|
||
| 1-) Atheism de bir din degil midir? CEVAP: Atheism bir inançsizlik biçimidir. Inançsizlik biçimleri kabaca 2’ye ayrilir: 1- Tanrinin varligina inanip dinleri kabul etmemek (Deism), 2- Tanri’nin varligina inanmamak, dolayisiyla dinleri de kabul etmemek; bir baska deyisle evrenin, maddenin, herseyin bir yaraticiya gereksinim duydugunu savunan bir felsefeyi kabul etmemek. (Atheism) Inançsizlar hiçbir inanç sistemini kabul etmediklerinden inançsizligi bir din olarak kabul etmek en basta inançsizlara yapilacak bir saygisizliktir. Din olabilmesi için ritüellerin, törenlerin, kurallarin olmasi gerekir ki inançsizlikta bunlarin hiç biri yoktur. Dolayisiyla ne atheism ne de deism birer din degildir. 2-) Sen nasil olustun? (Bu soruda varilmak istenen nokta sizin biyolojik bilginizi ve sabrinizi sorgulamaktir. Soruya cevap verdiginizde diger sorular da - 3,4,5,6,7- gelecektir. Soruya cevap verirken sogukkanli , karsi tarafin büyük olasilikla cevabi dinlemeyecegi ve diger sorulara ardarda geçecegi hesaba katilmalidir. Bu stratejik bir saldiridir.) CEVAP: Ben dogal bir birlesme sonucu, anne ve babamin genlerinden olustum. Daha ayrintili bilgiyi - eger bilmiyorsan- cinsel bilgiler ansiklobedisi ya da ilkögretim ögrencilerinden alabilirsin. 3-) Ilk insan nasil olustu? CEVAP: Yasama ait yeryüzündeki ilk kanitlari Izlanda'nin bir adasinda bulunan bir kaya tasimaktadir, kayanin yasi 3.86 milyar yildir. Dünya dev bir deney tüpüne benzemektedir. 4.5 milyar yilda, yasamla ilgili tüm kosullari saglamistir. Binlerce arastirma ve kanit, dünyada yasamin kendi kendine basladigini, evrimlestigini ortaya koymaktadir. Yaklasik 140-200 milyon yil önce mavi gezegen dev dinozorlarin istilasina ugramis, bu dönemlerde kuslar da ortaya çikmislardir.Yaklasik 65-100 milyon yil önce dinozorlar yokolurlarken kuslar gelismis, çiçekli bitkiler olusmus ve bitkiler bu sefer tüm dünyaya farkli türlerde yayilarak, sessiz kralliklarini ilan etmislerdir. Memelilerin dünyayi istilasi ise 50 milyon yil önce baslamistir ve hala sürmektedir. Ilk primatlarin ortaya çikisindan homo sapiensin evrimlesmesine kadar geçen süre ise 20 milyon yildir.1- 2 milyon yil önce insana en yakin primatlar yeryüzünde varliklarini sürdürmüslerdir. Tabii ki gelisimlerde ve transformasyonlarda, adaptasyon, seleksiyon ve mutasyonlarin büyük rolü olmus, canlilar doganin acimasiz süzgecinden geçmislerdir organsal yapisi, hücreleri, vücudundaki kimyasal reaksiyonlar) Insan biyolojik olarak dünyadaki diger hayvanlara, primatlara çok benzemektedir. Örnegin embriyolojik gelisim çizgisinde geçirdigi evreler, tüm milyonlarca yillik evrimin pek çok özelligini sergilemektedir. Evrimin her basamaginda, bir önceki canlilarda olan özellikler (örnegin mitokondria, hareketli kuyrukçuk, fagositoz yetenegi, hareketli tüycükler vb) bir sonraki canlinin vücut ve hücre fonksiyonlari için kullanilmistir. Yasama ait yeryüzündeki ilk kanitlari Izlanda'nin bir adasinda bulunan bir kaya tasimaktadir, kayanin yasi 3.86 milyar yildir. Dünya dev bir deney tüpüne benzemektedir. 4.5 milyar yilda, yasamla ilgili tüm kosullari saglamistir. Binlerce arastirma ve kanit, dünyada yasamin kendi kendine basladigini, evrimlestigini ortaya koymaktadir. Insan vücüdundaki biyokimyasal tepkimeler, enzimler, reseptörler 4 milyar yillik bir evrimin basarisidir. 4-) Ilk hucre nasil olustu? CEVAP: Yasama ait yeryüzündeki ilk kanitlari Izlanda'nin bir adasinda bulunan bir kaya tasimaktadir, kayanin yasi 3.86 milyar yildir. Dünya dev bir deney tüpüne benzemektedir. 4.5 milyar yilda, yasamla ilgili tüm kosullari saglamistir. Binlerce arastirma ve kanit, dünyada yasamin kendi kendine basladigini, evrimlestigini ortaya koymaktadir. 1997'lere kadar yapilan deneyler, ilk atmosfer kosullarinda, su ortamlarinda amino-asitlerin, sekerlerin, DNA ve RNA'nin temel yapi tasi olan nükleotidlerin kararli bir sekilde bulunabilecegini göstermektedir. Prototip ilk hücreler koaservatlardir;bunlar belirli bir osmotik basinci içerlerinde muhafaza eden lipid moleküllerinin küre biçiminde bir sivi hacmini çevreledikleri yapilardir. Yasami laboratuvarda olusturma çalismalarindan söz etmek gerekirse:Stanley Miller,Harold Urey'le 1953'de Chicago Üniversitesinde, artik klasiklesmis ünlü deneyini gerçeklestirdi. Miller kurdugu bir düzenekle, metan, amonyak, hidrojen ve suyu bir arada tutarken, bir tesla sarimi araciligiyla, 150-200 bin voltluk bir akimi bu karisimdan geçirdi. 24 saat sonra, deney odasina döndügünde, sivinin renginin degismis oldugunu gördü. Bu karisimi incelediginde, basityag asitleri, formik asit, asetik asit, propionik asit ve en önemlisi yasamin gelismesinde temel amino asitler olan glisin, alanin, aspartik asit ve glutamik asit buldu. Bilindigi gibi, amino asitler, proteinlerin yapi taslaridirlar ve çok farkli kombinasyonlarla bir araya gelip, diziye göre çok farkli üç boyutlu konformasyona sahip, farkli fonksiyonlar gören protein yapilarini olusturabilirler. Deney Pavlovskaia ve Paynskii tarafindan Rusya'da; Heyns, Walter, Meyer tarafindan Almanya'da; Abelson tarafindan Amerika'da çok farkli bilesimler ve gaz ortamlarinda tekrarlandi. Hepsinde organik bilesikler olustu; oksidasyonun engellendigi kosullarda da amino asitler olustu. Ilk dünya atmosferinin çok az oksijen içerdigi, daha sonra bazi okyanus algleri ve bitkiler tarafindan oksijenin böylesine arttirildigi bilinmektedir. Böylece, ilk yasam kosullarinda oksitlenme olayinin minumumda oldugu düsünülmektedir. Ilk hayat ya anaerobik (oksijen solumayan) veya fotosentetik (fotosentez yapan) tarzda baslamistir. Milyonlarca yil içinde de dünya'da yasami olusturacak çesitlilikte, amino asitler, ve bunlarin bilesimi olan proteinler kendi kendine okyanuslarda, göllerde olusmustur. Baska bir bulgu'da Cyril Ponnamperuma'nin NASA'nin laboratuarlarinda gerçeklestirdigi deneyler üzerine, organik maddenin daha ziyade okyanuslarin dibinde toplanacagidir; bu da daha oksijensiz ortamlar anlamina gelir. 1963'de Ponnamperuma ve Calvin'in Berkeley'deki lineer akselatörlerde gerçeklestirdigi deneye göre, beta partikülleri, amonyak, su buhari, metan'a çarptirildiklarinda yine apparat'in dibinde organik maddeler olusmustur. Metan, amonyak ve su 2000 angstrom dalga boyunun altinda dissosiye olabilirler; bu nedenle ultraviole isinlariyla yapilan tüm deneyler basarili olmamistir. Arastiricilar baska enerji kaynaklari aramislardir. Isi da tek basina bazi organik bilesiklerin olusmasi açisindan etkili olabilmektedir. Örnegin volkanik ortamlari taklit eden deneylerde, metan ve amonyak, 1000 C gibi sicakliklarda parçalanip, amino asitleri ve hidrokarbonlari olusturabilmektedir. Ayrica 1960-1980 arasindaki diger arastirmalar baska amino asitlerin, karbonhidratlarin, pürinlerin, primidinlerin, kendi kendine primordial (ilk) atmosfer kosullarinda, farkli enerji kaynaklari etkisinde olusabilecegini kesinlestirmistir. 5-) Evren nasil olustu? CEVAP: Bilim adamlari 15 milyar yil önce olan bir büyük patlamadan ve evrenin olusumundan söz etmektedirler. Ancak bu kesin degildir. Evrenin olusma aninda orada bulunamadigimizdan ve astronomi - uzay arastirmalarinin zor ve pahali olusu nedeniyle elimize kisitli bilgiler geçmektedir. Kendi düsünceme göre evren olusmamistir. Sonsuz geçmisten sonsuz gelecege dogru enerji-madde geçisleri arasinda gelip gitmektedir. Bu düsüncemi : "Hiçbir sey yoktan var olmaz, vardan da yok olmaz" kanunu ile pekistiririm. Evren var olmamistir, big bang dedigimiz o patlamada sadece sonsuz küçük bir hacme küçülen sonsuz agirliktaki kütle genisleyerek sonsuz hacme dagilmistir. Evren’in genislemesi, buna karsin sogumasi halen devam etmektedir ancak bazi bilim adamlari 10 milyar yil sonra büyümenin yerini küçülmenin alacagini ve büzülmeye geçilecegini iddia etmektedir. Gerçek olan tek sey vardir: evren birisi "OL" deyince olmamistir, anlayamadigimiz olaylari metafizik olaylara, mucizelere baglamak yerine arastirmayi sürdürürsek pek çok bilinmeyeni bilimin isigiyla aydinlatacagimiz kesindir. 6-) Elementler nasil olustu? CEVAP: Dünyanin içerdigi tüm elementlerin evrenin diger yildizlarinda, gezegenlerinde, meteor ve kuyruklu yildizlarda bulundugu saptanmistir. Bizi bu sonuca götüren yildizlar arasi dalga boyu gözlemleri, dünyaya düsen meteorlarin, yakin gezegenlerden alinan toprak örneklerinin incelenmesidir. Tüm evren dünya ile ayni elementleri içermektedir. Evrenin sürekliligi içinde bu elementlerin de bulundugu , enerji düzeylerine bagli olarak birbirlerine dönüsebildikleri ama asla yokolmadiklari düsünülmektedir. Bu da asla var edilmedikleri zaten sonsuz geçmisten beri var olduklari sonucunu getirir. En küçük element olan Hidrojen parçalandiginda atom bombasi olusur yani elementlerin mikro sistemlerinde makro bir enerji bulunmaktadir. Bu da madde-enerji arasindaki reversible dönüsümleri akla getirmelidir. Sonuç olarak elementlerin olusumu degil birbirine ve enerjiye dönüsümü söz konusudur. 7-) Bu mukemmel doganin ve evrenin bir mimarinin olmasi gerekmez mi? CEVAP: Dogadaki canlilarin var olma nedeni "dogal seçilim" dir. Ortama uyum saglayamayan türler zaten yokolmaktadir. Bu da dogayi bir çesit mükemmellige götürmektedir. Evrenin ise mükemmel olup olmadigi halen incelenmektedir. Zaten "mükemmellik" sözü görecelidir. Genetik anormaliler ortama uyum sagliyorsa varolmaya devam edebilmektedirler. Türlerin birbirine dönüsümü çogunlukla böyle gerçeklesmistir. Örnegin kürksüz derisiyle soguk ortamlara uyum saglayamayan, uçamayan, kuvvetli pençeleri olmayan insan vücuduna baktigimizda onun diger türlere göre mükemmel olmadigini söyleyebiliriz. Insani vazgeçilmez kilan "akli" olmustur. Ancak dogaya verdigi bilinçli ya da bilinçsiz zararlarla dünyanin gelecegini tehlikeye atmaktadir. Canli yasamin kaynagini evrim teorisi ile açiklayabiliyoruz, bu durumda bir yaratici olmasi gerekmiyor. Eger her varolusun bir amaci ve açiklamasi olsaydi dünyada ortaya çikan ilk türlerden olan hamamböceklerinin de bulunus amacinin açiklanmasi gerekirdi. Yaradilisçilarin açiklayamadigi , "Takdir-i ilahi" dedigi pek çok olayi bugün evrim teorisi açiklayabilmektedir. "Herseyi bir yüce yaraticiya baglama" fikri bilimsel düsünce ve hareket tarzini körelttigi gibi; buna bagli arastirma, inceleme , analiz ve sentez yapma yetileri ile mantigi da zayiflatacaktir. Bilim adamlarinin "yüce yaratici" fikrini bir kenara birakarak laboratuvara girmeleri , mikroskop ya da teleskoplarinin basina oturmalari gerekmektedir. Diger taraftan eger bu evreni tanri yarattiysa tanriyi kim yaratti? Bu soruma cevap verebilir misiniz? 9-) Bir tek hucre olusturabilir misin? CEVAP: Bilim adamlarinin deneylerinden artik laboratuvar sartlarinda Koaservat dedigimiz ilk canli organizmalarin olusturulabilecegi ispatlanmistir. Stanley Miller,Harold Urey'le 1953'de Chicago Üniversitesinde, artik klasiklesmis ünlü deneyini gerçeklestirdi. Miller bir düzenekle, metan, amonyak, hidrojen ve suyu bir arada tutarken, bir tesla sarimi araciligiyla, 150-200 bin voltluk bir akimi bu karisimdan geçirdi. 24 saat sonra, deney odasina döndügünde, sivinin renginin degismis oldugunu gördü. Bu karisimi incelediginde, basit yag asitleri, formik asit, asetik asit, propionik asit ve en önemlisi yasamin gelismesinde temel amino asitler olan glisin, alanin, aspartik asit ve glutamik asit buldu. Bilindigi gibi, amino asitler, proteinlerin yapi taslaridirlar ve çok farkli kombinasyonlarla bir araya gelip, diziye göre çok farkli üç boyutlu konformasyona sahip, farkli fonksiyonlar gören protein yapilarini olusturabilirler. Deney Pavlovskaia ve Paynskii tarafindan Rusya'da; Heyns, Walter, Meyer tarafindan Almanya'da; Abelson tarafindan Amerika'da çok farkli bilesimler ve gaz ortamlarinda tekrarlandi. Sonuçta su gibi belli bir ortam olduktan sonra, belirli 5-6 atom çesidinin oldugu yerde, yasamin temelinde var olan organik bilesiklerin zamanla kendi kendine olusmasi mümkündür! Bu, deneysel laboratuar kosullarinda defalarca elde edilmistir. Urey ve Miller adli arastirmacilar kapali bir sistemde NH3, CH4, H2 gazlari üzerinden sicak su buhari geçirerek ve ilkel atmosferdeki elektriksel olaylari yaratmak üzere gazlarin bulundugu kabin içine tungsten elektrodlar araciligiyla elektrik sarji saglayarak glisin, alanin gibi bazi amino asitlerin olustugunu gösterdiler. Bilim adamlarinca ilkel atmosferde sicaklik ve elektriksel degismelerin etkisiyle organik moleküllerin olusabilecegi ve bunlarin yagmurla yeryüzüne inerek su birikintilerinde toplanabilecegi kanitlandi (1938) Sidney Fox sadece isitip sogutma ile amino asitleri tüp içinde birlestirerek protein elde etmeyi basardi. Görülüyor ki canli evriminden önce bir kimyasal evrim süreci geçirilmistir.Organik maddelerin farkli hidrofilik ( su moleküllerini baglayici) ve hidrofobik ( su moleküllerini itici) özellikleri onlarin sulu ortamda belirli yapi almalarina neden olur. Polimerlerin sulu çözeltilerde çevresi su ile çevrili kürecikler seklini aldiklari görülür. Bu günkü hücreden yalniz organizasyon yönüyle farkli olan bu küreciklere Koaservat adi veriliyor. Koaservat yapisinda organizasyonun nasil saglandigi termodinamik kurallari ve Darwin’in dogal seçilim kurami ile verilebilmektedir. Hücre düzeyinden en küçük moleküle, hatta atom yapisina inildiginde tüm sistemlerin enerji açisindan en dengeli durumu aradiklari görülür. Su halde enerji faktörü, canli bir hücre içersindeki moleküllerin uyumlu ve dengeli çalismalarinda en etkin rolü oynamaktadir. -Cyril Ponnamperuma, "Origins of Life", Thames and Hudson, 1972, London. -Richard Monastesky, "The Rise of Life on Earth", National Geographic, March 1998, 193:58-81. - Michael Ruse, "Darwinism Defended", 1983, Addison-Wesley Company, N.Y.. -Tim Berra, "Evolution and the Myth of Creationism", 1990, Stanford University Press, California - J.W. Schopf, "Evolution of Earliest Cell", Scientific American, 1978,239 (3): 110-138. 10-) Evrim teorisini aciklar misiniz? CEVAP: Evrim konusunu bilimsel açidan ilk ele alan bilgin, Jean Lamarck (1744-1829) olmustur. Bir botanikçi oldugu kadar bir hayvan bilimcisi de olan Lamarck 1809 yilinda yazdigi "Zooloji Felsefesi" adli kitabinda transformismi (varligin yapisindaki degisiklik) ortaya koydu. Daha sonra Darwin "Biyolojik evrim içindeki dönüsümleri" söyle siraliyordu : Nasil bir çok hayvanlar evcilligin etkisinde bazi degisimlere ugruyorlarsa, bu etkiden çok daha büyük olan doganin etkisi ile de degisime ugramislardir. Yasamlarini sürdürebilmek için, bir varolma savasi veren bu canli varliklarin, diger canli varliklari bastirarak bir güce erismeleri, o canli varligin yasamini sürdürebilmesini saglamaktadir. Ilk canli hücre suda olustu. o günün sartlarinda ( yani milyonlarca yil önce) oksijen, karbon ve azot zincirleri atmosferin elektrikli ortaminda ve milyonlarca voltluk yildirimlarin düsmesiyle degisime ugrayarak protein zincirleri, DNA ve RNA lar oradan da ilk hücre meydana geldi ; daha sonra bölünerek olusan koloniler karbondioksit alip yerine oksijen salarak dünya atmosferini olusturdular. Daha sonra mutasyona ugrayan genleriyle degisiklik gösteren ve dogal seçilim kuraliyla çesitlenen canlilar bölgesel olarak denizden karaya yayildilar ; (1) tür siralamasi söyleydi: En eski fosil , Çekirdekli ilk hücreler, Ilk böcekler, Prekambrigen dönemin sona ermesi, Paleozoik çagin baslamasi; vertabrasizlarin Gelismesi, Ordovisien dönemi : ilk balik, ilk vertablali, Silüriyen dönemi; ilk vasküler bitki, Devonyen dönemi ; hayvanlarin kolonizasyonu, Ilk amfibienler; ilk kanatli böcekler, Karbonifer dönemi ; ilk agaçlar, ilk sürüngenler, Permiyen dönemi; ilk dinazorlar, Triyasik dönem; ilk memeliler, Jurasik dönem ; ilk kuslar, Cretace dönem; dinazorlarin sonu; ilk çiçekler, Mesozoik dönemin sonu, Genozoik dönem ve Tertiyeri dönem baslar ; ilk primatlar, Primatlarin beyinlerinin ön loblarinin gelismesi, ilk Hominitler, dev memelilerin gelismesi, Pinocen dönemin sonu, Ilk insanlar (homosapiens) olustu.(2) Evrim hala devam etmektedir. (3) 1-Aralik 82 Bilim Teknik dergisi 2-Prof.Carl Sagan- Subat 78 Bilim Teknik Dergisinden alintidir 3- <" target=_newhttp://www.islamiyetgercekleri.org/evrim.html> <http://www.islamiyetgercekleri.org/evrim.html>; 13-) Yani biz simdi maymundan mi geldik? CEVAP: Evrim teorisini iyi anlayabilmek için öncelikle "insana en yakin tür olan maymundan" türedigimiz sözünü evirip "maymundan gelme" olayina çevirme takintisindan vaz geçmeliyiz. Bunu söylerken evrimcilere göre "insanin atasinin aslinda maymun oldugunu" ima ederek evrim teorisine karsi çikiyor ve çevrenizdeki insanlari kiskirtmaya çalisiyorsunuz. Ancak sadece maymun degil, insan embryosunun diger tüm hayvanlarin embryosuyla ayni oldugunu biliyor musunuz? Insan 1/5 mm çapinda, diger hayvanlarin yumurtasindan hiçbir bakimdan ayirdedilemeyen bir yumurtadan gelisir. Embryonun kendisi gelisirken diger omurgali hayvanlarin embryolarindan ayrilamaz. Bu basamakta boyun atardamarlari kavis seklindeki dallar halinde, sanki galsamalar gibidir. Yukari omurgali hayvanlarda ise galsamalarin bulunmadigi bilinir.. Bunlarin evrim tamamlanmadan önce varoldugunu embryonun boyun yanlarinda bulunan galsama yariklari gösterir. Bir süre sonra hareket organlari meydana gelmeye baslar. Bu uzantilar hem kertenkelede, hem memelilerde, hem de kuslarin ayak ve kanatlarinda insan embryosuyla aynidir. Neticede insan "yaradilisçilar kabul etse de etmese de" bir hayvan türüdür. Zaten insanin tarifi "düsünebilen hayvan" seklindedir. Önemli olan bu "insan" denen hayvanin dogayi tahrip etmeden, çevreyi kirletmeden, kendini yok etmeden, din ugruna kan dökmeden sakince yasamasini saglayabilmektir. Aksi halde dünyada yasayan en tehlikeli hayvan olma özelligimizi korumus olacagiz. 14-) Butun bilim adamlari artik islama donuyor, bunu inkar edebilir misiniz? CEVAP: Bilim adamlari ve islam baglantisini getirecek bilimsel bir çalisma yapilmamistir. Eldeki verilere göre islamin hristiyanliga karsi yayildigini göstermektedir. Ancak son yüzyilda atheism de tüm dinlere karsi yayilip payini Asya'da ateist ya da bir dine inanmayan kimse bulunmazken, 2000 yilinda bu rakam tam yüzde 19.8'e ulasti. Özellikle Avrupa'da ateizm 100 yil öncesiyle kiyaslandiginda 35 kat artti. Tanriya inanc konusunda yapilan baska bir arastirmada tum ABD toplumunun % 92'si Tanri'ya inandigini soylemesine karsin, bu oran tum bilim insanlari arasinda % 38, matematikciler arasinda % 42, biyologlar arasinda % 28, fizikciler arasinda ise % 18'dir (*). (Ayrica bakiniz: <" target=_newhttp://www.islamiyetgercekleri.org/islbilimadamivetanri.html> <http://www.islamiyetgercekleri.org/islbilimadamivetanri.html>; ) Bilim adamlarinin cok kucuk bir azinligi doga disi olgulara inanmaktadir. Halbuki siradan halk arasinda 1970'li yillara oranla yuzdelerin buyuk kismi neredeyse ikiye katlanmistir. Sonucta inanc ve dusunme bicimi acisindan bilim insanlari ile halk arasinda dev ucurumlar mevcuttur. Bu verilere dayanarak bilim adamlarinin islama döndügünü söylemek güçtür, özellikle bir takim batil inançlari, tabulari barindiran islamiyet için bu çok güçtür. Bilim adamlari bize göre atheisme dönmektedir, yapilan gözlemler de bunu kanitliyor. *) E.J. Larson, " Summer for the Gods: The Scope's Trial and the America's Continuing Debate Over Science and Religion", Basic Books, 1997, N.Y. 16-) Armstrong ayda ezan sesi duymadi mi? CEVAP: Armstrong ayda ezan sesi duymamistir. Duymamasinin pek çok nedeni vardir. Bir defa ayda atmosfer yoktur dolayisiyla sesi iletebilecek ortam bulunmadigindan ezan sesinin duyulmasi imkansizdir. Ayrica ezan sesi çikaracak bir müezzin ve bir cami gibi ayrintilar ayda bulunmadigindan bu sesin olusmasina da imkan yoktur. Zaten Armstrong farkli dinden olan bir kisidir, bu nedenle ezan sesi duymasi son derece abes kaçardi. Armstrongun ayda ezan sesi duyup müslüman oldugu konusundaki söylentileri siddetle kinadigini görüyoruz. Eldeki belgeler bunu ispatlamaktadir: <" target=_newhttp://www.answering-islam.org/Hoaxes/neil.html> <http://www.answering-islam.org/Hoaxes/neil.html>; <> 18-) Kuran mucizesini inkar mi ediyorsunuz? CEVAP: Kuran’da herhangi bir mucize yoktur. Mantik ta yoktur. Kuran’daki çeliskiler sürekli yazilmaktadir. Bunun yanisira hiçbir dinci bir Kuran mucizesi getirip ortaya koyamamistir. Simdiye dek önümüze sürülen ve mucize denilen her olayin mantikli bir açiklamasi vardir ki bu da onu mucize olmaktan çikarmaktadir. Kuran’daki çeliskilere örnek vermek gerekirse: Kur'an'a göre önce Dünya sonra Evrenin geri kalani yaratilmis! Fussilet/41:9. De ki: Gerçekten siz, yeri iki günde yaratani inkâr edip O'na ortaklar mi kosuyorsunuz? O, âlemlerin Rabbidir. Fussilet/41:10. O, yeryüzüne sabit daglar yerlestirdi. Orada bereketler yaratti ve orada tam dört günde isteyenler için fark gözetmeden gidalar takdir etti. Fussilet/41:12. Böylece onlari, iki günde yedi gök olarak yaratti ve her göge görevini vahyetti. Ve biz, yakin semâyi kandillerle donattik, bozulmaktan da koruduk. Iste bu, azîz, alîm Allah'in takdiridir. Evrenin 6 günde olusmadigi bir gerçektir. Buna ragmen "yevm" sözcügünün "gün" anlaminda degil "devir anlaminda kullanildigini söyleyenlere soracagim tek soru bunun niye 1300 yildir hiçbir müslümanin aklina gelmedigi ancak köseye sikisinca bu yoruma kaçildigi. "Yevm" sözcügünün kullanimindan örnekler: Günlük dilde çok kullandigimiz "yevmiye" sözcügü. Bir günlük is karsiligi verilen ücret / Yevm-i küsad: açilis günü / Yevmun cedid: günü gününe yasa(carpe diem) / Yevm-i adha: Kurban bayrami günü / Yevm-i ahret: Ahiret günü / Yevm-i arefe: Arefe günü / Yevm-i asure: Asure günü / Yevm-ül feth: Mekke'nin alindigi gün / Yevm-i kameri: Ay günü .... vs. Tevrat'taki yaratilis destani haftanin hangi günü neyin yaratildigini açikça anlatir. Ve Islam dünyasinin en güvenilir Hadis kaynagindan bir alinti: Müslim, e's-Sahih, Kitabu Sifati'l- Münafikin/27 2789 nolu hadisinde peygamber'in hangi gün ne yaratildigi hakkindaki izahini söyle aktariyor: "... topragi cumartesi yaratti. Topragin üzerindeki daglari da pazar günü yapti(!). Agaçlari da pazartesi varetti. Kötü olani sali günü yaratti. Nuru da çarsamba. Hayvanlari persembe(agaçlar 2 asama hayvansiz idare ettiler). Adem'i yaratmasi da CUMA GÜNÜ IKINDIDEN SONRA, ikindiyle gece arasinda, cuma günü saatlerinden en son saatte oldu..." Kur'an, yildizlarin seytan taslama üssü oldugunu söylüyor Mulk/ 67/5. And olsun ki, yakin gogu kandillerle donattik, onlarla seytanlarin taslanmasini sagladik ve seytanlara cilgin alev azabini hazirladik. Saffat/ 37/6. suphesiz Biz, yakin gogu bir susle, yildizlarla susledik. 37/7. Onu, inatci her turlu seytandan koruduk. 37/8-9.Onlar yuce alemi asla dinleyemezler. Her yonden kovularak atilirlar. Onlara surekli bir azap vardir. Basta hosgörüyü savunan Islam Mekke'nin fethinden sonra "kafirlerin bulundugu yerde öldürülmesini" emrediyor Kafirun suresi:"(1)Ey nankörler,(2) ben sizin yaptiginiz ibadeti yapmam;(3)siz de benim yaptigim ibadeti yapmazsiniz.(4)Ben asla sizin yapmakta oldugunuz ibadeti yapici degilim.(5)Siz de benim yapmakta oldugum ibadeti yapici degilsiniz.(6)Sizin dininiz size, benim dinim banadir." Kafirun suresi 18. suredir ve Mekke'de inmistir. Yani Muhammed yandas toplamaktayken. Tevbe suresi:(5)Haram aylar çikinca ortak kosanlari nerde bulursaniz öldürün; onlari yakalayin, hapsedin ve her gözetleme yerinde oturup onlari bekleyin. Eger tövbe ederler, namazi kilarlar, zekati verirlerse yollarini serbest birakin. Çünkü Allah bagislayandir, esirgeyendir. Tevbe suresi de 113. suredir. Muhammed Medine'deyken inmeye baslamis, Mekke alindiktan sonra tamamlanmistir. Yani Muhammed artik oldukça iktidar kazanmistir. Kur'an'da Ebu Leheb'e niye beddua edilir? Çünkü Ebu Leheb Muhammed'in amcalarindan birisidir. Arap töresine göre Muhammed'in amcalari Muhammed'e inanmasalar da inanmadiklari halde onu korumustur yegenleri oldugu için ve Muhammed uzun süre bu korunmanin altinda propagandasini yapmistir. Ne zaman ki o zamanki din adamlari Muhammed'e artik tahammül edemez olmuslar o zaman Muhammed sehri terketmek zorunda kalmistir. Ve Ebu Leheb Muhammed'in amcasi oldugu halde Muhammed'e destek vermemistir. Karsi safta yer almistir. Muhammed de kendisine Allah adina böyle beddualar savurmustur. Ayrica sormak gerekmez mi Allah neden beddua ediyor diye? Kuran’in tanrisi nedense Kuran’da bol bol beddua eder, yemin eder, and içer. Neden bunu yaptigini da kimse açiklayamaz. Bu da bir çeliskidir. (Not: Yukarida Kuran’daki çeliskiler uzun uzun yazilmistir, daha da uzatilabilir çünkü bir yobazla tartistiginizda öncelikle bu çeliski lafini ortaya atarsaniz , o , üzerinize gelip örnekler vermenizi isteyecektir. Bu örnekler ne kadar çok olursa yobazin sesi o kadar kesilir hatta sonunda hiç çikmayip , güya "bir yere yetismesi gerektiginden" tartismayi terkedebilir. Burada dikkat edilmesi gereken nokta Kuran’dan verilen örneklerde, kaynak alinan mealdir. Dinciler genelde meallere ragbet etmezler, Diyanet ya da Elmalili meallerini de hiç kabul etmezler, ben uzun arastirmalardan sonra Ali Bulaç mealde karar kilmistim , çünkü Ali Bulaç’a sesleri çikmiyor.) 19-) Kuranin evrenselligini inkar mi ediyorsunuz? CEVAP: Kesinlikle. Kuran evrensel degildir. Buna örnek olarak oruç olayini ve namazi verebiliriz. Tüm ibadet zamanlarini ay ve günesin hareketlerine göre belirleyen islamiyet sadece Arabistan yarimadasina hitap edebilmektedir. Çünkü ayni ibadetler kutuplarda ya da kuzey yarikürenin üst kisimlarinda yapilmaya kalkilsa bir oruç günü 6 ay sürebilecek ve insanlar 6 ay boyunca nasil aç kalabileceklerdir? Bakara suresi: "(187) Oruç gecesi, kadinlariniza yaklasmak size helal kilindi. Onlar sizin elbisenizdir. Siz de onlarin elbisesisiniz. Allah sizin kendinize yazik etmekte oldugunuzu bildi de tövbenizi kabul edip sizi affetti. Artik simdi onlara yaklasin ve Allah'in sizin için yaz(ip takdir etmis ol)dugunu arayin; safagin beyaz ipligi siyah iplikten ayirdedilinceye kadar yiyin için; sonra ta gece oluncaya dek orucu tamamlayin; mescidlerde ibadete çekilmis iken kadinlariniza yaklasmayin. Bunlar Allah'in (yasak) sinirlaridir, bunlara yaklasmayin. Allah insanlara ayetlerini böyle açiklar ki korunup sakinsinlar." Oysa arastirdigimizda Arabistan'da ortalama 12 saat süren günün Finlandiya'da 4 saate kadar düstügünü görüyorsunuz. Avustralya'da da 18 saate çikiyor. Diger yandan Kuran’da adi geçen deve , hurma türü seyler ancak Arabistan yarimadasinda yetisen canli türleridir. Sadece çöl bitkileri ve hayvanlarini içeren bir kitap ne kadar evrensel olabilir. Daha da kötüsü Kuran’da deve için bazi yaptirimlar vardir: 23-) Ruha inaniyor musun? CEVAP: Bir seye inanmak fikri bilimsel degildir. Ispati kesinlikle yapilmis objelere inanmak ya da inanmamak ne kadar komik ve saçmaysa (örnegin "radyo dalgalarina inaniyor musun?" Sorusu) ispati henüz yapilmamis obje ya da olaylara inanip inanmamak ta o kadar saçmadir. Ruh konusu bugüne dek çogunlukla metafizik açisindan ele alinmistir. Spiritizma veya spiritüellik (ruhçuluk) reenkarnasyon, dejavu, telepati, altinci his, bioenerji, trans hali ve astral seyahat gibi -dinsel açidan çogu red edilen- terimleri de içine alan genis bir konudur. Yaklasik on sene kadar ruhçularin arasinda bulundum ve ruhu bilimsel olarak arastirdim. Sunu söylemeliyim ki bu konuda bilimsel olarak yapilmis çok az çalisma vardir, bunlardan sadece Dr.Helen Wambach’in (*) çalismasini kayda deger buluyorum ki o da hipnotizma metodu kullandigindan öncelikle hipnotizmanin ne derece bilimsel oldugu, mekanizmasi ortaya konmalidir. Ruh hakkinda yapilacak çalismalar için öncelikle formül, metod, ortam gibi sabitlerin oturtulmasi gerekmektedir. Ba konuda basit düzenekler haricinde her hangi bir gelisme kaydedilmemistir. Ilginç olan atheismin kural oldugu komunist Rusya’da 1980 li yillarda ruhçulugun ve biyoenerji incelemelerinin altin çagini yasamasi, bu konuda üniversite kürsüleri açilmasidir. Bilimsel açidan yaklasilan her konuyu kabul ederim, yeter ki önyargi ve tabulardan uzak durulsun. Ruh konusu da böyledir, din adamlari ruhu kendilerince tanimlamislardir. Ancak semavi dinler ruhsalligi tam olarak açiklayamaz, örnegin reenkarnasyona karsi çikarlar, dine göre dogum ve ölüm bir defa olur. Dinler keza dejavu, altinci his biyoenerji gibi olaylari da açiklayamazlar ya da "cinler" ile , "cinlere baglayarak" açiklamaya çalisirlar ki yine de eksik olur. Kisacasi semavi dinler ruh açisindan karsimiza çikan pek çok olayi açiklamakta yetersiz kalirlar. Hindu ve uzak dogu dinleri ruhsalliga ve reenkarnasyona daha ilimli, açiklayici yaklasmaktadir . Bu anlamda, dinler tarihinde eskiden yeniye dogru bir ilerleme olacagina din felsefelerinin kisirlastigini, yeni sayilan semavi dinlerin daha tutucu ve kati bir felsefeye sahip oldugunu söylemeliyim. Son olarak ruh konusunun gelisen bilimle çözülecegine dair güçlü inancimi belirtmek isterim. Materyalist felsefe ispatlanmamis her seyi red eder ancak bilim inceler. Ben de incelemek ve arastirmak taraftariyim, inanip inanmamaya sonra karar veririz. (*- Geçmisi yeniden yasadilar -orijinal adi Reliving past lives-- Dr.Helen Wambach Ruh ve Madde Dergisi Yayinlari) 27-) Cehennem azabindan korkmuyor musun? CEVAP: Olmayan bir seyin azabindan korkmam. (Bu cevabiniza karsilik hemen -ya varsa- sorusu gelecektir.) 30-) Ya varsa? ( Eger yoksa ben hiç bir sey kaybetmem ama varsa sen cok sey kaybedersin) CEVAP: Eger varsa sen yandin! Allah sormayacak mi "Benim adima söylenmis bunca yalana nasil inandin. Ben sana akil vermistim, neden aklini kullanmadin?" diye. Ne cevap vereceksin? 31-) Kolaysa sen de bir Kuran yazsana görelim. CEVAP: Kuran’da mucize, kutsallik ya da buna benzer bir sey yoktur. Mantik hatalariyla doludur. Söyle ki: pek çok konu tekrarlanmistir, bu kadar tekrarin mantikli bir açiklamasi yoktur. Örnegin hemen her surede tanri tektir, uludur, yücedir gibi ibareler bulunmaktadir. Kuran’in pek çok yerinde cehennem tasvirleri yapilarak kafirlerin oralarda nasil yakilacagi, çekecekleri azaplar anlatilmaktadir. Yine pek çok yerde cennet tasvirleri yapilarak müminlere sunulacak nimetler anlatilmaktadir. Kuran’da tanri and içmekte, yemin etmekte, beddua etmektedir. And içtigi ayetler: 68/1-2 "kalem ve onunla yazilanlara and olsun ki,.." , 74/32-7 "Aya, donup gelen geceye, agarmakta olan sabaha and olsun ki,..." , 81/15-6. "Gunduz sinip geceleri gozuken gezegenlere and olsun;.." , 81/17. "Kararmaya baslayan geceye and olsun;..", 81/18. "Agarmaya baslayan sabaha and olsun ki,..", 92/1. "Kararip ortaligi burudugu zaman geceye and olsun...", 92/2. "Acilip aydinlattigi zaman gunduze and olsun...", 92/3. "Erkegi ve disiyi yaratana and olsun ki...", 89/1. "Tanyerinin agarmasina and olsun...", 89/2. "Zilhicce ayinin ilk on gecesine and olsun..." , 89/3. "Herseyin ciftine de, tekine de and olsun...", 89/4-5. "Gelip gecen geceye and olsun ki...", 93/1. "Kusluk vaktine and olsun...", 93/2. "Sukun erdigi zaman geceye and olsun ki,..", 100/1. "And olsun Allah yolunda kostukca kosanlara..", 100/2. "And olsun kivilcimlar sacanlara..", 100/3. "Sabah sabah akina cikanlara...", 100/4. "Ve tozu dumana katanlara...", 100/5. "Dusman toplulugunun icine dalanlara ki:", 100/6. "Insan gercekten Rabbine karsi pek nankordur." (Burada Kuran’in tanrisi insanin nankör olduguna dair yeminler ediyor.. yemin etmese kimse inanmayacak sanki.. koskoca tanriya hiç yakisiyor mu?!) 53/1. "Batmakta olan yildiza and olsun ki,..", 53/2. "Arkadasiniz (Muhammed) sapmamis ve azmamistir." (Burada da Muhammed’in azmadigina ve sapmadigina dair yemin etmektedir, -sahi mi? Azmamis mi?- Diye sorasim geliyor!) 91/1. Gunese ve onun isigina, / 91/2. Ardindan gelmekte olan aya,/91/3. Onu ortaya koyan gunduze,/ 91/4. Onu buruyen geceye, / 91/5. Goge ve onu yapana, 91/6. Yere ve onu yayana,/ 91/7. Kisiye ve onu sekillendirene, / 91/8. Sonra da ona iyilik ve kotuluk kabiliyeti verene and olsun ki..." "85/1. Icinde burclari bulunan goge and olsun; /85/2. Soz verilen kiyamet gunune and olsun; / 85/3. sahitlik edene ve edilene and olsun ki, insanlar oldukten sonra diriltileceklerdir." "95/1. Incir ve zeytine and olsun,/ 95/2. And olsun Sina dagina, / 95/3. And olsun bu guvenli Mekke sehrine ki.." (incir reçelinin üzerine de yemin eder mi acaba? Çok severim de...) "75/1. Kiyamet gunune yemin ederim./ 75/2. Ve nedamet ceken nefse yemin ederim." "77/1-7. Birbiri ardindan gonderilenlere ve gorevlerine kostukca kosanlara, Allah'in buyruklarini yaydikca yayanlara ve hak ile batilin arasini ayirdikca ayiranlara, kotulugu onlemek veya uyarmak, icin vahiy getiren meleklere and olsun ki, size soze verilen kiyamet suphesiz kopacaktir." "50/1. sanli Kuran'a and olsun." "90/1-2. Bu, Mekke sehrine yemin ederim ki ..." , 90/3. "Dogurana ve dogurduna and olsun ki..." "86/1. Goge ve gece ortaya cikana and olsun.", "86/11-2. Yagmurun donusunu saglayan goge ve yarilan yeryuzune and olsun ki..." "38/1-2. Ogut veren Kuran'a and olsun ki..." "36/2-4. Kuran'i Hakim'e and olsun ki..." "56/75-6. Hayir; yildizlarin yerleri uzerine yemin ederim ki bunun ne buyuk yemin oldugunu bir bilseniz!" "44/2-3. Apacik olan Kitap'a and olsun ki..." "51/1-6. Esip savuran ruzgarlara, yagmur yuklu bulutlara, kolayca suzulen gemiler ve isleri yoneten meleklere and olsun ki..." "52/1-7. Tur'a, yayilmis ince deri uzerine satir satir dizilmis Kitap'a, mamur bir ev olan Kabe'ye, yukseltilmis tavan gibi goge, kaynayacak denize and olsun ki..." "79/1. Canlari bogarcasina siddetle cekip alanlara and olsun,/ 79/2. Canlari kolaylikla alanlara and olsun,/ 79/3. Yuzup yuzup gidenlere and olsun, / 79/4-5. Yaristikca yarisan ve isleri yoneten meleklere and olsun..." "84/16. Aksamin alaca karanligina and olsun; / 84/17. Geceye ve gecenin icinde olan seylere and olsun; / 84/18. Dolunay halindeki aya and olsun ki.." Kuran’daki beddualar: "Yahudiler "allahin eli sikidir"dediler. Dediklerinden dolayi elleri baglansin, lanet olsun." (Maide 64), "Inananlara yardim etmez diye allaha kötü zanda bulunan iki yüzlü erkek ve kadinlara , putperest erkek ve kadinlara allah azap etsin. Kötü zanlari kendi baslarina gelsin "(Feth 6) , "Bos zanda bulunan cahillige saplanip kalan o koyu yalancilar kahrolsun." (Zariyat 10-11), Onlari gördügün zaman vücutlari hosuna gider. Konusurlarsa sözlerini dinlersin. Halbuki onlar siralanmis, elbise giymis kütükler gibidirler. Her gürültüyü kendi aleyhlerinde zannederler. Onlar düsmandir. Onlardan sakin. Onlari allah gebertsin. Nasil da nelere kapiliyorlar. (Münafikun 4) , "Kahrolasica insan ! Ne de nankördür." Abese (17), "Ebu Leheb’in iki eli kurusun..."(Mesed 1) Ben bir kutsal kitap yazsaydim bu kadar çok yemin etmez, karizmami düsürmezdim. Ayrica kitabin hiçbir yerinde beddua etmezdim. Insanlara korku degil sevgi asilamaya çalisirdim. Insanlarin bana kulluk etmeleri için dayatmazdim, "kahhar" (azap verici) olmazdim. Baslarina gelen felaketleri gönderen korkunç bir tanri görünümü vermezdim. Bir sürü lafi tekrar edip laf salatasina dönüstürmezdim. Kisacasi bu Kuran’i ben yazsaydim çok daha güzel yazardim! 32-) Bana aklini göstersene, önüme koysana? (Burada dinci atheistlerin görmedigi seylere inanmadigini sanarak güya parlak bir fikirle sizi köseye sikistiracagini düsünmektedir...Aklimiz gözle görülememekte, ama var; tanri da gözle görülememekte o halde o da var!! Mantigini kurmaktadir) CEVAP: Bana ses dalgalarini göstersene! Ortaya koysana görelim!! http://www.geocities.com/wankeragnostic/sorucevap.htm |
||
|
||
| Kur'an'ın mucizelerinden biri kendi sınırlı akletme gücüyle Kur'an 'da insansı mantık arayıp insansı mantık hataları ve çelişkiler yaratan bunca insan çabasına rağmen ki bilimin gelişmesiyle artmış vs değildir hep çok vardır,hala insanların ve milyarlarca insanın ve çoğu ibadet etmemesi için işkence gören insanın aynı şevkle inanmaya devam etmesidir.Eğer ilgili sorulara birileri cevap vermeden gitmişse büyük ihtimalle üsluptan hoşlanmamıştır,biri size ben seni dinlemiyorum ve ne dersen de ama alay edeceğim ama sen anlat dediğinde cevap alma olasılığınız düşüktür. İslam'daki hoşgörü ,hadi gelin sırtımıza çıkın ve bize her türlü işkenceyi edin ,biz salağız ve sizi çekeriz tarzında bir hoşgörü değildir,müslüman özgürlüğü için savaşır ve hiç bir suni insalcıllık bunu engelleyemez çünkü müslümanın ölümle bir sorunu yoktur.Göğün Yaratıcı'ya göre olan 6 günü vs. insana göre 6 günle karşılaştırılabilir mi..Zaman hakkında her şeyi biliyor mu insan vs.Bütün bilimler bilgilerini tamamladığında tartışılacak bir şey için ne bu acele. Kur'an düz bir anlatım kitabı değildir,tekrarların zihin ve inanç üzerinde geliştirici işlevi vardır.Yemin eder Yaratıcı,daha geniş ve yoğunlaştırıcı anlama işaret eder,düşün der bir anlamda.Beddua etmesi suçun dehşeti ve nasıl bilerek zulüm (kendine ve diğerlerine )işlendiğini apaçık ortaya koyar,hem niye alınılıyor ki,inanmayanlardan hürmetle mi bahsedilecekti,ya anormal olan o olmaz mı. Sırf Kur'an bilgisiyle orucunu rahatlıkla tutabilmiş biri olarak 6 ay oruç tutmaya kalkıp ölen mi var diye düşünmeden edemiyorum.Kutuplardaki foklardan mı şikayet geldi.vs.vs.vsBelki mars koşulları için oruç açıklansaydı ikna olurlardı ,iyi de ikna edilmek istenildiğini nereden biliyorlar ki.Elbette kendiliğinden kendinde oluşmuş bir hayat daha mantıklıdır ve bir ademoğlu insanın 1400 yıllık yanılgısını çözecek sözü bulmuştur.Elbette o son sözü de söylemiştir de ancak kendi için. Hayır,daha iyisi yazılabilseydi ,insan bir kaç milyar insan gücünden kendini mahrum bırakıp yazmamazlık etmezdi ,yazardı,merak edilmesin. Ve ya .Sana ne diyor insan,inanıyorlar işte,sana ne,tahtını mı kaybettin de,tuhaf bir telaşla aranıyorsun.Ne ki işte ömür,çabuk çeker,herkes merakına kavuşur.Eyvallah. Not:Yanıtın alıntı yapana değil alıntıya,özellikle üsluba olduğu herhalde anlaşılıyor. |
||
|
||
Alıntı Kur'an'ın mucizelerinden biri kendi sınırlı akletme gücüyle Kur'an 'da insansı mantık arayıp insansı mantık hataları ve çelişkiler yaratan bunca insan çabasına rağmen ki bilimin gelişmesiyle artmış vs değildir hep çok vardır,hala insanların ve milyarlarca insanın ve çoğu ibadet etmemesi için işkence gören insanın aynı şevkle inanmaya devam etmesidir.Eğer ilgili sorulara birileri cevap vermeden gitmişse büyük ihtimalle üsluptan hoşlanmamıştır,biri size ben seni dinlemiyorum ve ne dersen de ama alay edeceğim ama sen anlat dediğinde cevap alma olasılığınız düşüktür. Sevgili apache,öncelikle sana hoşgeldin diyeyim, sonrada oturup yaptığın bu güzel çalışma için teşekkür edeyim. Gayet düzeyli ve kapsayıcı olmuş. Aşağı yukarı din-ateizm tartışmalarında doğabilecek bütün sorulara yanıt vermişssin ki bu konuda kişisel deneyimlerinden de yaralandığın anlaşılıyor. Sevgili buz, apache'in uslübunda herhangi bir alay göremedim. senin karşı çıkışın ise oldukça önyargılı (ki bunu anlıyorum sen inanan bir tarafsın ama yine de sana hak vermiyorum)... Sana ve inananlara sormak istediğim sorular var. Soru: Bir inançlı ile inançsız tartışmalılar mı? Cevap:............. Soru: Bir inançlı ile inançsız tartışmalılarsa ne temelinde tartışmalılar? Cevap:.............. Soru: Eğer tartışmalarımız akıl temelinde olacaksa bunun insan aklının sınırları dahilinde ve temelinde olmasından başka bir yol yordam varmıdır? Cevap:............... Soru: Eğer insan aklı temelinde tartışıyorsak, dini konuları, aklımızın eleştiri süzgecinden geçirmemizde yanlış incitici olan bir şey varmıdır? Cevap: .................. Soru: Dine inanan birisi için inanamayan biri ne ifade eder? Cevap: .................. Soru: Kendi inancı için saygı ve ifade özgürlüğü talep eden bir mümin aynı saygıyı ve ifade özgürlüğünü inançsızlara da talep edebilecek midir? Cevap : ................... Soru : Dinlerin insanları birleştiren-barıştıran inanç sistemlerini olduğunu iddia edenler semavi dinlerin dünya üzerinde etkin olmasından önceki dönemlerle kıyaslandığında din adına girişlen fetihleri ortaya çıkan din savaşlarını, dökülen kanlardaki bu büyük artışı nasıl ve neyle açıklayacaklardır? Cevap : ................. Soru : Eğer dinin birleştirici olmasından maksat tüm insanlığın aynı din çatısı altında toplanması ve imana getirilmesi ise aynı dine mensup mezhepler, tarikatlar arasındaki bölünmeleri, çatışmaları ne şekilde açıklayacağız? Cevap: ............... Soru : Birileri bizim inançlarımızı kabul etmiyorsa yada tersine kendi inançlarını bize empoze etmeye çalışıyorsa bu durumda son inançsız ortadan kaldırılıncaya kadar savaşta olma haline (cihad) girmemiz mi gerekecektir. İnsanlığın ortadan kaldırıldığı bir insanlık durumunu mantıklı mı görmek gerekir? Cevap : .............. Soru : Dİnlerin hakimiyet mücadelesini yalnızca saf inanç mücadelesi olarak ele almak mı gerekir yoksa bir yerel-bölgesel-küresel vs. egemenlik çabaları iktidar-mülkiyet isteği de burada belirleyici bir rol oynamaktamıdır? Cevap : .................. Sorularım bunlar cevaplarını isteyen istediği şekilde versin. sağlıcakla, |
||
|
||
| Alıntıladığın yerde genel üsluptan bahsettim ,apache'nin üslubundan değil.Yazının hoş bir yanı var.Sizin bize sorduğunuz sorular bunlar ,bizde cevapladık artık bitti,bundan sonra görüşmemize gerek yok,bazen bunu ben de düşünürüm yani bütün konuya dair cevapları bir iki sayfaya sıkıştır,fiziğin altından gir biyolojinin üstünden çık, meseleyi açan olunca benim cevabım atıyorum topik bilmem kaçta yazıyor git oku de.(Yazıyı taşıdığı için ben de memnunum,daha ılımlı ,daha kibar bir tercih yapmış,terbiyesizlik yok en azından hafif alayı saymazsak) Sorun şu ki hangi müslümansa fikrine başvurulmuş olan ,yani yukardaki aptal imajlı inanan profiline sahip olan yanlışi kişiymiş. Çünkü ben kimseye bir hücre yapabilir misin salak sorusunu sormadım.Sorsaydım dahi sen yaratılmışlardan yardım almadan bir hücre yapabilir misin diye sorardım .Ancak en az onun kadar anlamsız bir soru Tanrı'yı kim yarattı sorusudur.Tanrı dediğin an zaten yaratılmışlığın üstünde bir kavramı ileri sürüyorsun,ya bu haliyle yoktur ya da bu haliyle vardır. Evrim meselesiyle uğraşan müslümanlar da olduğunu ,Kur'an da yaratılışın çeşitlenmesinden bahsedildiğini hatırlamak gerek.Ya ne sanılıyor,Yaratıcı'nın elini uzatıp işte doğuya bir kaç deve ,batıya bir kaç martı ,ortaya epeyce insan serpiştirildiğini sandığımızı mı.. Onun için "Ol" deyince olmuştur ancak bu ne demektir bilinebilir mi ve bilinirse bizim anlamamız zamana yayılmıştır mı.Vs.Ben ateist sitelere de giriyorum,İslami sitelere de ..Böyle karşılıklı uzar gider mesele.İnsanlar Einstein'in fiziğini vs tartışıyor,ve ya var mıyız acaba diye oturup cilt cilt kitaplar yazıyor.Ancak özellikle din tartışmaları -felsefesinin tartışılması ayrı-iki taraftan birinin içi bayılana kadar sürer ,çünkü haklı olan değil zeki,hazır cevap olan son sözü söyler. Bana hak vermemen gerek zaten,aksi senin kendini ve ya benim kendimi yanlış tanımlamamla ilgili olabilirdi. Aslında önemli soruları sen sormuşsun.İşin felsefeye dair yüzünü ortaya çıkaran sorular bunlar. Din tarışılır mı ve ya bir inançlıyla inançsız tartışmalı mıdır... En açıktan başlarsak tartışılırsa bile inananın belli bir formatın dışında tartışmadan çıkmak durumunda kalacağı gözönüne alınmalı yani genel korkut,kaçır üslubu gereği adi küfürlerle inancımız anılırsa ortamı terk ederiz. O'nun varlığı benim için kesindir.Yokluğu mümkün olan bir şey için temelde tartışılır ve bana göre yokluğu mümkün olmadığına göre benim için tartışılır bir yan yoktur.Ama hakkında düşünülür ve dilerse bu düşündüklerimi bir inanmayanla da paylaşırım.Yani bir inananla inanmayan tartışıyorsa büyük ihtimalle O'nun varlığı üzerine değil,yokluğunun anlamsızlığı üzerinedir,bir ihtimal tabi. Temel ne olmalı..Bence dil ve mantık.Ve işinin ehli kişilerse elbette bilim mevzunun anlaşılırlığını çeşitlendirecektir.Ama bir yere kadar .Aksi takdirde felsefe olmaz sadece bilimle yetinilirdi. Hayır,aklınızın süzgecinden geçirmenizin bir sakıncası yok ,iş ki yapılan bu olsun.Ve inananın da kendi aklının süzgecinden geçireceği de bu arada malum. Sonraki iki soru önemli sona bırakıyorum. Savaşlar dinler yüzünden değil insanların inananlara olan tepkisi ve yok etme isteği yüzünde çıkmıştır.İlk önce tabi.Sonra her zamanki çoğu zaman çıkar için ve sadece din adına değil.Şiddeti müslümanlar keşfetmedi yani. İnsanlar hangi nedenle inanan ve inanmayan olarak ayrıldıysa benzer bakış açısı farkından dolayı mezhepsel ayrımlar olmuştur.Ve Kur'an boşuna bu bölünmeye de işaret etmemiştir. İnsanın yapısında tahammülsüzlük ve yoketme var.Mesele son inanan ve ya inanmayanın kalması değil.Herkes inansa da bahsettiğin gibi mezhepler yüzünde vs gene savaşmanın yolu bulunacak. Her türlü fikir ve inancın saf mücadelesini sürdüren insanlar nasıl varsa taht mücadelesini de sürdürenler var. Müslümanlar ve olmayanlar birbirlerine rağmen hiç olmazsa yaşamayı becerdiklerinde savaş için neden kalmaz ancak şu an onun ortamı yok ve bunu en azından tek başına yaratan müslümanlar değil. Kendi inanç özgürlüğünü talep eden bir müslüman diğerininkini talep eder mi..Hiç olmazsa insanca yaşanacak ortak bir dünya modeli yaratılabilir.İnsandan umudum var. İnanan inanmayanı nasıl görür.Kendisine nasıl bakılıyorsa onun gibi belki hatta daha ılımlı. Ben nasıl görürüm,kimisi arkadaşımdır severim,kimisiyle tanışmamışımdır daha,kimisinden de herhangi bir nedenden aramızda bir anlaşmazlık olmuştur dolayısıyla uzaktır artık benden. İşte böyle. |
||
|
||
"Rablerinden kendilerine gelen her yeni uyarıyı ancak alaya alarak dinliyorlar. " |
||
|
||
| bu arkadasa (apaçiye yada herneyse) tam bi hafta önce cvp yazacaktım. ama ne oldu biliomusunuz.. pikniğe gittik "böle nehir kenarına köprüden karşıya gecelim orası daha sakindir" falan die geçtik karşıya. ip atladık top oynadık yedik içtik vesaire.. dönüşte baktık köprü yıkılmış nasıl oldugunu anlamadık ama orda bi köprü yoktu artık. neyse dedik biraz bekleyelim köprü şimdi oluşuverir geçeris karşıya, oturduk beklemeye başladık. köprünün oluşması bi hafta kadar sürdü şimdi yeni geldim ayağımın tozuyla yazıyorum.. not: ne kadar mantıksız gelio dimi yukarıda yazdıklarım. eğer olan biteni insan aklına mantığına yatkın hale getirmek istiosan, şu cümleyi düşün biraz istersen "war olan her şeyin bi mimarı bi sanatkarı vs. vardır." eğer sana karşındaki insan birşeyler anlatmak için uğraşıosa sana biraz acıdığı içindir. seni köşeye sıkıştırıp ne gibi bi fayda sağlayabilirki.. ve burdan gözüktüğü şekilde yorum yapmam gerekirse gercekten acınacak durumdasın. bi şey daha eklemeden edemeyecem eger inkar ettiklerin yada senin haricindekilerin kabul ettikleri, eğer yoksa kimsenin kaybedeceği birşey yok . ama varsa senin haricindekilerin kaybedeceği bişey yokken senin kaybettiklerini sen bile düşünmek istemezsin. neyse bu senin sorunun. bunu sorun olarak kabul etmiosan buna bişey diyemem. tabiki özgürsün. kurtulman için oldukça uğraş sarfeden olmuş yanlış anlamadıysam. neyse.. ayrıca hiçbi aklı başında insan bu tür sorular sormaz... neyse alaycı tavrına falan takıldığım yok yanlış anlaşılmasın. <_< |
||
|
||
| Yalnız yazıyı apache alıntılamış,kendi yazmamış,kendi katılıyor ya da katılmıyor,ama sonuçta bu tartışmada fiilen yok. Kurtulması için çaba sarfetmek de aynı nedenle mümkün değildi zaten. |
||
|
||
| fusilet 10.Hem ona üstünden ağır baskılar (dağlar) yaptı, onda bereketler meydana getirdi ve onda azıklarını dört gün içinde araştıranlar için bir düzeyde takdir buyurdu. 11.Sonra göğe doğruldu da o bir duman iken ona ve yere: "İkiniz de ister istemez gelin!" dedi. İkisi de: "isteye isteye geldik." dediler. 12.Böylece onları iki günde yedi gök olmak üzere yerine koydu ve her gökte (bulunan meleklere) işlerine ait emrini vahyetti. Dünya gökyüzünü kandillerle donattık ve koruduk, işte bu, hep o çok güçlü ve herşeyi bilenin takdiridir. Mülk 5: Biz yere en yakın göğü yıldızlarla donattık. Meraklısına önce yer sonra gök yaratıldı denilen ayetler ,ben alaka kuramadım ama kompleksiz bir ateist arkadaşım bu ayetlerde bu fikre varıldığını söyledi. |
||
|
||
| Mantıklı yanıt bekliyorum diye başlığı okuyunca mantıklı bir yazı bekledim. Bir profu, atesit diye kategorize etmişsiniz. kendi mi deklare etmiş . Bir bakalım googlede özgeçimişinde neler var. Evet her zamanki gibi evrim karşıtı adnan hoca siteleri açılıyor. Maymun örneği zaten bir ipucu veriyordu. konunun ciddiyetsizliğine. Elmanın Newton'un başına düşmesi için bir sahibi olup olmaması önemli değil. Bağlantılar için ille de bir sahip bulma önşartını koşarsanız. Ayna örneğinde olduğu gibi yanıltıcı örnekten, hatalı çıkarım elde edersiniz. Ben size aynanın değil, güneşin kaynak olduğunu söyleseydim, güneşe mi tapacaktınız? Adnan hoca her nereden takıntılıysa, manken ortamından fırsat buldukça yüklü miktarda finans gerektiren bilim dışı kitaplar basıyor. Bunlara gerçek olmayan referanslar üretiyor. |
||
|
||
| DNA'yı da yaratıcıya bağlar,ışığı da, bilmem neyide... Üstelik DNA ,evrim için paha biçilmez bir kanıt oluşturur. Bugüne kadar memelilerle bağı kabullenemeyenler, DNA özüldükten sonra ne yapacakalrını şaşırdılar. Sonra bu olayı Tanrı'nın kerametine bağladılar. Fare ve insan neden %99 oranında uyuşur,maymunla gen dizilimimiz neden bu kadar benzer? Tanrı ,2 parmak fare ile bizi bir mi tuttu? Ha birde ,bilim insalnları olanı bulabilir muhabbeti var.Yaw siz bu kadar çok biliyorsanız olmayanı bulun! Olanı bulacak tabi,neyi bulacak?Yaratsın mı,tapınacak malukat mı arıyorsunuz? Gerçekten işin şu kısmını anlamıyorum;bu insanlar bilime verir veriştirir,küçümser ama hastalandıklarında da koşa koşa doktora gelirler "Doktor bizi kurtar" diye feryatlara boğulurlar. Hani eşeği de sağlam kazığa bağlıyolar! |
||
|
||
| Tabiattaki bilimsel kanunları koyanlar bilim adamları değildir, onlar bu kanunları birikim ve zekalarıyla keşfederler. Bu kanunlardan yola çıkarak ''kanunları var eden varlık''ın kim olduğu hususunda ayrışırız işte. Ve burda ikili bir seçenek ortaya çıkar. sizler keşfinde bile zeka gerektiren bu kanunların varlığını, şuursuz maddeye atfedersiniz. Bizler ise kanunlardaki bu olağanüstü kompleksliliği kör ve şuursuz maddeye sizler gibi dayandırmayız. Neticede sizinki de bir tercihe bağlı olarak ortaya çıkan bir inanç. ve Evrim bir teoridir yani varsayımdır hala. Bizler, sizler gibi varsayımlarından yola çıkarak bir dünya görüşü oluşturmayız. Ve bu tür gerçeklikler , statik değil değişkendir. Bugun ''doğru'' varsayılan ''yarın'' yanlış olabilir. Bizler sürekli değişen şeylere kalbimizi bağlayarak gönlümüzü vermeyiz. ''Kanun'' kadar sağlam gerçekleriniz varsa öyle karşımıza gelin.. Alıntı Çünkü Newton Galile olsa olsa Kutsal üçlemeye inanıyordu evreni yaratan "Bir" Tanrı ya değil. Kutsal üçleme bir hiristiyan inancı,ve sonuçta hiristiyanlar bir tanrıya inanıyorlar yani Ateist değiller. ![]() Alıntı Bir bilim adamı ağzına tanrı lafını aldı diye müslüman olmaz bu bir Tanrının adını ağzına alan her bilim adamının müslüman olduğunu idda eden, bu dünyada hiç bir salak yoktur. Çünkü Avrupadaki bilim adamlarının Tanrı anlayışlarının incil kaynaklı olduğu aptala bile malumdur. O halde uzun yazıdan alıntıladığım güya beni eleştiren yukarıdaki cümle de neyin nesi ![]() Böyle bir iddada bulunacak kadar aptal değilim ama beni böyle anlayacak kadar malesef aptal insanlar var. Böylelikle uzun yazı sahibinin nasıl bir akla sahip olduğunu görmüş olduk. Şimdi gelin de böyle birini muhatap alın ve saçmalıklarını ciddeye alarak usanç göstermeden yanıt yazın. Alıntı İnsan faktörü: İnsanların alet yapma becerisi belli birtakım doğal materyalleri kendi yaşam biçimine uydurma adaptasyonudur. Örneğin ağacı alır,yontar ve kendisinin içine sığabileceği bir barınak yapar. Bunu Kunduzlar ve Dokumacı kuşları çok daha kompleks biçimde yapmaktadır. Aynı şekilde Arı ların ve karıncaların işbölümü kompleks yuvaları insanların kentlerinden çok daha işlevseldir. Kunduzlarda, dokumacı kuşlarında, arılarda ve karıncalar da buna benzer olarak örümceklerde bu özellikler binlerce yılda gelişmiş üst üste eklenerek yaşam adaptasyonları bu şekilde oluşmuştur. Biri kunduz a barınak yapmayı öğretmemiş; aksine barınak yapabilenler bugünkü hayatta kalmış kunduzlardır. Aynı şekilde alet yapabilen elleri gelişmiş primatlar,ön lob u gelişmiş ve her türlü alet yapabilen insansı primatlar öncül atalarının devamı olarak hayatta kalabilmiş olanlardır. Kaldı ki buhünkü insan uygarlığı da öncül yok olmuş olanlardan bugün ayakta kalmış olanlardır. Diğerleri yok olduklarından ne bahsi geçer ne de benzerleri oluşur. O yüzden günümüzde Roma uygarlığı yoktur onun yıkıntılarından ayakta kalan batı uygarlığı hayatta kalabilen yeni uygarlığa dönüşmüştür son derece açık. Doğa faktörü: Doğa da tasarım yoktur. Her olasılık aynı anda mevcuttur. Her düşünceye ve yaşama yer vardır. Hiç bir tasarımcı akıl onu taklit edemez; taklit ettiği anda bir kısmını ihmal etmek zorundadır. Bir taş her biçime dönüşür ama bir canlı onu kendi kullanabileceği biçime dönüştürmekte özgürdür. Fakat bu özgürlük; sadece kendi yaşamını bağlar. Hiç bir Kuş, tüm ağaçların yuva biçiminde olduğunu düşünemez. Hiç bir insan doğa nın tasarımcılığına soyunamaz. İnsan aklı doğayı olduğu gibi değil; kendi kullanabileceği modellere göre tasarlar. Ancak yine aynı akıl bunun bir kesinblik olmadığını da bilir. Bilim bu noktada kesinlik barındırmaz çünkü sadece kendi şu andaki algısının ulaşabileceği yerde olduğunun bilincindedir. O yüzden bilim kesin demez modelimiz şudur, teorimiz veya ilkemiz budur der ve asla sonlandırmaz. Her şeyi bulacağını düşünmez bakış açısını yenilemeye çalışır. İnsan o yüzden ot yapamamakla birlikte tasarımını evrimleştiği oranda doğanın farklı olasılıklarını da katarak genişletebilir. Yani akıllı olan sadece insan tasarımıdır kendine göre. Doğa ise işlevseldir kuantumsaldır ve de belirsizdir. Asla çizilen sınırlara aldırmaz. O nedenle tüm bilim kapalı sistem modelleridir. Dini kesim o yüzden bilimin kapalı sistemlerini yaşamın nihai açıklaması sanır. Oysa sadece bir görüştür. Bilim evren yaratıldı demez. Çünkü o zaman nasılını nedenini oraya da aktaracaktır. Zaman,evrenin sonucudur dolayısıyla da başlangıç olanaksızdır. Bu bir mantık hatasıdır. Oysa sıradan kişi big bang i yaratışış sanır. Oysaki big-bang bir problematiktir ve çözümü sonraki düz ve sonsuz evren sişme modellerine dönüşmüştür. Bir diğer mantık hatası yokluk kavramıdır. Yokluk zihinsel bir olumsuzlamadır. Dengede bulunan kuvvetlerin niceliksel olarak "0" olması niteliksel olarak "sonsuz" dur. Çünkü sınırsız negatif enerji olan kütle ile sınırsız pozitif enerji ışık arasında da denge vardır. (+) ve (-) yükler sonsuzdur ama niceliksel olarak dengede olduklarından etkileri (0) dır. Buradan da tutup bakın işte evren yoktan yaratılmış sonucu çıkarırsanız onu siz yanlış anlayıp evren yaratmaya kalkıştığınız için mantık hatası yapmış olursunuz bu hesaplamalarda felakete yol açar. O nedenle bu tür tümevarım teoriler modern bilimde kullanılmaz. C) Allah faktörü: İnanç bireysel olarak olguları birleştirme çabasıdır. Ave B ilişkisinden hareketle tüm varoluşu açıklamaya kalkışırsa buna inanç; bunu tüm bireylere kesinlik olarak dayatmaya çalışırsa da Din adını alır. Akıllı tasarımcı anti bilim faşizminin temellendirmeye çalıştığı da budur. Kabul etseler de etmeseler de anlık düşünceyi evrensel insani değerler ve bakış açıları altında kesinlik diye dayatarak zihinleri hegemonya altına almayı amaçlamaktadır. Herkes böyle düşünmek zorundadır ve Evren insanın kayık yapmasına benzer süreçlerce Evren hakimi sonsuzluğun kralınca ve el ile düşünerek "YAPILMIŞTIR" Oysa yapılma inşa etme eylemi insanidir. Bu da yine düşünme öncesi algı ve ilişki kurma biçiminin son halidir. Bunun doğanın genel işleyişi ile ilgisi yoktur sadece insana has tır. Fizik yasalarındaki düzen bilimin işidir fakat sadece kısmidir. Diğer ihtimalleri bilemeyen insani akıl bilim ile ilerlemekteyken maalesef siyasi amaçlarla bu model bir Put haline getirilerek önünde eğilinip kutsanması istenmektedir. Gericiliğin yarın öbür gün Akıllı tasarımı kesinlik olarak felsefi idealler altında gen diktatörlüğünübn,türlü askeri genetik hipotezlere dayanarak birbirine benzer tek tip düşünme ve yaşam biçimine dayanak oluşturduğu ortadadır. "AKILLI TASARIM YOKTAN VARSAYIMI,İNSAN I VE DOLAYISIYLA ZEKA ADI ALTINDA EVRİMİ REDDEDEREK IRKÇILIĞI VE DE HER TÜRLÜ DAYATMAYI DÜŞÜNSEL-FELSEFİ AÇIDAN LEGAL HALE GETİRME AMACI TAŞIYAN FAŞİZAN BİLİM SUİSTİMALİNİN GERİCİ COŞKUSAL VEBALILARCA DA ALKIŞLANAN EN SON BİÇİMİDİR . BİLİME "MUTLAK KESİNLİK" DÜŞÜNCESİNİ YENİDEN BULAŞTIRMAYI VE EVRENİN KÖKENİNİ İNSANIN İRADİ ARZULARINA TABİ KILARAK EVRENSEL BİR AHLAK YASASI YARATMAYA ÇABALAMAKTADIR." NEO-ENGİZİSYON OLARAK ADLANDIRILABİLECEK BU DÜŞÜNCE TEMELİNİ ORTAÇAĞ SKOLASTİĞİNDEN ALIR. ANCAK BİLİMİ KULLANMAK ZORUNDADIR VE KALDI Kİ ENGİZİSYON DA HER ZAMAN ESKİ BİLİMİ KESİNLİK OLARAK DAYATMIŞTIR. İŞBİRLİKÇİLERİNİN SLOGAN ATMA NEDENİ DE BUNUN YANSIMASIDIR. TANRIYI İSPAT IN EYLEMİ KİŞİSEL YETKİYE SUSAMIŞLIĞIN ZEMİNİ İÇİN EGONUN HAYKIRARAK KENDİNİ EVRENİN MERKEZİNE KOYMA ÇABASIDIR. ZEKA, DOĞANIN SONUCUDUR, PRATİKTE SEBEBİ OLAMAZ. Sonuç: Doğa da kayık yapma teorisi, saat olma teorisi, elementlerin bir araya gelip protein e dönüşme teorisi mevcut değildir. Bir hedef seçip olmuyor işte diyerek insan göremiyor diye hiç bir şeyin olamayuacağını birinin yapması gerektiğini öne sürmek gericiliğin aptal bilimidir ve yöntemden deneyden yoksundur salt sonucu istediği hawle getirmeyi amaçlar. Taş var nerden geldi bu taş der ve sebebi yaratıcıya bağlar. Son sebebi bulamayınca ona göre bu tanrının varlığının kanıtıdır. Aklının ermediği her şey tanrının kanıtıdır. Kendi de ölümü kabullenemeyen bu sıkıntılı ruh sahipleri tüm evreni mülkiyetleri edinmek isterler. Sahip olma ikincil dürtüleri süreğen cinsel gerilimin doyumunu sonsuzluğun imparatorluğuna yaver olarak atanarak gidermeye çabalarlar. Bir şeyin ne olduğu ile nasıl olduğuu ile değil;parçası olmakla yüceltilip tepeye çıkarılmakla ilgilenirler. Yaratıcıları olmalıdır ki kendileri bilgisizlikleri içinde bir anlam ifadesi bulabilsinler. Hiç bir fiziksel bilimsel yasayı kendi içinde anlayamazlar. Ucu açık ve son nihai sonucu söylemeyen dayatmacı olmayan anma işlevsel olan ilkeleri anlayamazlar. Çoban olmadan yaşayamaz, insanların özgürlüğüne günah diyerek inanmamayı iyilik olarak göstermeye çabalarlar. Dünyanın evrendeki düzenli yörüngesini diferansiyel denklemler çözse de onlar bu düzeni Yaratıcıya bağlamayı seçerek evrende kukla oynatıcısı ararlar. Kendileri kukladır çünkü ve herkes öyle olmalıdır. Hiç bir gerekçe olmadan yasa olmadan tek yol inanca zorunlu katılımdır. Varlıkları ancak bu şekilde varsayımsal olarak mümkündür. Her düşünceyi kendi arzularının nesnesi haline getirmeyi bilim diye yutturmaya çabalarken o bilimden hiç bir şey anlamazlar. Zaten niyetleri kendi egolarını Din diye yaymaktır kimse kendilerini dinlemediği için. Ne bir üretim,deney,ispatları vardır. Dayatmacı inançları gibi varsayımsal varlığı "Allah yalan söyleyecek değil ya işte kuran da yazmış bu yıllar önce demek ki doğru" derler. Evrim teorisi kaynaklı karman çorman yazılmış bir yazı ve benim yazdığım yazıyla bir ilgisi yok. Hadi! kuyuyu minare sayar gibi diyelim ki evrim teorisi(varsayımı) doğrudur,evrim bir teori değil de kanun. Yine de alttaki sorumun yanıtı verilmiş olmaz. DNA'da kayıtlı bulunan bilgi pek hafife alınacak gibi değildir. Öyle ki, insanın tek bir DNA molekülünde tam bir milyon ansiklopedi sayfasını veya başka bir deyişle yaklaşık 1000 kitabı dolduracak miktarda bilgi bulunur. Yani her bir hücrenin çekirdeğinde, insan vücudunun işlevlerini kontrol etmeye yarayan bir milyon sayfalık bir ansiklopedinin içerebileceği miktarda bilgi kodlanmıştır Soru şu: Tabiatta keşfedilen ve bilim adamları tarafından formule edilen bu bilgilerin kaynağı ve asıl sahibi kim? metaryalistlerin idda ettiği gibi bilginin asıl sahibi maddenin bizzat kendisi mi, yoksa madde üstü bir varlık mı? Siz bana yukarıdaki sorunun cevabını verin başka mevzulara dalarak kıvırmayın. |
||
|
||
| Atom teorisi de kanıtlanmadı ona da yasa denmiyor. İlla kafanıza atom bombası mı düşmesi lazım onu aa lan oluyomuş demeniz için ne düşünce yoksunu zavallılarsınız ya. Evrim teorisi de aynen öyledir sizin gibi kıçından fikir sıçan herkesin dediğini teori yapmıyorlar bilim dünyasında. O yüzden evrim teorisi literatürde yer alır atom teorisi gibi sınanabilir kanıtları vardır ve doğrulanmıştır. (teori olabilme nedeni bu noktada somut kanıtlar mevcuttur "aa görmedim yok o değil" denemez.) Gerici yobaz zihniyet teorinin doğrulanmamış bir şey olduğunu zanneder. Oysa doğrulanmamış bir şey teori değildir, ona farazi varsayım denir. Evrim karşıtlarının bu noktadaki söylemleri gerçeklikten uzaktır. Kendi söylemleri sınanamaz bir faraziye olduğundan teori ile yasa arasındaki farkı da bilmez kendi kanıtları için en aptalca yöntenm olan karşı düşüncenin kanıtının olmadığı yalanına başvururlar. Ne de olsa teoridir. Sanki teori yalan anlamına gelmektedir. Kendileri yalancı olduklarından teoriyi de kendi atmasyonları gibi bir şey zannederler. Ancak maalesef ciddiye almak olanaksızdır geviş getirmeyi sürdüerreceklerditr midelerindeki rahatsızlık ile. Budha nın nasıl bir akıldışı kişi olduğu noktasını artık anlatmanın da manası yok saçmalamanın en üst boyutundaki kişidir şu forumda. Sanki doğa birinin tapulu mülküymüş de bunun sahibi kim diye sorutyor şimdi de. Benim Budha!! Bu evren benim ben yaptım hepsini bana ait. Hani benim yapmış olma ihtimalim bile senin hayali hortlağının dev hayalet casper ının yapmış olma ihtimmalinden yüksektir çünlkü hiç olmazsa bir şeyler yapıyorum. 1000 kez de anlattık DNA kod u nedir diye hala yok efendim içinde bilgi varmış da bilmem ne. Yok bir şey DNA da öyle bir makro molekül bir özelliği yok onun. Protein ler çok daha çeşitli ve karmaşık DNA basit bir yapı bir milyon kod u oluşturan biziz. Çünkü DNA molekülü kendimni eşlediği için ve bu işlemi milyar yıldır yaptığı için milyon tane biçime girmiş hücrelere,hücre organizasyonuna dönüşmüş. Makro boyutta ne varsa mikro boyutlarda da o. DNA hücrenin enerji ve madde dönüştürme santralı. Prrotein sentezi hücrenin organellerince kullanılabilmesi için yine o hücreye özgü olmak zorunda. Beynin nasıl senin bedeninin işlevleri için organlarının birliği içinde işlevleri yükleniyor,ihtiyaçlarına ulaşmanı sağlıyorsa hücre çekirdeği de öyle ama daha basiti. Bir türlü anlamıyorsunuz illa bir hayalet kovalayacaksınız. Yok bir hayalet bir insan gölgesi bu olaylarda. Doğanın kendisi var. O ise doğa sadece işliyor sahip falan değil. Yazık ya ruh hastası mısınız nesiniz her yerde baba arıyosunuz yok evrenin babası öldü baba hatta hiç doğmadı ki baba olarak. Budha sanki bir yazı yazıyorsun da kendinden bana laf ediyorsun. Cahilin birikimi de yobaz hocalarının alıntıları dışındaki asıl gerçekleri tanımaz farkındayım. Evrim le ilgili bir yazıdır gereksizdir benimki doğrudur. Hay ben senin mantığına edeyim. Bir de onu onaylayıp bunu reddediyor içerik hakkında tek laf yok. "Bu evrimi savunuyor olmaz, ben allahist im doğruyum, Bilmiyom ama kesin doğruyum yine de kitap da öle diyor inanç meselesi. Allah. Hadi yaa gerçekten vahim bir durumdasın. ![]() |
||
|
||
| uzay nasıl oluştu, khaos sakince yanıtlayabilirse yanıtlasın da tanrıyı insanoğlunun yarattığı, yaratış sürecinin incelenmesinden anlaşılıyor. not: tanrıyı yaratan insanoğlunu ve evreni, olmayabileceği olasılığıyla eşit olasılıkta olsa da bir tanrı yaratmış olabilir elbette. ![]() |
||
|
||
| Uzay niye oluşsun? Yoktan varolmaktan bahsediyorsun sen öyle bir durum yok. Sen doğmadan önce dünya sana göre yoktu ama ben olduğunu biliyorum. Kaç yaşındasın, diyelim ki 5 yaşındasın. Ben de diyelim 20. Sana göre Dünya 5 yıl önce oluştu çünkü sen o zamandan beri bunu düşünebilir hale büründün. Ama sana diyorum ki hayır çocuk; senden önce ben şurada oturmuştum Dünya gene vardı. Ve dahası benden önce de varmış. Dünya nasıl oluşmuş? O çok eski 5 milyar yıl oluyor. Güneş? O da o kadar hemen hemen. E bu yıldızlar galaksiler? Şu an big-bang doğru ise ki tam olarak öyle görünmüyor, 15 milyar yıl. Peki ondan önce ne varmış? Haa işte işte sıçılan nokta ve yanlış soru. 5 milyar,10 milyar,12,14 buçuk milyar a kadar her şey iyi. Hatta ilk üç saniye de düşünülebilir. Ama bir hata var.-----Einstein O diyor ki; zamanı uzaydan bağımsız bir boyut olarak düşünemeyiz. Ne oldu şimdi bir bakalım. Zaman: Hareketin sayısıdır demiş Aristoteles ve doğrudur diyebiliriz. Zaman durmuşsa hareket de olmaz. Ama gerçekte sanki tam tersi de doğru. Işık hızına yaklaştıkça zaman yavaşlar çünkü hız artar. Neden? Öyle işte nedenini henüz bulamadık. Tek kesin olan, hız arttıkça zaman aralıklarını çubuk üzerindeki noktalar olarak düşünürsek, hız arttıkça çubuğun Demek ki ışık hızında durur. Devam ediyoruz; Evren patladı diyelim. O hareket ettiği anda yani saçılmanın her anında zaman da oluştu değil mi? Evet. Peki bu ilk üç saniye ne kadar sürdü? Cevap: 15 milyar yıl. Evrenin yaşı diye ölçtüğümüz şey aslında big-bang dir bu teoriye göre. Şu an biz big-bang içerisindeyiz. Evrenin tüm anları şu anda da geçerli. Yaşının 15 milyar olma nedeni matematikseldir bir değerdir. Sizin anladığınız anlamda bir başlangıç değilş. Görelilik ilkesi; evrenin genel bir başlangıç anının olmadığını söyler. Işık hızına ulaşamadığınız gibi o ilk an a da asla ulaşamazsınız. Belki ilk saniyelere kadar olabilir. Ama ilk patlama anı sonsuz a kadar ötelenir zaman uzadığı için. Tıpkı şu andaki veriler e göre evren ezeli olduğu gibi patlamamıştır ve ebedidir. big-bang denilen patlama olgusu evrenin ilk saniyelerini açıklamak için yapılmış bir eğretilemedir. En küçük parçacığı bile kütlesi var ise ışık hızına ulaştırmak için kütlesinin sonsuz olması yani ışık hızına ulaştırılamaması gibi,görelilik açısından da evrenin patlama anı sonsuz öncedir. Ama limit alınarak bu zamanki değerlerin yuvarlatılmış değeri 15 milyar yıldır. Evren zamanla birlikte var olduğundan o zamana yaklaştıkça, bu değerdeki ihmal edilebilir küçük sapma önem kazanmaya başlar. bir atomu ışık hızına çok yaklaştırmak kütlesinde küçük bir artış yaratırken onu ışık hızına çok çok yaklaştırmanın kütlesini sonsuza ıraksamasına neden olduğu gibi. Aynı durum zaman için de geçerlidir. Zamanın göreliliğinden kasıt budur. Evrenin ilk saniyeleri ışık hızına çok yakındır ve bu 15 milyar yıldır bugünden bakınca. Ancak o ilk saniyeler ışık hızına ulaşılırken sonsuza uzarlar ve ani bir patlama anı hiçbir zaman olmaz. (Bu konuyla ilgili matematikteki "Limit" konusuna bakmalısın.) Görüldüğü gibi big-bang ve görelilik açısından zamanın başladığı bir an sorunu mevcuttur ve bu yoktur. Kaldı ki big-bang teorisinin kendi içinde epey sorunu mevcuttur. Evrenin yaşının 15 milyar olduğu da teori den çok bir varsayımdır ve bu kısım big-bang teorisi dışında değerlendirilmektedir. O yüzden sana göre oluşmuş. Görelilik evrensel bir yasa olarak görünmektedir ve her bulgu tarafından onaylanmakta hiç istisnası bulunamamaktadır. Einstein ın kendi sözlerine bakılırsa Tanrı aksini söylerse bile kuram doğrudur, Tanrı bu kez yanılmıştır. (Nasıl bu kadar emin olduğu bilinmez ama hep de doğrulandı. Vardır bir bildiği Bu arada Einstein Tanrı sözünü her daim mutlak doğruluk ilkesi olarak kullanmıştır. Hemen konu başlığından hareketle bak işte Einsteibn da tanrı demiş demeyin saçma saçma. Kendi otobiyogrofisinde bu konudaki görüşünü inancın bilgisizliğin boşluklarından beslenen bir yanılgı direnci olduğu şeklinde belirtmişti çünkü.)Evrenin yapılıp içine konulduğu bir alan düşünemeyiz. Zaman ve uzay evrendir. Bir yerde duran ve patlayıp bir şeyin içinde yayılan bir evren düşlediğiniz için ilk an ı düşünürken yanılgılara düşülüyor. |
||
|
||
| Yaratıcı, bir madde değildir.Dolayısıyla kanıtı da "madde"lerle olamaz. Bu bir inanç meselesidir. Fiziksel şeylerle, fiziği olmayan bir şeyi kanıtlamak zor. Kuran da bile yaratıcı Kuran okuyan herkesin Allaha inanacağını söylememiştir. Sayfa üzerinde yazan yazılar, mucizeler vs.. sadece imanı artırır, yada inanmaya vesiledir. Ama inancı korumak ve sağlam inanç sahibi olmak başka şeydir. Peygamberler de inandırmak/ispat etmek için değil, "Allah var ve Allah şu şu şudur...vs.. uyarıyorum." demek için gelmiştir ve gitmiştir. |
||