi. Aba altından sopa bile gösterildi. Lozovsky diyordu ki: "Eğer tekil fabrikaların yerel yurtseverliği bütün proleteryanın çıkarlarıyla çatışırsa, kayıtsız şartsız belirtelim ki, çalışanlar için zararlı eğilimlerin bastırılması uğruna her türlü önlemi almadan önce duraksamayacağız." Başka bir deyişle parti, kendi işçi sınıfı çıkarları anlayışını işçilerin kendilerine karşı bile dayatabilirdi.

Mayıs ayına gelindiğinde anarşist yayınlardan: Burevestnik, Anarkhia, Golos Truda ve önde gelen diğer anarşist süreli yayınlar kapatıldı.

Ağustos'ta Birinci Bütün Rusya Anarko-Sendikalistler Konferansı Moskova'da toplanır. Sınai alanında alınan karar, hükümeti, "tek adam yönetimi, çalışma disiplini ve 'burjuva' mühendis ve teknisyenlerin istihdamı gibi kapitalist amaçlar yararına işçi denetimini bastırmaktan dolayı işçi sınıfına ihanet etmekle suçladı... Bolşevik önderlik bir 'devlet kapitalizmi' canavarı, bir bürokratik dev yaratıyordu."
Emeğin Özgür Sesi, anarşist Golos Truda'nın ardılı olarak kuruldu. Yenisi de 4. sayısından sonra kapatıldı.

1918 Mart'ında İkinci Bütün Rusya Gıda Sanayii İşçileri Kongresi Moskova'da toplanır.
Kongre, Bolşevik rejimi, "proleterya ve köylülük üzerinde sınırsız ve denetimsiz egemenliği,...ülkede canlı, kendiliğinden ve özgür olan ne varsa yıkarak saçmalık noktasına varan dehşet verici merkeziyetçiliği törenle başlatmaktan dolayı kınar. "Sözde proleterya diktatörlüğü diye adlandırılan gerçekte partinin ve hatta tekil kişilerin proleterya üzerindeki diktatörlüğüdür."

11-12 Nisan günleri gizli servis Çeka'nın silahlı müfrezeleri Moskova'daki 26 anarşist merkeze baskın yapar. Çeka ajanlarıyla anarşistler arasında Donskoi Manastırında çatışma patlak verir. Kırk anarşist ölür, 500'den fazlası da tutuklanır.

1919'un sonbaharında Moskova'dan Omsk'a gelen bir 'beyaz' profesör şunu aktarıyordu: "Bir çok merkez ve glavkinin başında önceki işverenlerle işyerinin eski sorumlu memurları ve yöneticileri oturuyordu. Eski ticari ve sınai dünyayı şahsen tanıyıp da merkezlere gelen hazırlıksız bir misafir, büyük deri fabrikalarının önceki sahiplerini Glavkozh'da, büyük imalatçıları merkezi tekstil örgütlerinin başında oturuyor görünce şaşıracaktı."

1920 29 Mart-4 Nisan Dokuzuncu (bolşevik) Parti Kongresi
İç savaş artık hemen hemen kazanılmıştı. Halk kendi devriminin meyvelerini sonunda tatmak istiyordu. Ama kongre, savaş komünizminin kimi yöntemlerinin (insangücünün askere çağrılması, zorunlu çalışma emri, tüketim mallarının katı biçimde karneye bağlanması, ücretlerin para olarak ödenmemesi, köylülerin -vergilendirme yerine- tarımsal ürün yükümlülüğüne tabi tutulması) barış zamanında da süreceğini ve uzatılacağını önceden ima etti. Kongreye getirilen önerilerin Lenin ve Troçki'nin sınai yeniden inşa dönemiyle ilgili görüşlerini temsil ettiği varsayılabilir.
"İşçi sınıfının" diye duyuruyordu Troçki kongreye, "bütün Rusya'yı dolaşmasına izin verilemez. Tıpkı askerler gibi, oraya veya buraya gönderilmeli, atanmalı ve komuta edilmelidirler." "Çalışma zorunluluğu kapitalizmden sosyalizme geçiş sırasında en yüksek yoğunluk derecesine ulaşacaktır. "Çalışma kaçakları ceza taburları halinde düzenlenmeli veya toplama kamplarına konulmalıdır."

Sınai yönetimle ilgili olarak, Lenin ve Troçki'nin ana kaygıları ekonomik verimlilik idi. Burjuvazi gibi (onlardan önce de sonra da) "verimliliği" bireysel yönetimle özdeşleştirdiler. Ama bunun işçiler için, kolay yenilir yutulur bir şey olmayacağını da kavrıyorlardı. Adımlarını dikkatli atmalıydılar.

"Bireysel yönetim"  (tek adam yönetimi yani) diye incelikle açıklıyordu resmi karar, "işçi sınıfının haklarını ve sendikaların 'haklarını' herhangi bir şekilde sınırlamaz veya bunlara tecavüz etmez. "Her durumda yönetsel ve idari işlere insanları 'atayan' büyük ölçüde yönetici sınıftır" (yine partiyle özdeşleştirilir) Ama işçiler Ocak 1918 - Birinci Sendika Kongresi'ndeki bir kararın şunu nasıl ilan ettiğini de unutmamışlardı: "Ekonomik alanda otokrasiye -tıpkı siyasal alanda verilmiş olduğu gibi- son vermek, işçi denetiminin görevidir."



1920 Nisan, Troçki'ye savunmadaki hizmetinin yanı sıra Ulaştırma Komiserliği de verildi. "Politbüro onun girişebileceği her eyleme, şiddeti ne olursa olsun, sonuna kadar destek olmayı önerdi."

6-15 Nisan Troçki şunları söylüyordu: "Emeğin militarizasyonu, emek gücümüzün örgütlenmesinin vazgeçilmez yöntemidir...'Zorunlu çalışmanın hiçbir zaman üretken olmadığı doğru mu?.. En sefil zavallı liberal önyargıdır bu: Kölelik de üretkendi'...'Zorunlu köle emeği zamanında ilerici bir olguydu.' 'Bütün ülke için yükümlülük olan, her işçi için zorunlu olan çalışma sosyalizmin temelidir.' Troçki, emeğin zorlanması, sistematikleştirilmesi ve militarizasyonun sadece olağanüstü hal önlemleri olmadığını belirtiyordu. İşçi devleti normal olarak istediği herhangi bir zamanda, herhangi bir yurttaşı, herhangi bir işi yerine getirmeye zorlama hakkına sahipti. Troçki'nin emek felsefesi, Stalin'in otuzlardaki pratik emek siyasasının altını çizmeye başlıyordu alabildiğine. Lenin, bu kongrede, başından beri tek adam yönetimine taraftar olduğundan açıkça övünerek söz etti. 1918'de "Sovyet düşüncesini yerine getirme amacı uğruna tekil bireylerin diktatöryel otoritelerini tanımanın zorunluluğunu belirttiğini" savunuyor ve o aşamada "sorun(tek adam yönetimi) konusunda tartışma olmadığını öne sürüyordu. Bu son iddia açıkça gerçekdışıydı -başvuru kapsamımız parti saflarıyla sınırlansa bile- bu noktayı kanıtlayacak olan Kommunist arşivleri orada duruyor.

sonuç

Tüm bunlarla 1921'e gelindi. Bu ortamda 1924'den de önce Kronstad'da bir trajedi yaşandı. İşçiler, devrimci denizciler karşı-devrimci ilan edildi ve işçi kardeşleriyle savaştırıldı. Onlar sadece seçebilmek istiyordu, zorla yönetilmek değil. Hem nasıl karşı-devrimci olurlardı. Bu insanlar devrimcilerden yardım istiyordu. Tarih bunları tezlerin ardında saklayamaz. Anarşistler bu olanlara karşı çıktı işte, ve belirtmeliyim ki anarşist olmayanlarla birlikte. Yapılanların bir ideoloji ile hiç alakası yoktu çünki ve devrimcilerin çoğu da anarşist değildi zaten.

Kronstad'a dair iki belgeyi de ateş hırsızı göndermiş:
http://sifirforum.com/anarsist_pratikler/kronstad_1921-t3394.0.html


Aslında bundan çok önceleri devrimin ilk yıllarında Mahnovist anarşistlerin beyaz karşı devrimcilere karşı mücadele ederken, kızıl ordunun( ve başındaki troçkinin) onları sırtından bıçaklaması bana daha affedilemez gelir ve bolşeviklerin sonraki günlerine ışık tutan ilk eylemlerdendir diye düşünürüm.


Sayfa: 1 2 [ 3 ]