|
||
| gibiciler- canımıza tak demişliğin önsözü ilkin biçok şeylerin olduğunu duyuyorduk çok uzaklara yazılı kafamızda. sonra tak diye canımız geliyordu kapıya. biz kapıyı hemen açıp eskiden kalma her nasılsa bir elimizle, soluğumuzu yakalayarak, bir şiire başlıyorduk. kalktığımız şiiri bir yere kadar getiriyorduk. güvenimiz bir sırmalı sarmaşıktı göğsümüzde. ve siz getiriyordunuz şiirin sonunu. bu hep böyle oluyordu. beğeniyorduk da. bizden daha yeni kopmuşa benziyordu çünkü. sesimize gelince, uysal geçit resimlerini ortasından çatlatıyordu. ve böylece yola çıktık. çocuklar, büyük yürekler, erikleri çürütmeyen tanrılar bekliyorlardı bizden. ... ne oldu, ne yaptık neydi gördüklerimiz? büyük yapraklı bir kekeme ağaç diktik bahçemize. doğa biziz dedik. gözümüze karışık elinizle bir pencerenin altını çizdik. bu çizgi çok uzun sürdü. karşı evde bir kadın bir çocuğa yürümesini öğretiyordu, sonuç olarak, bir kuru gürültünün. ustalığında. ... |
||
|
||
| bendeki eski bi basım ama kitabın arka kapağında diyo ki: sait faik sonrası hikayeciliğimizin en güçlü isimlerinden feyyaz kayacan, 1950'li yıllardan başlayarak ince zekası, dengeli ironisi, ifade özgürlüğü ile kendi özel yerini edebiyatımızda açmayı başarmıştı. şiirde can yücel'in temsil ettiği cüretin, öyküdeki karşılığı feyyaz karacan'dı. 1993'te yitirdiğimiz bu usta, yapıtlarının kendisini gerektiğince tanıma olanağı bulamamış genç kuşaklara ulaştığını ne yazık ki göremedi. |
||